• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/groups/kirmizicember/
                                       BAĞIŞBAĞIŞ
        
    
Jim Self ve Geoffrey Hoppe ile Kozmik Söyleşiler



Jim Self ve Geoffrey Hoppe ile Kozmik Söyleş
iler

Louisville Colorado, Ocak 2016



* Bu bölümün enerjisini tam olarak deneyimleyebilmeniz için metni okurken audioyu veya videoyu dinlemeniz veya izlemeniz öneriliyor.



GEOFF: Peki, biz aslında burada biraz eğlenmek için bulunuyoruz. Jim, zaman, uzay, yerçekimi ve bunun gibi çok boyutlu ve heyecan verici kavramlar konusunda konuşmak biraz da senin önerindi.

JIM: Evet.

GEOFF: Sen ve ben bunu yapalım diye telefonda konuştuk ve işte buradayız, biz başka bir çalışmanın çekimlerini henüz bitirdik ve ben başlamak için hazırım. Adamus'ın da hazır olduğunu biliyorum.

JIM: Evet, ben heyecanlıyım. Ben bunun bizim için bazı soruları sormak ve gerçekten de bilincin gerçekten mevcut olmayan bazı veçhelerini açmak için bir fırsat olduğunu düşünüyorum. Benim farkındalığım şu - ki ben yanıtların da oldukça açık bir şekilde verileceğini düşünüyorum - bu şekilde farklı seçimler yapılmaya başlanması için kitle bilincine biraz bilgi eklenerek bunun temeli oluşturulacak.

GEOFF: Evet. Bunu ortaya koyma şeklini sevdim.

JIM: Yani ilginç olacak.

GEOFF: Ve şöyle yapacağız, Linda önce bize biraz nefes yaptıracak; bu benim Adamus ile gerçekten bağlantıda olmamı sağlıyor. Ben normalde öyle yapmasam da bu kez Adamus'a gözlerim kapalı olarak kanallık yapacağım. Ancak bu öyle derin bir konu ki beni alıp... o beni gözlerim kapalı iken başka yerlere götürüyor. Ben muhtemelen ayağa bile kalkmayacağım ama biz başlamadan önce ben ayakkabılarımı çıkartmak istiyorum.

JIM: Lütfen, bu önemli.

LINDA: Ayakların üşüyebilir.

GEOFF: Üşüyecekler ama önemli değil çünkü onları hissetmeyeceğim. (Jim kıkırdar) Biraz ilginç bir durum ortaya çıkacak çünkü ben Adamus'a kanallık yapacağım ve siz soruları soracaksınız ama ben aynı zamanda Metatron'un, belki başkalarının daha etrafta olduklarını biliyorum, siz soru sorduğunuz için ve kanallık için, kendi verilerinizi eklediğiniz için hoşnut olacaksınız, ben de her şeyi bu şekilde anlayacağım.

JIM: Evet.

GEOFF: Peki, yani gerçekten ilginç olacak. Çok, çok ilginç olacak, ben olacakları görmek için dört gözle bekliyorum.

JIM: Güzel.

GEOFF: Ve bilirsiniz işte eğer her şey yolunda giderse biz bunun videosunu yayınlayacağız. Yolunda giderse, işte, siz şu anda izliyorsunuz. (kıkırdar)

JIM: Keyifli bir şey.

LINDA: Belki de bu bölümü keseriz.

GEOFF: Doğru. (kıkırdarlar) Veya belki de komik diye kalır.

LINDA: Ve işte biz Adamus'ın ve Jim Self'in bizi çıkaracakları yolculuk için hazırız. Ama Adamus ve Geoff her zaman bilinçli nefes, o güzel, derin nefes için biraz zaman isterler. Bu önemli çünkü Geoff, Adamus ile gerçekten akışta olmak için enerjilere bu sırada izin veriyor. Ve böylece her biriniz de kendi enerjinizin akışını hissedebilirsiniz.

O halde lütfen o güzel, derin nefesi alın, akışta olan o derin nefesi, kendinizi izin vermeye açmak için aldığınız o nefesi. Hissedin. Siz nefes alırken enerjilerin değişimini ve izin verişi hissedebilirsiniz. O halde derin nefes alın, farkındalıkla ve bilinçle. Tüm varlığınız ile nefes alın. Enerjileri hissedin. Farkındalık ile nefes alın. Şimdi anında tüm mevcudiyetiniz ile nefes alın. nefes... nefes...

ST. GERMAIN: Ben Ben'im, Sevilen St. Germain. Böyle bir imkan verip beni ve diğerlerini davet ettiğiniz için teşekkür ederim. Biz insan sözcükleri ile ve insan kavramları ile konuşacağız ama enerji aynı zamanda pek çok farklı düzeyde dağılacak çünkü insan lisanı ne kadar güzel olsa da bu konuları anlatmak için sınırlı kalıyor. O nedenle biz, hepinizin ve her birinizin her şeyi daha iyi algılaması için size görüntü göstereceğimizi, görüntü projekte edeceğimizi söylüyoruz.

Sorulara yanıt vermek beni mutlu edecektir ve benim de birkaç sorum olacak.

JIM: O halde ben bunu göz önünde bulundurarak bir soru sormak istiyorum. İnsanların bu değişim sırasında yaşadıkları deneyimlerden birisi de bu fabrikanın bir parçası veya içinde oynadığımız şey olan bu farklı boyuttaki uzay ve zaman. Fakat uzay ve zamanı kombine ettiğinizde onların aslında tek bir şey olması giderek daha berrak hale gelmeye başladı. Ve bu bağlamda bizim yerçekimi diye adlandırdığımız bir alan var, bir çekim alanı. Sanki her şeyi bir arada tutun o. Ama siz uzay ve zamana birazcık farklı bakmaya başladığınızda yerçekimi konusunda farklı bir perspektife sahip oluyorsunuz. Biz biraz Uzayzamanı ve şimdi anında onun insanı nasıl etkilediği hakkında konuşabilir miyiz?

ST. GERMAIN: Hakikaten öyle. Uzayzaman devinimdir. Kendi merkezinde devinim vardır ve aslında ikisi tek bir öğedir. İnsanlar onu iki farklı şeye ayırmıştır ama o Ben'imin içindeki ışığın, enerjinin ve deneyimin hareketidir. Ben'im - kişi, insan - aslında durağan olandır. O hareket etmez ve bilimin bu konuda çok, çok uzun bir zamandır yanlış bir algısı var. Aslında hareket eden Uzayzamandır. Ve onun deviniminin içinde deneyim diye adlandırılan şey yer alır.

O, Ben'imin içinde hareket ederken - eğer o Ben'im'e getirildi ise, onunla temasa geçtiyse yani Ben'im ile birlikte ve sonra onun içinde hareket etmesi halinde - deneyim denilen şeyi toplar. Ben'im için, insan için, ruhlu varlık için geriye kalan şeye bilgelik denir. Bu devinim, onların içinde hareket eden Uzayzaman, onların yaşadıkları deneyimin bir sonucu olarak ortaya çıkar.

Onlar bilgelik denilen şeyi toplar ama eğer Uzayzaman, hareketini onların içinde, onların içinden geçerek sürdürürse işte o zaman deneyim çok ilginç ve heyecan verici bir unsur haline gelir. Bu olgular ve rakamlar ile ilgili bir mesele değil. Bu, belli bir günde olanlar değil ama bu genişlemenin tamamına eklenen, Uzayzaman denilen şeyin tüm dinamiğine eklenen derin, duyumsal hissediş şeklidir.

O zaman, o, kozmoza gider - sadece sizin fiziksel evreninize değil ama kozmoza - ve o nihayetinde Bon diye adlandırılan şeyi değiştirir. Bon'un tüm yaratımın dokusu olduğunu söyleyebilirizr. O, ruh deneyiminin projekte olduğu ekrandır, gerçektir.

Uzayzaman deneyim topladığında, derinlik yakaladığında Bon'un dokusu değişir. Yani şöyle diyebiliriz, o sadece orada bulunmak yerine, ruhun deneyimlerinin oynandığı veya projekte olduğu değişmez, sabit ekran sürekli olarak kendisini genişleterek nihayetinde yaratmak için daha çok yaratıcılık sağlar. O, her ruhta mevcut olan yaratıcılık sanatını daha yoğun hale getirir. O yüzden biz yaratımın genişlemeye devam ettiğini söyleyebiliriz. Bunu Uzayzamanın kendi terimleri çerçevesinde düşünmeyin ama yaratım yetisi genişlemeye devam eder. Nihayetinde bu Yaratıcının, sizin Ruh (Spirit) dediğinizin ama aynı zaman da da her yaratıcı varlığın mutlak sevincidir.

Bon'un, yaratıcılık alanının genişlemesi durumu sonunda her ruhlu varlık için daha derin, daha anlamlı bir Ben'im duyusu hissetmesine izin verir. O, her ruhlu varlığın kendisine daha derin bir şekilde - sizin insan terimleriniz ile - aşık olmasına izin verir. Siz bu terimi, Öz ile daha fazla bütünleşmiş olan, Öz'ü daha çok bilen, Öz'ün daha fazla özü, Öz'ün daha fazla farkındalığı terimleri ile değiştirebilirsiniz.

Uzayzaman diye bir şeyin var olmasının gerçek ana sebeplerinden birisi budur. O, her yaratıcıya daha yoğun bir yaratıcılık olanağı sağlamak için var edildi. Bazıları ona diğerlerinden çok daha çabuk girecektir. Bazı ruhlu varlıklar, bazı yaratıcılar hala ruh özlerinin, öz-farkındalıklarının bebeklik çağındalar. Fakat bazıları çok daha olgun, onların kendilerine dair çok daha derin bir anlayışları var.

Ve lütfen bunun ulaşılması gereken bir hedef olmadığını bilin. Bu kader gibi bir şey değil. Bu basitçe yaratıcının daha fazla farkındalık kazanma arzusu. Bu asla sona ermez. Bu sizin bir şeye erişmeye çabalamanız gibi bir şey değil. Bu sizin sürekli ve sürekli bir şekilde bizzat kendinize aşık olmanız demek. Bu belki de soruna biraz uzun bir yanıt oldu ama ben hemen genel bir özet vermek istedim.

JIM: Hayır, güzel bir özet. Yani bizim bu dünyayı fiziksel bakımdan anlamamız için yerçekimi diye bir kavram var.

ST. GERMAIN: Evet.

JIM: Ve insanlar önce onun ayaklarınızı Dünya üzerinde tutan şey olduğunu söyleyeceklerdir. Ancak Uzayzamanı dikkate alarak konuştuğumuz yerçekiminin bu veçhesinin sizin düşünceleriniz ve duygularınızla ve onların hangi şekilde düşünüldükleri ve tutuldukları ile alakası var. Benim farkındalığıma göre umutsuzluk, üzüntü, acı, öfke - çok yapışkan düşünceler, çok ağır düşünceler, yoğunluğu çok fazla olan düşünceler.

Ve eğer yerçekimi manyetik olarak daha da yoğunlaşırsa bu veçheleri realitenize çeker. Siz güzelllikleri düşündüğünüzde, iyiliği, gülümsemeyi, mutluluğu, yavru köpekleri düşündüğünüzde bu düşünceler çok daha hafif, akıcı, devinimli, esnek olduğu için her şey hareket eder. Bunlar gelip geçerken bilgelik gözlemlenmeye ve deneyimlenmeye başlanır ve bilincin içinde o farkındalık duyusu yaratılır.

O zaman hadi, biz bu üçüncü- boyut realitesinden daha hızlı bir bilince doğru hareket ederken biz biraz da bu düşünceler konusunda konuşalım. O düşünce ve duyguların, "Ben iyi değilim" şeklindeki düşüncelerin nasıl tutunduğunu ve bu evrimde oynadığı rolü konuşalım.

ST. GERMAIN: Gerçekten öyle. Uzayzaman Ben'im'e geldiğinde yani bu durumda insan varlığına, insan varlığı bu enerjileri içeri alır ve deneyim süreci başlar - ve bu deneyimler konusunda doğru ya da yanlış diye bir şey yoktur ama insan zihni sanki öyleymiş gibi algılar. Uzayzamana göre, yaratıcıya göre o sadece bir deneyimdir. O kadar.

Ama Uzayzaman'ın nihayetinde ışığı ve enerjiyi ve plazmayı da deneyime getirecek olan bu devinimi, insan deneyiminin dayanak noktası haline geldiğinde, insan esasen, bir anlamda, o Uzayzaman devinimini yavaşlatacak hatta durduracaktır.

O aslında yavaşlatılmaz; o sadece sizin yerçekimi diye bildiğiniz farklı bir boyutsal sıfat kazanır. Yerçekimi hem fiziksel hem enerjisel ve hatta hem de psikolojik bir etkidir. O şeylerin durmasına, yavaşlamasına, oluşmasına neden olur.

O, madde denilen şeyi yaratır. Sonuçta hiçbir şey katı değilidir ama o madde veya katı şeyler ilizyonunu yaratır. O, düşünce gibi şeylere bile manyetik, elektriksel ve yerçekimsel bir kuvvet uygular. O nedenle sen sen üzüntü, depresyon ve öfkenin daha yoğun olduğunu söyledin çünkü onlar aslında Uzayzaman'ın hareketini yavaşlatıyorlar, hatta daha büyük bir yerçekimsel etki yaratıyorlar ve onlar daha yoğun gözüküyorlar. Sanki onlarda daha az ışık var. Sanki üzerlerinde yapışkan var. Gerçekte öyle değil ama o farklı bir boyutsal yola girdiği için yavaşlamış gibi olur.

Oysa mutlu düşünceler, hafif düşünceler, sevinç, bolluk gibi şeyler daha hafifmiş gibi gözükür; aslında öyle değildir ama Uzayzaman bunların içinden daha hızlı hareket eder, oysa üzüntülü düşünceler, depresif düşünceler daha yavaş hareket ediyormuş gibi gözükür. Yani burada bir sürü ilginç şey meydana geliyor.

Ve yineliyorum, bunların hepsi algı. O nedenle mutlu düşünceler hızlı, üzüntülü düşünceler yavaş hareket ediyormuş gibi gözükür ve siz o zaman o Uzayzaman'ın, ışık ve enerjinin insanın içinde devindiğini, onların deneyimlerinin içinde hareket ettiğini görebilirsiniz, işte o zaman dengesizlik meydana gelir çünkü ortaya farklı oranda yerçekimsel kuvvete neden olan farklı hızlar, farklı devinim oranları çıkar.

Ve tekrarlıyorum, yerçekimi sadece yere düşen nesneler ile ilgili bir konu değil, buradaki yerçekimi her şeyi etkiliyor. O, duyguları etkiliyor. O, zihninizi etkiliyor. O, bedeninizi etkiliyor. Yani Uzayzaman'ın, ışığın, plazmanın ve onun içinden geçen bütün enerjilerin çeşitli devinimleri var ve işte Uzayzaman ortamında bulunan insanın sıklıkla dengesiz olmasının nedeni bu çünkü insan çeşitli hızlarda algıladığı devinim ile başa çıkamıyor.

Şimdi insana etki eden çeşitli yerçekimsel kuvvetlerden, yerçekimsel çekimlerden oluşan bir yelpaze var. Fiziksel beden size verildiği anda siz onlarca, binlerce farklı yerçekimsel çekimlere ve hızlara ve devinim hareketlerine maruz kalırsınız ve insan bedeni ve zihni bir anlamda umutsuz bir şekilde her şeyi bir arada tutmaya çalışır.

İdrak etmeniz halinde her şeyden önce fark yaratacak olan şey sizin ruhlu varlıklar olarak sabit olmanız. Her şey sizin içinizde hareket ediyor, her şey ve bu çoğu insan için olağan dışı bir kavram. Bu uzun zaman önce - eh, o kadar da uzun zaman değil - bazı insanların dünyanın yassı değil yuvarlak olduğu kavramı ile ortaya çıkmaları kadar büyük bir kavram değişimi. Onlar bunun üstesinden gelemediler. Onlar buna karşı çıktılar. Onlar bu yüzden başkalarını öldürdüler. Ama onlar sonunda, evet, Dünya'nın gerçekten yuvarlak olduğunu fark ettiler.

Aynı durum şimdi sizin için geçerli, buna kesinlikle karşı çıkanlar olacaktır. Onlar bunu tabii ki sınırlı olan bilimleri ve ölçüm sistemleri ile kanıtlamaya çalışacaklardır ve onlar sizin uzay ve zaman içinde hareket ettiğinizi iddia edeceklerdir.

Ben bu tartışmaları seviyorum çünkü ben bu konuda Einstein veya diğer büyük düşünürler ile bir araya gelme fırsatı buldum çünkü onlar da, onların çoğu da insanın Uzayzaman içinde hareket ettiğini düşündüler; veya tıpkı bu kahve kupası gibi olan bir nesne bırakıldığında onun hareket ettiğini düşündüler. Hiç de öyle değil. Uzayzaman'ın sizin içinizde hareket ettiği fark edildiği zaman fizikten psikolojiye ve her alanda öyle bir ilerleme, öyle bir kuantum atılımı olacak ki. Ve ben lafı uzatarak sizi sıktığım için özür dilerim.

JIM: Sorun yok.

ST. GERMAIN: Ama ben bu fırsatı yakaladığım için mutluyum. Genellikle buraya gelen benim Adamus parçam oluyor.

Şimdi kuantum metafiziği ile uğraşanlar için çok önemli bir başka konu da şu eğer siz hareket etmediğinizi fark eder ve kendinizi Uzayzaman'ın sizin içinizde hareket ettiği ve her şeyin size geldiği yönünde etkilerseniz o zaman sizin artık çıkıp hayatta kalmak için, sahip olduğunuz küçük realiteyi yaratmanız için bu görünen ve görünmeyen kuvvetler ile savaşmanız gerekmez; siz oradasınızdır ve o size gelir.

Bunun ne anlama geldiğini tekrarlıyorum; o, ışık, potansiyeller ve fırsatlar demek; o, size gelir ve o sadece sizin bilinçli ve farkında olmanız için vardır. Siz onu izlemezsiniz. O sizden kaçmaya çalışmaz. O doğrudan size gelir ve eğer siz oradaysanız, senin sıklıkla söylediğin gibi Jim, eğer siz Şimdi anında iseniz gelir ve siz sadece şimdi anında olduğunuz zaman, siz Şimdi anında ve farkında olduğunuz zaman tam anlamıyla bu enerjilerden, bu kuvvetlerden, bu fırsatlardan istediğinizi seçebilirsiniz.

Siz hangisini istiyorsanız onu çekersiniz. Her şey size gelir. İnsana dair bir örnek verecek olursak, sizin markete gitmeniz gerekmez. Sizin giyinip markete gidip raflardan istediklerinizi alıp, uzun bir sırada bekleyip, ödeme yapıptıktan sonra otomobilinize binip eve gitmeniz gerekmez. Bu değişiyor.

Şimdi market size geliyor. O size, siz yatağınızda yatarken veya koltuğunuzda otururken gelir ve siz o zaman sadece istediklerinizi imgelersiniz - kavun, çikolatalı kurabiye, pizza, salata - ve onlar oradadır. Sadece orada olması değil ama her şey önceden yapılmıştır, önceden organize edilmiştir, pişirilmiştir ve size evin uşağı tarafından servis edilir. Bu bir metafor, bir örnek ama aynı zamanda bir realite de olabilir.

JIM: Uşak.

ST. GERMAIN: Uşak, evet. (kıkırdar). Robot uşak.

JIM: Ah, evet.

ST. GERMAIN: Daima bir robottur.

JIM: Evet.

ST. GERMAIN: Yani bu konuda şoke eden farklılık bu. Ve biz fiziğe girebiliriz, fiziğe girmekten mutlu oluruz ama ben bilinçteki kuantum sıçramasına bakıyorum ve bunun her şeyi etkilemesine çok az kaldığını görüyorum.

JIM: İzin ver bu konuyu biraz açayım. Burada bunu dinleyen bir grup, "Oh, bu çok müthiş olurdu. Bu çok eğlenceli olurdu. Oh, bu gerçekten..." diyor. Hayır, hayır, hayır. O size bunun nasıl olduğunu anlatıyor. Böyle oluyor. Böyle oluyor. Temelde şöyle oluyor, "Canın elma ister ve elma elinde belirir."

Şimdiki zihniyetiniz sizin sadece, "Vay! Bu olursa çok harika olacak." demenize yetiyor. Biz bunun olduğunu ve bunun şimdi sizin için mümkün olduğunu söylüyoruz. Şimdi, birkaç kişi bunu yapacak, daha sonra daha fazla kişi ve daha sonra da herkes bunu kendi alanında deneyimleyecek. O şimdi o boşluklara yerleştirildi. Ama sizin aranızda konuştuğunuz gibi çok önemli bir değişim var.

Bu sizin gireceğiniz o bilinç alanı. Siz kendinizi biliyosunuz. Siz kendinizi bilmeye başlayacaksınız. Biz özgürlük üzerine olan dizimizi, düşücelerin ağırlığını henüz işledik - "İyi değilim. Arzu etmiyorum." Eğer bu düşünceler giderse, eğer siz onların gitmesine izin verirseniz o zaman siz sanki aşağıya değil yukarıya bakıyormuşsunuz gibi olacak.

İşte siz yukarı baktığınızda fiziğe girmeden, fiziğin farkında olacaksınız. Siz farklı boyutlara bağlanmaya başlayacaksınız. Siz yaratımın farklı formlarına bağlanmaya başlayacaksınız. Ama sizin bunlardan hiçbirisi hakkında bilginiz bile olması gerekmiyor. Elma basitçe elinizde belirecek. Yani eğer siz birkaç dakika sonra es geçmez ve bunu gerçek bir fırsat olarak kabul ederseniz, olasılık halinde olan o etki düzeyini realiteye taşırsınız. O nedenle bu söyleşiler çok, çok önemli çünkü böylece taşlar gediğine oturuyor. Doğru mu?

ST. GERMAIN: Doğru ve ben tüm bunların çok önemli bir parçası olarak zaman zaman üzerinde durduğum güç konusuna dikkat çekmek istiyorum. Güç unsuru. Güç aslında bir ilizyondur. Güç, çıkıp elde etmeye, uzay ve zamanda hareket ettiğine, zorlayarak koparmaya, enerjinin dışarıdan sağlandığına inananlar için bir dinamiktir. O nedenle bu yaklaşım güç diye bir dinamik, psikolojik bir dinamik yarattı. Siz çağlar boyunca hükümdarların veya ülkelerin veya iş adamlarının, politikacıların ve insanların her gün enerji elde etmek için güç kullanmaya çalıştıklarını gördünüz ve o gerçekten tamamıyla bir ilizyon.

Enerji enerjidir. Onun güçe ihtiyacı yoktur ve ben güç derken manipülasyonu kastediyorum; ben güç derken, enerjinin size ulaşmayacağı hissinden bahsediyorum, ona dışarıdaki bir takım şeylerin sahip olduğuna ve sizin o şeylere tutunmanız gerektiğine dair olan his.

İnsanlar bunu tabii ki para ve kontrol aracılığıyla, psdikolojik ve fiziksel manipülasyonla ve eziyet ederek yapıyorlar. Yani siz eğer o elmayı elinize getirmek için, tezahür ettirmek için zihinsel güç dinamiğini kullanıyorsanız o zaman siz yeniden o eski oyunu oynamaya başlamışsınız demektir.

Siz enerji elde etmeye çalışmak için dışarı çıkarsınız. Siz hala uzay ve zaman içinde hareket ettiğiniz bir realitedesinizdir ve bu sizi biraz kurtarır.

Ancak siz güç gerekmediğini anladığınızda basitçe elinizi uzatır - ki bunu bile yapmanız gerekmez ama elinizi uzattınız diyelim - siz hissederseniz, o Uzayzaman hareketini duyumsarsanız , onun sizin içinizde hareket ettiğini duyumsarsnız, siz elinizi uzatırsınız ve elma oarada olur. Ama eğer siz mutlak anda olup, almak yerine güç kullanıyorsanız, siz her şeye güç uygulamak zorunda olduğunuzu hissediyorsanız, aşırı odaklanıyorsanız siz o zaman güç kullanıyorsunuzdur ve bu anlatılanlardan gerçekten bir şey anlamıyorsunuz demektir.

Ama siz basitçe o Uzayzaman'ın sizin içinizde hareket etmesine izin verirseniz, o, enerjileri toplar, enerjileri organize eder ve hemen elinizde o elmayı yaratır. Bunun heyecan verici kısmı bu. Bu anlaşılması gereken o kadar önemli bir şey ki. Enerji size gelir. O, oradadır. O, herkes için ulaşılabilirdir ve sizin kendiniz hakkındaki düşüncelerinizin ve geçmişte yaptıklarınızın bir önemi yoktur. O, basitçe size gelir.

Ben bir şeye daha dikkat çekmek istiyorum. Uzayzaman'ın aynı zamanda ışığı, enerjiyi, plazmayı getiren bu hareketi eğer sizin içinizde meydana gelirse ve o deneyimin rahminde iken onun yavaşladığına dair bir algı oluşursa, o, o zaman çok ilginç bir etki yaratır çünkü Uzayzaman'ın doğal bir devinimi varken o aniden bu deneyim rahminde, insan deneyiminde yavaşlar veya durur.

Onun bir yan etkisi vardır. Bu venturi borusu etkisine benzer çünkü sizin aniden sınırlanmış bir akışınız vardır ve sonra alt taraftan açılma olur. Yani yerçekimsel bir kuvvet, her şeyin yavaşladığı bir dinamik meydana gelir - bu bir açıdan sanki bir nehire set çekmek gibidir - ve sonra arka tarafta anti yerçekimi oluşur. Orada yerçekimsel kuvvetin kendisine etki eden bir karşıt dinamik oluşur. Bu anti yerçekimidir, bu o karşıt çekimdir, venturi etkisidir, bu da aslında tüm gezegendeki enerji durumunu çözecek anahtarlardan birisidir.

Bilim insanları, araştırmacılar veya mucitler hareket edenin siz değil, madde değil de Uzayzaman olduğunu çok açık bir zihin ile fark ettikleri zaman; onlar bunu fark ettikleri zaman, anti yerçekiminin içerdiği o muazzam enerji rezervuarına yöneleceklerdir. O, temiz. O, basit. O, aşındırıcı değil. O gerçekten patlayıcı değil ama o hale de getirilebilir. Ama o kadar temiz bir enerji kuvvetidir ki. Ben bu konuda çok heyecan duyuyorum çünkü ben bunun bu gezegende çok yakında gerçekleşeceğini görüyorum. buna çok yakın olan bazıları var.

JIM: Bu çok heyecan verici.

ST. GERMAIN: Evet.

JIM: Çok heyecan verici. Aynı alanda gibi ama farklı yönde, Dünya bu noktada çok, çok hızlı gelişiyor. O canlı bir varlık. Benim başka bir parçam her gece, o uyku alanında, Dünya'nın o Mesih doğasındaki evrimine bağlanıyor. Burada varlıklar var; onların yaptığı en büyük iş çok basit bir şekilde insanın düşündüklerini insana yansıtmak. Çok basit. korku, öfke, hırs, kin dolu veçheler Dünya'ya bağlı, insana bağlı olan düşünce realitelerinde çok baskın ve onlar değişim sürecinde yer alıyorlar.

Sen şimdi biraz bunun nasıl... ben buna düşünce realitesi diyorum, dördüncü boyut düşüncedir. O, fiziksel değilidir, o düşüncedir ve o ağır, "Ben iyi değilim" tarzındaki düşünceler o alanda yer alır. Ama o alan Dünya'daki evrimi olduğu gibi insandaki evrimi de etkiler. Bu konuda biraz konuşabilir misin?

ST. GERMAIN: Mükemmel bir soru.

JIM: Teşekkür ederim.

ST. GERMAIN: Kesinkikle ve buınun senin öğrettiklerinle, bizim öğrettiklerimizle ve hepimizin öğrendikleri ile o kadar büyük bir bağlantısı var ki. Bu gezegenin tarihinde daha önce yaşanmayan şeyler meydana geliyor.

Ve bu arada ben, bu gezegenin, niteliklerinden dolayı çok özel olduğunu söylemek istiyorum - fiziksel ve zihinsel ve diğer tüm nitelikler - ama o şimdiye kadar yükseliş için, aydınlanma için yegane gezegen oldu. Gelmiş geçmiş yükselen, aydınlanan, siz adına ne derseniz deyin, bütün Yükselmiş Üstatlar bunu Dünya yolu ile yaptı. Bu değişecek ama Dünya bu nedenden dolayı şimdi bu kadar özel.

Dünya aynı zamanda sevginin ilk kez idrak edildiği, ilk kez hissedildiği gezegen. Çoğu insan sevginin Tanrı tarafından yaratıldığını sanıyor. Hayır, öyle değil. Ruh (spirit) sizler, insanlar onu deneyimleyene kadar asla sevgiyi hissetmedi veya deneyimlemedi. Ruh o zaman sevginin ne olduğunu bildi. Ama ben asıl konudan uzaklaştım.

Biz şu anda bir birleşim yaşıyoruz. Teknoloji inanılmaz bir hızla büyüyor ve önümüzdeki beş yılda teknolojinin kapasitesi insan zihninin sınırlarını aşacak. Bazıılardan bunu yaptılar bile - hesaplamalar ve hafıza yüklemek gibi şeylerde - ama beş yıl içinde teknolojiler ve hesaplamalar geliştirildiğinde bunun düzeyi insan zihnini aşacaktır.

Daha önceki konuşmalarımda söylemiş olduğum gibi, "Biz insan zihninin sadece yüzde 20'sini kullanıyoruz." diyenler var. Kesinlikle öyle değil. Siz her gün yüzde 100'ünü kullanıyorsunuz. Şimdi, onun genişleme potansiyeli var ama siz her gün onun yüzde 100'ünü kullanıyorsunuz. Bazıları teknolojinin zihni geçtiği bu durumda böyle bir bilince sahip olacak, bazıları farkındalık kazanacak, bazı fizikçiler bilincin bir dinamik, tüm yaratımın dinamik unsuru olduğunu anlamaya başlayacaklar.

Ve bu dini bir şey değil - bu insanların hepsi ateist - bu dini veya ruhsal bir şey değil. Onlar anlıyorlar - onlar onu henüz bilinç diye adlandırmıyorlar ama - onlar bunun eksik bağlantı, eksik içerik olduğunu anlıyorlar. Ama onlar onunla mücadele ediyorlar çünkü o ölçülemez ve o şu anda insan terimleri ile nitelendirilemez.

Yani böyle bir dinamik geliyor. Sizin Cern'de olduğu kadar dünyadaki bütün küçük laboratuvarlarda da yapılan muazzam araştırmalarınız var. Her şey birleşiyor ve hala çok yavaş, ağır veya yoğun deneyim yaşayan insanlar var ve onlar tüm fırsatlara sahip olsalar da esasen bundan çıkmak istemiyorlar.

Ağır düşüncelerin toplandığı sizin dördüncü boyut ya da Dünya planına yakın realiteler dediğiniz şey var. O, sanki Dünya'yı sarmalayan yoğun bir buluta benziyor. Birleşme ile öyle dinamik, öyle güçlü bir enerji oluşacak ki sanki iki şimşek birbirine çarpacak - bu da iki şeyden birinin olmasına neden olacak.

Birleşme ya Dünya'yı birbirine kaynaştıracak; bütün unsurları bir araya getirecek - eskiyi ve yeniyi, bilinçliliği ya da bilinçsizliği - sonunda öyle bir enerji toplanmış olacak ki o ya her şeyi bir araya toplayacak ya da her şeyi ayırarak eski Dünya ve bizim genelde böyle adlandırdığımız Yeni Dünya olarak ikiye ayıracak.

Bilirsiniz işte, biz patlamalardan ve fiziksel olandan bahsetmiyoruz; birleşim iki farklı yerde çok boyutlu bir değişime neden olacak. O kimsenin canını yakmayacak. Dünyalar patlamayacak. O sadece ani bir değişim geçirecek. Yeni Dünya'da olanlar, daha yüksek bilinçte olanlar bir değişim olduğunu bilecekler ve sevinecekler.

Eski Dünya'da daha yoğun, daha eski ve güç merkezli olan yerde kalanlar bir şey olduğunu fark etmeyecekler. Onlar bilinçleri çok düşük olduğu için fark etmeyecekler.

Bu birleşme ya da ayrılmanın - ben bunun için tam bir tarih vermek istemiyorum, bu birçok şeye bağlı - ama birçoğunuz için bunun bu ömrünüzde olacağını söyleyebilirim. Bu konuda panikleyecek bir şey yok. Sizin gdip silahlar satın almanız ve yiyecek gibi şeyler stoklamanız gerekmiyor. Bu sadece olacak.

Bu aslında zaman ve uzayın iki farklı unsura verdiği karşılık olacak ve o onların ikisini de kendi yoluna gönderecek ve birisi daha hızlı devam edecek, enerji hareketi daha hızlı olacak; öteki de enerjiyi durdurmaya veya yavaşlatmaya devam edecek.

JIM: Evet. Mm hmm.

ST. GERMAIN: Ve Cauldre, ben değil, bu konuyu uzattığımız için özür diliyor.

JIM: Hayır, bu iyi. Bu iyi. Hadi bunu göz önünde tutatarak bir soru daha soralım.

ST. GERMAIN: Ve daha sonra da ben sana birkaç tane soracağım.

JIM: Oh, çok güzel.

ST. GERMAIN: Evet, güzel. Güzel.

JIM: Biraz önce senin yaptığın açıklamalar çerçevesinde, benim farkında olduğum şeylerden birisi, birçok insan bilincin bir diğer düzeyine geçiyor ve o yaşayan ışık bedenle nelerin mümkün olduğunu saptıyor.

ST. GERMAIN: Evet.

JIM: Ve bizi dinleyen grup gerçekten de bu konuda kapının eşiğinde. Siz her gün aynaya bakabilirsiniz ve burnunuzdaki sivilceyi görebilirsiniz ve gidip, "Ben ne hakkında konuştuklarını bilmiyorum." ama sen busun diyebilirsiniz.

Bu gezegende küçük bir grup insan bu yaşayan ışık bedeni içlerine - eğer isterlerse, eter bedenlere - almaya muktedir olacak.

Gelecek nesil insanlar böyle olacak. O zaman bu muazzam teknolojinin sunduğu fırsatlar olacak, genel olarak A.İ (Anatomi Enjeksiyonu) diye adlandırılan bu teknoloji yeni nesili kendini yaratmaya itecek. Bazıları çıkabilecek sorunlar nedeni ile bu konuda endişe duyuyor. Ama madalyonun diğer yüzünde o yaşayan ışık bedene adım atanlar, onu birleştirenler gelecek nesil insan türünü şekillendirecek bilince girmeye başlayacaklar - bunu o muazzam teknoloji ve insan varlığının bilinci ve sevgi unsurunun kombinasyonu ile yapacaklar - ve bu ışık bedene gelen bilinçteki yükselmenin içinde ve çevresinde olacak. Sen biraz da bu konuda konuşabilir misin?

ST. GERMAIN: Evet ve bu bilim kurgu realitelerine dönüşecek. Işık bedeni getirme sürecinin bir bölümü et ve kemikten oluşan eski yapının, biyolojik bedenin salıverilmesini kapsıyor. Biliyorum bu kulağa biraz tuhaf gelecek ama biz sadece geleceğe bakıyoruz. Yani geleceğin bedeninin özü hafif olacak. Ve yaşayan - aslında bu doğru tabir değil - bedenin öz parçası , yani sizin sizin et ve kemik ve organlar ve dokular diye bildikleriniz, onlar... onlar üretilecek. Onlar sadece kalıtımsal olarak devam etmeyecekler. Onlar - oof! - ben burada kanalımı kaybettim.

JIM: (kıkırdar) Biraz önce Geoff'u kaybettik!

ST. GERMAIN: Ve işte, tekrar... ve lütfen bunun bilim kurgu olmadığını anlayın ama siz bunu merak ettiniz ve işte olacak olanlar.

Işık bedeniniz enkarne olacak, Dünya'da tezahür edecek ama fiziksel bedeniniz üretilecek. Tenekeden veya çelik gibi şeylerden değil ama nanoteknolojik olarak üretilecek.

Hatta bu sonunda tüm doğum sürecini değiştirecek. Doğum süreci - rahim, sperm ve yumurtalar - epeydir var. Bilinçli varlıklar nanoteknoloji ile kendi bedenlerini üretecekler ve onlar kolayca parçaları takıp çıkarabilecekler ama nanoteknolojide parçalar sizin eski hücresel bedeniniz gibi çabuk yıpranmayacaklar.

Doğmuş bir beden olmaması, onun üretilmesi kulağa garip gelebilir ama sonuçta o giderek daha da bilinçli hale gelecek, daha çok size ait olacak ve atalara daha az bağımlı olacak - aslında hiç bağımlı olmayacak.

Gelecekte alışılagelmiş eski DNA doğum süreci ile devam edecekler de olacak ve onlar buna son derece sıkı sıkıya bağlı olacaklar. Onlar bunun Tanrı'nın isteği olduğu konusunda ısrar edeceklerdir. Bu Tanrı'nın umurunda değil çünkü bunun bir önemi yok.

Bilinç getirmiş olan ve üretilmiş olan beden içinde ışık bedeni bulunan yeni türde varlıklar olacak. Ve bunun şeytanın işi olduğunu söyleyen bazıları çıkacaktır; bu basitçe bilincin işi.

Siz şimdi sadece bir anlığına hayal edebilir misiniz, özünüzü, bilincinizi alıp onu kendi yaşam gücü enerjisi ile birlikte üretilmiş bir bedene götürüp sokuyorsunuz ama o üretilmiş bedenin bilinci var. Onun farkındalığı var. O idrak sahibi. O kendisine ait. Siz o zaman gerçekten kendi bedeninize sahip olacaksınız. Gidişat bu yöne doğru.

JIM: Şimdi, bedenin sadece üretilmiş olması olayı değil söz konusu olan, fabrikaya git, üretilmiş parçaları al, ışık bedende olanlar aynı zamanda bilincin bir veçhesini oynamaya başlarlar, onu bilinçten yaratırlar, onu üretirler, onu yapılandırırlar. O belirmeye başlar. Bu 'fabrikaya gitmek' değildir. Bu basitçe zamanın, uzayın, yerçekiminin, düşüncenin, duygunun kullanılarak 'düşün ve elma belirsin' olayı gibidir.

Siz basitçe nanoteknoloji bilinci ve nanoteknolojinin arkasındaki teknoloji ile sadece o bilinci yaratırsınız.

ST. GERMAIN: Evet. Kesinlikle.

JIM: Ve bu farkındalığa sahip olanlar, o Mesih bilincindeki veçhelerinde, o yaratımı gerçekleştirmek için ışığı kullanan o veçhelerinde, hep o farkındalıkta kalırlar.

Ve bu bizim oynadığımız alana dair ana fikirlerden biri. Bu düşünce, bu tartışma, seçilmiş olsunlar ya da olmasınlar olasılıkları ortaya çıkarıyor. Ama siz Uzayzaman'ın sizin içinizde hareket ettiğini fark etmeye başladığınız zaman o çok gerçek bir deneyim olur. Her şey size gelir. Elma elinizde belirir. Elmayı yaptığınız gibi, ışık bedeni de yapabilirsiniz. Ve o ışık beden bir anlamda otomobiliniz gibi bir veçhedir. O sizi sadece A noktasından B noktasına hareket ettirir.

ST. GERMAIN: Evet.

JIM: Mükemmel ayarlanmış, kırılmaz, paslanmaz, şanzıman sorunu olmaz. O, siz onu kullanmayı seçtiğiniz sürece sonsuza kadar mükemmel bir biçimde ayarlanmıştır ve bu tasarım, o yolu görmeye başlayanlar kullanabilsinler diye yapılmaya başlandı.

Bu çok heyecan verici bir şey, özellikle bunun Dünya planlarına indiğini görmek.

ST. GERMAIN: Ve ben bu yeni bedene duyarlı ya da hizmetkar beden diyorum. Sizin bedeniniz şu anda size etkin bir biçimde hizmet etmiyor. Ama sizin bedeniniz, benim nanobeden diye adlandırdığım yeni beden sizin şu anda sahip olduğunuz bedene çok benzeyecek. Parmağınızı mı kırdınız, onu çıkarır, yenisini takarsınız. (Jim kıkırdar). Gerçekten, bu oldukça açık.

JIM: Tıpkı bir deniz yıldızı gibi.

ST. GERMAIN: Kesinlikle ama bilinç unsuru olmadan - ki o taklit edilemez, asla sahtesi olamaz - o bilinç unsuru olmadan nanobeden varlığını sürdüremez. O basitçe buna muktedir olamaz. Siz ona yoğun enerji yükleyebilirsiniz ve o ortalıkta biraz dolaşabilir ama sonunda dağılır.

İhtiyaç olan şey bilinç ve maddenin birbirine karışması ama siz doğum sürecinden geçmek zorunda değilsinizdir. Aranızdan o kadar çok kişi yeniden enkarne olmamayı talep etti ki ve bu çok doğru bir istek çünkü siz bir daha asla doğum sürecinden geçmeyeceksiniz.

Ama siz bu fiziksel beden öldükten sonra Dünya'ya geri gelebilirsiniz; siz atalarınızdan doğum yolu ile gelen etten ve kemikten oluşmanın nasıl bir şey olduğu hatırası ile bilinç olarak yeniden gelebilirsiniz. Siz göreceli olarak çok daha basit ve çok bilinçli bir süreçle geri dönebiliirsiniz, daha sonra da ışık bedenin gelip gireceği, içini dolduracağı kendi nanobedeninizi yaratırsınız. Onun bilinci olacak.

Siz bir gün maziye bakıp, "Bizim doğum olayımız ve bizim DNA'larımızın kalıtım yolu ile bize geçmesi ve bizim ebeveynlerimize ve onların ebeveynlerine kalıtım yolu ile benzememiz gerçekten tuhaf bir şeymiş. Bu çok ilkel ve garip bir süreçmiş."

JIM: Evet.

ST. GERMAIN: Şimdi benim de sana bir sorum olacak. İşte sen burada atalarından miras aldığın bedenin ile oturuyorsun ve ben aynı zamanda senin ışık bedeninin oldukça farkındayım. Ben onun sizin deyiminizle başka bir boyutta faaliyette bulunduğunun oldukça farkındayım ama aslında öyle değil; o burada, o sadece perspektifin biraz dışında. Sen bize lütfen biraz şu anda bu realiteye çok yakın olan kendi ışık bedenin konusunda neler öğrendiğini anlatır mısın?

JIM: Evet. Benim onunla ilgili farkında olduğum şey onun basitçe sadece belli belirsiz bir şekilde faz dışı olması. O, var. O bilinçli. O, orada. O, ulaşılabilir. Ben onun farkındayım. Farkında olduğum şeylerden birisi de bilincin imgelenemez olması.

Bu ışık beden alanından bu alana atılacak yeni bir adım imgelenemez. O farklı bir bilinç, farklı bir dil, farklı ışık frekansları ile iş görüyor ve o gerçekten de benim realitemde kendisini deneyimlemeye başlamış bir çocuk gibi. "Gördüğüm şeylerin ne olduğunu ve nasıl kullanıldığını bilmiyorum." ama ben avuçta basitçe beliren elmalar ile ilgili yaptığımız konuşmanın oldukça bilincindeyim.

Her şey size gelir. Siz ışık bedeni varoluşun tam olarak bilinçli olan bir alanından gelen bir şey olarak düşüneceksiniz. Ve işte siz şimdi onu nasıl faza getireceksiniz? Ve ben bunun yanlış soru olduğunu düşünüyorum, "Faza getirmek" çünkü şöyle düşünülür, "Ben o alana nasıl dönerim ve dünyada yürüyüp nasıl dünyaya ait olmam ve sonra öylesine yoğun olan o düzeydeki ışığı insanlar o vibrasyonu kendi Uzayzamanlarında hareket ettirsinler diye tutmak, farklı bir olanağı seçmek. Bu şimdi nasıl yapılır? Küçük çocuk anlıyor ve o bütün olasılıkların farkında.

ST. GERMAIN: Ben bu konuda biraz bilgi vereyim. Sen onun faza nasıl getirileceğini anlattın. Kulağa tuhaf gelebilir ama aslında ölürsün.

JIM: Evet.

ST. GERMAIN: Ve sen aynı zamanda hem ölür hem de yaşarsın ama aslında... nasıl olduğunu biliyorsun... ben Cauldre vasıtası ile senin verdiğin örneği anlamaya çalışıyorum ama sen onu nasıl tersine çevireceğini biliyorsun, bu sanırım bir sunucudan diğer bir sunucuya şeklinde.

JIM: Evet, evet, evet.

ST. GERMAIN: Sizin bilgisayar dünyanızda sistem değiştiriliyor ve siz bunu bilgisayarı kapatmadan yapıyorsunuz. Başka sözcükler ile söylersek, hizmet dışı olan bir aralık yok. Siz basitçe birinden ötekine geçiyorsunuz. Siz A sunucusundan B sunucusuna geçiyorsunuz ve bu bir ölüm süreci ama enejiler hareketini durdurmuyor. Siz basitçe öteki tarafa geçiyorsunuz. Yani siz böyle yaparak ölüm sürecine izin veriyorsunuz - tamamen bilinçli bir şekilde ve acı duymadan - ve siz fiziksel bedenden ışık bedene geçmek yerine eş zamalı olarak ışık bedene geçiyorsunuz. Şimdi ikisi birden iş görüyor. İkisi birden içlerinde hareket eden Uzayzaman fazında oluyorlar ve onlar nihayetinde birbiriyle birleşiyorlar.

JIM: Mükemmel.

ST. GERMAIN: Işık bedene başka bir isim verecek olsan bu ne olurdu?

JIM: Hm. Bunu hiç düşünmedim. Bakalım. Eh, ben onu yaşayan bilinç olarak görürdüm ve tercihen bir kimliğim olmazdı çünkü bu... eh, bu doğru değil. Benim realitemde - Simya Öğrenmek alanında verdiğim eğitimlerde - iki veçhe var. Yaratanın kendisini kendisine yansıtan o eşsiz özgün yansıması var ve evrensel Tüm Olan var, okyanus, isterseniz o alanın bilişi ile Tüm Olana bağlanabilirsiniz. Yani her ikisi de olur ve eşzamanlı olarak olacaktır. Ben bunu nasıl adlandıracağımı bilmiyorum.

ST. GERMAIN: Ben ona Ben'im Bedeni derdim.

JIM: Oh, evet.

ST. GERMAIN: Veya bedenlenme çünkü bilinciniz artık Ben'im Bedeni olur. Ben onu aynı zamanda Bilinç Bedeni diye adlandırıyorum ama sizin o bilinci, eski biyolojik bir bedene veya çelik bir robota - ki ben bunu önermem - ya da bir nanobedene getirmenizin gerçekten bir önemi yok. Ama siz bedenlenmiş olursunuz. Ah, ben bedenlendim. Yani ben diyorum ki...

JIM: Telif hakkı aldın mı?

ST. GERMAIN: Hayır, almadım.

JIM: Oh, anladım. İyi malzeme.

ST. GERMAIN: Hayır, ben telif hakkı almıyorum.

JIM: Anlıyorum.

ST. GERMAIN: Ben sadece sahip olmayı talep ediyorum.

JIM: Ah!

ST. GERMAIN: Ve buna bulaşan dikkat etsin. Dikkat etsin.

JIM: Senin avukatın daha iyi.

ST. GERMAIN: Kesinlikle.

JIM: Evet, evet, evet.

ST. GERMAIN: Avukat benim. (Jim kıkırdar). Ama… sen şimdi Cauldre'yi uzaklaştırdın.

JIM: Onu gafil avladım… evet, evet, pardon.

ST. GERMAIN: onu buraya geri getirmek lazım.

JIM: Onun düşüncesine müdahale etmekten nefret ediyorum. (kıkırdar)

ST. GERMAIN: Nasıl bedenlendiğinizin bir önemi yok. İnsanlar bu araca bedenlenmeye alıştılar ama sizin bir ağaca mı ki bu çok da eğlenceli bir şey değil veya bu nanoteknolojiye mi bedenlendiğinizin bir önemi yok. Bu bedenlenme eylemi. Işık beden terimi bir süredir kullanılıyor ama bu konuda bazı yanlış anlaşılmalar var. Siz parlayacağınızı sanıyorsunuz ve bu bir açıdan böyle.

O nedenle ben bu terimi düzetlmeyi öneriyorum ki insanlar onu böylece aniden kendi varlıklarına giren parlayan bir hayalet olarak düşünmesinler.

Işık beden Uzayzaman ışığının akışındaki bilinçtir ve o, o doğal akışı - doğal olan akışı, evet - durmak zorunda bırakmadan, onu yoğunlaştırmadan, Uzayzaman'ın onun kendi içinden akmasına izin verir bu nedenle bu eski kalın ve yoğun olan fiziksel bedeni tutan yerçekimsel veçheleri değiştirir.

Bunu başka bir şekilde anlatacal olursak, siz Uzayzaman akışında, akışı engellemeden bilincin yer değiştirmesi, kendinizin yer değiştirmesi konusunda çok farkında olursunuz ve gelen deneyimlere izin verirsiniz.

JIM: Bu güzel. Çok genişleyici.

ST. GERMAIN: Evet. Çok genişleyici. Başka sözcükler ile ifade edersek, bu, bir nehirin ortasında olmak gibi, bir dağ nehiri akıntısında olmak, çok mevcut olmak ama akışı asla durdurmak zorunda olmamak gibi. Şimdi şöyle olur, akış devam eder. Siz kendinizi akışın ortasına sabitlersiniz ve su size temas ederek geçer ve o sizin etrafınızda akar ve siz direnci ve kuvveti hissedersiniz. Bu eski yöntem. Yeni yöntemde orada sadece bilinç olarak olmak ve akışta olmakvar. Siz kendinizi yerçekimi yasalarından özgürleştirirsiniz ama siz hala bedenli deneyimi tam olarak hissetmeye muktedirsinizdir.

JIM: Mm hmm. Güzel anlatım.

ST. GERMAIN: Teşekkür ederim.

JIM: Rica ederim. Çok güzel. Evet.

ST. GERMAIN: Ben Shakespeare'dim.

JIM: Oh, o ömründe güzel şeyler yaptın.

ST. GERMAIN: Evet, iyiydi. (Jim kıkırdar). Yani sadece kısa bir tartışma. Eh, Cauldre bana bu bedenin kesinlikle yanıp bittiğini söylüyor, senin bu konuda öğrenmen gereken bazı şeyler var.

JIM: Seçeneklerin var, seçeneklerin var.

ST. GERMAIN: … beden konusunda. Kesinlikle. O bana kötü bir söz söyledi.

JIM: Ohh! Eh, o hala o insan parçası işte.

ST. GERMAIN: Evet.

JIM: Evet, şimdi bir sonuca varabiliriz. Ben çok keyif aldım.

ST. GERMAIN: Güzel. Yine de sana bir sorum daha var. Sen şimdi Uzayzaman dinamiğinin farkındasın, enerjisel olarak farkındasın. Sen çok farkındasın, sen o alanda çalışma yaptın. Peki sen bununla kişisel hayatında ve eğitmenlik yaptığın zamanlarda ne yapacaksın?

JIM: Benim kişisel hayatımda birkaç tane "aha" oldu ve bunun ile nasıl biraz daha farklı hareket edildiğine dair kısa vizyonlar. O bebeklik dönemi alanından insan alanına adım atmak konusunda çok meraklıyım ve ben giderek daha çok berraklık kazanıyorum. Diğer her şey ile bağlantım sanki gerçekten yok oldu. Ve ben kendimi sanki oturup hiçbir şeye bakarken buluyorum. Hiçbir şey değil o; o her şey. Ama o bağlanmaya başlıyor. İşte o bağlantı, yansıyan farkındalık veçhesi olarak varlıklara yansıyarak yükselmesi mümkün olan Dünya bana gidip oynamak için ilginç bir yer olacak.

Burayı ve o nanobedeni biz bilinçten yaratılan olarak tarif ettik, seçim yaptığımız bu farkındalık alanı çok ilginç. Ve benim bu söyleşideki farkındalığıma göre Zadkiel ve Uriel ve Yeshua bu söyleşi için burada bulunuyorlar, bu söyleşiye ayar yapıyorlar çünkü onların bunu o bilinçte olan insan formu vasıtası ile yaratabilme durumları büyük bir şans. Ve biz böylece dördümüz o alanda birkaç söyleşi yapacağız.

ST. GERMAIN: Güzel ve bir öneri...

JIM: Evet, lütfen.

ST. GERMAIN: … sana ve diğerlerine. Bu çok önem kazanacak - tekrarlıyorum, ben bu konuda daha önce de konuştum ama bu şimdi çok önemli - kendine ait alanı bulmak için, kendine ait o alanı hep bulmak için Uzayzaman'ın akışından, hayatın gündelik akışından uzaklaş. Bu sadece sistemini yenilemek için bir yol değil aynı anda gerçekten meydana gelen şeyler konusunda en büyük idraklere sahip olacağın zaman. Belki bu alanda iken her şeyden bir hafta ya da iki hafta ayrı kalacaksın ama uzak kaldığın o zamanlar senin yaratıcı enerjilerin konusunda öyle önemli olacak ki, bu gerçekte hepiniz için geçerli.

JIM: Evet. Yeshua başını sallıyor. (Jim kıkırdar)

ST. GERMAIN: Evet, evet.

JIM: “O, ben o yeri biliyorum” diyor.

ST. GERMAIN: Evet.

JIM: Teşekkür ederim. Bunun gerçekten çok yardımı oldu.

ST. GERMAIN: Ve tekrar söylüyorum, ben bunun özetle bir birleşme zamanı olduğunu söylüyorum. Sözcükler yeterli olmadığı için ben şimdi hepiniz ve her biriniz ile bu birleşmenin teknolojisini ve enerjilerini ve umutlarını ve sizin artık gerçekten Şimdi anında senkronize olan sizin tabiriniz ile geçmiş ve gelecek hayallerinizi içeren bir resim paylaşacağım, enerjisel bir resim, bir hologram.

Jim 'şeyleri faza getirmek' gibi bir söz etti, şeyler o kadar fazdan çıktı ki siz onları duyumsayamadınız, göremediniz, hissedemediniz bile. Onlar orada ama onlar iş gören öz ile birlikte faz dışı kaldı. Ve onların hepsi bir araya geliyor ve Dünya'nın ve varlıkların ve insanların ve potansiyellerin ve teknolojilerin ve herşeyin birbiri içinde erimesini yaratacak olan da o ve o bilinçli insanlar, Ben'imde olan insanlar için eski doğum yüklerinin ve eski bilincin olmadığı kendi alanlarını vermek için ikisinin çok zarif bir biçimde ayrılmasını yaratacak olan o.

Gezegen için şimdi yıkım ve yok olma zamanı değil. Aslında bu gezegen ve insanlar için en büyük genişleme zamanı. O halde lütfen kızmayın. Endişelenmeyin. Şimdi bir rüya gerçek oluyor. O halde hadi bir araya gelip bunu daha çok tekrarlayalım ve siz de buraya daha çok arkadaşınızı getirin. Onların olması iyiydi.

JIM: Evet, onlar burada senin ile olmaktan çok keyif alıyorlar.

ST. GERMAIN: Kesinlikle.

JIM: Çok müteşekkir oldum. Teşekkür ederim.

ST. GERMAIN: Bunun ile birlikte Ben Sevilen St. Germain'im.



İngilizceden çeviren: Meltem Taban







Paylaş |                       Arşiv      1783 kez okundu