• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/groups/kirmizicember/
                                       BAĞIŞBAĞIŞ
        
    

Merlin Benim Dizisi Şaud 9

 

 

ŞAUD 9- Geoffrey Hoppe tarafından ADAMUS SAINT- GERMAIN tarafından 05. 06.2021 tarihinde Kırmızı Çembere sunulmuştur.

 

 

Ben O Benim egemen alandan, Adamus. Kolarado Kırmızı Çember Bağlantı Merkezinden canlı yayına, Şauda hoş geldiniz, Merlin Ben-im 9. Şauduna hoş geldiniz.

Bugünkü oturumumuza başlarken birlikte derin bir nefes alalım.

Bu oturumda yapacağımız, halledeceğimiz çok şey var, haydi topraklayıcı derin güzel bir nefes alalım, toplantımıza başlarken derin bir nefes alalım.

Ah! Dünyaya geri dönmek, her birinizle fiziksel alemde birlikte olmak, Cauldre’nin bedenine dönmek ne iyi hissettiriyor. Evet. Ama daha da ilerlemeden önce, çok öncelikli olan bir şey var. Büyük bir Yükselmiş Üstat olarak sizi ziyaretimde, benim kahvem nerede? Hım? Bir kahve içmek çok hoşuma gider. Ah! Beklediğim bir kahve yani. Teşekkür ederim, sevgili Kerri.

KERRI: Başka ufak ikramlar da ister miydin?

ADAMUS: Şimdilik kahvemle iyiyim.

KERRI: Okey.

ADAMUS: Ama ikramlar orada dursun, belki Cauldre ya da Linda isteyebilir. Teşekkür ederim.

KERRI: İkramlar senin için.

ADAMUS: Ah! Şambra ülkesindeki herkese bir merhaba demem de bir sakınca yok, değil mi?

KERRI: Merhaba, Şambra! Sizleri özledim. Eğer ziyarete gelirseniz, yanağınıza bir öpücük konduracağım.

ADAMUS: Bana yok mu?

KERRI: Oh, bekle, bekle!

ADAMUS: Evet.

KERRI: Beni öpebilirsin.

ADAMUS: Muah! Ah!

KERRI: Teşekkür ederim.

LINDA: Biz Kerri Gallant’ı, herkese verdiği hizmetleri hep takdir ederiz. Gerçekten, büyük iş yapıyor.

KERRI: Seni seviyorum, Linda! (Adamus kıkırdar) Seni de Adamus.

ADAMUS: Sevgili Linda için de kocaman bir öpücük.

LINDA: Ohh!

ADAMUS: Muahh!

LINDA: Ne şanslıyım!

ADAMUS: Geçtiğimiz bir buçuk yıldan beri, katlanmak zorunda kaldığınız bu sosyal mesafelerin sonuna geldiğimizi görüyorum. Yeniden kucaklayıp, öpüşebilmek ne kadar güzel, bazılarınızın yapamadığı şeyleri yapabilmeye başlaması ne kadar güzel. Bugün halledeceğimiz çok şey var. En önemli bölümü çok farklı düzeylerde gerçekleşecek. Buna alışın. Hayatın farklı düzeylerde olmasına alışın.

 

Bazen keyifsiz olduğunu biliyorum. Bazen sadece, o alışkın olduğunuz küçük rahatlık düzeyinde olmak istiyorsunuz. Ama sizinle, Şambra ile gittiğimiz yer orası değil. Biz bir çok farklı düzeylerde iş göreceğiz.

 

Bugün tabii ki sözcüklerle de konuşacağız. En azından şimdilik bir biçimde böyle yapmak zorundayız da, ama bugün yapacaklarımızda, daha önce hiç olmadığı kadar, fazlasıyla enerjetik iletişim olacak.

Sözleri işiteceksiniz, ama ben Cauldre’yi gerçekten daha ziyade enerjetik iletişim için uyumladım. Bizim gittiğimiz yer orası. Biz oraya Keahak’da gideceğiz. Biz onun hakkında, canlı toplantılarımızda, Bulut Sınıflarımızda ve benzerlerinde konuşacağız. Çeşitli düzeylerde iletişimlere, çeşitli düzeylerde iletişe bilmeye, çoklu düzeylerde ışık yaymaya alışın. Öyle sadece tek bir düzeyde değil, çoklu düzeylerde. Aynı zamanda sözleri ve dili kullanmanın gerekli olmadığı, birisinin kulağınıza doğru eğilip konuşmak zorunda olmadığı, içsel anlayışa, enerjiyi çoklu düzeylerde almaya, anlamaya alışın; bunu anlamaya daha yeni başlıyorsunuz.

Evet, bugün bunun için derin bir nefes alın şimdi ve çoklu düzeylere, çok boyutluluğa, çoklu iletişime gidelim.

 

Şaudlara, geçmişte yaptığımız şeylere geri dönüp bakarsanız, tabii ki sözcüklerin olduğunu görürsünüz. Ancak onlara dönüp baktığınızda, içlerinde yerleşik, canlı enerjiler de vardır ve bunlar etrafta dolanıp duran ölü enerjiler değildirler. Yapmış olduğumuz her Şaudda, yapmış olduğumuz her bir üründe- “ürün” sözcüğünden pek hoşlanmıyorum –sizinle yaptığım her şey de, yaşayan enerjiler vardır. O enerjiler canlıdır ve gelişirler. Durağan değildirler. Biz bir şeye 52 derecelik enerji üflüyoruz gibi değil, hayır öyle değil. Onlar büyümeye devam ederler ve bu onların güzel tarafıdır ve bu bizim söz ettiğimiz tüm enerji paketinin bir parçasıdır.

 

Haydi, derin bir nefes alın ve bütün farklı düzeyleri hissedin ve kendinize güvenin. Bu çok önemli. Kendinize güvenin.

 

Bugünkü konuşmamızda yedi bölüm ve yedi

bölümün yedi farklı düzeyi olacak. Evet.

 

LINDA: Vovv.

 

ADAMUS: Evet, niye? Daha fazla mı isterdiniz?

 

LINDA: Evet (kıkırdar).

 

ADAMUS: Yoksa daha az mı? (Adamus kıkırdar).

 

LINDA: Hayır, zaten çok fazla. Bir hayli fazla.

 

ADAMUS: Hayır, aslında çok basit. Siz çoklu düzeyde işlem görebilirsiniz- şu sıralarda siz uyanık olduğunuzu düşündüğünüz halde, en az bir düzine farklı düzeyde rüya görüyorsunuz, bütün bu düzeylerde gerçekten rüya görüyorsunuz. Şu sıralarda sadece bunun bilincinde değilsiniz. Yedi hiçbir şey değil. Ben basitleştirmeyi düşündüm. Yükselmiş Üstatlar Kulübünde bugüne hazırlanmaya başlayıp, notlarımı alırken, 42 farklı düzeyim vardı. Basit olması için, indirgeme yaptım. Biz konuşurken, bir ısırık alsam…….( Bir parça kurabiye alır) Önce biraz sana vereyim mi?

 

LINDA: Hayır, teşekkür ederim.

 

ADAMUS: Mıımmm. İnsan yiyeceği. Yükselmiş Üstatlar Klübünde servis ettiklerimize kıyasen, ilginç ama çok gerçek. Çok güzel ama …

 

LINDA: Senin o ‘yulaf ezmesi ve bal’ ına ne oldu? Onun seni çok çok heyecanlandırdığını biliyorduk.

ADAMUS: Son yaşamımda öyleydi. O benim için çok tatmin ediciydi…….. şey için…..

 

LINDA: Bunun daha iyi olduğunu düşünmüyorsun yani?

 

ADAMUS: İçinde enteresan lezzetler var ama benim ballı, cevizli yulaf ezmeme hiçbir şey benzemez. Aslında işlem görmüş olan yulaf ezmesi, sadece kuru yulaf ezmesi değil. Yükselmiş Üstatlar Klübünde belki de menüde ki en popüler yiyecek.

 

LINDA: (alçak sesle) Tabii.

 

ADAMUS: (kıkırdar) Adamus yerse herkes yer, tabiii.

 

LINDA: Menüyü yönlendiren yegane kişinin sen olduğu belli.

 

ADAMUS: Evet, mutfağı sahiplendim, o yüzden bunu yiyoruz. Bugün yedi düzeydeyiz.

 

LINDA: Okey.

 

ADAMUS: Birinci düzeyimizle başlayalım.

 

LINDA: Hımmm.

 

1 – Şüphe

 

ADAMUS: Geçen ay ki toplantımızda, şüphe üzerine konuştuk. Şüphe. Şüphe insan doğasına bir nevi işlemiş bir şey. Şüphe zihinden geliyor, kendinizi düzenlemek, yönetebilmek için kullandığınız bir şey ama bunu yapmak için tuhaf bir yol. Kendinizden şüphe etmek, zihnin size hata yapabileceğinize dair sinyaller göndermesidir. Zihin, “Daha önce yaptığın şeyi yapma, sonuçları berbat olmuştu.” diye, sinyal gönderir. Ancak bildiğiniz gibi zihin çok doğrusaldır ve bir çok veri ile uğraşır ve bu sinyalleri gönderir. – kendinden şüphe etmek-hayatta kalma ile ilgili kısımdan geliyor, şüphe beynin hayatta kalma veçhesidir ve diğer insanlar bunu pekiştirir- gerçekte onlar kendinizsiniz- ama böyle pekiştirilir. Zihninizde, bir ebeveyn olsun, kendiniz olsun, geçmişte zor bir şeyi deneyimlemiş olan bir veçhe olarak ,şüphe eden sesler vardır. Bazılarınızın kafasında, hiç birine bir kere bile gitmemiş olsanız bile, psikolog ya da psikiyatrist sesleri vardır. Siz beyninizdeki bu psikoloğu oynarsınız, kendi kişisel psikoloğunuz olarak daima şüphe eder, daima “ Yapmak istediğin gerçekten bu mu? Gerçekten böylemi hissediyorsun?” diye sorar. Sadece sorgulayıp, kışkırtarak sizi kendinizden şüphe etmeye götürür.

 

Şüphe. Böyle bir lüksünüz yok. Linda, senin şu gerçekten inanılmaz olan lüks tabletinle bunu yazar mısın.

 

LINDA: Tamam, efendim.

 

ADAMUS: Sizin artık şüphe etme lüksünüz yok.

 

LINDA: Bir numara şüphe mi, yoksa sadece şüphemi yazayım?

 

ADAMUS: Sizin artık şüphe etme lüksünüz yok.

 

LINDA: Oh!

 

ADAMUS: Evet. Ve etmeyeceksiniz. Bu bir oyun. Ne olduğuna bir bakalım. Bu zihnin içinde oynanan ve her günkü hayatınızda sahnelenen bir oyun. Sizin artık şüphe etme lüksünüz yok. Şüphe edemezsiniz. Bu sizi kesinlikle hiçbir yere götürmeyen bir oyun. Çoğunuz masa üstü oyunlarına aşinasınızdır. Çoğunlukla bir zar atarsınız, oyun tahtasında diğer insanlara üstünlük kurmaya, yenmeye çabalarsınız. Şüphe bir masa üstü oyunu ise, hiçbir yere varamazsınız. Bir dairenin içinde dönüp durursunuz. Asla gelişemezsiniz, asla ilerleyemezsiniz. İşin aslı, belki de şüphe oyunuyla hayatta geriye gidersiniz. Her zar atışınız, kötü bir atış olur. Her biri– oh, bu çok güzel, Linda. Vovv (yazısı hakkında konuşur).

 

LINDA: Uzun zamandır yazmıyordum. Biraz pratik eksikliğim var.

 

ADAMUS: Ne de?

 

LINDA: Yazma da.

 

ADAMUS: Oh, yazmak. Yazmak, tamam. Ben sadece aynı şeyden söz edip etmediğimizden emin olmak istedim.

 

Evet, şüphe bir masa üstü oyunuysa ve siz zarı attıysanız, her atış kötü olacaktır. Desteden çektiğiniz her kart, kart çekme sıranız geldiğinde çektiğiniz her kart kötü olacaktır. Şüphe sizi hiçbir yere götürmez. Şüphenin yararı nedir? Neden şüpheye sahip olmalı ki? Evet, dediğim gibi, şüphe sizin kendinizi düzenlemenize neden olur. Kendinizden şüphe ettiğinizde, bir nevi sınırlamalar yaratırsınız. Duvarlar tanımlarsınız. Kendi kutunuzu yaratırsınız.

 

Artık böyle bir lüksünüz yok. Yok.

 

Gittiğimiz yerde ve bu gezegende yaptığınız şeyde kendinizden şüphe etme lüksünüz yok.

Bu bir yandan canlandırıcı görünebilir, diğer yandan ise oldukça korkutucudur. Bir an için, yapabiliyorsanız, hayatınızda şüphe olmadığını hayal edin. Bunu yazalım. “Şüphesiz bir hayatınız. ”olsaydı.

Bunu bir an için hissedin.

 

(duraklama)

 

Birdenbire, gün boyunca kendinizden ne kadar sıklıkta şüphe ettiğinizi farkına varırsınız. Daimi olarak şüphe iletişimi içinde olduğunuz ortaya çıkar ve bu sizi geri tutar. Bu sizi küçük tutar. Sizi çok düz, doğrusal ve lokal tutar. Hayatınızda artık şüphe etme lüksünüz yok. Şüphe kötü bir oyun. Onun olup olacağı bu kadar.

 

Şüpheyi hiç kimse size yüklemiyor. Sizin kendinizden şüphe etmeniz için, bir çeşit insanlığın Merkezi Kumanda Sistemi gibi bir şey yok. Bu oyuna siz kendiniz girdiniz ve şimdi ise bu oyundan çıkma zamanı.

 

Şüphe. Bunları da yazmanızı istiyorum, sadece sözcüklerle ya da cümle olarak yazabilirsiniz. Şüphe ırz düşmanıdır. (Linda soluksuz kalır). Ne? Ben kendimden şüphe etmiyorum. Ben kullandığım sözcükleri biliyorum. Şüphe hırsızdır.

 

LINDA: Aynı sayfaya mı?

 

ADAMUS: İstediğin yere, canım. Senin tabletin. Şüphe hırsızdır. (biraz mırıldanır ve bir ısırık daha alır).

LINDA: Hırsız mı?

 

ADAMUS: Yemem lazım. Uzun bir yolculuk yaptım. Yükselmiş Üstatlar Klübünden geliyorum, hayli uzak yol. Biraz açım.

 

Şüphe hırsızdır ve şüphe katildir…

 

LINDA: (soluksuz kalır) Vovv!

 

ADAMUS: … enerjinizin, kendi enerjinizin katilidir. Şüphe ırz düşmanıdır! Şüphe hırsızdır. Şüphe enerjinizin katilidir. Şüphenin yaptığı tam anlamıyla budur. Ben böyle gayet cüretkar sözcükler kullanmaktan çok mutluyum, çünkü şüphenin yaptığı tam olarak budur. Şüphenin etrafında dolanıp durmayalım. O ırz düşmanıdır. O enerjinize tecavüz eder. Enerjinizi alır, götürür; sizi kendinizden şüphe ettirir. O hırsızdır, sizden çalar. O sadece beden ve zihninizden yaşam enerjinizi çalmakla kalmaz, gerçek kimliğinizi de çalar. O katildir. O sizin gerçekte olduğunuz Ben-im’inizi öldürür. O Merlin’i, olduğunuz sihirbazı öldürür ve sizin artık bu şüphe oyununu oynama lüksünüz yok. Bitti.

 

Ne zaman şüphe duyarsanız hemen ötesine geçin. Ne zaman şüphenin ortaya çıkacağını hissederseniz, hemen ötesine geçin. Biz birazdan buna bir sözcük bulacağız. Şüphe sözcüğünün zıttı nedir? Buna birazdan geleceğiz, bir sözcük bulacağız ve ötesine geçeceğiz.

 

Gittiğimiz yerde, kesinlikle şüpheye yer yok ve eğer siz ona biraz olsun tutunursanız- aklıma gelmişken, biz oraya doğru gitmeden önce, dragon bu şüpheyi bulmanız için yardım ediyor. Bu yüzden, son zamanlarda bazı şeylerden geçiyordunuz. Sanki içinizdeki pis, bulanık lağım çukurunda şüphenin dip taraması yapılıyor gibi oldu ve aslında olan da tam olarak buydu. Dragon şüpheyi arıyordu ve ortaya çıkarıyordu. Çünkü gittiğimiz yerde şüpheye yer yok.

 

Ötesine gidiyoruz, diyebiliriz. Diğer alemlere gidiyoruz. Bu gezegende gerçekten yaşayan Üstat olmaya gidiyoruz. Bu Üstatlığı şüphe ile yapamazsınız. Bu yüzden dragon onu arıyor ve bulup ortaya çıkarıyor.

 

Gittiğimiz yerde şüpheye yer yok. Şüphe sizi paramparça eder. Gerçekten parçalara ayırır. Bir astronotun uzay kapsülünde çok fazla ağırlıkla uzaya fırlatıldığını bir düşünün. Kapsülü fazlasıyla yüklemiş. Astronot, son anda korkusundan, kimse görmeden uzay kapsülünü bir sürü ekstra malzeme, battaniye, yiyecekler, araç-gereç ve ilk yardım çantası ve benzeri şeylerle doldurmuş. Onlara ihtiyacı olabileceğini düşünmüş. Ama şimdi dış uzayda bulunuyor ve kapsülü belli miktarda ağırlığa göre tasarlanmış olduğu halde, onun ekstra bagajı var. Ne olacak şimdi? Fazla bagaj kapsülü paramparça edecek. Ya gideceği yere gidemeyecek yani tabii ya öyle olacak ya da parçalanacak, paramparça olacak.

 

İşte şüphe böyle bir şeydir. Şüphe ekstra yüktür ve onu niye taşıdığınızı -sadece alışkın olmanız dışında- pek de bilemiyorum. Şüphe hep orada olan ama güvendiğiniz eski kötü bir arkadaş gibi. Bir karar verme durumunda kaldığınızda, üç ya da dört şeyden birine karar vermek zorunda olduğunuzda, bu kararı vermek için şüpheyi karar vermeniz için yardıma çağırırsınız. Şüpheye dayanarak ne kadar saçma bir karar verebileceğinizi düşüne biliyor musunuz?

 

Diyelim ki, yeni, heyecanlı, farklı, maceralı bir şey var ve karar verme zamanı geldi, şimdi şüphe gelir ve, “ Pekala, bunu gerçekten yapabilir miyim bilmiyorum” ya da “ Belki de bunu uyduruyorum “ der. Oh! Biliyorsunuz, Şambrada hoşlanmadığım birkaç şey var . Onların dışında, ne isterseniz yapabilirsiniz. Ama, “Bilmiyorum” dediğiniz zaman hoşuma gitmiyor. (Linda soluksuz kalır). Ben, bilmiyorum demiyorum, ben sizin “bilmiyorum” dediğinizi söylüyorum.

LINDA: Tamam. Tamam.

 

ADAMUS: Şüphe duymak, kendinizden

şüphelenmek, gittiğimiz yerde artık buna yer olmadığını da söylüyorum. Bu sizi paramparça eder. Biz çıkıyoruz. Biz öteye gidiyoruz. Biz tamamen yeni bir düzeyde bilince ve iletişime doğru gidiyoruz ve eğer bu yolculukta şüphe size eşlik ederse asla başarılı olamazsınız. Başarmaya başlamayı becerebilseniz bile, bu hoş olmayacaktır.

 

Şimdi, burada dünyanın her yanında ki Şambra’ yla birlikte bir dakika ayıralım ve derin bir nefes alalım ve şüphenin ötesine gidelim. Bu arada neden şüphe edesiniz ki? Şüpheleneceğiniz tek şey insanlığınız. Şüphe duyacağınız tek şey, insanlığınızın size burada kalmanızı, yükselmemenizi söylemesinden şüphelenmenizdir.

 

Şimdi, biz şüphe hakkında uzun, uzun, uzun tartışmalar yapabilirdik ama siz temel olarak farklı görünmek istemezsiniz. Başka insanların gözünde başarısız olmak, hatalı görünmek istemezsiniz. Aslında hatalı olmak kendi gözünüzde, kendinizi algılamanızda o kadar da kötü değildir. Bunun üstünden gelebilirsiniz. Kendinize, “Pekala, hataydı, işler düşündüğüm gibi gitmedi. Ama aslında hata değildi çünkü ben böyle olmasını istedim” diyebilirsiniz ve enerjinin nasıl da daireler çizdiğini, geriye dönüp durduğunu izleyebilirsiniz. Gerçekten hata değildi. Sadece hayatı deneyimleme sürecinin bir parçasıydı. Hiç de hata değildi. Eğer enerjilerin anafor yapmasına ve açılmaya ve daha açılmaya devam etmesine izin verirseniz, hatanızın hiç de hata olmadığını idrak edersiniz.

 

Evet, gerçekten kaygı duyduğunuz, gerçekten düşündüğünüz diğer insanlardır. Bu hata mıydı? İnsanlar size bakıp da, “Oğlum, bu aptallıktı. Gerçekten aptalcaydı.” mı diyecekler. (Linda ağlar gibi yapar) “ Neden böyle bir hata yaptın?” Yüzünüze söylemeseler bile, genellikle söylemezler- ama düşünürler ( Linda ağlama taklidi yapmayı sürdürür), ve bunun hakkında diğer insanlarla konuşurlar, “Gördünüz mü, Linda’yı …” Kusura bakma, senin bugün tüm izleyicileri temsil etmen gerekiyor.

 

LINDA: Oh, teşekkür ederim.

 

ADAMUS: “ Linda’nın ne yaptığını gördün mü? Yaptığı aptalca hatayı gördün mü? ( Linda, ağlama taklidine devam eder) İşte buna… (Adamus kıkırdar) İşte buna takılırsınız. Yani, kendi kendinize bazı hatalar, bazı aptalca şeyler yapmak konusunda uzlaşabilirsiniz. Çünkü, biz gerçekten zamanın doğasına* girerken, siz aslında hata yapmadığınızı idrak edersiniz. O bir atlama taşıydı. Siz o taşı atlarken pek de iyi hissetmediniz ama diğer yandan nihayetinde size hizmet eden enerjilerin tüm girdabının önemli bir parçasıydı.

 

Ancak, insan sonra şöyle düşünür, “Evet, ama herkes ne der?” Bu zor gelir. Bu zordur. Buna birkaç dakika içinde değineceğiz, şüphe içinde kaldığınızda ne yapmalı? Şüphesiz bir hayatı bir düşünün. Biliyorsunuz, güçsüz hayatı konuştuk. Şimdi de şüphesiz bir hayatı tasavvur edin.

 

Haydi bununla derin bir nefes alalım.

 

(duraklama)

 

2 – Zaman

 

İki numara. Zaman. Zaman büyüleyici bir konu. Zaman fizikçilerin bile üzerinde hem fikir olmadıkları bir şey. Zaman sabit değildir. Yani sizin için tanımlı olduğunu zannedersiniz. Ama bilimsel ya da fiziğin görüş açısından tanımlı değildir. Aslında zaman gerçek değildir. İnsan yapımı bir alettir. Harika bir alettir. Siz onun içinde takılıp kalana kadar, eğlenceli bir alettir. Siz takılıp kaldığınızda, dert olur, sıkıcı olur. Ölümün kendisi olur. – ölümün ta kendisi- çünkü çoğu insan doğum travmasından ölümün ıstırabına giden doğrusal yoldadır. Bir zaman çizgisi boyunca, ölümü beklemek, tüm yaptıkları budur. Bu hüzünlü. Bu çok, çok hüzün verici, öyle değil mi ?

 

LINDA: Evet

 

ADAMUS: Bunun gezegende bilinci etkilemiş olması çok hüzünlü. Evet, işte bu ötesine gideceğimiz bir şey. Biz aslında, gerçekten aynı zamanda hem zamanın içinde hem de zamanın dışında olmanıza izin veren bir anlayışa ulaşacağız. Zaman sınırlama olmak yerine bir oyuncak olacak. Bir alet olacak. Oynayacağınız bir şey olacak.

 

Şimdi, çoğunuz geçenlerde- – Yani yakın zamanlarda– Cauldre hep soruyor, “ Yakın zamanlarda ne demek?” Benim için biraz farklı. Son yüzyıl, benim için- son zamanlarda. Ama siz -insani-son zamanlarınızda- son birkaç ay ve özellikle son birkaç hafta içinde, zaman bozunması hissettiniz. Bu kafa karıştırıcı. Bir bakıma, biraz da eğlenceli ama eğer gün boyunca rutininizi sürdürmek isterseniz, kafa karıştırıcı ve hüsrana uğratıcı.

 

Zaman bozunması hissettiniz ve bu iyi bir şey, çünkü olan da budur. Biz geçen ay bundan biraz söz ettik, şu sıralarda bu yolculukta sadece “siz “yoksunuz. Demek istediğim sadece her gün aynada gördüğünüz” siz “ değil, şu sıralarda bir çok refakatçiniz var. Şu sıralarda, bu yolculuğunuzun bir parçası olan, birçok ortağınız, iş arkadaşlarınız var. Onlar sizin geçmişiniz ve geleceğiniz. Sizler, onların ağırlığını ve aynı zamanda onların neşesini de taşıyorsunuz, diyebiliriz. Onların sorumluluğunu da taşıyorsunuz, şu sıralarda hepsi sizinle birlikte.

 

İşte, olanlar bunlar. Linda senden bir grafik çizmeni istiyorum, tüm sayfayı kullan.

 

LINDA: Tamam.

 

ADAMUS: Huni gibi bir şekil çiz.

 

LINDA: Tamam..

 

ADAMUS: Aşağı doğru bir huni. Hoş ve artistik çiz, biraz.

 

LINDA: Pekala, ben iPad’de o kadar iyi değilim.

 

ADAMUS: Huninin dibinde …

 

LINDA: Evet.

 

ADAMUS: Şimdi, bu huniye “Şimdi Anı” diye isim koy.

 

LINDA: Tamam..

 

ADAMUS: Sadece “Şimdi” iyi. Huninin dip kısmına, insan de.

 

LINDA: Okey.

 

ADAMUS: Çöp adam figürü yapabilirsin.

 

LINDA: Zaten yapabileceğim de o.

 

ADAMUS: Ya da insan maketi gibi, işte istediğini yap. Bu, Şimdi anında ki insan. Şimdi de, huninin dibinden, saat ondan gelen bir ok ve de saat ikiden gelen bir ok çiz.

 

LINDA: Okey.

 

ADAMUS: Güzel. Sonra da, solda “geçmiş” ve sağda “gelecek” sözcüğü olsun. Şu sırada, zaman genişlemenizde olan, tam olarak budur.

 

Olan – bu Şambra için, gezegen için değil – şu sıralarda olan , geçmişiniz, geçmiş yaşamlarınızda ki hatta bu yaşamdaki geçmişiniz ortaya çıkıyor. Artık bu geçmiş, doğrusal düz bir çizgide değil, ama ortaya çıkıyor ve sizin Şimdi’nize geliyor. Gelecek potansiyelleriniz—bunu yapmak biraz zor, biliyorsunuz (kıkırdayarak, çizilen imajda doğru tarafı göstermeye çalışarak) -

 

LINDA: Evet!

 

ADAMUS: Gelecek potansiyelleriniz artık (devre dışı) gelecek de değil. Biz zamansız bilinçli varlıklar olurken, gelecek potansiyelleriniz ortaya çıkıyor. Gelecek de açılıyor ve huniden aşağı doğru iniyor. Son günlerde zaman bozunması hissetmenizin nedeni bu. Bazen bir topraklanma bozunması belli bir biçimde topraklanmaya alışıksınız- şimdilerde ise–hepsini bir çeşit tuhaf bir bozunma olarak hissediyorsunuz çünkü açılıyorsunuz. Geçmişe, geleceğe açılıyorsunuz. Onlar, Şimdi’ye geliyor. Sadece bu da değil, grafiğe dönüp bakarsak, tepede, tam burada “ruh” var.

 

LINDA: Oh.

 

ADAMUS: Oradan bir ok aşağı doğru, Şimdi’ ye geliyor. Evet, ruh, ve siz izin verdikçe hepsi birlikte akıyor, aşağı doğru iniyor. Bu izin vermenin fiziğidir. Olan budur.

 

Geçmişiniz zaman kilidini açarak, kendini özgürleştiriyor. Sonra da, siz izin verirken, ruh, Üstat, tüm potansiyelleriniz, tüm enerjiniz, hepsi aşağı doğru akabiliyor. Bu bir nevi İzin Verme 101 diyagramı. İnsan huninin dip kısmında ve hepsi üzerinize doğru iniyor, olan budur. Neden? Çünkü bunu istediniz, bunu talep ettiniz. Çünkü siz, “ Bu yaşam da hepsini bir araya getireceğiz. Burada bedenlenmiş Üstat olarak kalacağız. Ruhun bilincinde olacağız.” dediniz. Böyle yaparak, geçmişin tarihi dediğiniz şey de bir nevi çözülür.-bundan birazdan söz edeceğiz. Bu, tarihin kendisinin kilidini açar.

Olmuş olan hiçbir şey taşa kilitlenmiş ya da somut değildir. Çok insan için öyledir. Onların algıları böyledir ve bu algıya göre davranırlar.

 

Kral Arthur’un taşın içinden kılıcını çekmesi gibi. Kral Arthur’den önce çokları denedi ama başaramadılar ama Arthur geldi ve basitçe kılıcı taştan çekip aldı, bunun anlamı o kendisi için zaman kilidini açtı. Böylece sizin geçmişiniz, - yanlış yaptığınızı düşündüğünüz her şeyiyle, yapmış olduğunuzu düşündüğünüz tüm hatalarla, sahip olmuş olduğunuz tüm şüphelerle birlikte- birdenbire siz bunların zamanın içinde, ( zamanın kendisinden) kilidini açıyorsunuz. Bu muazzam. Yani ultra muazzam, kuantum muazzamlıkta, çok muazzam. Aynı zamanda da , eş zamanlı olarak gelecek de bir yerde tuttuğunuz geleceğin kilitlerini de açıyorsunuz. Şimdi bunu mümkün kılıyorsunuz.

 

Aklıma gelmişken, bütün bunların doğal olarak olduğunu söyleyeyim. Bunun için çalışmanız gerekmiyor. Ben size olan bu olgu gerçekleştikten sonra ya da gerçekleşme sürecinde konuşuyorum. Bu yapmak için çabalayacağımız ya da esinleneceğimiz bir şey değil. Bu size bir sonrasında ne olacağını önünüze sermem gibi bir şey değil. Bu, tam şimdi olduğunuz yer. Bu, hayatınızda şu sıralarda olanlar. Ben sadece size kendi sözcüklerimle bunu tanımlamaya, ama daha da önemlisi enerjilerin iletişimi yoluyla tanımlamaya çalışıyorum.

 

Evet, gerçekte, zaman artık sadece doğrusal değil, zaman akışını değiştiriyor. Zaman hala ve de eğer seçerseniz, doğrusal ama şu sıralarda geçmiş ve gelecekten kilitleri açılıyor. Ruhunuzun farkındalığı ile birlikte, aynı zamanda size, alıcıya, huninin dibindeki Şimdi anına akıp, iniyor. Bir dakika durun ve buna sadece izin verin ve hissedin onu.

 

(duraklama)

 

Bir dakika durun ve bütün bunların size şu sıralarda nasıl aktığını, indiğini hissedin. Kilitleri açılmış geçmişiniz, geleceğiniz ve ruhunuz. Ruhunuz hakkında konuştum. Ruhunuzu  Master’s Life 14, da tanımladım. Sizin en sevdiğiniz Kırmızı Çember mağazanızda şimdi hazır durumda. Biraz da promosyon var, sevgili Linda.

 

LINDA: Eh, bu bayağı güzel bir bilgi.

 

ADAMUS: Bu güzel-bu harika bilgi – neden biliyor musunuz? Çünkü size ait. Tabii. Ben iletişim kurdum, söze döktüm ama size ait bilgi. Bu sizin yaşadığınız şey. Siz bunları yaşamasaydınız, bunların hiç birini yapıyor olmazdık. Birlikte yaptığımız Şaud dediğimiz çalışmalarımız, bir nevi grup sesi, her şeyin grupsal iletişimi olarak Üstadın Yaşamına dönüştü. Çünkü siz oradasınız.

 

3 –Tarih kalbinizdedir.

 

Sonra ki bölüm , üç numara. Gerçek tarih, gerçek tarih, sizin kalbinizdedir. O zihninizde değildir. O veri değildir. Gerçek tarih kesinlikle veri değildir.

 

Şimdi, tarihe bakın, tarih kitaplarına diyelim, gezegenin tarihine, ülkenizin tarihine.

 

LINDA: Üç numara “ Tarih” mi?

 

ADAMUS: Evet, ona ”tarih “ demek yerine “Tarih kalptedir .” diyelim. Evet, tarih kalptedir.

Tarih kitaplarına bakın, bir çok olgular ve veri noktaları vardır. İsimler ve tarihler vardır. Çok sayıda olgular ve rakamlar vardır. Bu insanların tarih olarak inandıkları şeydir. Bir dereceye kadar, evet, ama bu tam gerçek tarihin düzinelerce, yüzlerce, belki de binlerce katmanından sadece bir katmanı, bir veçhesidir.

 

Bu başlangıçta kavraması zor bir kavramdır ve benim size sadece bunu hissedin, dediğim yer burasıdır. Bazılarınız bunu gerçekten anlamaya başlıyor. Geçmiş düşündüğünüz şey değildi, asıl düşündüğünüz şey olmasından şüphelenin, ben şüphe derken geçmişten gelen şüpheleri kast ediyorum. Hiç de düşündüğünüz gibi değildi.

 

Sahip olduklarınız genellikle, aslında geçmişte uydurduğunuz düşünce ve veri noktalarının dizisidir. Siz bir biçimde bunları zihninizde depolandığını düşünürsünüz. Böyle bir tarihiniz var. Küçük filmleriniz, resimleriniz, anılarınız var, duygularınız var. Bunlar, burada- zihninizde depolu değiller. Orada öyle bir şey yok. Onlar nerede olabilirler? Zihninizdeki bazı sıvılardalar mı, bazı amino asitlerde, beyninizdeki başka diğer şeylerde mi ? Hayır, orada değiller. Orada hiçbir şey depolanmış değil.

 

Bütün anılar bir nevi bir bulutun içinde gibi, evet, verilerle uğraşan bilgisayar sisteminiz ile sizin anılarınızı buluta koymanız arasında net bir benzerlik var. ( Cloud sistemi gibi) Biliyorsunuz, bu veriler genellikle doğrudan doğruya bilgisayarınızda değiller, çünkü hepsi öykünme ile oluşuyor. (Sizin anı bulutunuzda) Tüm insan sürecini bir nevi kopyalıyorlar.

Evet, sizin bütün bu veri noktalarınız ve belleğiniz var. Onlar bir bulut gibi depolanmış, içerikleri mevcut. Ama bulut hiçbir yerde değil. Demek istediğim, siz dışarı çıkıp da onu göklerde arayamazsınız, tıpkı gezegenin ya da evrenin Akaşik kayıtları olmadığı gibi. O sadece öyledir. Oradadır.

 

Şimdi, anlatılanlar, diyelim ki tüm tarihiniz, şimdiye kadar yapmış ve deneyimlemiş olduğunuz her şey, bildiğiniz her şey, sahip olmuş olduğunuz her düşünce, bir yerde depolanmış değildir, ama oradadır. Neredeler? Sadece oradalar. Demek istediğim, sanki bulunamayacak yerdeler ve aranacak bir yer de yok. Biraz tuhaf gibi.

 

Yine de, bunların saptanabilmeleri için bazı elektromanyetik nitelikler vardır. Bunlar saptanabildiklerinde bu...  – şu sıralarda bunlarla ilgili bazı küçük araştırmalar var ve sürüyor ama çok da fazla değil – ancak üç ya da dört yıl içinde, bir kişinin yakınında yada etrafında benim düşünce ya da bellek yaprakları dediğim şeyleri saptayabilmeye başlayacaklar. Onlar, (bellekten) nasıl çekebileceğiniz ve çekebileceğiniz yer - olarak değerlendirmek- haricinde, gerçekten orada değiller. Bir nevi huninin bir kısmı iniyor gibi ve elektromanyetik niteliklere sahipler. Böylece, araştırmacılar, daha iyi açıklayacak sözcükler bulamayıp, sizin etrafınızda bir çeşit aura alanı olduğu sonucuna varacaklar. Orada tüm düşünce ve anılarınız depolanmış ve aslında bu doğru da değil, orası onların saptanabilir oldukları yer.

Konumuza dönelim. Sizin kim olduğunuzun gerçek hikayesi, kalbinizdedir. Ben tam burada olan (fiziksel) kalbinizi kast etmiyorum. Kalp derken neyi kast ettiğimi biliyorsunuz. O sizin hislerinizdedir. O, sizin bilişinizdedir. O, sizin gnost’unuzdadır. Peki, o nerededir? Evet, o sizin kafanızda değildir, o sizin fiziksel kalbinizde değildir. O tüm olduğunuzun bir parçasıdır ve bir yerde ya da zamanda ne de maddede var olması hiç gerekmez. Buna gereksinimi yoktur.

 

İnsan zihni, onun bir yerde var olduğunu düşünmeyi ister. Belirli bir yerde ve belirli zamanda olsun ister, ama öyle değildir. Buna gereksinimi yoktur ve bu güzelliktir. Bu özgürlüktür. Böyle bir tanıma gereksinimi yoktur.

 

Gerçek tarihiniz, kalbinizdedir. Yineliyorum, “kalp” sözcüğünü kullanırken bilişinizi, tutkunuzu, gerçek Özünüzü, ruhunuzu,-her ne derseniz- kast ediyorum. Onun olduğu yer orasıdır. Olmuş şeylerin hatırlanmasında değildir. Bu hatırlama, çok bozulmuş haldedir ve ben sizin o, – Aman Tanrım- anlarınızdaki “ Ben geçmişimin sadece bozulmuş bir versiyonunu görüyordum. Bu nedenle, hayatımın çoğunda beni sınırlayan şüpheler yarattım ve bunlar beni daha da fazla fiziksel hapishaneye koydu ve ben şimdi buradan çıkıyorum. Şimdi kendimi özgürleştiriyorum, idrakine gelirken Şambradan, sizden daha da fazla, fazla ilerleme bekleyemem.

 

Sizin gerçek tarihiniz kalbinizdedir. Siz şüphenin ötesine geçip “ Bildiğimi biliyorum” dediğiniz zaman, anladığınızdan şüphe etmeyi durdurmaya, verilerinizden şüpheyi durdurmaya başladığınız, içinizdeki iletişime güvenmeye başladığınız zaman…- geçmişinizle ve geleceğinizle iletişiminizde – bakın, hala iletişimlerinizde böyle bir güven yok, hala sözcükler bekliyorsunuz ve sonra sözcükler geldiğinde bile, onlardan şüphe duyuyorsunuz. Böylece bütün bunlar olurken, iletişim halihazırda orada iken siz, günün sonunda cehalet içinde yürüyorsunuz.

 

Siz zaten zamanı yarıp geçtiniz. Siz zaten veri temelli kişisel tarihinizi aşıp geçtiniz. Ancak, şüphe sizi bunu algılayabilmekten alıkoyuyor. Sahip olduğunuz şüphe, o orada yokmuş gibi davranıyor, - siz gürültüyü duymuyorsunuz bile. Arada bir-evet, arada bir siz gerçekten özellikle ümitsizken- bunu duyumsayabilir ve hissedebilirsiniz- Ama sonra, günlük rutininize, her günkü insan hayatınıza geri döndüğünüzde, onu görmezden gelirsiniz. Hepsi orada.

 

Tarihiniz, kim olduğunuza, olduğunuz o inanılmaz varlığa dair gerçek tarihiniz,- size gölgesini örten şüphe katili, canavarı olmaksızın-sizin gerçek tarihiniz verilerde değil, kalbinizdedir.

Bu bireysel olarak söylenebildiği gibi, insanlık için de söylenebilir. Bu, tarihinde neye dahil olduysa olursa olsun, her ne olursa olsun, ülkeniz için de söylenebilir. O, gerçekte verilerde değildir. Sizin için, bireysel olarak, kalbinizdedir ve bunu zaten biliyorsunuz. Ama bundan çok şiddetle şüphe duydunuz. Üstüne kapıları kapattınız. Biz bu kapıları açacağız ve zamanın kendisinin ötesine geçeceğiz. Bu, yaptığımız şeyde önemli olacak- şu sırada da çok önemli- . ve ileriye giderken de önemli olacak.

 

Ancak, burada olması gereken gerçek düzeyde kendinize güvenmenizdir. Sadece söz söyleme düzeyde değil, ama gerçek düzeyde.

 

4 – Sınırlardan Çıkmak

 

Sonra ki bölüm. Sınırlardan çıkmak.

 

LINDA: Dört numara, sınırlardan çıkmak mı?

 

ADAMUS: Sınırlardan çıkmak, dört numara olsun mu?

 

Sınırlardan çıkmak ile ne demek istiyorum ?

 

Evet, insanlar kutularda yaşıyorlar. Kelimenin birebir anlamıyla kutularda yaşıyorlar. Kutular onlara belli bir miktarda konfor sağlıyor. Duvarları belli. Tavanlar, yükseklik belli. Kutunun içindeki tüm parametreler tanımlanmış ve insanlar gün boyunca şikayet etseler bile muazzam düzeyde konfor var. Hayatlarından şikayet ediyorlar. Ama o zaman şu soruyu soruyorum : Hayatınızdan hoşlanmıyorsanız, neden değiştirmiyorsunuz? Eğer ondan hoşlanmıyorsanız, neden farklı bir şey yapmıyorsunuz ? Ben Şambraya da söylüyorum. Ben bunu söylediğimde eleştirildim ama sonrasında bu söylediğim şeyden dolayı aynı derecede sevildim de- eğer hayatınızda hoşlanmadığınız bir şey varsa, onun orada olması hala ondan bir zevk, bir deneyim, yeni bir anlayış, herhangi bir şey, hatta hak ettiğinizi düşündüğünüz bazı ıstıraplar sağlamanız yüzündendir.

 

Evet, insanlar kutularda yaşarlar. Onlar gezegenin ve kendi tarihlerinin limitli algısı içinde yaşarlar. Duvarlardan şikayet ederler. Hayatlarından şikayet ederler ve sonra her gün aynı şeyleri yapmaya devam ederler. Fakat bu pek de bir şey ifade etmez çünkü onlar suçu kendileri dışındaki her şeye atarlar. Suçu ebeveynlerine, kültüre, ya da topluma atarlar. Suçu azınlıkta olmalarına atarlar. Suçu anlaşılmadıklarına atarlar. Çoğunluğu suçlarlar. Kadın olmayı suçlarlar. Erkek olmayı suçlarlar. Her neyse onu suçlarlar- suçlama modası- ve bu onları kutuda tutar.

Kaç kişi bir an için “ Çok yorulduğum bu sınırların ötesine nasıl geçebilirim? Ötesine nasıl girişebilirim?” demek için durur? Sonra da bununla ilgili sadece düşünürler.

 

Bununla ilgili olarak belki gündüz düşü kurarlar ve takiben bu düşten çıktıklarında birisini yada başka bir şeyi suçlamaya devam ederler. Ya da eğer suçlamıyorlarsa en azından bir mazeret gösterirler “ Çocuklarım okulunu bitirinceye kadar bunu yapamam. Ötesine geçemem, çocuklarımın bana ihtiyacı var, eşimden boşanana kadar öteye geçemem çünkü eşim bunu anlamaz. Eşim avukatlara, mahkemeye benim tuhaf davranışlarımı anlatır. ” Bütün bu mazeretler ortaya konur. “ Bunu şimdi yapamam çünkü farklı bir iş arıyorum. ” yani ben bütün bunları işittim. Ben gerçekten, “ Mazeretler Kitabı– Gerçekte Olduğunuz Ben Olmamak İçin Bir Milyar İnsan Mazereti” isimli kitap yazmak istiyorum. Bunların hepsini işittim, bütün bu mazeretleri ve hiç biri aslında geçerli değil, hiçbiri, “ Bu yaşamda burada olmayı seçtim .” dışında hiçbiri geçerli değil. Tek mazeret bu. Nasıl baktığınıza bağlı olarak,“ Buraya gelmek için bayağı aptaldım ” ya da bayağı akıllıydım. Bununu haricinde insanlar kutularda yaşıyorlar, şimdi Şambraya gelelim. Şambranın hala kutuları var. Kutularını bir parça genişlettiler, biraz daha büyük hale getirdiler. Bu biraz daha büyük kutularına, birazcık daha bilinç kattılar. Ama kutu hala kutu. Hepiniz hakkında konuşmuyorum ama büyük bir kısmınız için böyle. Dışarı çıkmaktan, sınırları aşmaktan söz ediyorsunuz.

Kendinizin asi olduğunu düşünüyorsunuz, işin doğrusu gerçekte değilsiniz. Gerçekten asi değilsiniz. Sanki asi elbisesi giymişsiniz, asi gibi konuşuyorsunuz. Ama kutudaki bir asisiniz ve hala kutudasınız. Evet. Yani kutudan çıkana kadar, isyankar aktivitelerinizle pek fazla gurur duymayın. Kutudan çıktığınız zaman sizinle konuşabiliriz. O zaman sadece asilik elbisesi giymiş gibi olmazsınız ama kutudan çıktığınız için, ben size bir rozet, bir korsan rozeti veririm

 

Sizi bütünüyle küçümsemek niyetinde değilim ama kıçınıza bir tekme atmak niyetim var. (Linda soluğunu tutar). Bu kötü değil. Hayır, hayır. Bu yüzden, aslında, sanki kıçınıza tekme atar gibi …. …

 

LINDA: Sen fiziksel olarak kıça tekme mi diyorsun?

 

ADAMUS: Evet, evet. Burada, Kırmızı Çember Bağlantı Merkezinde kıç-tekmeleme günü yapsaydık, yüz dolara benden bir kıç tekmesi alırdınız, 150 dolara daha sert bir kıç tekmesi olurdu, 250 dolara bir kıça tekme ve de yüze bir şaplak olurdu, göründüğü kadar tuhaf değil, insanlar kapıda kuyruğa girerlerdi, cadde boyunca, blokların etrafında hatta belki de otobandan buraya kadar yol boyunca. Ama bizim burada bulunma nedenimiz bu, kıç tekmeleme. Yani, bu Kırmızı Çemberin bir nevi özü, kıç-tekmeleme, değil mi? Evet, arada sırada kıçınızın tekmelenmesini istemez misiniz?

 

LINDA: Hayır.

 

ADAMUS: Burada herkesin önünde değil mi?

 

LINDA: Hayır.

 

ADAMUS: Sen dinleyicileri temsil ediyorsun.

 

LINDA: Bugün değil.

 

ADAMUS: Bugün değil. Anladım, tamam. (Adamus kıkırdar). Hayır, aslında, bu harika bir fikir. Belki de bu yaz, daha fazla insan gelebildiğinde yine de bir kıç tekmeleme günü yaparız.

 

LINDA: Yaralanmalara karşı imzalı beyanlarını…….…

 

ADAMUS: İşte başlıyoruz. Suçu başka birinin üstüne at. İmzalı beyanlar almalıyız, avukatlarımız ve benzeri şeylerimiz de olmalı ve…..başlıyoruz.

 

LINDA: Evet, ve imzalı beyanlar

 

ADAMUS: İstersen.

 

LINDA: Okey.

 

ADAMUS: Ama aslında, bütün yapmaları gereken bir sözleşme imzalamak, “ Ben Adamus’tan bir kıç tekmesi istiyorum ve bunun için ödeme yapacağım” isimleri ve imzaları. Bu tam bir sözleşme ve imzalı beyan. Bu güzel bir hukuk akdi.

 

LINDA: İlginç.

 

ADAMUS: Evet. “ Ben Adamus tarafından kıçımın tekmelenmesini seçiyorum.” Sonrasında küçük bir rozet alacaksınız. Yani bir onur rozeti gibi. “ Kıçım Adamus tarafından tekmelendi.” Ekstra yüz dolar öderseniz, kıç tekmelemesi sırasında bir fotoğrafınız çekilir. Sanırım, bu harika bir fikir.

 

LINDA: Sen ne içiyorsun?

 

ADAMUS: Ben’le ilgisi yok- Kerry yaptı. Alışılmadık bir kokusu var, dünyasal tipte. Keskin bir kokusu var. Ne olduğunu bilmiyorum.

 

LINDA: Mary Jane ya da benzer bir şey mi? (Adamus kıkırdar; ‘Mary Jane yani marijuana’ mı?)

 

ADAMUS: Neyse, konuya dönelim. Kutudan çıkmak.

 

Gideceğimiz yerde kutudan çıkmış olmalıyız. Sadece çıkmayı düşünemeyiz yada daha büyük bir kutu yapamayız. Çıkmadaki zorluk, şüphenin sizi durdurmasıdır. Şüphe, “Delireceksin. “ der. O, “ Diğer insanlar ne diyecek? Bir çeşit metafizik cehennemde kaybolacaksın” diyecektir. Bu türde bir çok düşünce ortaya çıkacaktır. “ Eğer çıkarsan ve hiç bir zaman geriye dönemezsen, ne yaparsın? Eğer çıkarsan ve orada hiçbir şey yoksa ? Ya çıkarsan ve daha önce olduğundan da daha az hayatın olursa?” gibi, bütün bu sayısız çıkıştan şüphe etme soruları ortaya çıkar.

 

Ama, sevgili arkadaşlarım, sabrımı zorlasa da söylemek zorundayım, şimdi çıkmamız gerek. Çıkmak zorundayız. Bu kendinize mutlak güven anlamına gelir. Bana değil. Başkasına değil, ama kendinize mutlak güven. Sizler uzun zamandan beridir bu ana gelmekteydiniz ve sizler uzun zamandan beri bu andan kaçınmaktaydınız.

 

Oh, sonra soruyorsunuz, “ Biz, nereden çıkacağız?” Evet, zamandan. Kulağa hoş geliyor, ama siz tam uçurumun

kenarındayken, tam zamanın uçurumundan adım atarken, bu biraz da korkutucudur. Bu paraşütle atlamaya benzer. Uçağa binersiniz, paraşütünüzü takarsınız, bir gece barda arkadaşlarınızla içki içerken bayağı iyi bir fikir gibi gelmişti ancak birdenbire uçaktasınız, ve uçak kalkıyor ve siz sanki şu” Oh, bu ne saçmalık” anlarından birindesinizdir. Şimdi irtifa alınmış ve atlama zamanı gelmiştir ve etrafınıza bakarsınız. Herkes de size “ Hey, Sen ödlek misin nesin?” der gibi bakmaktadır. “ Ve korku sarar, ama yapmak zorunda olduğunuzu bilirsiniz. Yani, yapmak zorunda değilsinizdir ama yapsanız daha iyi olur, anlamında. İşte burası çizgiyi aşma noktasıdır. Bu zamandan çıkmaya çok benzer.

 

Çıkma aynı zamanda zihin kutusundan çıkmadır. Şimdi, hakikat bilinecek, zihin bir bakıma, gidilen yolları umursamaz. O, siz kutuda olmayı istediğiniz sürece, sizi kutuda tutacaktır ve sizinle o oyunu oynayacaktır. Şüphe oyununu oynayacaktır. Sınırlılık oyununu oynayacaktır. O size hizmet eden bir makinadır. Sizin gerçek olduğunuzu bildiği zaman, - sadece şikayet ederek, mızmızlanarak değil, sadece hayal edip, gündüz düşü kurarak değil ama gerçekten kutudan çıkmaya hazırsanız- sizinle iş birliği yapacaktır.

 

O, sizi kutuda tutan bir aletti, çünkü kutuda

kalmak istediniz. O bir aletti. Nerdeyse bir bakıma düşman haline geldi, çünkü sizi kutuda tuttu. Yerçekimsel bir güç vardır ve şüphe ile korku yada hayatta kalma ve benzeri ögeleri kullanır. Ama zihin, sizin gerçekten, gerçekten ondan çıkmaya hazır olduğunuzu bilirse, bilişe girmeye, diğer alemlere girmeye, öteye geçmeye, her ne derseniz oraya, boyutlar arası olmaya, gerçek Öz-ünüze gitmeye hazır olduğunuzu bilirse, zihin iş birliği yapacaktır. Ama bir an bile önce bunu yapmaz. Zihnin işleri ele almaya başlamasını beklemeyin. Yalnızca sizin uçaktan çıkma, adım atma anınızda düğmeyi açıp, gitmenize izin verecektir. O zamana kadar, siz son adımınızı atıncaya kadar, zihin sizi korumaya çabalayacak ve sizi kutuda tutmayı sürdürecektir.

 

Kutunun dışına çıkmanın, muhtemel en korkutucu kısmı, “deliriyor muyum “ olacaktır. Delirmeyi tanımlayın. Bana göre, delirme kutuda kalmaktır, kutuda olduğunuzu bilerek, her an çıkabileceğinizi bile bile, kutuda olmanın rahatlığı ile bu büyük oyunun içinde kalmak- şüphe oyunu dahil, kutuda kalmaktır.

 

Evet, ben size öteye gitmenin vaktinin geldiğini ve gerçekten bunu yapmamızı söylüyorum. Zamanın ötesine, fiziksel gerçekliğin sınırlarının ötesine- kaldı ki, bu sınırlar zaten yok, gerçek değil. Bu da oyunun bir parçası.

 

Şimdi başka biri onu daha önce yapsın diye beklememek ve ondan çıkmak zamanı. Bu bir çoğunuzun ileri sürdüğü diğer bir mazeret , “Pekala, ben başka bir Şambranın bunu yapmasını bekleyeceğim ve sonrasında hala var olup olmadıklarını göreceğim” diyorsunuz. Hayır, Şambra, şimdi. Şimdi. Bunun için çabanız gerekmiyor. Sadece izin vereceksiniz. Hiçbir özel alıştırma yapmanız, ilahi söylemeye yada benzerlerine ihtiyacınız yok. Sadece izin vereceksiniz. Bu sizi tuhaf hissettirecek. Başlarda çok, çok garip hissettirecek. Ama başlangıçtaki tuhaflık duygusunu yaşadıktan sonra, aslında onun ne kadar doğal olduğu hissiyle kendinizden geçip, üstesinden geleceksiniz.

 

Siz her şeyin bir nevi tuhaf, bozunmuş, kaotik, bozulmuş olduğu bu başlangıç koridorundan geçeceksiniz. Bu bir çeşit boyutlar arası kaos da yürümek gibi. Peki, bu kaos boyunca yaparsınız? Derin bir nefes alırsınız. Onunla savaşmazsınız. İzin verirsiniz. Ve kaos koridorundan sonra, aniden doğallığın kendinden geçirici hissini duyacaksınız.

 

Şimdi bazılarınız, “ Bu ölüm süreci ile benzer bir şey mi ?” Ölüm süreci bir biçimde buna benzer ama bunda ölmezsiniz. Ölüm sürecinde ise ölürsünüz. Ölüm süreci de aynı biçimde: Fiziksel gerçekliği bırakmanız ve doğal halinize geri dönmeniz üzerine, bir nevi bir karışıklık koridoru vardır ve akabinde Yakın Dünya Alemleri dediğimiz yerle karşılaşırsınız. Sonra, bunun ötesine geçer ve bir biçimde doğal halinizi hatırlamaya başlarsınız.

 

Biz çıkış moduna girdiğimiz zaman, doğrusal, lokal zihinsel gerçeklikten çıkma moduna girdiğimizde, bu tuhaf bir histir ancak sonrasında birdenbire kendinden geçirici bir doğallık hissi, doğal hale geri dönüş hissi gelir. Sonrasında, biraz önce geldiğiniz yere bakar ve “Bu tuhaftı. Bu gerçekten, gerçekten tuhaftı.” dersiniz. Siz, istediğiniz zaman bu tuhaf hale geri dönebilirsiniz ve işte benim -bundan böyle-demeyi sevdiğim durum budur, -insan, zihinsel ve doğrusal olmanın tuhaf hali. Siz, isterseniz doğal halinizde olursunuz, isterseniz istediğiniz zaman insan, zihinsel ve doğrusal olmanın tuhaf haline geri dönebilirsiniz ya da ayni anda her iki halde de olursunuz.

 

Şu sıralarda olanlar fenomen anlamında inanılmaz. Bazılarınız fark etti mi, bilmiyorum ama gezegende şu sıralarda olanlar inanılmaz. Ben burada bundan çok da fazla söz etmek istemiyorum, çünkü önümüzdeki ProGnost güncellemesinde bunun hakkında konuşacağım. Tuhaflık halinde yaşama yeteneğini, bu insan durumunu ve doğal durumunuza, gerçekte olduğunuz size, dönme yeteneğini ve aynı anda her ikisinde de bulunabilme yeteneğini konuşacağız. Bu bir ya o, ya bu değil. Siz her ikisini de aynı zamanda , ya da istediğiniz birini, ya da diğerini yapabilirsiniz.

 

Şimdi, gezegende fizikte ve kuantum bilgisayarlarda neler oluyor? Sizin yaptığınızın sonucunda, birebir olarak – burada genelleştirme yapmıyorum; Demek istediğim, tam olarak yaptığınızın sonucu olarak, bizim burada VE de yaptığımızın sonucu olarak- şimdi fizik de VE oluyor. Genelleme yapmıyorum. Kuantum bilgisayarlarda artık yapabileceklerini keşfediyorlar. – Ben bilgisayar konusunda öyle müthiş bilgili değilim, ben enerjiye bakıyorum ve sonra kelimelerle iletmeye gayret ediyorum.  – ama artık sadece bir ve sıfır olmadığını buluyorlar. Kuantum bilgisayarlarda siz her ikisine de sahip olabilirsiniz. VE’ de olabilirsiniz. Hali hazırda henüz hassas dedikleri aşamadalar ama onunla çalışmayı öğreniyorlar., sıfır/ bir/ VE – aynı zamanda. Siz sıfır olabilirsiniz, bir olabilirsiniz ya da VE olabilirsiniz. Bütün bu yapılanlar bilinci izliyor, ve gerçekten kuantum bilgisayarı denilen ve şimdiki bilgisayarlardan binlerce değilse bile yüzlerce, belki de on binlerce, milyonlarca kere daha işlevsel ve çok daha güvenli bilgisayarlar, bütünüyle yeni bir şey gelişiyor. Sizin, sadece iletişimi aktarmayı becermek -transmission- için birkaç farklı yol bulmanız gerek.

 

Benim sevgili arkadaşlarım, bir an için bakın, bizim yaptığımıza ve sonra ortaya çıkanın paralelliğine bir bakın. Eskiden olsa, 10, 20, 30 yıl sonra ortaya çıkardı. Şimdi ise yaptığımız bir, bilemediniz iki yıl sonra ortaya çıkıyor, şu sıralarda zaman aralığı çok azaldı. VE’ ye giriyorsunuz. Biz hapisten çıkıyoruz ama hala tuhaf insanlık hali içinde olabiliriz.

 

Buna derin bir nefes alalım.

 

Bu bizim içine girmek için can attığımız ya da “Bir yıl içinde orada olacağız” dediğimiz bir şey değil. Sizler şu sıralarda bunu yaşıyorsunuz. Ben, sadece sizin ne yaşadığınızı bildiriyorum.

 

5 – Şüphenin Zıttı

 

Listemizde sıradaki madde. Bu bir –çak !I hak ediyor, sanırım.

 

LINDA: Evet, efendim.

 

ADAMUS: Nihayetinde, şüphenin zıttı nedir? Sizler, şüphenin ne olduğunu iyi bilirsiniz. O yakın bir arkadaş. O, devamlı borç para, zaman ve enerji almaya gelen ve hiçbir zaman geri ödemeyen bir arkadaş. Bunun zıttı-bir sözcük var, heceleyeceğim, Linda.

 

LINDA: Okey.

 

ADAMUS: Bu sözcük t-r-é-s-o-r-t, trésort. Ve “e.” nin üzerinde inceltme işareti var. Trésort.

 

Biz, aynı terimi Keahak’da konuştuk, trésor, sondaki “t.” olmadan. Trésor Fransızca bir sözcük ve hazine anlamında, trésort ise trésor’un bir varyasyonu, ama sonunda “t” ile birlikte olunca “şüphesiz.” anlamına geliyor. Şüphesiz. Kendine kesin güvenmenin gerçek zenginliğini bulmak anlamına geliyor, koşulsuz güven. Kendine koşulsuz güvenmek ve doğal hale geri dönmek. Şu sıralarda insan zihninin idrakinin ötesinde zenginlikler var. Ben zenginlikler derken, altın ve gümüşten, yakutlardan ve elmaslardan söz etmiyorum, ama onlar da hoş tabii. Ben sizin Öz’ünüzün zenginliklerinden söz ediyorum, hala fiziksel düzeyde bedeninizdeyken, doğal halinize geri dönmenizden söz ediyorum. Trésort.

 

Kutunun ötesine geçerken, şüpheyle yüz yüze geldiğinizde- yineliyorum, daha büyük kutular inşa etmiyoruz, bunu yapıp, bitirdik; biz kutuyu patlatıp dışına çıkıyoruz. – ve siz bu kritik noktaya uçaktan atlamaya adım atmak gibi yaklaşıyorsunuz, uçurumun kenarına geldiğinizdeki kritik nokta, içinizde kaygı hissettiğiniz o kritik nokta ve o noktada derin bir nefes almanız gerekir. Sizi geri çekmeye ve size” Bunu yapma. Kutudan çıkma. Kutu çok hoş. Belki de kutuyu temizleriz. Belki de kutuyu güzelleştirmek, daha hoş yapmak için birkaç şey daha satın alırız. Belki de kutuyu boyarız, ama gitme. Gitme, gidersen başına berbat şeyler gelir.” demeye çabalar. İşte, o an derin bir nefes alarak hali hazırda içinizde bulunan enerji – trésort- ile iletişiminizi hissedeceğiniz andır. Bu kendinize güvenmenin zenginliğidir. “ Diğer insanlar ne der?” diye düşünüp, zihin oyunları oynamak değildir. Var olmanın dışına çıkıp çıkmayacağınızın merakı ve sair benzeri şeyler değildir.

 

Trésort sizin asanızdır. Trésort içinizdeki zenginliktir ve kendinize güven ile gelir.

 

Bu yolculuğunuzda bir sonraki adımda gideceğiniz yere gitmek üzereyken– zamanın ötesine, doğrusallığın ötesine, zihinsel verinin ötesine, tarihinizin hali hazırda belli yolunun ötesine- gideceğiniz, doğal halinize geri döneceğinizde, bu şüphelerle karşı karşıya kalırsınız, bu trésort’dur. Bir an için bunu hissedin.

 

Trésor, zenginlik için Fransızca bir sözcüktür. Trésort, kendine güvenmenin zenginliğidir.

 

Ona ihtiyacınız olacak. Onu isteyeceksiniz. Hayatınızda, o belirleyici ana geldiğinizi anlayacaksınız. Bildiğiniz gibi, kutunun ötesine gitme noktasına geliyorsunuz. Eğer içinde oynamayı seçerseniz, kutu hala orada olacaktır. Ancak, şimdi konumuz, o kutunun ötesine gitmek ve bunlarla karşı karşıya kalacaksınız.

 

İster şüphe tarafından tüketilmek, tecavüze uğramak ya da öldürülmek olsun, ister basitçe kendine güvenmek - trésort, -kendinize güvenerek kendinizin zenginliğine varmak olsun, hayatınızda bu deneyimler olacak. Bir an için bunu hissedin –trésort-, sahip olduğunuz tüm güveni. Bu noktada, bu güven artık zihinsel bir şey değildir. Hiçbir yerde yerleşik de değildir. O, özünüzde olandır. O, içsel güvendir. O, – Ben ona, içinizde ki doğruluk diyeceğim, - çünkü siz öyle olduğunu bilirsiniz. Sizler bu trésort noktasına geliyorsunuz ve tüm zenginlikler orada ve o kutuyu sonuna kadar patlatıverir ve siz dışarı çıkarsınız.

 

Başlangıçta garip hissedersiniz ama nihayet dışarıdasınızdır. Artık ne zamanla, ne tarihinizle ne de fiziksel bedeninizle tanımlanmazsınız. İşte burası da, bizim Özgür Enerji Bedeni ile gerçekten çalışmaya başlayabileceğimiz yerdir. Evet, Şambra sorup duruyor, “ Özgür Enerji Bedenini ne zaman yapacağız?” Kutudan çıktığınız zaman, çünkü aksi halde kendinizle bir oyun oynuyorsunuz. Kutudan çıkmadıkça, taklit ediyorsunuz, fiziksel bedeninizi inkar ediyorsunuz. Kutunun içinde bir oyun oynuyorsunuz ve nihayetinde o darmadağın olur. Ama biz trésort- ile ötesine geçtiğimizde kendinize mutlak güvenle ile- başkasına değil, bana bile değil, kendinize- bütün zenginlikleri görürsünüz.

 

Haydi trésort ‘a derin, güzel bir nefes alalım.

O, kendi içinizdeki güvendir. O, zihinden gelmek zorunda değildir. “Ben kendime güveniyorum. Ben kendime güveniyorum.” diye küçük oyunlar uydurmak gerekmez. Sadece kendinize güvenirsiniz. Bu kadardır.

 

Bir sürü laf kalabalığına ihtiyacınız yok. Bir sürü küçük klişelere ihtiyacınız yok. İyi-hissetme ifadelerine, bazılarınızın hala duvarlarında asılı olan optimist posterlere gereksinimiz yok. Onları yırtıp atın.

 

Trésort. İçinizdedir. Ne duvarda ki posterlere ne de mesaj etiketlerine gereksinimiz yok.

 

Kendinize güvenmek. Oh, bunun nasıl bir şey olduğunu biliyorsunuz. Bir şey yapmak, bir yere gitmek veya benzeri bir şey için, içinize bir ilham gelir, bir biliş gelir. Arkasından o şüphe, o katil gelir, o hırsız gelir ve onu sizden çalar. İşte o zaman asanızı elinize alırsınız ve trésort’u hissedersiniz. O, sadece sözle değildir, ama ruhunuzdan daimi olarak yayılan, ışıyan enerji iletişimidir. Trésort.

 

Şu sırada, geçmişiniz, geleceğiniz, ruhunuz hepsi birden Şimdi’ ye geliyor ve olan biten her şeyi destekliyor. Kutuda sadece bir küçük böcek var ve o şüphedir. Ama siz böceğe öylesine yakalanıyorsunuz ki, halbuki sadece minicik bir böcek. O zaman asanızı elinize alın – trésort.

 

Burada onu bir an için hissedin. Hissedin onu.

 

(duraklama)

 

6 –Yalnızlık

 

Listemizdeki diğer madde, bir sonraki konumuz, ele almamız gereken bir şey.

 

Evet, bütün bunları yaşıyorsunuz, biliyorum bunlar hem canlandırıcı hem de aynı zamanda zor şeyler. Ama şu sıralarda olan bir şey daha var. Bazılarınız son zamanlarda gerçekten bunu deneyimliyor. Bu zor bir öğe. Bu yalnızlık.

 

Yalnızlık. Yalnızlık da, çıkış sürecinin bir parçası. Yalnızlık, öteye gidişin bir parçası. Siz, yalnızlığı geçmişten bildiğinizi zannediyorsunuz ama yalnızlık birdenbire tamamen farklı bir şekilde hissediliyor. O, bir çağrılış. O, neredeyse kitle bilincinden, geçmişinizdeki bazı veçhelerden yerçekimsel bir çekiliş.

 

Atalarınızı, ailenizi salıverirken bir yalnızlık var. Kitle bilincini salarken yalnızlık var. Bazılarınız “Ben sadece yalnız olmak istiyorum.” diye konuştunuz- ve ben kesinlikle birçok hususta sizinle aynı fikirdeyim- Tek başına olmakla, muazzam bir yalnızlık hissi arasında fark var.

 

Olanların ana merkezinde özdeşleştiğiniz, kendinizle ilgili olarak aslında gerçekten bildiğiniz tek şey olan, insan benliğiniz dahi dönüşüyor, gidiyormuş gibi görünüyor- aslında gitmiyor sadece evriliyor- ve birdenbire böyle bir yalnızlık ortaya çıkıyor. Aile ve arkadaşların olmaması değil, kitle bilincinin bir parçası olarak hissetmemek değil, birdenbire kendi insan benliğiniz dahi gidiyor gibi görünüyor ve bunaltıcı bir yalnızlık duygusu oluyor.

 

Bu süregelen tüm sürecin bir parçası. Buna çok da fazla sinirlenmeyin. Geçecek. Bu daha önce kim olduğunuzdan, nerede olduğunuzdan, şimdi olduğunuza bir geçiş. Bu size bütünüyle bir yalnızlık hissettiriyor.

 

Bununla beraber bir de özlem var. Özlem. Belki de aile ve arkadaşlarınıza, eski sevgilinize geri dönmeye çabalamalısınız. Her ne varsa ona, sosyal gruplarınızın konforuna, aile birliğine geri dönmek. Oh, kafanızı sallıyorsunuz ve buna ”hayır” diyorsunuz.

 

Bildiğiniz gibi, bu – çoğunuz için- inattan ya da kızgınlıktan ötürü, terk etmek gibi değildi. Siz sadece artık bırakma zamanı geldiğini biliyordunuz. Siz, bir çok eski kalıpların ve zincirlerin kırılması gerektiğini biliyordunuz. Bu sadece sizin için değil, onlar içinde gerekliydi.

 

Bu, onlardan nefret ettiğiniz için terk ediyorsunuz gibi değildi. Kendiniz için olan bir şey nedeniyle, gitmek zorunda olduğunuzun bilişi vardı. Gerçekte aramaya çabaladığınızı gerçekten bulabilmek için, sürüden uzaklaşmak zorundaydınız. Siz onlardan uzaklaşmak zorundaydınız çünkü çok fazla gürültü, karmaşa, yargı ve çok fazla kutu vardı. Ve bunu yaptınız, ama yaptığınız zaman yaptığınız şeyin güzelliğini bilmiyordunuz ve şimdilerde yaptığınızla kendinizi özgürleştiriyorsunuz ama günün sonunda, onları da özgürleştiriyorsunuz.

 

Onlar bunu şu sırada gerçekten anlamıyorlar ya da bilmiyorlar ama nihayetinde siz zincirleri kırıyorsunuz, birkaç halka oradan, birkaç halka buradan olsa da, pek yakında domino etkisi gibi olacak. Zincirdeki bütün halkalar kopmaya başlayacak, önce atalarınızdan, sonra kendi geçmiş yaşamınızın soyağacından kopma ve sonra da kitle bilincine doğru gidecek. Ve özgür olmaya hazır olanlar, gerçekten özgür olmaya, basitçe prangalarından kurtulacaklar.

 

Konumuza geri dönersek, yalnızlık. Evet, öyle günler var ki, çok, çok yalnız hissedebilirsiniz ve siz kutunun ötesine gittiğinizde, orada bir tek siz varsınız gibi gelir. Bunun doğru olmadığını göreceksiniz ancak başlangıçta orada bir tek siz varmışsınız gibi gelecek. Belki de sadece sizin olduğunuz bir yalnız gerçeklikte kaybolduğunuzu düşüneceksiniz. Ama bildiğiniz, alıştığınız “siz”, insan siz bile orada olmayacak.

 

Bir noktada siz, kendi alanınızdasınız ve bunun bir tatmin ve neşe getireceğini düşünmüştünüz. Kendi egemenlik alanınızdasınız ve bunun bir kutlama nedeni olacağını düşünüyordunuz- ve birdenbire, bu derin yalnızlık hissi. Bu da geçecek. Bu sizin gerçekten egemenliğinize gelişinizdeki bütün sürecin bir parçası.

 

Sonra, asla, asla yalnız olmadığınızı anlayacaksınız. O zaman tüm veçhelerinizin şimdi fasetalar haline gelmiş güzelliğini anlayacaksınız. Bütün geçmiş yaşamlarınız ve tüm gelecek potansiyelleriniz ve bütün diğer ruhlu varlıklarla birlikte ama bütünüyle yeni bir düzeyde.

Bunlarla birlikte ,haydi derin bir nefes alalım.

 

Bu yalnızlık geldiği zaman, sizden onun içinde olmanızı istiyorum. Onu deneyimlemenizi ve onunla savaşmamanızı istiyorum. Ondan çıkış yolu bulma gayretinde olmayın, kendinizi yalnızlığın içine daldırın çünkü onun içinde hazineler var.

 

Haydi derin, güzel bir nefes alalım ve bunların hepsini bir merabh’a getirelim.

 

LINDA: (fısıldar ) Yedinci madde?

 

ADAMUS: Merabh.

 

LINDA: Ohh!

 

ADAMUS: Yedi, merabh.

 

LINDA: Yaşasın!

 

ADAMUS: Ne, bu bölüm değil ki?

 

7 – Rüya Toplantısı Merabh’ı

 

Müzik koyalım ve derin, güzel bir nefes alalım.

 

Bugün hayli çok şeyi ele aldık.

 

(müzik başlar)

 

Ama o kadar da uzun olmadı değil mi, uzun muydu? Konuşmalarımızda çok şeyi ele aldık ama sanki birkaç dakika gibi geliyor. Oh, bazılarınız günlerce gibi geldi, diyor.

 

Çok şeyler oluyor, şu sıralarda. Tempo çok, çok hızlı. İnanılmaz derecede hızlı. Ara sıra çılgınca. Sizin rüya hali dediğiniz durumlarda daha önce olmadığı kadar toplantı ve tartışmalar yapıyoruz.

 

Bazen sizler rüya hali toplantılarından birine katılmadan önce aylar geçerdi. Rüya hali, sadece farklı bir düzey, farklı bir boyut ve gerçeklik çevresi. Bazen aylarca ziyarete uğramazdınız ama son zamanlarda oldukça meşgulüz.

 

Çok hızlı gidiyor.

 

Geçen gece büyük bir toplantı oldu. O toplantıda tam 8.000 Şambra vardı. Şimdi çok yer kaplamadınız, kaygılanmayın. Ayrıca biz KOVID-olmayan boyuttayız, maske takmanız da istenmiyor. Hepimiz sadece ol-mak için toplandık. Konuşmacı ve konferansçı olarak uzun bir listemiz yoktu. Neden burada olduğunuzu hatırlamanız veya idrak etmeniz için sadece beraber olma zamanıydı, birlik olma ve yalnız olmadığınızı anlamak zamanıydı.

 

Oh, bu toplantılarda uzun konferanslar yok. Ara sıra ben konuşurum. Kuthumi’de oradaydı. Birkaç fıkra anlattı. O sanki benden önce ısınma hareketleri yaptırıyor. Bunu söylememden de hoşlanmıyor.

 

Bire bir olarak, bugün konuştuğumuz şeyleri konuştuk. Gereken buydu. Biz “İşte konuşmamız gereken şeyler. İşte insanların duymaları gereken yedi bölüm, yedi nokta. İşte enerjiler yoluyla gelmesi gereken şeyler.” dedik.

 

Sizler bütün bunları damıttınız. Ben daha da damıttım ve 50 sıra dışı noktayı yediye indirdim. Ama siz gerçekten iletilenleri hissedecek olursanız, binlerce ve binlerce düzey var. Konuştuğumuz yedi nokta ama binlerce enerji düzeyi.

 

Toplantıda çok fazla Şambra vardı ve doruk noktamız bu “Yol” dur, oldu. Yol boyunca çok ayrılan oldu. Grup olarak, bir çok, bir çok bakımdan sert bir yolculuktu ama bu tam olarak buraya gelme nedenimizdi konusunda, mutabık kaldık.

 

Bu toplantı, bir nevi Ayrılma Noktasıydı, ya yaptığımız şeyde ileri doğru, bir sonraki evreye devam etmek ya da boğazda her şeyi kıstırıp sönümlemek ve geri tutmak gibiydi. Şaudlar zaten söylenmiş olanların bir nevi tekrarlarıdır. Hiç bir şey gerçekte yeni değildir. Sadece sindirmek ve bizi kim tutar gibisinden daha fazla fırsat sunar.

 

8.000’ in üstünde Şambra ile yaptığımız rüya hali toplantısında sadece altı kişi daha hızlı ileri gitmek istemedi. Muhtemel ki şimdi izleyenleriniz içinde hiç biriniz bu altı kişiden biri değilsiniz. Diğer herkes “ Evet, bu –YOL- buraya bunun için geldik” dedi. Ara sıra bütün bunları içinizde taşımanız, bu kadar değişiklikten bu kadar hızlı geçmeniz çok zordu, ama aynı zamanda sizin tutkunuzdu.

 

Böylece, Adamus, bu rüya hali toplantısında bugün konuştuklarımızı bize anlat, onları özetle.” dediniz. Sen özetlerken, Cauldre kanallık yaparken, bizler rüya halinde ki toplantımızdan enerjilerimizi doğrudan doğruya buraya, Haziran 2021 Şauduna akıtacağız. Bizler enerjilerimizi hemen oradan buraya akıtacağız. Sen sözleri aktarırsın, Adamus. Bizler 8000 kuvvet olarak enerjilerimizi akıtıyor olacağız. Seçtiğimiz YOL budur. Bunun için buraya geldik. Şimdi kendimizi geride tutmayacağız. Kendimizi bastırmayacağız.” dediniz.

 

Bugün burada yaptığımız budur.

Bu Şauddaki enerjiler gelerek, uzun, uzun zaman canlı kalmayı sürdürecek. Burada durmayacak, bizim her Şaudumuzda, yaptığımız diğer her şeyde olduğu gibi, enerjiler gelişmeyi, açılmayı sürdürecek.

 

Sizler, neredeyse yıllar boyunca birlikte yaptığımız tüm kütüphaneyi, Tobias ile yaptıklarınız dahil, tüm içeriği hissedebilirsiniz. Hepsi şimdilerde bütünüyle canlı, yaşayan ve gelişen bir biçimdeler. Onlar bu kütüphanedeler. Onlar sanki bir kuluçka makinası gibi, gelişmeyi, büyümeyi sürdürüyorlar.

 

Evet, rüya hali toplantısında, 8.000 kuvvet olarak, “ Hayır, bizler kendimizi geri tutmayacağız. Bu YOL’ dur. “ dediniz. Ben, belli bir düzeyde kaygı, korku, şüphe hissedebiliyordum. Ben bunu hissedebiliyordum ve biliyorum sizlerde geçen birkaç gündür burada bunları hissettiniz.

“Biliyorsunuz, her ne olursa olsun, önemi yok, ben biliyorum ki, her şey daha önce hiç tasavvur etmediğiniz, edemeyeceğiniz bir şekilde ve daha da iyi bir biçimde ortaya çıkacak. Her ne ile karşılaşırsak karşılaşalım, her ne deneyimlersek deneyimleyelim, unutmayın ki tüm yaratımda her şey yolunda.”

 

Bununla beraber, birkaç gece önceki rüya hali toplantımızdan buraya gelen Ben Adamus.

 

Teşekkür ederim.

 

Çeviren: Nilgün Börükanlar