• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/groups/kirmizicember/
                                       BAĞIŞBAĞIŞ
        
    

Merlin Benim Dizisi Şaud: 5

Merlin Ben'im Dizisi

ŞAUD 5 – Geoffrey Hoppe kanallığı ile ADAMUS SAINT-GERMAIN tarafından 6 Şubat 2021 tarihinde Kırmızı Çembere sunulmuştur.




Ben O Ben-im, sihirli ve müziksever Adamus Saint-Germain.

Ah! Şauda başlarken ne kadar canlandırıcı bir müzik oldu. Ara esnasındaki müzikten söz ediyorum tabii ki, Şauda başlamamızdan önceki müzikten. Beste yapmayı severdim. Enstrümanları severdim. Şarkı söylemeyi severdim. Kadınları severdim. Sevdiğim çok şeyler vardı. Ben severdim, severdim, severdim- Sanırım bu ay bunu ifade etmek için uygun bir zaman- Ben müzik bestelemeyi ve icra etmeyi severdim. Bunu biliyorsunuz herhalde, değil mi, Linda?

LINDA: Oh, tabii ki!

ADAMUS: Evet.

LINDA: Evet, ne yapmayı sevmezdin ki?

ADAMUS: Ara verdiğimizde yayınlanan müzikten hoşlandınız mı?

LINDA: Doğrusu ben sevdim.

ADAMUS: Sen sevdin. Cauldre sevmedi. O da bir gün öğrenecek, bundan eminim. Müzik zevki, müzik duyusu bir yerde olgunlaşacak.

Ben beste yapmayı severdim ve yaptımda. Bugün hala bazıları bilinen 83 farklı senfonim vardi. Resim yapmayı severdim. İnsan yaşamı ile ilgili bir çok şeyi severdim, bir derin nefes alıp, kendi yolumdan çekildim. Evet. Hepinizi de böyle yapmaya cesaretlendiriyorum. Çekilin yolunuzdan.

 

Asanız

Daha fazla ilerlemeden önce– bugün konuşacağımız çok şey var, – herbirinizle bir şey yapmak istiyorum, bunu Kihak'da küçük ölçekte olsa da yaptık. İlerde Kihak'da daha da fazlasını yapacağız. Daha fazla ilerlemeden önce, bir asa hayal etmenizi istiyorum. Asa'nın ne olduğunu biliyormusunuz? Baston gibi bir şey ama illa da baston olarak kullanılması gerekmiyor. Merlin elinde asa taşırdı. Asanın tepesinde ekseriyetle bir top bulunur- cam, kristal hatta daha iyisi altından. Altını severim, bilirsiniz. Evet, altının ne inanılmaz özellikleri vardır. İçinde sukunet vardır; enerjetik olarak, çok güzel bir huzurluluk barındırır.

Evet, asanızı hayal edin, tepesinde bir kristal top olabilir, kristale ortasında bir nokta bulunan bir daire oyulmuş olsun ve buradan enerjiyi temsilen dört ışın çıkıyor. ( Çevirenin Notu : circumpoint= Ortadaki nokta, Jung psikolojisinde Özü temsil eder. Kadim bilgilerde ise bilinci, Kaynağı, Siz'i temsil eder. Ortadaki nokta Ben-im'i , Kaynağı ve çevredeki çember ise tüm yaşamları, bu yaşamlarda ruh ile yapılan genişlemeyi temsil eder.Tümü BİR ve BİR'de tüm olarak Tanrı prensibidir.) Bu iyi bir asa olurdu. Sapına gelince, ağaç olabilir, altın olabilir. Ben ağaçtan güzel bir asadan hoşlanırdım. Ağaç Dünya gezegenini çok güzel temsil eder. Çok güzel. Dönüşebilir bir şey. Ağacı şöminede ısınmak için kullanabilirsiniz. Mobilya yapımında kullanabilirsiniz, kendini tekrar tekrar yeniler.

Evet, bir asa hayal edin, neye benzemesini isteseniz öyle hayal edin, evet, o dönüşebilir. İsterseniz, her an, her gün değişebilir. Aynı kalmak zorunda olmasın ama bir asa hayal edin. Kihak'da konuştuk, daha da derinden konuşacağız. Siz bu Aend ( Ç.N: Bitiş ile VE zamanlarını ifade eden Aend 'i bu orijinal haliyle kullanacağım) zamanına girerken, realitenin dayanağı olarak düailitenin ötesine ilerlerken, belirsizlik, bilinemezlik, karışık zamanlar olduğunda, belirsizlik içinde telaş ettiğiniz hatta kaygı ve korku içeren karasız bir anda olduğunuzda, derin bir nefes alır ve asanızı çıkarırsınız.

Bu asa bildiğiniz, hatta bilmediğiniz herşeye girişin bir sembolüdür. Bu asa sizi eski mantık, düşünme ve duygu kalıplarının ötesine götürür. O sizi, kendiniz için tüm yanıtların olduğu tüm potansiyellerinize bakabileceğiniz kendi enerjilerinizin derinliğine taşır. Başkaları için değildir. Eğer başkaları gelir ve size, “Hey, Bill, şu asanı benim enerjim için kullanır mısın?” derse, yanıtınız kesinlikle hayır olacaktır. O, sizin içindir. Sizindir. Sizin  yanıtlarınız oradadır. Ne dünyanın ne de Bill’in yanıtları, başka hiç kimsenin yanıtları değil.

Belirsizlik zamanlarında, bazı şeylerin sizi aştığını hissettiğiniz zamanlarda, asanızı hayal edin. O bir sihirli değnek değildir. Asanızı kurbağalara doğru sallayarak, onları prenslere, kadınlara ya da erkeklere dönüştürmezsiniz. O bir asadır ve olduğunuz her şeyin ve tüm yanıtları görebileceğiniz kendi enerjinizin derinlerine sizi taşımanın bir hatırlatıcısıdır.

 

Adamus Saint-Germain

Bununla başladık ve bununla bititreceğiz ama, daha fazla ilerlemeden çok önemli bir şeyi ele almak istiyorum: Kendimi, Adamus'u (Linda güler).

Komikdi, değil mi, sevgili Linda?

LINDA: Oh, evet!

ADAMUS: Oh, evet. Okey.

LINDA: Mım hımm!

ADAMUS: Büyük önemi olan bir şey, ben.

Baktım da, nihayet benim müziğimi çaldınız. Verdiğimiz aralarda, kimbilir kaç yıldır müzik koyarız, sonunda biraz olsun benim güzel müziğimi koymayı seçtiniz?

LINDA: Çok hoştu.

ADAMUS: Müziğimi sosyal medyanızda oylamanız hoşuma giderdi, -sevgili Linda ve diğer hepiniz-, kimler sevdi, kimler daha fazla dinlemek ister, kimler Cauldre gibi onsuz da olabilir. Evet. Bu güzel müzik için ne düşünüyorsunuz? Yüreğinize dokunmadı mı?

LINDA: Güzeldi, klasik müzik.

ADAMUS: Bu Sevgililer Günü zamanında.

LINDA: Çarpıcıydı. Sevdim,ben.

ADAMUS: Teşekkür ederim.Teşekkür ederim. Linda bunu söylemek için …

LINDA: Ben gerçekten …

ADAMUS: … ekstra para aldı.

LINDA: Bunu demek istiyordum, biliyorsun.

ADAMUS: Teşekkür ederim. Evet, burada Sevgililer Gününü kutluyoruz ve benim müziğimi çalmak için ne kadar uygun bir zaman.

Birkaç yanlış şey fark ettim, ancak hepinizin önüne çıkana kadar -Heh-benim doğum tarihim- söz etmek, ortaya çıkarmak istemedim. Prodüksiyon ekibi, tekrar gösterebilir misiniz? Bu grafiği gösterdiğiniz de, korkunç bir yanlışlık olduğunu gördüm. Bunu düzeltmek için çalışıyorlar ama şunu söyleyeyim tarihler yanlış. Evet.

LINDA: Bende merak etmiştim.

ADAMUS: Evet, görünce ben de merak ettim, tabii. Ama önümde bunu yapacak bu kadar dinleyici varken bunu düzeltmek bana düşmez.1784'de ölmedim. Çok kişi ölmemi istediyse de!

LINDA: Oof!

ADAMUS: Oh, doğru ama. O zamanlarda ortadan kayboldum ama en az bir on yıl ya da daha fazlasında ölmemiştim.

LINDA: Oh.

ADAMUS: Evet, Ekranda gösterilen tarihten biraz daha sonra doğdum. Ama söylediğim gibi Tarih bilgisi doğru değildir, kesin doğru değildir. Tarih, sabittir, öncelikle bir kişi, bir yazar, bir araştırmacının neler olmuş olduğuna dair fikridir ve sıklıkla da verdikleri tarihler son derece yanlıştır. Tarihi gerçeklerle kendinizi yanlış yönlendirmeyin, çünkü bildiklerinizin çok ötesinde şeyler var. İkinci olarak bir itirazım var-büyük itirazım- ekranda göreceğiniz grafikde gösterilen ve aralarda ben olarak gösterilen imaja itirazım var.

LINDA: Sen bundan biraz daha çok erkeksi duruyorsun, değil mi?

ADAMUS: Teşekkür ederim sevgili Easa'lı Linda, sen hayran olunası bir varlıksın. Lütfen, grafiği tekrar gösterir misiniz?Tekrar, lütfen. Ben gerçekten, gerçekten soruyorum, bu ünlü, gizemli, çekici, duyarlı St. Germain'e benziyor mu ? Şüphesiz hayır.

Evet, görüyorsunuz, Tarih hatalar yapıyor.

LINDA: Oh.

ADAMUS: İşin gerçeği o benim iyi arkadaşlarımdan biriydi ama bazı acemi Tarihçiler onu ben olarak tanıttılar. Resme geri dönelim, lütfen (resim tekrar gelir). Gerçekten?! Gerçekten, ben mi?! (Linda kıkırdar) Bu beyefendi, benim arkadaşlarımdan biriydi ve bu fotoğrfata gösterildiğinden biraz daha iri yapılıydı. Kendisini olduğundan biraz daha iyi göstermesi için ressama ekstra para ödemişti. Bütün yüzü pürüz içindeydi ve çekici yakışıklı bir adam değildi. Ben bu değilim. Değilim. Hiçbir şekilde değilim.

Aslında ben yaşamımda hiç kendi resmimi yaptırtmadım. Yaptırmamak için çeşitli nedenlerim vardı. (Adamus içini çeker). Ben, beni resmetmek için görevlendirilecek ressamlardan daha iyi bir resssamdım. Evet, ciddi söylüyorum. Çok sayıda oto-portremi yaptım, yedi ya da sekiz oto-portre. Onlara ne oldu bilemiyorum. Belkide bir,ikisi bir yerlerde olabilir diye düşünüyorum. Birinin tozlu, küflü, böcek dolu kilerinde durup duruyordur, belki bir gün onu bulacaklar ve bu yakışıklı beyefendinin kim olduğunu anlamayacaklar.

LINDA: Boyama mıydı?

ADAMUS: Ben kendim boyadım.

LINDA: Oh.

ADAMUS: Oto-Portre. Evet.

LINDA: Yağlı boya mıydı, sulu boyamı?

ADAMUS: Orijinal Selfiydi, Linda.

ADAMUS: Evet, orijinal selfiydi, siz daha…

LINDA: Yağlı boya olarak?

ADAMUS: Evet, öyle, gerçekten öyle.

LINDA: Ohh.

ADAMUS: Yağlı boya, evet.

LINDA: Etkileyici.

ADAMUS: Oh, tam bir ressamdım. Aslında bir elimle bütün bir senfoniyi bestelerken, diğer elimle resim yapardım. Yapması çok kolay. Ben üstat bir ressam olarak…

LINDA: Neyin üstadı ? (Linda kıkırdar, Adamus duraklar.)



ADAMUS: Umarım, kamera bu yüzün güzel bir fotosunu alıyordur. (Adamus kıkırdar). Üstat bir besteci ve ressam olduğumu söylüyordum. (Linda gülmeyi sürdürür). Bu şov nereye doğru gidiyor? Zaten zar zor başladık.

Her neyse, soru St. Germain'in neye benzediğiydi ? İlk imaja dönelim.

LINDA: Okey.

ADAMUS: O benim aziz bir arkadaşımdı ama ben değilim. Ben böyle giyinebilirdim, yani…

LINDA: Mım hımm.

ADAMUS: … zaman zaman, ama ben değilim.Bu resim aslında çok iyi bildiğim bir başkasına benziyor – George Washington'a. Benzerlikleri görüyor musunuz? Bir ileri, bir geri yapar mısınız (ekibe söyler), görüyor musunuz? Eh, ve George Washington.

Ben, George Washington'u tanıyorum, çok çeşitli vesilelerle onunla karşılaştım. Çok zeki bir adam ve karısı Martha'nın

epeyce ilgi alanındaydım ama ben anlamamazlıktan geldim, aslında o da benim ilgi alanımdaydı ama sosyal mesafemizi koruduk, ne demek istediğimi biliyorsunuz, sadece … (Linda derinden iç çeker) Ne var, sevgili Linda? (Adamus kıkırdar) Bugün eğleneceli olmaya çalışıyorum.

LINDA: Okey.

ADAMUS: Kabul etmem lazım, son zamanlarda Kuthumi'den dersler alıyordum. Biliyorum benim tavrım zaman zaman oldukça incelikli oluyor ama cansız ve nüktesiz olarak değerlendirilebiliyor. Evet, son zamanlarda Kuthumi'den dersler alıyordum. Kuthumi, mizah derslerimizi bitirmemizin biraz vakit alacağını, bir de ayrıca sizden bazılarınıza da, deyim yerindeyse olan biteni dalgaya almayı öğreteceğini söylüyor. Çünkü bazılarınız her şeyi çok ciddiye alıyorsunuz. Gülmeyi öğrenmelisiniz. Ben gülmeyi öğreniyorum, bana gülünmesini de öğreniyorum.

LINDA: Oh.

ADAMUS: Evet, soru geliyor, (Adamus kıkırdar), Ben neye benziyordum? Ben neye benziyordum? Neye benzediğim konusunda bazı Yeni Çağ versiyonlarım var, onları gösterebilirmiyiz ? Tipik bir Yeni Çağ sanatçısı St. Germain'in neye benzediğini düşünüyor. ( Gösterilir ve resimle ilgili olarak) Çok kötü değil. Biraz İsa'yı andırıyor.

LINDA: Biraz.

ADAMUS: Evet. Hoş dikdörtgen bir yüz, güzel saçlar, elinde sihirli kaseyi tutuyor ve parlak görünüyor. Işıldadığımı söylüyorum yani. Benzerlikleri gördünüz mü? Şimdi Yeni Çağ

versiyonuma dönelim. (resim tekrar gösterilir). Bakın. Tekrar geri gelin. Görüyor musunuz?

LINDA: Ohh! (Gösterilen resim kaybolurken, Adamus'a)

ADAMUS: Ah. Çok benz- … şey, pekala biraz benziyor. Hayır, bu Yeni Çağ versiyonu ( İç çeker) çok da benzemiyor. Bu benim neye benzeyeyeceğime dair birinin kafasındaki kavramı gösteriyor. Hani bilirsiniz, büyük bir Yükselmiş Üstat'a, yakışıklı filan diğer yakıştırmalar yapılır. Bu da tam olarak  benzemiyor ama yine de hiç hoşlanmadığım George Washington 'dan daha iyice.

Evet, bir an için hayal gücünüzü kullanmanızı istiyorum. Hayal gücünüzü kullanın. Elinizdeki verilerin ötesine gidin. Bildiğiniz olguların, tarihin ötesine doğru gidin.

St. Germain şimdiki zamanda, evet, yanımızda olsaydı neye benzerdi? St. Germain şimdiki zamanda burada olsaydı neye benzerdi, belki biraz daha genç olarak? Haydi hayal edelim ve ekranda gösterelim.

(Resim gösterilir) Biraz daha bana benzer hale geldi. Güzel elbiseler. Kabul etmem gerekir. Saçlar benim her zaman kullandığımdan daha uzun.Gömlek biraz fazlasıyla düğmeleri açılmış, ama yaklaşıyoruz.

LINDA: Hımm.

ADAMUS: Sen öyle düşünmüyor musun, Linda?

LINDA: Mımm.

ADAMUS: Bu görünümü beğenmedin mi ?

LINDA: Beğendim, güzel.

ADAMUS: Aslında, Şambra şu anda hayal ediyor. Bu Şambranın kollektifi ve özellikle çok sayıda hanımefendiler şu sırada– heh! – gerçekten bunu hisssediyorum, kalplerinde hissediyorum, “ Adamus neye benzerdi?” diye hayal ediyor. Evet, işte bu. İşte bu.

Şimdi soru geliyor. Okey, ben şimdi burada Şambrayla beraber değilim, Dünya gezegeninin Bağlantı Merkezinde bulunan grupta değilim, peki Yükselmiş Üstatlar Klübünde nasıl görünüyorum? Geçirdiğim tipik bir günde arkadaşlarımla, yükselmiş dostlarımla takılırken nasıl görünüyorum?

Bir an için bunu hissedelim. Hissedin bunu.Hayal etmenize izin verin. Yükselmiş bir Üstadın nasıl görünmesi gerektiğine dair elinizdeki tüm verileri bir yana bırakın.

LINDA: Ohhh!

ADAMUS: Bu  ortaya çıktı, işte. Evet. (yeni gelen resme)

LINDA: Bebeğim.

ADAMUS: Oldukça yaklaşıyoruz. Bu oldukça yakın. İşin doğrusu, o kadar yakın ki, bazı telif konularımız ortaya çıkabilir.

LINDA: Vayy!

ADAMUS: Çünkü, bu– evet, bu…

LINDA: Tavus kuşu tüyleri tam olarak doğru!

ADAMUS: Oh, kesinlikle.

LINDA: Oh!

ADAMUS: Kesinlikle. Evet, evet.  – şu önceki resme dönersek – Aklıma gelmişken, ben her zaman tavuskuşu tüyleri takmam.

LINDA: Oh, takmazsın.

ADAMUS: Hayır takmam. İşin doğrusu nadiren takarım, çünkü, yani zavallı tavuskuşları. Onların tüylerini kopardığınızda gerçekten canları acıyor. Ama şimdi hayal gücünüz işliyor. Kollektif olarak yapıyorsunuz bunu ve bir sebeple bir çoğunuz beni etrafımda tavuskuşu tüyleri ile hayal ediyor. Neden olduğunu bilmiyorum. Bunun neyle ilgisi olabileceğini bilmiyorum.

Evet, derin bir nefes alalım ve şu sırada Cauldre kanallığı ile görünüşüm böyle, Guy Ballard 'ın St. Germain kanallığı yaptığı zamandakine göre daha iyi görünüyorum. (Linda kıkırdar) Guy Ballard hoş bir adam ama mühendis ve yani lanet olası giyinmeyi bilmiyor. Cauldre'de öyle (Adamus kıkırdar), ama ara sıra kombin yapması için ısrar ediyorum. Evet … (Linda surat asar) Oh,öğrenecek. Ağlayıp,zırlasa da olacak.

İşte, Cauldre vasıtasıyla böyle görünüyorum, ama beni mutlaka Yükselmiş Üstatlar Klübünde dolaşırken ki halimle hayal etmek isteseniz, o buna benziyor. Ah, evet.( Yeni bir resim gösterilir)

LINDA: Oof!

ADAMUS: Ah, evet. Her zaman şapka giymem, ama tamam. Bu kadar dikkat dağıtma yeter, bu bile bile yapılan…

LINDA: Çok kibirli.

ADAMUS: Evet, yani hayır, kibirli değil. Ben öyle demezdim …

LINDA: Tavus kuşu kibri!

ADAMUS: Şu resme geri dönelim. Bu kibirli değil. Cesur bir erkek resmi.

LINDA: Mımm.

ADAMUS: Bu kendinden eminlik.....,evet, özgüven.

Şimdi, biliyorum bazılarınız orada dır dır edip, kafanızı sallıyorsunuz ve bunlar da ne diye merak ediyorsunuz- keyif almaktan başka bir şey değil. Biraz mizah duygusu, lütfen? Ben nasıl mizah yapacağımı öğreniyorum! Kuthumi ve ben, bu günlerde mizah yapıp eğleniyoruz. Ben gevşemeyi ve biraz serbest bırakmayı öğreniyorum. Bazılarınız orada söylenip duruyorsunuz, “ Evet, ne oluyor– bunların hepsi erkek.” Evet, çünkü bugün bir erkek vasıtasıyla kanallık yapıyorum. Siz de, “ Kadın olduğun yaşamlarından ne haber?” diyorsunuz, değil mi?

LINDA: Facebook bu konuyla doluydu.

ADAMUS: Biliyorum. Okudum. Gördüm. (Linda kıkırdar). Peki, gelecek ay St. Germain’ın kadın olduğu yaşamlarını göreceğiz.

LINDA: Şüpheliyim.

ADAMUS: Ne demek istediğimi anlarsan Linda, yapacağız.

LINDA: Gerçekten mi?!

ADAMUS: Evet, kesinlikle. Yapmamız lazım. Biz bu yeni eşitlikçi toplumun içindeyiz. Sadece erkekleri göstermek çok yanlış olur.

LINDA: Nisan Şaud'undan söz ediyorsun, değil mi? Bir Nisan Şakası Şaud'undan?

ADAMUS: Oh, o gelecek Şaud değil. Nisan'a kadar bekleyebilirdik ama gerçekten yani, bu aptallık olmaz mı! (Bizde ki Bir Nisan şakası, onlarda Aptallar günü olarak ifadelendiği için,kelime oyunu ile şaka yapıyor) Evet, gelecek ay benim bazı resimlerimi…

LINDA: Ohh!

ADAMUS: … kadın olduğum geçmiş yaşamlarımın.

LINDA: İlginç.

ADAMUS: Ara sıra Yükselmiş Üstatlar Klübünde ben,“ uni (tek)” e girdiğimde- bir çeşit sekssiz ya da aslında tamamen seks, bütünüyle seks-.... Kadın olduğum zamanlarda nasıl göründüğümü…

LINDA: İlginç.

ADAMUS: … fotoğrafla göstereceğiz. Cauldre şu anda kaçıp gitmek istiyor ama ben memnunum, beni bilirsiniz.

Okey, bugün başladığımız bu ufak tefek saçmalığa (Linda duyulur şeklide soluk verir) derin bir nefes alalım.

LINDA: Güzel. Güzel.

ADAMUS: Eğlenceli değil miydi?

LINDA: Eğlenceli gibiydi.

ADAMUS: Evet, öyle gibi …

LINDA: Evet, evet.

ADAMUS: Eğlenceli gibi, okey.

LINDA: Evet, eğlenceli gibi.

Hepinize hatırlatacağım. Şimdiden sonraki yirmi, otuz yıl içinde insanlar önceki gibi Şaudlara gelmeyecekler, Şaudların hepsi cansız, sıkıcı , kuru olsaydı nasıl olurdu? Kim sıkıcıydı, biliyorsunuz değil mi? Metatron (Linda kıkırdar). Gerçekten sıkıcı. Hiç insan kişiliğinin duyarlılığı yok, çünkü o hiç bir zaman bedende bulunmadı.

LINDA: Mımm.

ADAMUS: Biliyorsunuz, sizler ve ben bedende bulunan tanrılarız ve yıllar sonra bu materyele dönüp bakacağız ve gerçekten dikkatimizi çekecek olan şeyler eğlendiğimiz zamanlar olacak. İzleyicilerle olduğumuz zamanlara... pek yakında buna döneceğiz. En harika zamanlarımız – maskaralıklar, eğlence, kutlamalar. Sıkıcı şeyleri hatırlamayacaksınız, birazdan bu eğlenceli kısmı tamamlayınca ona geleceğiz. Eğlenceli şeyleri hatırlayacaksınız. Bugün yaptığım gibi, şık giyindiğim zamanları...

LINDA: Ben, dee!

ADAMUS: Güzel görünüyorsun, her zaman ki gibi.

LINDA: Teşekkür ederim. Teşekkür ederim.

ADAMUS: Evet, her zaman ki gibi.

LINDA: Cauldre'nin senin için hazırlanıp, şıklaştığını görünce, “ Evet, benim de arkada kalmamam lazım!” dedim.

ADAMUS: Kesinlikle. Partileri hatırlayacaksınız. Gülmeleri hatırlayacaksınız, bazan da göz yaşlarını. Sıkıcı şeyleri hatırlamayacaksınız. Şambranın içinde belli bir grup var, Şaudların düz-doğrudan, kuru, mizahsız ve müziksiz olmasını istiyorlar ama bunun artık işlemeyeceğini size birazdan açıklayacağım. Ama işlemeyecek.

 

ProGnost 2021

Evet, devam etmeden önce biraz Prognost'tan konuşalım. Cauldre ile Linda'nın söz ettiği gibi, prognost'u üç hafta önce yaptık. Prognost hakkında söyleyeceğim tek şey, onun yaptığımız her şeye, tüm Şaudlara uygun olduğu, hepimiz olduğudur. Hepimiz.

Tobias bize kadim bir sözcük olan ve topluluk anlamına gelen“ Şaud,” sözcüğünü sundu. Bu toplantılara Şaud diyelim, çünkü onlar hepimiziz.” dedi. Bizim yaptığımız şeyle diğer grupların çoğunun yaptıkları arasında ki büyük fark şudur. Onlarda ekseriyetle bir kanal ya da konuşmacı, dinleyicilere konferans verir. Bilgi onlara verilir. Biz burada öyle yapmıyoruz. Biz Şaudu birlikte yapıyoruz. Tüm seslerimizi, tüm enerjilerimizi bir araya koyuyoruz ve bir takım en güzel ve en derin şeyleri ortaya çıkartıyoruz. Zaman zaman komik, zaman zaman dokunaklı, bazan da cehennem kadar sıkıcı (kıkırdarlar), ama bu biziz.

Tobias'dan, Kuthumi'den, benden duyduğunuz her şey sizsiniz, sizsiniz. Günü geldiğinde, Şambra sahnesinden ayrılacağım ve son olarak“ Ben O Ben-im” diyeceğim zaman … ( çok dramatik konuşur; Linda başını elleri arasına alır) Ağlıyor musun, dua mı ediyorsun, gülüyor musun?

LINDA: Hepsi. Hepsi birden.(Adamus kıkırdar). Bunu düşünmek istemiyorum. Bunu söyleyip durma.

ADAMUS: Bakın, Kuthumi bana mizahı öğretirken ben de ona tiyatral olmayı öğretiyorum.. Tiyatrallık! Bir noktada tiyatrallık ona ters geliyordu, çünkü samimi bulmuyordu. İnsanın samimi olmak için, gerçek iç karartıcı halinde olmak zorunda olması gerektiğini zannediyordu.

Evet, ona tiyatrallığı, hayatta ifadeyi öğretmek zorundaydım (tekrar tiyatral ve tutkuyla konuşarak). Bu kalbinizi aşırı derecede açarak, her düzeyde paylaşmak anlamında değil. Bazılarınız ara sıra lanet olası derecede sıkıcı oluyorsunuz ve ben sizin anka kuşu gibi -küllerinizden doğarak-yükselmenizi, içinizin tutkuyla, heyecan dolu olarak ,tiyatral olmanızı istiyorum.

Tiyatrallık, ruhun- insanın sesini karanlık ve sessizlik içinde kısıp (fısıldayarak) kendini hiçe saymak yerine,- genişleyen ve bütün halde şarkı söylemenin güzel dünyasında olmasını sağlar.

Öyleyse biraz rahatlayın. Buna ihtiyacınız olacak. Eğer bu gezegende kalmak istiyorsanız, bu çılgın yerde kalmak istiyorsanız buna ihtiyacınız olacak.

Ne diyordum, Linda? Çok çabuk unutuyorum. Kendimin dikkatini dağıtıyorum. Aslında sadece Linda'nın hatırlayıp hatırlamayacağını deniyordum.

LINDA: Evet, mizah duygumuz olması gerektiğinden söz ediyordun, evet ve ayrılmandan ve …

ADAMUS: Oh, evet, evet, evet, evet!

LINDA: … fiyuuu!

ADAMUS: Gidişim, evet. Evet, Şambra sahnesinden ayrılma günüm geldiği zaman ve ( büyük tutkuyla söyler) ve son olarak “Ben O Ben-İm (di) ” dediğimde ( kıkırdarlar). Eğleniyorum. (Adamus kıkırdamaya devam eder). Kuthumi de eğleniyor. Burada başkaları da var, size belki takdim ederim belki de etmem.

LINDA: Oops.

ADAMUS: Burada neler oluyor diye ürkmüş, şaşmışlar var. Ben onları bilerek davet ettim, çünkü bazen çok ciddi oluyorlar. Ama gittiğimde, gittiğimde, hepinizi Adamus'a çevireceğim. Hepiniz bir Adamus olacaksınız. Adamus, “a damn us,” -kelime oyunu yapar- “lanet olası biz “ (Adamus kıkırdar).

Haydi, hayatın güzelliğine, neşesine ve eğlencesine derin güzel bir nefes alalım. Kuthumi'ye söylemem lazım, bu sınıflarda kendime güzel bir dünya yaratıyorum. Bugün kendimi eğlendiriyorum.

ProGnost hepimizdir. Verilen bilgi benim kendimin oturup hazırladığı bir konferans değil. Ben gezegenin, her birinizin içine dokunuyorum, neler olup bittiğini hissediyorum ve sonra mesajı ortaya çıkarıyorum. Mesaj her birimizdir. O sizin için ısmarlanmış bir elbise gibidir. Çünkü o, sizsiniz. O sizsiniz.

Mesaj hepimize aitti. Prognost'ta konuştuklarım sadece benim hissettiklerim değildi. Sadece benim konuşma şansım olsaydı, sanattan, müzikten konuşurdum herhalde- hımmm, evet- O sizin sesinizdi. İşte önemli olan bu.

Biz insanlığın kederine girdik ve bu zordu. Benim için zordu. Cauldre için gerçekten çok zordu. Sevgili Linda için zordu. Hepiniz için zordu, çünkü orada hüzün vardı. Siz Şambra olarak bunu farkında olduğunuz için, bunu duymak da istediniz. Bilmediğinizi düşündüğünüz bir şeyi anlamak istiyordunuz. Aslında biliyorsunuz. Bu hüzünün ne olduğunu anlamak istediniz. Bir süredir “Bu ne?” diye soruyordunuz ve tabii Şambraya mahsus olan şeyi yaparak, kendinize dönüyor ve de kendinizi suçluyordunuz. Çünkü Gerçekleştirim'i yapmakta olan ya da Gerçekleştirimini yapmış bir Üstat olarak iyi bir iş yapamadığınızı düşünüyordunuz. Bu muaazzam hüzün hissiyle, yanlış bir şey olduğunu düşündünüz. Hayır! Siz, insanlığın çok da gerçek olan hüznünü hissediyordunuz.

Bakın, insanlık daha önce de bazı kederli zamanlardan geçti ama o kadar da bilinçli değillerdi. Neden bu kadar hüzünlü olduklarının bilincinde değillerdi, ama şu sıralarda genel olarak bilinçli üzüntü içindeler. En fazla bilinçli üzüntü, şu sıralarda kimlerde oluyor, biliyor musunuz? Yeni gelenlerde oluyor. Kırmızı Çembere gelenlerde, uyanışları başlayan çok kişi var ve bu kederin koca duvarına çarpıyorlar –gözyaşları, üzüntü – ve tanımlayamiyorlar. Ne diyorlar, biliyor musunuz? “ Bunun ne olduğunu bilemiyorum. Neden bu kadar hüzün içinde hissediyorum? Yanlış bir şey olmalı.” diyorlar ya da ruhsal rehberlerini suçluyorlar ve kimbilir daha neler diyorlar.

Evet, şu sıralarda tüm insanlığın üstünde koca bir bulut var, Bu bulut gezegene dragon tarafından getirildi. İyice bir durup düşünme zamanı geldi. Bakıp da, “ Biz ne yaptık?” deme zamanı. Yargı ile değil, suçlama ile değil ama “ Biz ne yaptık?” deme zamanı.

Biz ne yaptık”, çok yerinde bir soru. Evet, bunda hüzün var, ama bu sorunun doğasında, “ Biz ne yaptık?” demeye neden olması, sorgulama var. Bu soru, aynı zamanda bu hale neden ve nasıl geldiğimiz, buradan nereye gideceğimiz konularına ve ortadaki ıstıraba bakmamıza da neden oluyor. Ben bütün bunları bir tek başlıkta toplayıp, hepsine birden “ıstırap” kategorisi diyorum.

Gezegen ıstırap çekiyor. İnsanlar muazzam miktarda kendilerine ıstırap çektiriyor ve başkalarının ellerinde ıstirap çekiyor. Şu sıralarda, dünyada giderek daha da fazla insan bilinçlenirken ve daha fazla Gerçekleştirim yapmış Üstat park banklarında otururken, dönüp de bir soralım, “ Istırap, bizim ileri süreceğimiz bir şey mi? Istırap. Bize hizmet eden bir şey mi? Bu bizim enerjimiz. Bize hizmet etti mi ? İleriye dönük olarak ıstırabın bize hizmet etnesi gerek mi?”

Kendi soy ağacınızda, kendi geçmiş yaşamlarınızda izini sürerseniz, acının bolluğundan daha fazla bir şey bulamazsınız. Bu yaşamınıza da bakabilirsiniz. Geçen haftanın cehennemine de bakabilirsiniz ve çok fazlasıyla ıstırap olduğunu görürsünüz. Şu sıralarda, bu gezegenede artık ıstırap kavramının tümüyle değişmesinin zamanı. Gezegen yeterince acı çekti.Yeterince üzüntü oldu. İşte bu yüzden, Prognost'da İnsanlığın Gözyaşları'nı birlikte gündeme getirdik. Bunu yapmamız, mükemmel oldu.

Böylelikle, yeni gelenlere, “Istıraba bir göz atalım. Daha iyi bir yol var mı? Başka bir yol var mı?” demek, mükemmel oldu. Yanıt, evet var, eğer yanıtın ne olduğunu bilmiyorsanız sevgili Şambra, hemen elinize asanızı alın, çünkü asanız sizi enerjinize ve çözümlerinize götürecek. Evet, ıstıraptan farklı bir yol var .

Ancak, gezegende ıstırap mahkumları var. Onlar ıstırabın Tanrı'nın arzusu ve Tanrı'nın yolu olduğunu düşünüyorlar. Onlar ıstırap olmazsa insanlığın bin bir çeşit yolla yozlaşacağı hissindeler. İnsan doğasına inançları, güvenleri yok ve “İnsanlar öğrenene kadar acı çekmelidir.” diyorlar.- Kendilerinin bile bilmedikleri bir Tanrıdan- “ İnsanlar elleri ve dizleri üzerinde sürünmeli ve affedilmeyi dilemelidir” diyorlar.

Ama ıstırap ve bunun mirası olan hüzün bu gezegende sona ermeye başlıyor, çünkü bunun zamanı geldi. Oh, ama siz bu büyük değişimi görmeden önce, daha da fazla ıstırap ve daha fazla ıstırap çağrısı göreceksiniz. Ama değişiyor. Sizin şimdi bir şeyi anlamanızı istiyorum. ProGronost'ta biz ne yaptık, siz ProGnost'ta ne yaptınız? Istırabın üzerine spot ışığı tuttunuz ve, “Evet, bu da gitmeli.” dediniz. Gezegende ıstıraba yer yok. Şakalar ve mizaha çok yer var. Sevgiye çok yer var. Birisinin ışığını açıkça ve özgürce parlatmasına çok yer var ama ıstıraba yer var mı? Zamanı gelmişti ve biz de bu yüzden onunla ilgili konuştuk. İşte bizim Gerçekleştirim yapmış Üstatlar olarak bu gezegende yapacağımız büyük şeylerden biri, ıstırabın kalbinin derinliklerine doğru ışığımızı parlatmak olacak. Böylece ıstırap bilgelik haline gelebilir.

Haydi bununla derin bir nefes alalım. Bu gezegende ıstırap da yeter artık, üzüntü de yeter artık. Yeter.

Oraya nasıl ulaşırız ? Bu gerçekten sorun değil. Ama değişimin zamanı geldi. Bu belki de en büyük- buna görevleri demek istemiyorum- ama gezegende Gerçekleştirim yapmış Üstatlar olarak kalanların en büyük bilinçliliği. Istırap için savaşmayacağız. Basitçe kocaman harika bir ışığı üzerine ışıtacağız. Biz bu ışığı onun üzerine parlattığımızda, ışık onu ortaya çıkaracak. Işık onu ortaya çıkarınca, biraz kargaşaya neden olacak, birçok kargaşa ve kaos  – ama sonunda bilgeliğe dönüşecek.

Bununla derin güzel bir nefes alalım.

(duraklama)

Hımm. Evet, sevgili Linda, beni neyin kızdırdığını biliyorsun, Şambranın her zaman söylediği bir şey gerçekten beni kızdırıveriyor, bunun ne olduğunu biliyor musun?

LINDA: Ne?

ADAMUS: “ Bilmiyorum.”

LINDA: Ne demek istiyorsun ? Ne demek istiyorsun? “Bilmiyorum?”

ADAMUS: “Bilmiyorum.” Soruyu ben sordum, beni gerçekten kızdıran ne- Şambranın, bir çok Şambranın durmadan söylediği şeylerden biri – ve bu neydi?

LINDA: Ne demek istiyorsun? Niye soruyorsun? Eğer bilmiyorsan niye soruyorsun?

ADAMUS: Bilmiyorum. Bilmiyorum. (yüksek sesli uyarı sesleri ve sirenler duyulur ve Adamus kıkırdar).

LINDA: Neden?

ADAMUS: “Bilmiyorum!”

LINDA: Oh!

ADAMUS: Öyle değil, “ Bilmiyorum” Şambranın durmadan söylediği ve beni kızdıran şey.

LİNDA: Ahh!

ADAMUS:Çünkü, siz biliyorsunuz ve bütün Şaud'un esas konusu bu. (Adamus kıkırdar). Sesli uyarıyı yeniden duyabilir miyiz? İşte bu, “Bilmiyorum” dediğiniz zaman. (araba kornası çalar). Evet, bu da Hint versiyonu ( şimdi sesli uyarılar ve sirenler). Evet, başlıyoruz. Güzel. Güzel. (Adamus kıkırdar). Güzel. Bu yeterli. Yeterli. Burada keselim.

Bilmiyorum”. Bu belki de kendinize ya da kendiniz hakkında söyleyebileceğiniz en toksik şeylerden biridir.” Bilmiyorum.” Birdenbire, “ Ben bilmiyorum,” dediğinizde o etrafınızda bir bulut, bir perde meydana getirir ve bu da yanıtları , potansiyelleri, çözümleri bloke eder. Her şeyi bloke eder.

Bilmiyorum “ gayet olumlayıcı bir ifadedir. Bazılarınız onu çok iyi bir şekilde söylüyor. “Bilmiyorum. Bilmiyorum. Bilmiyorum” Çok güzel söylüyorsunuz. Biraz tiyatral olduğunuz tek zaman” Bilmiyorum” dediğiniz zaman!

Bu beni deliye döndürüyor, -sanki uzun tırnaklar kara tahtayı çiziyor gibi-cırrrr- tırnakların tahtayı boydan boya çizme sesini duyuyorum,- çünkü aslında biliyorsunuz. Siz sadece “ Bilmiyorum” oyunu oynuyorsunuz. Evet.

Bizim izleyicilerimiz vardı, şimdi izleyicimiz olarak Linda var. Tek izleyici üyemiz.

LINDA: Oh, nasıl bir baskı bu. Ugh!

ADAMUS:Bizim burada izleyicilerimiz vardı ve onlardan biri “Bilmiyorum” dediği zaman çok eğlenceli olurdu ve ben onu tuvalete göndermeyi severdim. Kendi başına tuvalette 10 dakika kalmak. Bazıları bunu gerçekten çok sevdi. Aslında kimleri bu konuda beni kaba ve cezalandırıcı buldu. Öyle değildi. Halbuki tuvalete göndermek, “Bilmiyorum” demenin çok, çok toksik olduğunu göstermek için yaptığım bir şeydi. Çünkü gayet de biliyorsunuz ve bu her gün kendinizle oynadığınız bir oyun.“ Bilmiyorum” 'a benzeyen tekrarlı ifadeler vardır. “Emin değilim” ya da “ Gerçekten bir karar vermek istemiyorum” veya” Bu benim portföyümde yok” gibi bir çok farklı görünen ifadeyle aynı kapıya çıkan söylemler.

Bilmiyorum”. Aslında gerçek şu ki, gayet biliyorsunuz ve şimdi artık” Bilmiyorum'ları” aşmanın zamanı. Buraya tekrar izleyicileri aldığımızda – ooh! ooh! ooh! – İzleyicili Şaudları bekliyorum, çünkü o burada onlar için özel bir “ Ben bilmiyorum sandalyesi” olacak.

LINDA: Ooh!

ADAMUS: Evet, size bir örnek vermek istiyorum, çünkü bu sadece canlı Şaudlarda olmayacak. Bu herhangi bir zamanda herhangi birinizi ”Bilmiyorum” ya da “Bilmiyorum” un herhangi bir benzerini söylerken yakaladığımda da olacak. Bunu sergilememiz için şimdi bir gönüllü çağıracağım. Evet, Gaelon, buraya gelebilir misin lütfen?

LINDA: Oh, gönüllün o mu?

ADAMUS: Evet, Cauldre yerine o oturacak buraya.

LINDA: Oh.

ADAMUS: Cauldre çok meşgul, burada oturup ses ve ışık denemeleri yapamaz. Evet, Gaelon buradaki büyük sandalye de oturmaya alışık. Gaelon Tinder, annesi, Jean Tinder, tabii ki. Lütfen, gel ve büyük sandalyeye otur. Evet. Maskeni çıkar. Ben KOVID kapmam, hayaletim ben (Adamus kıkırdar). Güzel. Güzel.

Evet, otur lütfen. Kendini hala tedirgin hissediyor musun?

GAELON: Evet.

ADAMUS: Buraya çıkacağını biliyor muydun?

GAELON: Hayır! (kıkırdar)

ADAMUS: Hayır. Tam bir sürpriz desene ?

Evet, şöyle, diyelim ki sen ve ben bir Şaud'da sohbet ediyoruz -yapacağız zaten- ve ben sana “ Gaelon hayatında bundan sonra olacak en büyük şey nedir?” gibi bir şey soruyorum ve sen bana …

GAELON: Bilmiyorum. (Linda soluğunu tutar).

ADAMUS: diyorsun ve ben, “ Nee??!!” diyorum. Ziller çalıyor … (duraklama) ziller çalıyor. Onlara daha fazla kahve vermemiz lazım. Kahve derken, Kerri!

KERRI: Oh!

ADAMUS: Ben kahvemi içmedim. Burada 45 dakikadır cır cır konuşuyorum ve hala kahve yok. Istıraptan konuşuyorum! Istırap çekiyorum çünkü basit şeyleri unutuyorlar, basit bir fincan kahve gibi bir şeyi. Siz onun hemen anlayacağını düşünüyorsunuz ama o hala orada masada oturuyor ve “Bilmiyorum, bilmiyorum.  kahve istediğini düşünemedim, Adamus. İsteseydin…” deyip duruyor. Hayır. Hissedin bunu.

Zihnin ve verilerinin ötesine gidin ve anlayın. “Oh, Adamus şu anda bir fincan kahveden hoşlanır . Nerede kalmıştık ?

GAELON: Bilmiyorum .

ADAMUS: Güzel (kıkırdarlar). Sen bunu söylediğin anda, ziller çalar… ( bir an için sakin bir müzik çalar) Bu ne biçim zil çalması?! Ziller … ( araba kornası çalar) … evet, okey … (alarm zilleri çalar). Bu… güzel. Ziller çalar ve sonra Linda ve ben bakarken … (çeşitli sesli uyarılar devam etmektedir ) Kimin… ne oluyor burada?

LINDA: Burada asanı eline almalısın, herhalde.

ADAMUS: Neyimi?

LINDA: Asa.

ADAMUS: O benim asam. Hayır. Bu sadece oyunun bir parçası (fısıldar).

LINDA: (fısıldar) Okey.

ADAMUS: Okey, Gaelon bunu bilmiyordu ama. Ardından ben şoke oluyorum, çünkü birisi” Bilmiyorum” dedi. Birisi “Bilmiyorum” dediği zaman, ben birdenbire o kişinin etrafında, onun tüm potansiyellerini bloke eden o perdeyi görebiliyorum. Bunu dediğiniz anda siz, “Bilmiyorum” ülkesindesiniz. Küçük bir baloncuğun içinde gibisiniz. Etrafınızda olanı gerçekten göremiyorsunuz. “Evet,bilmiyorum. Ve birdenbire siz  Bilmiyorum’ dasınız. İnanılmaz sezgisel bir varlıktan, bir “Bilmiyorum” varlığına dönüyorsunuz. Linda şimdi başka bir şey yapacak. Başla, Linda.

LINDA: Oh! Oh! Zamanı zamanı…

ADAMUS: Linda, burada ne yapman bekleniyor, biliyormusun?

LINDA: Lanet olası, hayır! (kıkırdar)

ADAMUS: “ Bilmiyorum.” yok. (kıkırdarlar) Linda, Cauldre'nin tasarladığı ve annen Jean Tinder'in hazırlayıp, diktiği bu güzel kreasyon ile ortaya çıkacak ve sen bu “Daha iyisini biliyorum” şapkasını takacaksın. Bu “ Daha iyisini biliyorum” şapkasının bir fotosunu alalım. (Linda alkışlar) Güzel bir yakın çekim. Güzel. Başını biraz daha çevirirsen, kamera daha iyi alabilir yada görebilir. Okey, “Daha iyisini biliyorum.”

LINDA: Oldu işte.

ADAMUS: Teşekkür ederim. Teşekkür ederim, teşekkür ederim. “Daha iyisini biliyorum” un çok anlamları var. Herşeyden önce, “Daha iyisini biliyorum” un hem bir çok şey biliyorum hem de “Bilmiyorum” demekten daha iyisini biliyorum, anlamları var. Bu şapkalardan çok sayıda almalıyız hatta aslında biraz da yaptırmalıyız. Bunu listeye koyalım- birisi listeye alsın- Bu konudan kim sorumlu olacak ? “Bilmiyorum” (alaycı bir sesle). Birisi listeye alsın. Böyle bir sürü hazır yapılmış, dikilmiş, süslenmiş şapka alalım ve onların dağıtımını yapalım. Sanırım daha iyi …

LINDA: Adamus, bu şapkaları kim ister ki?!

ADAMUS: Bilmiyorum.

LINDA: Ceza var. – oh!! (Linda güler).

ADAMUS: Bilerek yaptım. (Ziller uyarılar çalar ve Adamus kıkırdar).

LINDA: (gülmeye devam eder) İşte böyle! ( Linda şapkayı Adamus'un kafasına koyar ve sesli uyarılar ve ziller sürerken gülmeye devam eder.)

ADAMUS: Ben bilerek yaptım, Linda. Biliyorsun bunu! Teşekkür ederim, Gaelon, yeni” Bilmiyorum” şapkası için modellik ettiğin, poz verdiğin için teşekkür ederim.

GAELON: Zevkle yaptım.

ADAMUS: Yani bu biraz şapşalca bir şapka gibi görünüyor. Acaba, siperi olsaydı biraz daha büyücü şapkasına benzer miydi. Sanırım, Jean başta öyle olmasını önermişti. Kahve için teşekkürler, Kerri. Teşekkürler.

KERRI: Ne demek!

ADAMUS: ( Linda kahvesini getirirken,-başka bir şeyden- bir yudum alır). Ahh! Ooh!

LINDA: Haydi bakalım.

ADAMUS: Bu kahve değil. Bu…

KERRI: Ben yapmadım onu!

LINDA: O kombuça çayı.

ADAMUS:Sanırım bu … kombuça (Adamus kıkırdar).Ben üzüm sidiği sandım.

Evet, her neyse, sevgili Şambra, “Bilmiyorum, Bilmiyorum.”

Artık bunu duymak istemiyorum, çünkü biliyorsunuz. İşin doğrusu her şeyi biliyorsunuz. Sadece bildiğinizi bilmiyorsunuz.

 

Sevgi

Şimdi bunları bir araya getirelim. Bu bizim Sevgililer Günü Şaud'umuz. Bütün bu kalpleri görüyormusunuz? Kendinize bir sorun, bütün bu güller ve kalpler neden bugün buradalar? “ Bilmiyorum.” (dersiniz) Çünkü, Sevgililer Gününe yakınız, sekiz gün sonra Sevgililer Günü. O yüzden oradalar.

Sevgililer Günü, St. Valentin'in bir mağdur olmasına rağmen, aşkın kutlamasıdır. Anladınız mı? O acı çekti ve bir biçimde acısı aşkın kutlamasına dönüştü. Bu gerçekten tuhaf. Neden böyle olduğunu merak ediyorum?

Linda'nin“ Bilmiyorum.” demesini, bekliyorsunuz. Gel buraya Linda, ısırmayacağım seni.

LINDA: Bu dinime aykırı, diyemem bunu.

ADAMUS: Okey. Pekala, artık “Bilmiyorum” demeyecek. Bu güzel, öğreniyor.

St. Valentine şehit olmuştu, sanırım M.S 269 yılı civarıydı, ama yine de bu durum aşk kutlamasına dönüştü. Bu nasıl oldu, bilmiyorum ancak böylelikle bizim Sevgililer Günümüz şimdilerde aşk ile ilgili oldu. Şimdi insanların aşk eylemlerinin, ohh, genç aşıkların, çiçekler vermenin zamanı. Bunları sana veriyorum, Linda, çünkü seni seviyorum. Bunlar Şaud'dan sonra...

LINDA: Oh,teşekkür ederim.

ADAMUS: … senin olabilir.

LINDA: Ne kadar düşüncelisin.

ADAMUS: Aşk. Aşk nedir ? Aşk nedir? “Bilmiyorum’“ (dalga geçerek, kıkırdarlar) Bunu kaç kere duyduğumu bilemezsiniz. Burada ben de birazcık olsun süren bir sorun varsa, yani bir biçimde aşka tepki gösteriyorsam, bunun nedeni hepinizden bunu çok kereler duymuş olmamdır.

Geceleri beni çağırdığınız da, benim gelip, sizi ziyaret ettiğimdeki sohbetlerimizde, bana bütün bu soruları soruyorsunuz ve benim malum yanıtımı biliyorsunuz değil mi?” Senin yanıtın ne?” ” Ne düşünüyorsun? ”

Bilmiyorum. Bu yüzden seni çağırdım.” Bu nedenle seni çağırdım.” diyorsunuz.

Ama ben size yanıt vermeyeceğim. Size yanıtların sizde olduğunu hatırlatacağım. Fakat, siz “Bilmiyorum! Hiçbir fikrim yok, bilmiyorum” dediğiniz anda, benim yapacağım geri çekilmek oluyor. Sizin bu “Bilmiyorum'larınızın” şüphe yağmurunda kalmanıza izin vermem gerekiyor. Yapabileceğim bir şey yok. Size yanıtınızı veremem ve siz” Bilmiyorum” da ısrar ediyorsunuz. Böylece biz biraz öylece oturuyoruz, bir süre aptal şeylerden konuşuyoruz, çünkü gerçekten konuya giremiyoruz. Bu” Bilmiyorum'lar” gelişiminizin bu noktasında Üstatlığınızın bu aşamasında, gerçekten toksik. Onlar zehirliler.

Evet, Aşk konusuna dönelim. Aşk nedir?

Aşk nedir? O bir histir. Aşk bir duyudur. Birebir olarak o bir duyudur. O şimdi meleksi bir duyudur. İnsanlar onu yaratana kadar, hiç bir yerde yoktu, bilinmiyordu. Sonra, tüm meleklerin nihayetinde onu deneyimlemesi için, aşk yeni bir duyu olarak ortaya çıktı. Peki, nedir aşk?

Aşkı diğer 200.000+ duyu ile birlikte, resmi bir duyu haline getirmek için toplantı yaptık ve aşkı resmi bir duyu haline getirdik; biz böyle bir toplantı yaptık ve toplantıda biri” Aşkın meleksi duyulardan biri olmasını öneriyorum” dedi.

Çok fazla tartışma ve mırıldanmalar oldu ve sonunda salonun diğer ucundan biri “Pekala, aşk nedir? Aşk nedir?” dedi ve tüm salon sessizleşti. Herkes öylece kaldı çünkü bakın, meleksi varlıklar hiç bir zaman aşkı duyumsamamışlardı ve aşk hakkında hiç bir şey bilmiyorlardı.

Sonra, “ Bir insan çağıralım. Toplantımıza bir insan getirelim, aşkı deneyimlemiş bir insanı getirelim ve aşkı tanımlamasını isteyelim, böylece aşkın yeni bir resmi duyu, meleksi bir duyu olup olamayacağını oylayabiliriz ” dediler. Sonra gidip bir insan getirdiler. Onu öldürdüler. Yani onu buraya kadar getirebilmek için öldürdüler, ama nihayetinde bunun önemi yoktu. Salona insanı getirdiler ve sordular, “Hey, Kazanova, aşk nedir?”

Kazanova bir an için düşündü, o da tiyatraldı, ve “Aşk. Siz onu deneyimleyinceye kadar, size onun ne olduğunu anlatamam. Ben aşkı 5,000 kez den fazla kez deneyimledim, ama size aşkı anlatamam. Aşk bedenin erotik duyguları ya da duyusal hisleri değil. Onlar aşk değil. Onlar aşka tepkidirler. Peki, aşk nedir? Aşk nedir? Onu hiç deneyimlememiş birine, açıklamak çok zor ama size aşkın, sizin şimdiye kadar ki duyularınızdan çok daha büyük bir şey olduğunu söyleyebilirim. Ama aşkı deneyimlemek için Dünyaya gitmeniz gerek ve bunu yaptığınızda, bir kere kalbinizi aşka açtığınızda, bir kere kalbiniz aşka yenildiğinde, ancak o noktadan sonra bütün duyuların en büyüğü olan aşktan konuşabiliriz.” dedi.

Salon boyunca meleksi yüzlerde “Bu ne lanet olası bir şey anlattı? Nee?!” bakışı vardı. Ama bir biçimde oylama yapıldı ve tabii ben, hepsini oylama için cesaretlendirdim. “Gerçekten güvenin bana. Bir gün siz de Dünyaya ineceksiniz, insan formu alacaksınız ve bu aşk denen şeyi deneyimleyeceksiniz. Ama , Kazanova gibi, size onun hakkında bir şey anlatamam. Onu tanımlayamam. Tasvir edemem. Ama Dünyadaki kayalardan, sulardan daha da gerçek diyebilirim. Gökyüzünde uçan kuşlardan daha gerçektir. Ateşlerin alıp götürdüğü.....” dedim. Kendimi bayağı kaptırdım anlatmaya, ama biraz tiyatral oluyorum.

Aşk çok çok gerçektir. Aşk sorulduğunda, insanlar çoğunlukla sadece şöyle yaparlar, “Aşk, hımm” Sevdiklerinizin göğsünde ki, bu ister annenizin,ister kız arkadaşınızın göğsünde olsun fark etmez, sevilme hissiniz. Bu his hakkındadır aşk...(Adamus kıkırdar) Kerri, yeminle kahveme bir şey koymuşsun, kahve içmeye başlamadan önce böyle değildim.

KERRI: Koydum.

LINDA: Devam et. İlginçti.

ADAMUS: Evet, aşk. Konuya dönersek, aşk. Evet. Aşk nedir? Aşkı duyunca, siz genellikle aşk yaşadığınız eski günlerin duygularına dönersiniz. Ah, aşkın büyüklüğü,ya da şimdilerde yaşadığınız aşkların hissi. Ama onu tanımlamaya çalışın, sanki onu rencide ediyormuşsunuz gibi olur. Onu tanımlamaya çalışmak sanki şişenin içine hapsetmek gibi olur. Aşk kalpten gelir.

Peki, Linda neden acaba aşk kalple ilişkilidir?

LINDA: Çünkü, beyinde değil.

ADAMUS: Bu güzel bir yanıt. Ben onun,”Bilmiyorum” diyeceğini düşündüm. İyi, öğreniyor.

Aşk beyinde değil. Aslında çok zeki bir yanıt. Kafadan gelmiyor. Kalpten geliyor ve kalp aşk hissettiğinizde, evet, aşkı hissettiğiniz yerinizdir, aşık olunca bunu kalbinizde hissedersiniz, değil mi? Bazılarınız gut'da hisseder, ama gerçekten beyninizde hissetmezsiniz, değil mi? Kalptedir. Orası hayatın ritminin duyulduğu yerdir, varlığınızın başka hiç bir yerinde bunu duyamazsınız. Kalbinizin atması, o yaşam ve deneyim arzusu. Kalp arzuyu yaratmaz ama bu arzuya hayatın ritmi ile yaşamakla yanıt verir. Kalp bunun içindir.

Konuya dönelim. Aşk duyusal bir his ve meleksi varlıklar oyladılar ve “ Tamam, biz Aşk'ı yeni duyulardan biri olarak kabul edeceğiz. Neden olduğunu bilmiyoruz ama insanların hepsi aşka tutkun görünüyorlar. Evet, öyleyse, haydi yapalım.” dediler.

Aşk bir duyudur. Duyunun aşkla ilgili verisi yoktur. Bilgi yoktur. İşte bu yüzden aşkı düşündüğünüzde, içinizi his kaplar. Erkek arkadaşınız hakkında 28 yıl önce öğrendiğiniz bilgiler, kaç kere öpüştüğünüz ya da birlikte kaç burger yediğiniz aklınıza gelmez. Eğer o sadece bir veriler silsilesi ise aşk mağlup olur. Aşk bir histir.

O duyudur. O çok daha ötededir, onu tanımlayabilme de zihni kullanmanın çok ötesindedir. Tüm hayat da böyle olmalıdır.

İnsanın karar Vermesi

Tarih genellikle doğru olmayan veriler dizisidir. Benim resmim örneğin, bir arkadaşımın resmi. Tarih doğru olmayan bir çok veri noktaları dizisidir. Ama yine de günümüzde dünya bu veri noktaları üzerinden yürütülüyor, görünüyor. Çünkü bu zihnin düşünme biçimidir. Yazmak için küçük bir şeyin var mı, Linda?

LINDA: Tabii,.

ADAMUS: Oh, güzel. Ondan beyazla - yazmasını– huh! – tahtaya…

LINDA: Oh, canım.

ADAMUS: (chuckling) … bir kaç şey yazmasını istedim. Ondan yazmasını isteyeceğim- Kuthumi karışıyor. Burada Linda'dan tahtaya bir kaç noktayı yazmasını isteyeceğim.Evet, işte insan zihninin düşünme biçimi. Veri, veri, veri.....duygu....

LINDA: Vay, vay, vay.

ADAMUS: … karar.

LINDA: Ben bunu geriye doğru yaptım. (Adamus kıkırdar).

ADAMUS: Veri, veri, veri, duygu, karar. Kalıp budur, - bu sadece üç veri noktanız var anlamında değil- bir duyguya götüren bir dizi veri noktalarınız var, anlamına geliyor. Tüm insan kararları duygulara dayanır. Duygu, kararın ana noktasıdır ve sonunda bir karar verirsiniz, ama siz gerçekten entelektüel olduğunuzu ya da bir çok şeyi süreçten geçirdiğinizi söylersiniz ama hepsi duygulara dayanır. Bu hususta geçmişte bana meydan okuyanlar oldu, ama kaybettiler, çünkü nihayetinde her insan kararı duygulara dayanır.

Evet, veri toplarsınız, bir çok veri toplarsınız ve bu zihin iş başında demektir. Zihinde yanlış bir şey yok, ama zihnin çalışma biçimi budur, o veri toplar. Toplanan bu veri, gerçek duyular, duyumsallık ya da duyusal hislerden anlamayan, duyguya dayalı zihin tarafından değerlendirilir ve bir karar verilir. Verilen karar, şunu demeliyim ki, gerçek duyuların tüm yararları olmaksızın karanlıkta ya da en azından grilik içinde verilir.

Bunu daha önce de konuştuk, evet, ama şimdi yapmamızın vakti. Geçmişte bu konuyu,- şimdi yapacağımız şey için- bir nevi başlangıç, giriş gibi konuşmuştuk. Şimdi ise süper duyusal yaşama gireceğiz. Bir dakika için, geri dönüp, tekrar edelim. Veri, veri, duygu, karar.

Bir an için bunu hissedin. Derin güzel bir nefes alın ve ve benimle birlikte hayal edin. Bir odaya girdiğinizi hayal edin. Oda tamamen karanlık. Zifiri karanlık. Odanın kapısını açmadan önce, oda hakkında hiç bir şey bilmiyorsunuz, içeri giriyorsunuz ve arkanızdan kapıyı kapatıyorsunuz.Tamamen karanlık. Orada hiç bir şey yok. Birdenbire, zihin, sınırlı fizik duyumları ile veri araştırmaya başlıyor” Yer soğuk mu?” Taştan mı yoksa halıyla mı kaplı?” Veri, veri, veri.

Sonra kapkaranlık odada sesleniyorsunuz. Hiçbir şey göremiyorsunuz. Zifiri karanlık odada yankı yapsın ve odanın büyüklüğünü tespit etmenize yardım etsin diye sesleniyorsunuz. Çünkü oda hakkında hiç bir şey bilmiyorsunuz, ölçüleri, yüksekliği, mobilyaları, hiç bir şey. İki metre daha yürüyebilir ve timsahlarla dolu derin bir çukura düşebilirsiniz. Veri toplamaya başlıyorsunuz. Biraz ıslık çalıyorsunuz ve karar vermenize yardımcı olması için karanlıktan biraz ışık çıkacağını umarak gözlerinizi ayarlamaya çalışıyorsunuz.

Veri,veri,veri, şu anda burada veri topluyorsunuz. Sonra neredeyse hiç verinin olmadığı bir noktaya geliyorsunuz. Bütün bildiğiniz bir yerde yürüdüğünüz, bir şeyin sesi emdiği, böylece yankı olmadığı, ancak bunun yine de odanın boyutunu veya doğasını belirlemenize yardımcı olmadığı. Henüz bir şeye rastlamadınız, bu yüzden mobilya, duvar veya başka bir şey olup olmadığını bile bilmiyorsunuz. Veriler, veriler, veriler, veriler.
Bu sırada duygusal bir karar veriyorsunuz, "Tehlikedeyim." Heh! Zihin bu şekilde çalışır, "Tehlikedeyim". Bu duygusal bir tepkidir - "Tehlikedeyim" - ve belki tehlikedesiniz, belki de değilsiniz, ancak veri noktaları duyguların karar vermesine böyle yardımcı olur.
Ve şimdi karar verme zamanı, çünkü duygular, "Tehlike, burada potansiyel büyük tehlike var.” dedi. Karar verdiniz “Bu yerde olmamalısın, deli gibi kaç ". Girdiğin kapıyı bulmaya çalış. İnşallah kapıdan çok uzaklaşmamışsınızdır. Gerçekte ise, o kapıdan neredeyse hiç uzaklaşmamışsınızdır çünkü topladığınız verilerle vermiş olduğunuz duygusal kararınızda, siz daha ileri gitmekten korkuyordunuz.
Peki ya bu oda sizin tanrısallığınızı içeriyorsa? Daha önce böyle bir deneyimi olmadığı için  zihniniz tanrısallığı kavrayamaz. Zihniniz onu nasıl arayacağını bilmez. Herhangi bir tanrısallığı teşhis edebilmek için, veri noktalarını nasıl kullanacağını bilmez. Ya bu oda tanrısallığınızla doluysa, ama siz ne çıkabileceğinden korktuğunuz için, kapıyı bulabileceğinizi umarak kaçmaya karar verdiyseniz?
Bu, tipik bir insan düşünme şeklidir. Elbette basitleştirdim ve sadeleştirdim ve bazıları bunu çok basitleştirdiğime itiraz edecek, ama hayır basitleştirmedim aslında zihin böyle işliyor. 

Ekranda görüyorsunuz. Veri, veri, veri,duygu, karar. Hayatınızı, her gününüzü bu şekilde geçiriyorsunuz. Karanlık odalarla karşılaştığınızda (- karanlık oda=hayatınızda karşınıza çıkan yeni bir şeyin metaforu-) genellikle kaçmaya ya da en azından geri çekilmeye karar veriyorsunuz. Sık sık yaptığınız bir başka karar ise, bir yandan -mümkün olduğu kadar çabuk kaçabilmek için- kapının kolunu tutarak, “ Daha fazla veri toplayalım. Burada biraz duralım ve bir şey oluyor mu bakalım ,” şeklinde oluyor. Şimdi bunun ötesine gitmek zamanı.

Bu oda bir çok fırsatları temsil ediyor, sizin tanrısallığınızı temsil ediyor, sizin enerjinizi ve tüm potansiyellerinizi temsil ediyor; siz bu odadasınız ve duruyorsunuz. Şu takıntılı veri toplama işini bırakın ve gerçekten bildiğinize dair bir hatırlatıcı olarak, -bir silah ya da yanıt gibi değil- elinize asanızı alın. Gerçekten biliyorsunuz.

Tam burada bir dursak ve siz karanlık odada belki de yüzlerce veri noktası toplamış halde ve duygusal tepkiniz olan korkuyla, belki de henüz bir karar vermemiş durumda olurdunuz ve ben gelip de size “Evet, ne yapacaksın” deseydim, siz de bana “ Bilmiyorum” derdiniz. Ben de size gerçekten sert bir şaplak atardım, gerçekten sert . Kıçınıza bir de tekme ile yere atardım sizi ve siz de zeminin ne kadar da sert olduğunu anlardınız. Bu da size bir başka veri noktası olurdu. “ Artık, sık sık yere düşme.” Bunun üstüne sizi bir de duvara doğru fırlatırdım ve siz de duvarın da ne kadar sert olduğunu anlardınız. Yani… eh, şaka yapıyorum! Hımm, belki de pek de şaka değil.

Bu noktada “Bilmiyorum” demeyin. Karanlık odadasınız, ne olduğu ile ilgili hiç bir fikriniz yok. O kadar korku içindesiniz ki, altınıza işemişsiniz. Ben gelip size” Şimdi ne yapacaksın” dediğimde, siz “ Daha kötü bir şey yapmadan önce asamı elime alacağım.” diyorsunuz. (Adamaus kıkırdar) “ Asamı elime alacağım ve o bana yol gösterecek” diyorsunuz. İşte böylece zihninizden çıktınız. Düşünmeyi bıraktınız, duygularınızın farkındasınız ve duygulara boğulmuyorsunuz. Nihayet,veri, veri, veriye dayalı bir insan kararı vermiyorsunuz.

Elinizde asanız ve şimdi asanızın sizi yeni potansiyellere, kendi enerjinize taşımasına izin veriyorsunuz. Siz potansiyellerinize açıldığınızda, -yanıt- bildiğiniz şekliyle” Yanıt” orada değil; tüm yanıtlar, tüm potansiyeller, orada; siz anında en az direnç düzeyinde, en az ıstırap düzeyinde ama en büyük tatmin düzeyinde, en çok duyusal hissedeceğiniz düzeyde olan potansiyeli cezbediyorsunuz.

Sorgulamayın. Oraya doğru otomatik olarak yönlendirileceksiniz. Bunu hiç sorgulamayın. Hiç,hiç, hiç sorgulamayın.Ne gezegen, ne anneniz, ne başka kimse ne de köpeğiniz için sorgulamayın. Bu sizin potansiyeliniz. Sorgulamayın, çünkü o zaman zihin iş başında olur. Bu zihnin ucuzluğu. Bu sorgulama için ne yer ne de zaman var. Bu muazzam güven ister – aslında istemez. Heh!  Hayır, gerçekte istemez. Bu da bir yanlış anlama, “Oh, muazzam güven.” Hepsi sizin potansiyelleriniz, hepsi sizin enerjiniz. Hepsi sizin yanıtlarınız. Ruhsal rehberlere ait değil.Oh, oh, oh! Bunların hiç biri değil, bu sizin tüm potansiyellerinizin gelmesi, getirilmesi için kendinize izin vermeniz- bilinciniz.

Siz sadece bir hatırlatıcı olan asanızı elinize aldığınızda; onu elinizde tutarken, o sizi geçmişte katman, katman yerleştirdiğiniz zehirli “ Bilmiyorum” larınızdan geçirecek ve onların perdesini kaldıracak ve size yanıtı getirecek. Evet, öyleyse çenenizi kapatın. Kapayın çenenizi. Bunu söylememin nedeni; insan zihninde dalgalanma, takıntı ve sorular sorma, kaygılanma, korkma ve “Pekala, en iyisi, daha fazla veri toplayalım , daha fazla araştıralım ve çözmeye çalışalım.

Sonra da, masaya oturmamız ve tuhaflıkları, neyin iyi neyin olduğunu dengeye koymamız gerek. Değerlendirmemiz gerek........... “ demek eğilimi var.…” Kapayın Çenenizi!  Kendi enerjinizdesiniz ve enerji asla ve asla size karşı çalışmaz. Enerji asla  size karşı çalışmaz.

Sonra da, siz bu karanlık, bu hiçlik içindesinizdir. Evet, hemen ardından zihniniz atlar gelir ve “Bu neeee? Bu koca bir karanlık uçurum ve ben bu uçurum canavarı tarafından yutulacağım.” der. Tam o sırada, siz “veri, veri, veri, duygular” kalıbını aşarsanız, birdenbire sadece tüm biliş vardır. Siz “ Ding! Ben bunu hep biliyordum! Ding! Neden zihnin bütün bu” veri, veri, veri, duygu” şeylerinin etrafında dönüp durdum?” dersiniz.

Siz bunu düşündüğünüz, bu soruyu sorduğunuz anda kendi enerjinizdesinizdir.Yanıt gelir,“Çünkü, yolun bu olduğunu düşündün, böyle istedin.” Sonra kendi kendinize düşünürsünüz “ Acaba, bir de bunun ötesine gitseydim nasıl olurdu” ve yanıt hemen oradadır, bilişiniz.“ Evet, kesinlikle budalacaydı.” Yani, kendi enerjiniz sizinle konuşuyor. Bazen sizinle böyle konuşur. “Evet, geri dönmemiz gerek.”

Bırakın bunları. Bunun hakkında düşünmeyi bırakın. Kaygılanmayı bırakın. Buradasınız. Alın elinize asanızı. O sizi doğrudan tam da tüm potansiyelleriniz olan kendi enerjinizin ortasına taşır ve , size en büyük sevinçle, en fazla hizmet etmek isteyen potansiyel, hemen farkına varacağınız potansiyeldir. Nihayetinde bütün diğer potansiyelleri fark edeceksiniz ama “Çok da ilgilenmiyorum, çünkü bunlar ıstıraplı. Çok zaman istiyor. Bunlar...- bunların ne halt olduğunu bilmiyorum, - Ama , hayır. Ben bu neşe, kolaylık içinde ve artık ıstırapsız olanını istiyorum” dersiniz. Artık daha fazla ıstırap olmasın.

Haydi, derin bir nefes alalım,Şambra. Evet, bugün eğleniyorum.

Bu eski yöntemle çalışalı, arada sırada karar vermek ve çoğunlukla” bilmiyorum” lu “veri, veri, veri,duygu” doğrusal yöntemle çalışalı çok uzun zaman oldu. Bildiğiniz gibi, bazen bu soruları soruyorsunuz, “ Ne yapmalıyım? Nereye taşınmalıyım? Bir sevgili bulsam mı? Ben kimim? Ne kadar yaşayacağım? Sağlığıma özen göstermek için neye gerek var?” Sonra, veri noktaları toplamaya başlıyorsunuz. Internete giriyorsunuz. Bakıyorsunuz. Araştırıyorsunuz. Bırakın bunu! Araştırmanın kötü olduğunun söylemiyorum, hayatta ki büyük sorularınız için, bir sonra nereye gideceğiniz, ne yapacağınız, fiziksel bir konunun üstesinden nasıl geleceğiniz, hayatınızda zenginliğe nasıl izin vereceğiniz, gibi tüm şeyler için, şu“ veri,veri, veri, duygular” ' silsilesini bırakın. Çünkü, görüyorsunuz, büyük ölçüde duyguya dayalı kararlar alıyorsunuz ve bu duygular da genellikle korku, yoksunluk yada ıstırap temellidir.

Aynı şeyi, aynı ıstırapla tekrar etmeyi sürdürdükçe, her zaman aynı sonucu almanıza şaşmamak lazım. Bunun ötesine gidelim. Asanızı elinize alın ve bırakın asanız sizi tüm yanıtların olduğu, en fazla sevinçli yanıtların,en büyük lutuflu yanıtların, size tartişmasız aşikar, çok net gözükeceği,kendi enerjinize taşısın. Bu yanıt size” Evet, bunu ya da diğerini seçeceğim” diye gelmeyecek. O çok aşikar olacak ve kocaman bir biliş gibi bir tokat atacak.

Güzel derin bir nefes alalım.

Yolumuzu değiştirmenin zamanı geldi, yanıtları alma şeklinizi “siz” değiştirdiğiniz zaman, hayatınızda gerçek, gerçek kararlar alırsınız. Tüm potansiyellere açılmamızın zamanı geldi ve onlar oradalar. Bu da,asanızı elinize alıp, çenenizi kapatmak ve zihin saplantılarını durdurmak kadar basit.  Bu sizi doğrudan enerjinize taşıyacaktır. Birkaç dakika, birkaç değerli an sessiz olduğunuzda, az önce girdiğiniz o büyük karanlık odada belki de hayatınızdaki bir sorunun sembolü olarak yanıtınızı göreceksiniz, sadece bir an sessiz kalırsanız, veri noktaları toplama gayretini bırakırsanız, duygusal kararlara varmazsanız, yanıt orada olacaktır. 

Zaten Biliyorsunuz – Merabh

ADAMUS: “ Bilmiyorum” yerine -gayet- biliyorsunuz.( Linda şapkayı uzatır) ve herkesten daha iyi biliyorsunuz. Bakın, şapkayı takmıyorum. (Adamus kıkırdar ) Cauldre'nin cılız telli saçlarını bozmak istemiyorum. ( Adamus güler) Püff!

LINDA: Oof!

ADAMUS: Püff! Kuthumi bana mizah öğretiyor.

LINDA: Oof!

ADAMUS: Evet,mizahta henüz mükemmel değilim. Evet, değilim.

Daha iyisini biliyorum. “ Blmiyorum” demekten daha iyisini biliyorum.

Bilmiyorum” toksiktir.

Ben benim için neyin iyi olduğunu herkesten daha iyi biliyorum.

Ben sadece veri noktaları toplayıp, onlara dayalı bir karar vermeye çabalamaktan daha iyisini biliyorum. Veri noktaları ilginçtir ve bazı durumlarda iyidir. Ama işin içine hayatımızın girdiği yerde iyi değildir. Veri noktaları bulaşık makinasının nasıl çalışacağını anlamak konusunda iyidir. Veri noktaları bulaşık makinanınızı çalıştırmak içindir. Bazılarınız bunu hala çözemediniz. Önemli değil, anlayacaksınız.

Veri noktalarının hayatı yürütmesi niyet edilmemiştir. Bakın, hayat şu sıralarda öyle gidiyor. Giderek daha fazla veri noktası var.

Bilgisayarlar. Her nanosaniyede trilyonlarca, çok fazla veri noktaları. Ama veri noktaları hayatı yürütmez. Veri noktaları kalbi açmaz, sevgi ve tamamlanmışlık getirmez.

Veri noktaları- bir dizi veri noktası- sağlıklı kararlar aldırmaz. Çünkü,hayatınız, egemenliğiniz ve mutluluğunuz hakkında kararlar almak için bir dizi veri noktasını kullanırsanız, bu veri noktaları sadece daha fazla veri noktası ister ve bu veri noktalarıda daha da fazla veri noktaları ister ve siz asla kendi enerjinize gelemezsiniz.

Güzel derin bir nefes alalım.

Bu asanızı elinizde tutmanız kadar basit- o sizindir; O sizin hatırlatıcınız- bırakın asanız o karanlık odayı aydınlatsın.

Bu karanlık odada, karanlık odanın neye benzediğine ve nelerden oluştuğuna karar verebilmek için, karanlığın içinde araştırarak, yeterli veri noktası toplamaya çalışarak bir yaşam geçirebilirsiniz. Bundan sonra bile tıpkı Tarihin doğru olmayışı gibi, o kararınız da gerçekten doğru olmayacaktır. Kararınız, bir dizi veri noktasından oluşmaktadır. Onda biraz gerçeklik olsa da, evet, gerçekte doğru olmayacaktır.

Kendi hakkınızda ki algınız da bir çok veri noktasına dayanır. Siz ona geçmişiniz dersiniz ve o, sizin gerçekte olduğunuz değildir. Geçmişiniz de gerçek potansiyelinizin çok daha azı olan duygusal kararlar temellidir.

Siz daha iyisini biliyorsunuz. Bütün yanıtlar orada.

Haydi bunu yapalım.Gerçeği anlamanın geleneksel yolu ile geleneksel biçimde seçim yapmayı ve karar vermeyi aşalım.

Asanızı elinize alın ve bırakın o sizi potansiyelleriniz alanına götürsün. Bu alanlar, güzel, güzel potansiyel alanları tıpkı bir çeşit çilek tarlaları gibi, sürüp gidiyor, devam ediyor.

Bir tek meyva tanesi, kalbinizin tutkusu olan tek bir meyva tanesi öne çıkacak ve o tüm diğerlerinin ötesinde ve üstünde çok net olacak. Bu kadar düşünmeyi bırakın. “Bilmiyorum” demeyi bırakın. .

Düaliteden çıkmak için veri noktaları toplamayın. İşlemeyecek.

Veri, veri, veri, duygu, karar” işlemez.

Orada, içine gireceğimiz inanılmaz gerçeklik var. Ona gireceksiniz ve bu başlangıçta biraz korkutucu görünebilir. Çünkü, siz şeyleri araştırmaya, veri noktası odaklı olmaya çok alışıksınız.

Bunun ötesine geçerek gerçek süper algısal olacağız ya da ben buna süper duyusal demeyi seviyorum. Orada veri noktası yoktur. Bu bir çeşit aşk gibidir, biliyorsunuz.Tanımlamaya çalışın yapamazsınız, Süper duyusallık, gittiğimiz yerle aynı şeydir ve mantıklı değildir, bu güzel çünkü sınırlı değildir. 

Evet, sevgili Şambra, bu vesileyle yakında yaklaşan sevgililer günü olan 14 Şubat'ı kutlayalım; Şimdi bu olayı, eski karar verme yönteminin, kendinizi ve dünyayı algılamanın gerçekten ötesine geçmek için kullanalım.

Haydi süper duyulara geçelim ve bunun ne olduğunu açıklamayacağım bile. Sadece şu asayı elinize alın.O sizi oraya götürecek. Götürecek, biliyorum. Böyle olacağının garantisini veriyorum.

Bu asayı elinize alın, İster hayatınızda ki bir karar olsun, ister kendinizle ilgili algınız basitçe değiştirmek olsun ya da daha büyük algıya sahip olmak veya tarihinizi, geçmişinizi gerçekten anlamak olsun- ne olduğunun önemi yok – veri noktalarını elektrikli diş fırçanızı çalıştırmak için kullanmak için saklayın.( kıkırdar). Bazılarınız hala bununla mücadele halindesiniz. Veri noktalarınızı bilgisayarınız için kullanın.

Kendiniz için, kalbiniz için, bu gezegende kalırken kendi iyiliğiniz için ise gerçeği algılamanın, potansiyellerinize açılmanın, gerçek yanıtları bulmanın bütünüyle yeni bir algılama biçimi var- Tanrıdan gelmeyen yanıtlar.

Biliyorsunuz, Tanrı sadece lanet olası bir sürü veri. Hayır, yani gerçekten demek istediğim, İncil, neydi? Veri. Bütün bu veri noktalarıyla tanrıyı deneyimleyemezsiniz. Bilim adamları bunu yapıyor. Onlar kendilerini lanet olası o kadar akıllı zannediyorlar. Halbuki o kalpten, hislerden, süper duyulardan gelir.

Şimdi bu harika büyük karanlık odayı hissedin. Hissedin onu.

Veri noktalarının eski yollarını, duyguları kullanmak ve karar vermek yerine, şimdi orada elinizde sadece asanızla durun.

Bir an için, evet, insan için korkutucu olabilir ve“ Bu oda hiç bir şey, sadece karanlık harika kocaman bir oda. Burada ne olduğuna dair hiç bir fikrim yok. Güvenilmez olabilir.” diyebilirsiniz. Sonra bu dediğiniz solar, kaybolur gider.

Siz kendinize sadık kaldıkça o kaybolur, gider ve akabinde- birdenbire- hemen şimdi ne olduğunu hissedin.

Kendinizin gerçek duyusal doğanıza derin bir kaç nefes alırsınız ve tam da orada olduğunu anlarsınız.

Hayatınız hakkında bilmek istediğiniz her şey, bir sonraki eyleminiz, potansiyelleriniz, fırsatlarınız hepsi oradalar.

Sizin Gerçekleştiriminiz hep oradaydı, ama siz “ Oraya nasıl ulaşacağımı bilmiyorum, ne zaman olacağını bilmiyorum” dediğiniz anda karanlıkta kaldınız. Işıkları kapalı tuttunuz.

Artık yeter.

Elinize asanızı alın ve “Daha iyisini biliyorum” diye idrak edin.

Birlikte,derin bir nefes alalım, sevgili Şambra.

Yeni mizah anlayışımı denemek için size sunmama izin verdiğiniz için, sizlere teşekkür ederim. Sanırım, oldukça iyiydim. (Linda alkışlar) Teşekkür ederim. Golf orada alkışlıyor. Teşekkür ederim. Sanırım bayağı iyiyidim. Geri dönüp, Kuthumi'ye rapor etmem gerek. Kuthumi, dersler için bana bir ödeme çeki gönderebilir. (Linda kıkırdar).Para iadesi garantisi vardı ama ben ödeme yapmaktan kaçınmam çünkü bildiğiniz gibi, verdiği büyük bir hediye. Benim Kuthumiye ödenecek paranın nereden geleceği konusunda endişelenmeme gerek yok. “ Paranın nereden geleceğini bilmiyorum” dememe gerek yok. “ Daha iyisini biliyorum. O zaten burada.” ( Başına” Daha iyisini biliyorum” şapkasını takar.

Evet, sevgili Şambra, derin bir nefes alalım. Gelecek ay benim grafiğime ve geçmiş yaşamlarımın kadın imajlarına döneceğiz.

Bununla beraber, hatırlayın ki, gezegendeki tüm hüzüne ve çılgınlığa rağmen, nihayetinde tüm yaratımda her şey yolunda.

Teşekkür ederim, sevgili Şambra, ( öpücük atar) Mutlu Sevgililer ayı olsun. Kalbinizi açın.



Çeviren: Nilgün Börükanlar