• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/groups/kirmizicember/
                                       BAĞIŞBAĞIŞ
        
    

Aydınlatma Dizisi "ŞAUD 9"

KIRMIZI ÇEMBER MATERYALLERİ

AYDINLATMA Dizisi

 ŞAUD 9

Geoffrey Hoppe tarafından yapılan ADAMUS SAINT-GERMAIN kanallığı,

1 Haziran 2024 tarihinde Kırmızı Çember’e sunulmuştur

www.crimsoncircle.com

 

 

Ben Buradayım (seyirciler alkışlar). Ben Ben'im, Egemenlik Alandan Adamus.

Şimdi, itiraf etmeliyim ki Cauldre'yi ya da herhangi birinizi korkutmaya ya da tedirgin etmeye çalışmıyordum, ancak eminim ki bu onu biraz tedirgin etmiştir (Geoff'un bir önceki bölümde Adamus'un yokluğuyla ilgili yorumlarına atıfta bulunuyor). Sadece bazı büyük değişiklikler yapmak zorundaydım. Çok ama çok güzel bir Şaud hazırlamıştım. Muhteşemdi. Bir ara onu veririm (bazı kıkırdamalar). Ama son dakikada her şeyi bir kenara bırakmak zorunda kaldım. Her şeyi değiştirdim. Attım - pencereden dışarı attım - ve yeniden düzenledim. Ateş et ve geri çekil.

Planladığım şey bugün için uygun olmayacaktı. Şambra'yı hissettim, her birinizi hissettim, dünyanın dört bir yanındaki hepinizi hissettim ve günün parlak Şaud tartışmasının beklemesi gerektiğini fark ettim. Burada halletmemiz gereken başka işler var.

Bu yüzden geç kaldım. Genelde Cauldre'yle bir gece önce ya da o gün sohbet ederdim ama yeniden yapmak zorunda kaldığım için biraz geciktim. Bugün burada yapacağımız şey için bazı çok özel enerjiler hazırlamam gerekiyordu.

LINDA: Ah-oh (kıkırdarlar).

ADAMUS: Yapacağımız şey için çok, çok özel enerjiler. Ve bence bunu takdir edeceksiniz. Bence aslında bunu isteyen sizdiniz.

Başlamadan önce birkaç şey yapmak istiyorum. Kırmızı Çember'de yeni olan herkese hoş geldiniz diyorum. Muhtemelen geçmişte alışık olduğunuz gibi değil, en hafif tabirle. Biraz farklı. Biz - biz, buradaki bu grup, Şambra - onlar bir grup asi. Bir grup korsan. Kurallara uymuyorlar. Ev ödevlerini yapmazlar. Büyük Yükselmiş Üstatları pek dinlemezler bile ama muhteşem bir grupturlar. Kendilerine korsan diyorlar. Kendi ışıklarını takip ediyorlar. Ve zaman zaman öyle değilmiş gibi göründüklerini biliyorum, dikkatleri dağılıyor. Ama nihayetinde, köşeye sıkıştıklarında, işler en zora girdiğinde, işte o zaman o enerji, korsan enerjisi ortaya çıkar ve bunu yapmaya bağlı ve kararlıdırlar. Bağlı ve kararlı.

Burada yeni olanlar için söyleyeyim, biz biraz farklıyız. Bazen çok saygısızız. Eğlenmeyi seviyoruz. Makyo'nun ötesine geçmeyi seviyoruz. Makyo spirituel saçmalıktır ve herkes buna maruz kalır. Yolda olan her biriniz er ya da geç makyoya yakalanacaksınız. Sonra bunun farkına varır ve yolunuza devam edersiniz.

Bugün yeni bir şeyler dinlemek isteyenler için elimizde yeni bir şey yok. O yüzden başka bir yere gidebilirsiniz. Bugün yeni bir şey yok. Şambra'nın her zaman “Yeni ne var? En son ne var? En iyisi ne?” diye sorması şaşırtıcı. E peki “Geçmişte ne yaptığımıza bir göz attınız mı? Bunu yapmayı hiç denediniz mi?” Yani bugün yeni bir şey yok.

Enerjileri hissettim ve biraz ayarlama yapmamız gerektiğini fark ettim. Bugün biraz salıverme yapmamız gerekiyor. Dolayısıyla, bugün bu Şaud boyunca birkaç merabh yapacağız.

Bu yüzden, her birinizden şu anda her şeyin, Şambra'nın, dünyanın enerjilerini hissetmenizi istiyorum. Bu enerjileri hissedin.

(duraklama)

Ve eğer henüz fark etmediyseniz, her zamankinden daha fazla şey oluyor. Daha fazlası var ve bu da zaman zaman çok ama çok zorlayıcı olabiliyor. Zaman zaman sizi neredeyse parçalara ayırabilir.

Bir an için enerjileri hissedin.

(duraklama)

Şimdi Eesa'lı sevgili Linda'dan mikrofonu gezdirmesini isteyeceğim. Gidip seyirciler arasındaki Şambra'larla konuşacağız. Ve günün ilk sorusu... ama bunu yapmadan önce, sizden bir şey daha yapmanızı isteyeceğim.

Bilirsiniz, sık sık “Işığınızı yayın, ışığınızı parlatın” derim, ama aksine, buradaki herkesten, izleyen herkesten rica ediyorum şu an için bunu yapmayın. Hayır. Sadece biraz durun. Parıldamasına bile izin vermeyin. Sadece burada, kutsal alanımızda, kendi içinizde tutun. En azından bu Şaud süresince ışık parlamasın.

 

Bu Ne Kadar Zorlayıcı?

Bununla birlikte, ilk kişi için sorumuz şu: Bu yaptığınız şey ne kadar zorlayıcı? Linda, kimse yok mu? Bu ne kadar zorlayıcı?

(Linda mikrofonu birine uzatırken duraklama)

LINDA: O bakışı aldım!

MARY: Çok zorlayıcı!

ADAMUS: Çok zorlayıcı. Tamam, birden 10'a kadar bir ölçekte bunu nereye koyarsınız?

MARY: Şey, güne göre değişir.

ADAMUS: Doğru. Doğru.

MARY: Bazı günler sıfır ve ben her yerde uçuyorum.

ADAMUS: Doğru. Son altı ayı ele alalım. Ne kadar zorlayıcı?

MARY: Şey, aynı cevap geçerli olurdu, ama mesela dün zorlayıcıydı.

ADAMUS: Neden? Bunun büyük parti zamanı olduğunu sanıyordum. Cennetin Haçı, biliyorsunuz, “Devam ediyoruz. Tanrısallığımızı bütünleştiriyoruz,” ama bu zorlayıcıdır.

MARY: Evet. Yani, ben- mesela, sabah yürüyüşe çıktım ve çok iyi vakit geçiriyordum.

ADAMUS: Doğru.

MARY: Ve sonra- benim çevrem, arkadaş çevrem ve ailem bir sürü hastalıkla uğraşıyor-bu aklıma geldi.

ADAMUS: Bu zor bir durum.

MARY: Ve bu yüzden zor.

ADAMUS: Evet.

MARY: Ve sonra Birleşik Devletler'deki siyasi iklim.

ADAMUS: Bekle, ne- ben haberdar değilim (kıkırdarlar).

MARY: Bu benim için biraz korku yaratıyor.

ADAMUS: Gerçekten mi? Neden?

MARY: Şey, insanlar- “Savaşa devam! Savaşa devam!” diyorlar.

ADAMUS: Demokrat mısın yoksa Cumhuriyetçi mi?

MARY: Bunun bir önemi var mı?

ADAMUS: Hayır, sadece merak ettim.

MARY: Demokrat ya da Cumhuriyetçi diyebilir miyim bilmiyorum ama kesinlikle sağda değilim.

ADAMUS: Tamam. Hiç ikisi de olmamayı denedin mi? Sadece o kısa duvarın arkasında durmayı?

MARY: Deniyorum.

ADAMUS: Deniyorsun.

MARY: Deniyorum. Deniyorum.

ADAMUS: Ama zaman zaman oraya girmek istiyorsun.

MARY: Deniyorum. Deniyorum.

ADAMUS: Evet (kıkırdar). Ve gerçekten, yani benim tavsiyem bu olurdu ve son zamanlarda aldığım bazı eleştirilerin aksine, oy vermeye karşı bile değilim. İstiyorsanız oy verin ama enerjinizi tüm bunlardan uzak tutun. Her şey daha da kötüye gidecek.

MARY: Evet, evet.

ADAMUS: Yani daha kötüleşecek, daha da kötüye gidecek.

MARY: İşte bu yüzden doğada yürüyüşler yapmaya devam ediyorum.

ADAMUS: Yani, daha da, daha da, daha da kötüleşecek. Ve sadece burada, Amerika'da değil.

MARY: Tamam, ortaya çıkan korkuya yardımcı olmuyorsun! (gülüyorlar)

ADAMUS: Bu benim işim değil! Hayır, korku olmamalı. Gerçekten. Ve şimdi söyleyeceğim. Daha önce de söyledim. Her şey yoluna girecek ama şu anda çok zor bir dönemden geçiyoruz. Sonunda her şey yoluna girecek. Yolunda gitmemesi için gezegende çok fazla ışık var. Gezegende siz varsınız, ancak bu arada dış dünyada ve muhtemelen içeride cehennem gibi çalkantılı olacak. İşte bu yüzden planları çöpe attım.

MARY: Sanırım beni endişelendiren de bu. Kendim için çok fazla endişelenmiyorum. Ama sanırım daha çok torunlarım için endişeleniyorum. Onların şiddetin ortasında kalmasından endişe ediyorum.

ADAMUS: Doğru.

MARY: Yani, bu şiddet ...

ADAMUS: Evet. Ama ille de oraya gitmesi gerekmiyor. Ve biz büyük, büyük bir dünya barışı, kumbaya toplantısı ya da buna benzer bir şey yapmayacağız. Kısa duvarın arkasında duracağız ve Şaud bittikten sonra, ışığımızın daha yüksek potansiyellere tekrar yayılmasına izin vereceğiz. Ama şu an gerilim zamanı. Yani, muhtemelen sizin de fark ettiğiniz gibi.

MARY: Evet. Evet.

ADAMUS: Evet. Ve bunun çok zorlayıcı olduğu günler var ve bu yüzden bugün Şaud için büyük planlarım olduğunu söyledim ama onları atmak zorunda kaldım. “Ahh, hayır, burada başka bir şeye ihtiyacımız var” demek zorunda kaldım. Ve bu, hayatınızdaki tüm planlarınız için hatırlamanız gereken iyi bir şeydir. Kendiniz için kurduğunuz hayallerden değil, planlarınızdan bahsediyorum. Muhtemelen değişecekler ve buna hazır olun. Demek istediğim, birçoğunuz çok plancısınız, plan odaklısınız ve güzel programlara ve bunun gibi her şeye sahip olmayı seviyorsunuz. Atın onları. Ya da atmazsanız, elinizden alınacaklar, çünkü her şey o kadar hızlı değişiyor ki, gerçekten bir plana sahip olamazsınız- yani, belki mağazadan ne alacağınıza dair bir planınız olabilir. Ama eskiden yaptığınız gibi planlamayı, hayatınızın geri kalanını planlamayı, planlamayı- unutun bunu. Pencereden çıkıp gider. Bunu duymaktan hoşlanmadığınızı biliyorum çünkü “Ah hayır! Bir plan yapacağım, sonra da ışığımı ona vereceğim ve bu şekilde gerçekleşecek.” diyorsunuz. Öyle değil.

MARY: Mikrofon bendeyken söylemek istediğim bir şey var. Bizim için yaptığın her şey için teşekkür ederim, çünkü tüm bu kargaşanın üstesinden nasıl geleceğimi şahsen bilmiyorum. Ve sen bana çok yardımcı oldun.

ADAMUS: Teşekkür ederim.

MARY: Ve bunu söylemek istiyorum. Teşekkür ederim.

ADAMUS: Teşekkür ederim. Ama sonra kendine de teşekkür etmelisin çünkü ben sadece her bir Şambra için bir aynayım.

MARY: Tamam. Teşekkür ederim.

ADAMUS: Birkaç tane daha. Zorlayıcı. Zorlayıcı. Şu an zorlayıcı mı? Bu süreçlerden kolayca mı geçiyorsun, Vince?

VINCE: Evet, sanırım, ya da o kadar cahilim ki neler olup bittiğini bile bilmiyorum (Adamus kıkırdar).

ADAMUS: Bu bir bakıma içinde olmak için iyi bir pozisyon. Ama yine de neler olup bittiğini biliyorsun.

VINCE: Evet.

ADAMUS: Evet. Dünyayı böyle göreceğini hiç düşünmüş müydün?

VINCE: Hayır. Ben asla ...

ADAMUS: 30, 40 yıl önceki gibi mi?

VINCE: Hayır.

ADAMUS: Evet.

VINCE: Sürekli iyimser biri olarak, asla- bunu düşünmek bilincimde yoktu.

ADAMUS: Evet.

VINCE: Ama kısa duvarın arkasında duruyorum. Haberleri izlemiyorum. İlgilenmiyorum.

ADAMUS: Evet. Ama yine de enerjileri hissedebiliyorsun.

VINCE: Oh, evet.

ADAMUS: Oh, evet.

VINCE: Oh, evet.

ADAMUS: Peki bunu nasıl?

VINCE: Görmezden gelmeye çalışıyorsun.

ADAMUS: Evet.

VINCE: Sadece oturup Sudoku'mu yapıyorum ve kapıyı kilitliyorum (Adamus kıkırdar).

ADAMUS: Güzel. Teşekkür ederim, Vince.

LINDA: Daha?

ADAMUS: Birkaç tane daha. Bu hayattaki zorluklar.

LINDA: Bakalım.

PATRICIA: Oh, yine ben (Adamus kıkırdar). Son zamanlarda popüler oldum.

ADAMUS: Evet.

PATRICIA: Bu gerçekten zorlayıcı oldu, çok, çok zorlayıcı.

ADAMUS: Evet. Hangi açılardan?

PATRICIA: Şey, benim için, kendimi hissediyorum ve zorluk bu değil. Hafifliğimi, enerjimi ve yönümü hissediyorum. Ama dünya ile uğraşmak çılgınca.

ADAMUS: Evet.

PATRICIA: Sanki bir yerden bir parça düşüyor ve sonra “Tamam, öyle kalacak” diye düşünüyorsunuz. Ve sonra daha garip bir şey oluyor. Bu çok zor... İnsani düzeyde yalnız olmakla çok uğraşıyorum. Ruhsal düzeyde yalnız hissetmiyorum.

ADAMUS: Doğru.

PATRICIA: Bu benim zorluğum. Burada kalmak. Bu Dünya düzleminin yoğunluğu.

ADAMUS: Biraz zor. Gerçekten zor. İşte bu yüzden günü yeniden düzenledim. Güzel. Teşekkür ederim.

PATRICIA: Tamam.

ADAMUS: Bir tane daha. Zorluklar. Koşabilir (Linda'yı kastediyor ve bazı kıkırdamalar). Odanın öbür ucundan. Yani, odanın diğer tarafına geçmesi gerekiyordu. Evet.

TRACY: Soru neydi? Özür dilerim, bugün kendimi oldukça dalgın ve sessiz hissediyorum.

ADAMUS: Evet, sorun değil. Şu anda hayatınızdaki zorluklardan ne haber? Gerçekten zorlu mu yoksa o kadar da zorlu değil mi?

TRACY: Evet. Bunu düşünmekten bile yoruldum. Ama tabii ki bir sürü zorluk var. Kitle bilincinin içine çekilmiş gibiyim. Kimliklerim bir yandan uzaklaşmaya çalışırken bir yandan da kalmaya çalışıyor.

ADAMUS: Doğru. Doğru.

TRACY: Yani, bir yandan gidip dünyadaki rolümü oynuyorum, ki ışığımı parlattığımı biliyorum. Ama bir yandan da kendimi kitle bilincinden çekip çıkarmak ve “Oh, şükürler olsun...” demek var. Hani, “Oh, artık genişleyebilirim,” gibi ve bu doğru. Yani, bu sürekli bir ileri bir geri gidip gelme, hatırlama ve sonra da yoğunlukta olduğumda kapana kısıldığımı unutmama hali. Son zamanlarda, bu kapana kısılmışlık hissiyle savaşmak yerine ona izin vermeye çalışıyorum çünkü bundan gerçekten hoşlanmıyorum.

ADAMUS: Okul sisteminde olduğun için gerçekten zorlanıyorsun, doğru mu?

TRACY: Evet.

TRACY: Evet. Ve genç çocuklara öğretmenlik yapıyorsun?

TRACY: Üniversite ve lise.

ADAMUS: Üniversite ve lise. Bu daha da kötü. Bu daha da zor. Peki, bununla nasıl başa çıkıyorsun? Yani, kendin olmak, yaşadığın her şeyi yaşamak ve sonra da o kitlesel bilincin tam ortasında yer almak.

TRACY: Evet. Ben bir devlet üniversitesindeyim, yani yüksek akademi kadar yoğun değil ama yine de çok fazla.

ADAMUS: Doğru.

TRACY: Ama aynı zamanda şu anda yüksek akademi ile çok fazla etkileşim halindeyim ve bu sanki- onlar için biraz kasırga gibiyim çünkü kendimi içeri atıyorum. Bu da eğlenceli bir şey, çünkü onların her şeyini uçuruyorum. Bazen yorucu oluyor ya da o enerjinin içime işlediğini hissediyorum ve gitmesine izin vermem gerekiyor.

ADAMUS: Doğru. Doğru.

TRACY: Yani, bu sadece sürekli bir farkındalık, “Oh, kahretsin! Bunu ben üstlendim. Bırak gitsin.” Kim olduğumu hatırlamak ve oyunların içinde olmamak gibi.

ADAMUS: Kesinlikle.

TRACY: Çünkü onlar oyunların çok içindeler, anlıyor musun? Ve bilirsin, bunun için şefkat duyuyorum.

ADAMUS: Teşekkür ederim. Güzel.

TRACY: Evet.

ADAMUS: Evet. Ve her birinize şunu hatırlatmak istiyorum, uzun zaman önce, siz bu yaşamda bu gezegene gelmeden önce, biz bazı potansiyelleri, neler olacağını tartışıyorduk. Açıkça tanımlanmamıştı ama bir şekilde biliyorduk. Ve bir ya da iki yaşam boyu erteledikten ve gezegende kaldıktan sonra nihayet Gerçekleştiriminize izin vermeyi kabul etmeniz hakkında konuşuyorduk. Bunun zor olacağını belirttiğimi hatırlıyorum ve her birinizin “Ah! Ben bunun üstesinden gelebilirim. Sorun değil.” dediğinizi hatırlıyorum.

“Ama zaman zaman gerçekten zor olacak” dedim, çünkü çok derin ve kişisel bir şey yaşayacaksınız ve aynı zamanda gezegende diğer insanlarla etkileşim halinde olacaksınız ve bu gezegende şimdiye kadarki en büyük değişim zamanlarından birinde olacaksınız dedim- aslında birinde değil – bu, gezegendeki en büyük değişim zamanıdır. Ve sizin tepkiniz, “Hah! Bununla başa çıkabilirim. Hadi, devam et! Bana daha fazlasını ver!” oldu. İşte tam da bunun ortasındayız.

 

Nasıl Hissediyorsunuz?

Sıradaki soru, bugünlerde nasıl hissettiğinizi tanımlamak için hangi kelimeyi kullanırdınız? Siz hangi kelimeyi kullanırdınız? Ve bu bir kitap anlamına gelmiyor. Bir kelime anlamına geliyor.

MARKO: Oh, hadi ama! (kıkırdar)

ADAMUS: Kitaplardan bahsetmişken, kitabın nasıl gidiyor?

MARKO: Şey, nereden bildin? (kıkırdarlar).

ADAMUS: Yükselmiş Üstatlar Kulübü'nde bunun hakkında konuşuyoruz.

MARKO: Oh, iyi, iyi, iyi. İki gün önce bir rüya gördüm ve... (bir adam “Tek kelime mi?” der ve bazı kıkırdamalar) Ve ben sadece- o benim hikayelerime alışkın dedim. Bir sürü hikâye! Ve- çünkü birkaç aylığına dünyayı dolaşmak üzereyim - ve bununla ilgili ilk rüyalarım şöyleydi, “Oh, kahretsin! Bu gerçekten zor olacak.” Ama sonra gördüğüm son rüyada ruhum ve üst ruhum ortaya çıktı ve şöyle dedim: “Çocuklar, dinleyin. Bir insan olarak, şimdi bu zorluğu yaşayacağım.” Bir bisikletin üzerindeydim ve onlar da “Seninle geliyoruz!” diyorlardı. “Ama tümsekler olacak, tamam mı?” dedim. Onlar da “Hayır, hayır, hayır! Yine de sana katılacağız.” dediler. Ben de “Tamam, sizi uyardım.” dedim. Ve sonrası inanılmazdı. Çok hızlı geçti. Yani, öyleydi ...

ADAMUS: Yani bisikletinle dünyayı dolaşacaksın. Doğru mu duyuyorum?

MARKO: Ruhum ve üst ruhumla dünyayı dolaşacağım, bebeğim. Yani, onlar şey gibi...

LINDA: Bunun tek kelimelik bir cevap olması gerekmiyor muydu?

ADAMUS: Evet, öyleydi! (Adamus kıkırdar) Farkında mısınız acaba, herkes “Tamam, güzel, ama ...” diyor

MARKO: Pekâlâ.

ADAMUS: Şu anda nasıl hissettiğini tanımlamak için kullanacağın kelime nedir?

MARKO: Tıpkı içinden geçip gitmek gibi.

ADAMUS: Tamam.

MARKO: Benim için, sanki- viuvv!- kayıyor gibi; sanki şu anda çok kolay.

ADAMUS: Tamam, akıyor. Güzel.

MARKO: Akıyor.

ADAMUS: Güzel.

MARKO: Evet. Başka bir hikâye ister misin? Sadece şaka yapıyorum! (güler)

ADAMUS: Hayır, hayır! Teşekkür ederim. Daha sonra, daha sonra! Güzel. Sıradaki. Hangi kelime? Öne çıkan bir kelime var. O kadar- pıfff! - Bunu anlamak için medyum olmanıza bile gerek yok. Tam orada. Hangi kelime?

STEPHANIE: Yunan trajedisi.

ADAMUS: Yunan trajedisi. Evet, sayılır. Bir çeşit.

STEPHANIE: Evet.

ADAMUS: Ve bununla ne demek istediğini başkalarına biraz açıkla.

STEPHANIE: Hayatım bir Yunan trajedisiydi ve bu son bölüm 36 yıllık bir evliliğin sonuydu.

ADAMUS: Vay canına. Vay canına. Evlilik bittiğinden bu yana nasıl geçti?

STEPHANIE: İnanılmaz.

ADAMUS: Oh, güzel. Yani, bu büyük bir serbest bırakmaydı.

STEPHANIE: Evet. İhanetti. Hepsi bu, bilirsin işte.

ADAMUS: Phewww!

STEPHANIE: Woofff!

ADAMUS: Hikayeler. Anlatabilecekleri hikayeler. Evet.

STEPHANIE: Doğru.

ADAMUS: Güzel. Birkaç tane daha. Siz olsaydınız- o tek kelimeyi - nasıl ifade ederdiniz?

TODD: Benim için akla gelen kelime “azim” ya da “inatçılık”.

ADAMUS: Tamam.

TODD: Her iki taraftan da. Sanki bir şeylerin nasıl alındığına ve sonra nasıl karşılık vermem gerektiğine ya da nasıl var olduğuma dair bir inatçılık varmış gibi hissediyorum, inatçı olmam, izin vermeye tutunmam gerekiyor.

ADAMUS: Doğru.

TODD: Bırakmaya, tutunmamaya ve bunda inatçı olmaya.

ADAMUS: Kendine, insan benliğine karşı inatçı mısın?

TODD: Doğru. Şey, kendi içimde ve muhtemelen bunu kendi içimde gördüğüm için, bunu dışarıda da algılıyorum.

ADAMUS: Peki ya sen Üstat Benliğe ya da ruh Benliğine karşı inatçı mısın? İnsan onlara bir nevi saçmalık mı veriyor?

TODD: Bu bir kur yapma gibi hissettiriyor.

ADAMUS: Bir kur (kıkırdarlar). Tamam. Ve sonra Yunan trajedisine gideceğiz.

TODD: Doğru! (bazı kıkırdamalar) Hayır, sanırım Üstat'ın daha fazla farkına varıyorum ve buna izin veriyorum.

ADAMUS: Doğru.

TODD: Ve sonra bununla birlikte çok fazla enerji varmış gibi hissediyorum. Buna alışmak gibi- nasıl desem - bu yeni alanda bir denge olduğu kavramından kurtulmaya çalışıyorum. Denge diye bir şey yok. Her ne olacaksa o olacak ve yanıt verecek ve sonra insan bir şekilde “canı cehenneme?!” diyor, bilirsiniz, “Normal bir şeye denk gelecek miyiz?” ve sanki bu normalmiş gibi, bilirsiniz, yani. Ve böylece, bununla birlikte ortaya çıkan pek çok şeyi gündeme getiriyor. Demek istediğim, içeride. Taramaları, korkuları, endişeleri görebiliyorum. Başlamadan önce sanki solar pleksusum çarpıyor gibiydi, bu benim için bir işaret.

ADAMUS: Ama normalde anksiyeten yok.

TODD: Şey, evet (kıkırdar).

ADAMUS: Peki, bu neyle ilgili?

TODD: Ben hala- sanırım bu benim hala öz-sevgi pratiği yapmamla ilgili.

ADAMUS: Tamam.

TODD: Bu benim hala tam olarak kabul etmediğim ya da görmezden geldiğim bir parçamın olduğunu hatırlatıyor, bu sadece ortaya çıkıyor çünkü bu gerçekleşmekte olan enerjilerin bir parçası.

ADAMUS: Burada ya da internette, normalde kaygı duymadığınız halde, özellikle son zamanlarda, son birkaç aydır kaygı hisseden kaç kişi var? Ellerinizi kaldırın bakalım. Evet, garip değil mi? Ve sonra kaygıyla uyumaya çalışıyorsunuz. İyi bir yatak arkadaşı değil. Yani, evet, çok fazla endişe. Güzel. Teşekkür ederim. Bir tane daha. Leslie. Leslie. Merhaba, Leslie.

LESLIE: Merhaba.

ADAMUS: John diyor ki- eh, John. FM diyor ki ...

LESLIE: Sürekli yeniden dengeleniyormuşum gibi hissediyorum.

ADAMUS: FM “Merhaba” diyor.

LESLIE: Merhaba. Kendisi bugün çok mevcuttu.

ADAMUS: Evet.

LESLIE: Sürekli yeniden dengeleniyorum. Çok zor durumda olan insanlarla dolu bir dünyada çalışıyorum ve ayağa kalkıyorum ve sonra ...

ADAMUS: Doğru.

LESLIE: Sonra eve gidiyorum ve saatlerce tek başıma oturuyorum.

ADAMUS: Peki ya tüm denge kavramı? At gitsin, biliyorsun, ya da ne demiştin ne demiştin?

TODD: İnatçı.

ADAMUS: Evet, inatçı.

LESLIE: Evet, söylediğin şey hoşuma gitti. Hakkında düşünemezsiniz dediğin şeyi kesinlikle anladım- yani, neredeyse dengeli olmaya çalışmaktan vazgeçiyorsun, çünkü ...

ADAMUS: Evet. Hepinizin dengeyi sağlama yolları vardı. Bilirsiniz, bunu bir şekilde geliştirdiniz, yaşamlar boyunca, ama özellikle de bu yaşamın başlarında. Zorluklardan, sıkıntılardan, her neyse, geri dönmenin yollarını bulursunuz; bunlar çoğunlukla psikolojik oyunlardır. Bırakın gitsinler. Bunun birçoğunuz için gerçekten zor olacağını biliyorum, çünkü bu eski şeyi- “Dengeye nasıl geri dönülür?” - çekmeye alışkınsınız. Bir sürü saçmalık yaşarsınız. Psikolojik olarak savruluyorsunuz ve “Şu dengemi nasıl geri kazanacağım?” diyorsunuz. Atın gitsin. İşe yaramaz ve aslında buna ihtiyacınız da yoktur. Sonra kaygıya kapılırsınız ve “Kendimi dengeleme araçlarımı geri getirmezsem diğer tarafa gideceğim” dersiniz. Evet, ama diğer tarafın düşündüğünüz gibi olmadığını fark edeceksiniz. Yani, bilirsiniz, kafayı yeme, aklınızı kaçırma ya da her neyse, bu korkuyu yaşadınız ve parametreler içinde kalmaya, dengede kalmaya çalıştınız. Atın gitsin. Aslında yarardan çok zarar veriyor.

LESLIE: Bunu duymak gerçekten çok güzel (kıkırdar). Bunu duymak gerçekten çok güzel.

ADAMUS: Peki, güzel.

 

Adamus'un Gözlemi

Bu Şaud'dan önce hissettiğim kelime- dün geceydi, elbette Yükselmiş Üstatlar Kulübü'nde otururken ve son zamanlarda olan her şeyi düşünürken ve Şambra'yı hissederken- etrafta dolaştım ve birçoğunuzla kişisel olarak konuştum ve çok belirgin olan kelime “duyarlılık” idi. Her zamankinden daha fazla. Ve bazen bunaldığınızda, kaygı duyduğunuzda ya da bir şeyleri anlamaya çalıştığınızda ve bunun için etrafınızdaki insanları suçladığınızda bu kelimeye ulaşmak zordur. Başka şeyleri suçlarsınız. Yeterince iyi bir iş yapmadınız ya da her neyse. Ama sonuçta hissettiğim şey, geliştirmekte olduğunuz inanılmaz bir duyarlılıktı.

Başka bir kelime de “hassas”. Yani, şu anda iliklerine kadar hassassın. Her şey sizi etkiliyor- kendinizi, geçmiş yaşamlarınızı, onlar dönüşümlerinden geçerken ve aydınlanmalarında size geri dönerken ve dünyayı etkiliyor. İnanılmaz derecede duyarlısınız. Ve bir bakıma bu biraz ironik, çünkü tam da istediğiniz şey bu. Bir şeylerin daha fazla farkında olmak istiyorsunuz ve bu şekilde oluyorsunuz.

Bunun için çalışmak zorunda değilsiniz. Her gün duyarlılık egzersizleri yapmak zorunda değilsiniz, çünkü bunlar sadece zihinsel olarak ilerleyecek ve sizi duyarsızlaştıracak. Bu doğal olarak gerçekleşiyor. Etrafınızdaki tüm enerjilerin giderek daha fazla farkına varıyorsunuz ama zihniniz tüm bunları kavramakta zorlanıyor. Parçaları bir araya getirmeye çalışıyorsunuz ve bunu gerçekten yapamıyorsunuz, hatta yapmanızı da tavsiye etmiyorum çünkü bu yine zihinsel düzeyde yapılıyor. Ve farkına varacağınız şey, duyarlılıkların ve bunların açıklamasının burada (başınızı işaret ederek) gerçekleşmesine gerek olmadığıdır. Bunlar gerçekten de zihinsel olmayan Üstat seviyesinde gerçekleşir. Ancak bundan önce Şambra'ya baktığımda, “Bu duyarlılık meselesini gerçekten ele almamız gerekiyor” diye düşündüm.

Duyarlılık iyi bir şeydir. Giderek daha fazla farkında olursunuz. Birdenbire medyum olup herkesin geçmiş yaşamlarını okuyacak değilsiniz ya da bunu gerçekten istemezsiniz. Hiç de değil (Adamus kıkırdar). Başkaları için okuma yapmak anlamında psişik olmak isteyen birini hayal edebiliyor musunuz? Bu korkunç bir şey. Ama duyarlılık, şu anda hassas ve çok savunmasız olma hissi, çok, çok savunmasız. Tam olarak olmanız gereken yerde olduğunuzu söyleyebilirim ama neler olup bittiğinden emin değilsiniz. Her şeyi nasıl kabul edeceğinizden emin değilsiniz. Ve her şeyden öte, şu anda havada çok fazla şey var. Gezegende olup bitenler, Birleşik Devletler'deki çılgınlık. Yani, bu çılgınlık. Ama bu sizin suçunuz (bazı kıkırdamalar).

Bunun komik olduğunu düşünmemiştim (Adamus kıkırdar). Bu sizin suçunuz, çünkü bu gezegene verdiğiniz bir nimet.

Işık şu anda olduğu seviyelerde gelmeye başladığında, her şeyi sarsacaktır. İnsanların, gezegenin üzerine bir grup ışık koyduğunuzda, bu aniden herkesin mutlu ve iyi olduğu ve kamp ateşinin etrafında oturup kumbaya söylediği anlamına gelmez. Sistemleri sarsar ve nihayetinde tüm eskinin yeniye dönüşmesini sağlar. Nihayetinde, bu gezegenin yüksek bilinç, sevgi ve gerçek Gerçekleştirim gezegeni haline gelmesini sağlar.

Ama şu anda, ışık tarafından sarsılan tüm bu kurumları bir an için hissedin. Her yerde. Yani, tüm bu sarsıntılar. Ve bu olduğunda, insanlar çok paniğe kapılırlar ve kendi yollarına, eski yollara her zamankinden daha sıkı tutunurlar ya da geri dönmek isterler ve burada gezegende olan da tam olarak budur. Duyarlı bir varlık olarak bunu hissediyor ve sonra da “Benim neyim var?” diyorsunuz.

Bir kez daha, sizinle daha önce birçok kez konuştuğum gibi, size ait olmayan şeyleri üstleniyorsunuz. Bu ister siyaset olsun isterse başka bir şey olsun,  enerjileri üstlenirsiniz. Siyaset ve siyasetle birlikte gelen tüm gücü üstlenirsiniz. Ve eğer şu anda bu gezegendeyseniz bundan kaçınmanız neredeyse imkânsızdır. Kaçınmaya çalışabilirsiniz ama o hala havadadır. O her yerdedir ve bir kez daha, sizin duyarlılığınız. Bunu hissediyorsunuz.

Bu yüzden, burada yapmak istediğim şey kısa bir merabh. Bu konuya girerken müziği başlatalım.

 

Merabh - Sizinki Nedir?

Büyük resim, söylemeye çalıştığım…

(müzik başlar)

... şey, harika bir zamanda buradasınız. Bazen keşke ben de sizinle orada olsaydım diyorum. Ama sonra, “Hayır, hayır, hayır!” diyorum.

Bu harika zamanda buradasınız ve siz kalın derili, çividen daha sert korsanlarsınız. Kendinizi bu inanılmaz ortamın içine soktunuz. Bu konuda bir film yapıldığını hayal edin, bu zamanda burada olmak gibi.

Örneğin bunu bir köpeğin bakış açısından yapalım, “Bu çılgın insan. Neden geri dönmeyi seçtiler ki? Dünya çözülüyor.” Bu kötü bir şey değil. O özgürleşmek, açılmak uğruna çözülüyor. Ama siz bunun tam ortasındasınız ve biliyorsunuz, eğer gerçekten bakarsanız, tüm bunlara neden olan ışığı getiren sizsiniz.

Bunu kendinizi suçlu hissetmeniz için söylemiyorum. Sadece bunun ne olduğunun farkına varın diyorum.

Burada anlatmak istediğim, bunun zorlayıcı olduğu ve şu anda gerçekten önemli olan şey, sizin olanı hissetmek. Sizin olan ne?

Gezegenin enerjilerini hissediyorsunuz. Gaia'nın gittiğini hissediyorsunuz. Ve tüm gezegenin pek çok yönden değiştiğini hissediyorsunuz.

Şu anda her şeyin ne kadar hızlı değiştiğini gördüğümde hayretler içinde kalıyorum. Sadece yapay zekaya bakın. Birkaç yıl önce insanlarla bu konu hakkında konuşsaydınız, omuz silkip neden bahsettiğinizi merak ederlerdi. Şimdi ise her yerde.

Ancak şu anda önemli olan, sizin olanı hissetmektir. Ve bunu kelimelere dökmeye de çalışmayın. Bu bir his. Sizinki nedir?

(duraklama)

Sizinki nedir?

(duraklama)

Eğer bunu gerçekten daha iyi anlamak istiyorsanız, yine kelimelere dökmemeye çalışın. Ama bir an için burada Üstat olun - yapabiliyorsanız her zaman, ama en azından şu an için - sizin olan nedir?

(duraklama)

Diğer hiçbir şey değil.

(duraklama)

Duyarlılıklarınızın Benliğinize gitmesine izin verin - Benliğin daha fazla farkındalığı, Benlikle daha fazla ilişki.

(duraklama)

Çok uzun zamandır, birçoğunuz - bu yaşamda ve diğer yaşamlarda - gezegen için enerji tutucular ya da ışık tutucular oldunuz. Ama artık değilsiniz.

Enerjiyi ve ışığı tutmak ile sadece ışık yaymak arasında büyük bir fark vardır. Büyük fark. Biri omuzlarınızda bir yük taşımaktır; diğeri ise sadece özgür olmaktır.

(duraklama)

Üstat olarak, sizinki nedir?

(duraklama)

Görüyorsunuz, tüm bunlar dünyayla, diğer insanlarla, hayatınızdaki diğer insanlarla hokkabazlık yapmakla, onlara bakmaya çalışmakla, dünya hakkında endişelenmekle o kadar karıştı ki. Biliyorsunuz, kulağa çok duygusuzca gelecek ama dünya için endişelenmenize gerek yok. Gerçekten, yok.

Bu umursamazlık açısından değil, ama yaptığınız ve şu anda yapmakta olduğunuz şey, kendi Gerçekleştiriminiz ve sonra kendi ışığınızı yaymak, dünyanın ihtiyacı olan şey bu. Onların bir sürü “ilgiye”, “şımartılmaya” ya da “endişelenmeye” ihtiyacı yok.

(duraklama)

Yani, bu gerçekten önemli değil. Buraya yapmak için, ışığınızı parlatmak için geldiğiniz şeyi yapıyorsunuz ve özellikle de duyarlı bir varlık olarak bunu üstlenmek zorunda değilsiniz.

Ve bu ışık, özellikle de Cennetin Haçı'ndan bu yana, bu gezegende inanılmaz değişiklikler yapıyor. Ve bu gezegen yıkılmayacak, parçalanmayacak, karanlık çağlara ya da buna benzer bir şeye geri dönmeyecek. Öyle bir şey olmayacak.

Kendi değişimlerini yaşayacak. Kendi mücadelelerinden geçecek ama buraya gelen ışık ona rehberlik edecek.

(duraklama)

Pek çok kişinin Cennetin Haçı ile birlikte birdenbire - ne bileyim - her şeyin mükemmel olacağını düşündüğünü düşünerek kendimi eğlendirmek zorundayım. Evet, bir bakıma öyle. Ama mükemmellik bu gezegene yeni bilinç ve farkındalık düzeyleri getiriyordu.

Ne zaman böyle büyük değişimler olsa, gezegende de büyük değişimler olmak zorundadır ve kesinlikle olmuştur. Cennetin Haçı'ndan bu yana 15 ay geçti ve değişimler ince bir düzeyde başlıyor.

Bu bir tür ağaç tohumu gibi. Toprağın içindedir, pek bir şey oluyormuş gibi görünmez ama o tohumun içinde çok şey olup bitmektedir. Ve aniden patlar. Filizlenir ve bir noktada toprağı yararak büyümeye başlar. İşte olan da buydu. Çok fazla ışık vardı ama derin seviyelerde çalışıyordu ve şimdi ortaya çıkıyor.

Ama tartışmaya geri dönelim. Sizinki nedir? Sizden Üstat olarak bunu hissetmenizi istiyorum. Sizinki nedir?

(daha uzun duraklama)

Geri kalanı değil. Onun farkında olabilirsiniz. Hatta onunla dans edebilirsiniz. Ama ona sahip olmayın.

Gezegende olup bitenlerin çok farkında olabilir, hatta bunları hissedebilir ve duyumsayabilirsiniz. Şu anda gezegende büyük bir umutsuzluk duygusu olduğunu hissedebilirsiniz. Bunu hissedebilirsiniz. Ama bunu sahiplenmeyin, çünkü bu sizin değil.

Gezegende büyük bir gerginlik hissi var. Sabah kalkıp doğrudan gerilimin içine dalabilirsiniz ama sonra bunun size ait olmadığını fark edersiniz.

Öyleyse soruya geri dönelim, “Sizin olan nedir?”

(duraklama)

Derin nefes al. Güzel derin nefes.

(müzik biter)

Derin bir nefes al. Tamam.

 

Işık ve İzin Verme

Işıkları çok hızlı, çok güçlü bir şekilde açalım (Adamus güler ve ışıklar çok parlak hale gelirken seyirciler “Ohhh!” der). İşte böyle! Hayır, ben ciddiyim. Bu güzel, yumuşak, kolay yerdeyiz. Gezegenin geri kalanının ışığınızın bu kadar güçlü yanması karşısında nasıl hissettiğini hayal edebiliyor musunuz? (bazı kıkırdamalar) Ben çok, çok ciddiyim. Herkesin, “Ohh! Işıkları kısın!” dediğini. Şu anda tüm gezegende olan şey bu.

“Neler oluyor?!” diye merak ediyorlar. Birdenbire her şey aydınlandı ve odak noktası haline geldi ve çok fazla yoğunluk var. Şimdi ışıkları kısabilirsiniz, onlar görme yetilerini geri kazanmaya çalışıyorlar (ışıklar azalıyor). Bu daha güzel değil mi? Bir an için tüm ışıkları kapatalım ve sadece enerjileri hissedelim. Evet, her şeyi. Tüm ışıklar (birisi “Oh, vay canına” der). Whooaa! Ne kadar güzel değil mi? Şimdi mümkünse arka planı ve buradaki  monitörü de.

(duraklama)

Oldukça karanlık, ha?

Tamam. Merak ediyorsanız ben hâlâ buradayım. Biz hâlâ buradayız.

Ve sonra - herkes karanlıkta kendi işini yapıyor, bilirsiniz, sanki hamamböcekleri etrafta koşuşturuyor ve herkes kendi işini yapıyor, çok karanlık - ve sonra aniden, üçe kadar sayınca, tüm ışıklar yanıyor. Bir, iki, üç, bum! (Işıklar onun işaretiyle geri gelmiyor.) Pekala, 10 ya da 20'ye kadar sayalım (daha fazla kıkırdama). Arkaya doğru koşuşturuyorlar. Ve işte, “Ohhh!” Kör et onları! (Işıklar parlak bir şekilde geri gelir.) Evet, güzel, güzel! (Adamus kıkırdar) İşte böyle! Tamam, şimdi onları biraz rahatlatabilirsiniz (ışıklar normale döner).

Şu anda gezegende olan şey de bu. Işık pek çok şeyin üzerinde parlıyor ve zaman zaman rahatsız edici oluyor. Ama insanların bir şeylere bakmasına, hayatlarına, neler olup bittiğine bakmasına neden oluyor. Ve yapıyorlar da, ama bilirsiniz, bu çok fazla stres ve kargaşaya neden oluyor ve siz de tüm bunları hissediyorsunuz, özellikle de giderek daha duyarlı hale geldikçe.

Yani, asıl mesele şu ki siz sadece - son zamanlarda ve özellikle de bugün Şaud'dan önce Şambra'yı izledim ve bizim sanki sadece biraz şey yapmamız gerekiyormuş gibi - ne? (birisi çok alçak sesle “İzin vermek” der) İzin vermek! İzin vermek, izin vermek. Evet, duydum. Bir kişi, bilirsiniz, “İzin vermek.” İzin vermek sizin en büyük aracınızdır. Gerçekten öyle. İzin vermek en iyi araçtır. Gerçekten sahip olduğunuz tek şey.

Ve izin vermek, insanların, koşulların, hayatın sizden faydalanmasına izin vermek anlamına gelmez. Mesele bu değil. İzin vermek, Benliğinize açılmanız anlamına gelir. Buna ne derseniz deyin - Üstat, ruh, her ne derseniz deyin - buna açılıyorsunuz. İnsan tüm planlamayı bırakır. İnsan gemiye rehberlik etmeye çalışmayı bırakır. Bunu yapmak zorunda değilsiniz. Ve biliyorum ki, “Hayır. Bu benim gemim, lanet olsun!” diyorsunuz. Aslında bu senin bokun ama gemin değil ( Adamus kelime oyunu yapıyor. Shit(bok)- Ship(gemi) (kahkahalar).

Bilirsiniz, bu biraz komik bir durum çünkü geminiz var, sizsiniz, adınız yan tarafta yazıyor ama aslında sizin değil. Kulağa garip geldiğini biliyorum ve “Hayır, olamaz. Bu benim. Sen neden bahsediyorsun?” diyorsunuz. Hayır. Bu gerçekten ruha ait. Siz onun bir parçasısınız ama insan uzun süre boyunca onu yönetmekte, ona sahip olmakta, zaman zaman batırmakta ve geri kalan her şeyi yapmakta ısrar etti. Ama şimdi, “Bırakıyorum. Bırakıyorum. Bırakıyorum.” dediğiniz noktaya geliyorsunuz. Ve bu vazgeçtiğiniz anlamına gelmez. Bu, geminin hep birlikte ruhun, Üstadın ve sizin geminiz olduğunu fark etmeye başladığınız anlamına gelir.

Ortaya çıkmaya hazır olan çok daha fazla yanınız var ve şimdi mesele buna izin vermek. Bu derin bir nefes almak, açılmak ve izin vermek gibi bir şey.

Şu anda dünyada olup biten her şeyle, çılgınlıkla - ve daha da çılgınlaşacak - ama ister kendinizle ister başkalarıyla olsun, o zor günlerle karşılaştığınızda, derin bir nefes alır ve izin verirsiniz.

Çoğu zaman bunun yerine aklınızı kullanmaya çalışırsınız. Şöyle düşünmeye başlarsınız: “Neyi yanlış yaptım? Ne yapmam gerekiyor? Dengemi nasıl geri getirebilirim? Kendimi nasıl koruyabilir ve savunabilirim?” Nasıl bir şey olduğunu bilirsiniz. Aklınızı kaçırırsınız ve bu hiçbir işe yaramaz. Ve kendinizi tüketirsiniz.

Sonunda öyle bir noktaya gelirsiniz ki, içinizde ya da çevrenizde ne olursa olsun, buna izin verirsiniz. Ve bazen bu neredeyse verimsiz veya sezgiye aykırı gibi görünür, çünkü “Bundan daha fazlasını istemiyorum. Bu çok fazla “ dersiniz. Ama işte o zaman gerçekten izin verirsiniz.

İzin verdiğiniz şey ışığınızdır, tanrısallığınızdır. İşte budur. Işığınız ve tanrısallığınız. Ve sonra tüm bu şeyleri çözmek zorunda olmadığınızı fark edersiniz. Dünyayı kurtarmak zorunda değilsiniz. Kendinizi savunmak, korumak ya da bunların hiçbirini yapmak zorunda değilsiniz. Bu sadece izin vermekle ilgili.

Aslında çok kolay. “Şambra için İzin Vermek” gibi bir çalışma yapmalıyım, bunu gerçekten zorlaştırmalıyım (Adamus kıkırdar) ve her türlü egzersiz ve kargaşadan geçmeliyiz.  Ama izin vermek tam da budur. Bu gerçekten de şu anda sahip olduğunuz tek şey, çünkü siz insan olarak pek çok dönüşümden geçiyorsunuz. Çok fazla şey oluyor. Bir bakıma, bir kimliği bırakıyorsunuz - onu bırakmak için neredeyse kimliği öldürüyorsunuz - ve bu çok zor. Etrafınızdaki dünyada da bir sürü şey var. Bu çok zorlayıcıdır.

Sadece derin bir nefes alın ve tam burada, şu anda gezegene yayılmaya bile çalışmadığımız güvenli alanımızda, sadece bu izin vermeyi hissedin. Bu, Ben'im'e izin vermektir.

(duraklama)

Ve eğer kafanız harekete geçerse, düşünmeye başlarsanız ve bu konuda zihninizi yormak zorunda kalırsanız, gerçekten izin vermiyorsunuz demektir. Derin bir nefes alın ve sadece izin verin.

(duraklama)

Kelimelere, zihne ya da buna benzer şeylere girmek zorunda değilsiniz. Bu sadece izin vermekle ilgilidir.

Derin bir nefes alın ve izin verin.

(duraklama)

Şimdi, izin verdikçe, doğal olarak - nasıl söyleyeceğimi düşünmeye çalışıyorum - ama izin verdikçe, her şey doğal olarak anlam kazanır, ama zihnin mantığıyla değil, gerçekten Üstadın bakış açısıyla. Ve aniden dünyanın parçalanmadığını fark edersiniz. Şimdi daha da çılgın olduğunu ama parçalanmadığını. Birdenbire yanlış bir şey yapmadığınızı fark edersiniz. Birdenbire bir şeyler üzerinde çok fazla çalıştığınızı fark edersiniz ve her şeyin aslında sizin yönetmenize veya çalışmanıza gerek kalmadan kendi tanrısal düzeni içinde olduğunu anlarsınız. Bu sadece sizin onu deneyimlemeniz içindir.

İzin verdikçe - gerçekten izin verirsiniz, zihin oyunlarına girmezsiniz, bu adeta kendinizi açmak gibidir- gerçek özgürlük içinde izin verirsiniz ve bu size daha iyi bir bakış açısı verir. Daha iyi bir anlayış ama zihinsel olmayan bir anlayış. Ve o zaman bazı şeyler üzerinde ne kadar çok çalıştığınızı fark edersiniz. Ne kadar çok. Size ait olmayan o kadar çok şeyi üstleniyorsunuz ki. Bu aslında gezegendeki bu son yaşamınızı, olması gerekenden çok daha az keyifli hale getiriyor. Derin bir nefes alır ve izin verirsiniz.

(duraklama)

Son zamanlarda hayal gücü hakkında çok konuşuyorum. Hayal gücü. O ışıktır. Fizikte ya da metafizikte ışık hayal gücüdür. Aynı şeydir. Işığı bir yerden gelen ışınlar olarak düşünürsünüz ama sonuçta sadece hayal gücüdür.

Peki, aralarındaki bağlantı nedir? İzin verme ve hayal gücü arasındaki ilişki nedir?

Bir an için bunu hissedin. Bunun hakkında düşünmemeye çalışın ama hissedin. İzin verme ve hayal gücü arasındaki ilişki nedir?

(duraklama)

Bir iki husus var. İzin vermediğiniz sürece gerçekten özgürce, açıkça ve zihinsel olmayan bir şekilde hayal edemezsiniz. Bunlar el ele çalışır. Bir şeyleri hayal ediyormuş gibi yapabilir, kendinizi yüce bir varlık olarak hayal ediyormuş gibi yapabilirsiniz ama izin vermiyorsanız, bu zihinselleşecek ve siz de onu insanlaştıracaksınız. Sadece onu küçülteceksiniz.

İzin verdikçe, kendi ışığınıza açıldıkça, aniden hayal gücünüz yaratımınızın kaynağı, merkezi haline gelir.

 

Hayal Gücüne İzin Verme Merabh'ı

Bu yüzden, biraz müzik açalım ve onu merabh'a getirirken bunu gerçekten hissedelim diyeceğim.

(müzik başlar)

İzin vermek şu anlama gelir: “Tamam, devam etmeye hazırım. Beni bekleyen çok daha fazlası var. Bunun benim insan zihnimle sınırlandırılmasına gerek yok.”

Bu arada, tüm bunlar kesinlikle doğaldır. Her halükarda gerçekleşecek. Hepsi doğaldır. Neler olup bittiğine dair bir anlayışa sahip olmak yardımcı olur, kaygı ve korkuyu en aza indirir ama tüm bunlar çok doğaldır. Başka bir deyişle, bir insan olarak bunun için çalışmak zorunda değilsiniz.

Bu sadece izin vermekle ilgilidir.

İzin vermek şunu söylemektir: “İnsan olarak benim bir şeyleri kontrol etmeye ve yönetmeye çalışmama gerek yok. İnsan olarak artık bir şeyleri sınırlamama gerek yok. Onları kafamda çözmek zorunda bile değilim.”

Bu, “Ben bu kimliğin ötesine geçmeye hazırım” anlamına geliyor ve hepinizin bunu söylediğini biliyorum. Ama hadi şimdi yapalım. Sadece söylemekle kalmayalım. Hadi yapalım.

(duraklama)

Tanrım, yaptığınız onca düşünme, zihninizde ileri geri gidip gelme ve bunu anlamaya çalışmak ne kadar korkunç değil mi? İşe yaramaz. Okumak ve çalışmak bir bakıma eğlenceli. Ama nihayetinde bunlar bile işe yaramaz. Mesele sadece şunu söylemekte: “Bırakıyorum. İzin veriyorum.”

(duraklama)

Ve sonra - o zaman ışığın gerçekte ne olduğunu anlamaya başlarsınız.

Işık hayal gücü olduğunda, ne dediğimi anlamaya başlarsınız.

(duraklama)

Tüm zihinsel şeylerin, tüm lineer şeylerin çok sıkıcı ve tatmin edici olmadığını anlamaya başlarsınız.

Hayal gücünüz ortaya çıkıyor, sevgili Şambra. Bu aynı zamanda daha duyarlı, daha farkında olmanıza ve insani düzeyde kafanızın karışmasına, tedirgin olmanıza, bazı günlerde zorlanmanıza neden oluyor. Diğer günler ise gerçekten kendinize hayranlık duymanıza. Ancak yine de çok fazla zorlu gün var ve bunu aşmamız gerekiyor.

Ve söylemeliyim ki, Cennetin Haçı'ndan bu yana yaklaşık 15 ay geçti, şu anda bulunduğumuz yer muhtemelen bedenlenmiş bir Üstat olarak burada gezegende kalışınızın en zor kısmı. Şu an en zor kısım, çünkü bu gerçekten insan benliğinden Üstat Benliğine geçiş. Bu en zor olanı çünkü geçmiş yaşamlarınız da Gerçekleştirimlerine geliyor ve sonra sizinle bütünleşiyor. Yani, diğer her şeyle birlikte tüm bu gürültüye de sahipsiniz.

En zoru da bu. Sanırım bu iyi haber. Buraya kadar gelebildiyseniz, kolaylaşır.

Ne zaman (Adamus kıkırdar)? Şambra, her zaman, “Ne zaman?”diye sorar. Bunu sadece hissedebilir misiniz? Bu en zoru ve eğer buraya kadar gelebildiyseniz, ne zaman olduğu önemli değil.

Şu anda çok büyük dönüşümlerden geçiyorsunuz ve en büyük şey de bu yeni duyarlılık. Bununla nasıl başa çıkıyorsunuz? Demek istediğim, bazı konularda duyarlı olmaya alışkınsınız, ama şimdi bu yeni bir seviyeye çıkıyor.

Her şeyi hissettiğinizde ve her şeyi içinize aldığınızda ve gerçekten sadece size ait olanın farkında bile olmadığınızda, bu bunaltıcı olabilir.

Bugünkü toplantımıza baktığımda şöyle dedim: “Birlikte derin bir nefes almalıyız. Bugün bir sürü yeni şeye ihtiyacımız yok.” Oh, bir sürü yeni şey geliyor, ama şimdi bir an için duralım, burada büyük bir Üstat molası verelim. Duralım, derin bir nefes alalım ve izin verelim.

Ve bu doğal bir süreçtir. İşin güzelliği de burada. Onu yönetmek ya da gerçekleşmesini sağlamak zorunda değilsiniz. Ona izin verirsiniz.

(duraklama)

Tüm bunların altında gerçekte olan şey - duyarlılığınız ve her şey - ışığın içeri girmesine izin veriyorsunuz ve onu gezegene yayıyorsunuz, elbette onları mahvediyorsunuz ama iyi. Her zaman hatırlayın, daha önce o ışıkları açtığımızda, bu neye benziyordu - ughh! - gezegenin içinden geçmekte olduğu şey bu. Ancak şu anda duyarlılığın bile ötesinde, gerçek hayal gücünüz açılıyor.

Hayal gücünden bahsediyorum ve bazı insanlar bunun sadece, bilirsiniz, zihninizde bir şeyler uydurmak olduğunu düşünür ve siz bunun çok daha fazlası olduğunu fark etmeye başlıyorsunuz. Hayal gücü pek çok başka seviyenin, pek çok başka âlemin farkındalığıdır.

Hayal gücü - diğer duyularınızı da açan şeydir. İnsan duyularınız var ama çok daha fazlasına da sahipsiniz ve aniden, siz izin verdikçe, ışık içeri girdikçe, bu diğer duyuları da açar. Bazıları diğerlerinden daha önemlidir ama bu duyuları açar, duyarlı hissetmenizin bir nedeni de budur.

Ama olan şey, bir tür hayal gücü durumuna veya farkındalığına geri dönüyor olmanızdır. Ve doğrusal değil, sadece beyinde oynamak değil, gerçek açık hayal gücü.

60'larda, 70'lerin başında LSD (Ç.N. Liserjik Asit Dietilamid. Liserjik asidin yarı sentetik bir türevi ve tüm zamanların en güçlü halüsinojenlerinden biridir.) ile pek çok çalışma yapıldı. Bazılarınız buna aşinasınız. Siz deneycilerdiniz (Adamus kıkırdar). Bununla yapılan pek çok iyi klinik çalışma vardı. Ve rehberlik, süpervizyon ile düzgün bir şekilde yapıldığında, bazı yolları açmak için oldukça etkili olduğu görüldü.

Timothy Leary, sadece bir uyuşturucu bağımlısı değildi. O gerçek bir araştırmacıydı. Kapıları açacak bu güçlü kimyasala sahip olmanın değerini gerçekten anlamıştı. Daha fazla duyarlılık getirdi. Çok fazla hayal gücü getirdi. Ama aynı zamanda yasayı da getirdi (Adamus kıkırdar).

Onun araştırması - ve LSD'yi araştıran diğerlerinin araştırması - gerçekten işe yarasaydı ne olacağını görmek ilginç olurdu. Toplumu nasıl değiştirebileceğini görmek ilginç olurdu. Bunu savunmuyorum - Cauldre burada bana saçmalıyor - hepinizin gidip bunu yapmasını savunmuyorum. Bunu yapmanın doğal yolları var. Herhangi bir ilaç ya da kimyasalın tehlikelerinden biri, bazı şeyleri çok çabuk açmanızdır. Şu anda yaptığınız gibi doğal bir yolla yaparsanız çok daha iyi olur.

Ancak bu ilginç ve şu anda yeniden gündeme geliyor, mikrodozlama dedikleri şeyi kullanmak, bunu çok dengesiz olan veya derin psikolojik sorunları olan insanları geri getirmenin bir yolu olarak kullanmak çünkü bazı kapalı kapıları veya aslında çok fazla açık olan kapıları var. Şu anda gezegende zihinle ilgili olup biten her şeyle, bunun geri dönüyor olması ilginç.

Bunu yapmamıza gerek yok çünkü buna doğal olarak izin vereceğiz.

Bu ilaçların yan etkilerinden biri de, ilaca başlıyorsunuz ve küçük yolculuğunuzu yapıyorsunuz, ama sonra tekrar bu gerçekliğe, eski halinize dönüyorsunuz ve bu biraz iç karartıcı. Gerçekten iç karartıcı. Eğer kapıyı yeterince açarsanız ve halüsinasyonlarınızdan sonra kapı tekrar kapansa bile, belki biraz hatırlama ve bundan biraz fayda sağlama düşüncesi vardı. Ama oraya gitmemize bile gerek yok. Sadece derin bir nefes alacağız ve çok doğal bir şekilde izin vereceğiz.

İzin vermek aynı zamanda güvenmektir. Benliğinize, Üstada, ruha, adına ne derseniz deyin ama güvenmek.

Ve gerçekten olan şey, burada gerçekten söylemeye çalıştığım şey, hayal gücünün geri gelmekte olduğudur. Işık geri geliyor. Bu rüya görme şeklinizi de etkiliyor. Sadece gece rüyalarınızı değil, rüya görme şeklinizi de etkiliyor - arzularınızı, özlemlerinizi.

Ve gerçek hayal gücü geri geldikçe, planlarınızın, hedeflerinizin, rüyalarınız olarak adlandırdığınız şeylerin nispeten anlamsız olduğunu fark etmeye başlarsınız. Bunlar çok doğrusaldı, insan ihtiyaçlarına ve arzularına dayanıyordu. Bir bakıma çok psikolojiktiler.

Ama hayal gücünüz geri geldiğinde birdenbire çok daha fazlası olduğunu fark edersiniz. Bunu planlamış olamazsınız.

Işığı getirip yayılmasına izin veriyordunuz ve tüm bu zaman boyunca onun sizin için yaptığı şey sizi ışığın doğal haline ya da gerçek yaratıcı hayal gücüne geri döndürmekti.

Gerçek yaratıcı hayal gücünde, biraz daha fazla zenginlik, hatta biraz daha fazla sağlık, biraz daha genç olmak, daha iyi bir satranç oyuncusu olmak gibi şeyler için endişelenmek ya da bunları hayal etmeye veya yaratmaya çalışmak gibi boş yere tükenmek yoktur. Gerçek hayal gücü bunun çok ötesindedir.

Ve insan için bunlardan bazılarının önemli olduğunu biliyorum. Ancak hayal gücünün geri dönmesine izin verdiğinizde, yaşamın küçük şeyleri, küçük şeyler kendi başlarının çaresine bakar. Onları mikro yönetmek zorunda değilsiniz. Bir eşzamanlılık meydana gelir. Tüm bu şeylerin temelde halledilmesinin doğal bir yolu vardır.

Haydi, Şambra için düzenlenen bu özel toplantıda derin bir nefes alalım ve hayal gücümüze izin verelim.

(duraklama)

O çok doğal bir şekilde geri döner.

(duraklama)

Kısacası geri gelen ışıktır ve gerçek yaratımın özü ya da kaynağıdır.

(duraklama)

Şimdi Üstat - bu arada siz Üstatsınız. Kendinizi sadece bir insan olarak görmeye devam ederseniz, hepinize bir yığın bokumdan vermeye başlayacağım. Siz Üstatsınız.

Üstat ışığını ya da yaratımını küçük insani ayrıntılarla harcamaz, çünkü bunun ötesinde çok daha fazlası vardır.

Üstat hayal gücünü güce dayalı şeyler yaratmak için kullanmaz, çünkü buna gerek yoktur. Bu bir illüzyondur ve tüm enerji zaten sizindir.

Üstat hayal gücünü sadece kendisini daha mutlu bir insan olarak hayal etmek için kullanmaz. Aslında bunu insanı öldürmek için kullanır - tabii ki psikolojik olarak. Fiziksel olarak değil.

Üstat hayal gücünü insanı eritmek, insan illüzyonunu serbest bırakmak için kullanır.

(duraklama)

İnsanı biraz daha uzun, 10 kilo daha hafif, biraz daha zengin yapmaya çalışmak değil.

Üstat, insanın tüm yanılsamalarını ya da daha doğrusu insanın sanrılarını serbest bırakmak için hayal gücünü kullanacaktır.

Şimdi derin bir nefes alalım ve diğer duyularla - fiziksel olmayan duyularla - desteklenen doğal hayal gücünüzün de geri gelmesine izin vermek için bir kenara çekilelim. Sadece nazikçe, sessizce bir an geri çekilin ve izin verin.

(daha uzun duraklama)

Endişeli, stresli ve kaygılı olduğunuzu ve iyi günlerde atılımlar yaptığınızı ve kendinizle gerçekten güzel bir yerde olduğunuzu hissettiğinizi biliyorum. Ama sonra ertesi gün bu zor günlerden biri oluyor. İşte bu yüzden bu günü gerçekten neler olduğu, neyin gerçekten önemli olduğu etrafında tasarlamak istedim.

Şimdi bu doğal hayal gücü duyusunun ortaya çıkmasına izin vermek için birkaç dakikanızı ayırın.

(daha uzun duraklama)

Bir insan olarak, yaratmaya çalışmak için çok çalıştınız ve bunu çok sinir bozucu ve zor buldunuz. Bazı şeyleri ellerinizle veya zihninizle yaratabilirsiniz. Eğer bir ev inşa etmek istiyorsanız, bir ev yaratabilirsiniz. Zenginlik yaratabilirsiniz. Bir iş ya da başka bir şey yaratabilirsiniz. Ama bu gerçek yaratım değildir.

(duraklama)

Bu aslında sadece eski parçaları ve parçaları hareket ettirmek, onları farklı şekillerde bir araya getirmektir.

Haydi şimdi hayal gücümüzde derin bir nefes alalım ve gerçek yaratımın ne olduğunu hissedelim.

(daha uzun duraklama)

Dışarısının zor olduğunu biliyorum, heh. Hepinizin şu anda burada olmak istediğinize dair küçük bir hatırlatma. Arada bir, gerçekten neler olup bittiğini hissetmek için böyle küçük bir molaya ihtiyacımız oluyor. Ve evet, her zamankinden daha duyarlısınız. Duyularınız uyanıyor ve gerçek hayal gücünüz geri geliyor.

Derin bir nefes alalım ve tüm bunlara izin verelim.

(duraklama)

Şimdi, sizden zihinsel olmayacak bir şekilde, yaratıcı olmanın nasıl bir şey olduğunu hissetmenizi istiyorum.

Işıkla, hayal gücüyle, gerçek bir yaratıcı olmanın nasıl bir his olduğunu.

(duraklama)

Kelimelere dökmek zor. Hem de çok zor.

Ama belki de küçük ölçeklerde, küçük ölçeklerde yaratmanın ne kadar büyük bir israf olduğunu, kendi enerjinizi ne kadar boşa harcadığınızı fark ediyorsunuz; aksi takdirde kendi başlarına hallolan küçük insan ihtiyaçlarını karşılamak için küçük şeyler yaratıyorsunuz.

Mümkün olan en cesur şekilde, gerçek yaratıcı olduğunuzu hissedin.

(duraklama)

Birazdan sizden ışıklarınızı tekrar açmanızı ve gezegene yaymanızı isteyeceğim. Buraya bunun için geldiniz. Ama bunu yapmadan önce, izin vermenin derin nefesini alalım.

Ve sonra hayal gücünüze izin verin.

(duraklama)

Ve sonra sahip olduğunuz ve yaratabileceğiniz her şeye izin verin. Yaratıcılığınıza izin verin.

(daha uzun duraklama)

Bir kez daha, tüm bunlar çok doğal bir şekilde meydana gelmektedir.

Hayal gücü - gerçek hayal gücü - ortaya çıktıkça, duyarlılık, farkındalık, ışık ve tüm bu şeyleri beraberinde getirir.

Şimdi güzel, derin bir nefes alalım ve kelimeler olmadan öteye geçtiğimizi hayal edelim. Hissedin. Hissedin.

(duraklama)

Şambra, hadi derin bir nefes alalım. Birlikte güzel, derin bir nefes.

Bugün sadece bir durma, sadece bir mola vermemiz gerekiyordu ve yine, bu duyarlılık sizi neredeyse her şeyin aşırı farkında yapıyor. Ve sonra eski denge bulma numaralarınızı kullanmaya çalıştığınızda ve bu işe yaramadığında, bugün yeni bir seviyeye geldiniz.

Sadece derin bir nefes alın ve şimdi onu bütünleştirin.

Ve lütfen tüm bunları anlamaya çalışmayın. Başka bir deyişle, doğrusal bir temelde geriye dönüp “Şimdi, ne dedi? Ne yapmam gerekiyordu?” demeyin.

Derin bir nefes alın ve sadece izin verin. Ve bunu yaparken, bazı insani korkuları ve endişeleri gündeme getirse bile, derin bir nefes alın ve tüm yaratılışta her şeyin yolunda olduğunu hatırlayın.

Teşekkür ederim, sevgili Şambra.

Geri döneceğim. Teşekkür ederim.

 

 

Türkçeleştiren: Hikmet Canbay