BAĞIŞ
.jpg)
Shoud 4
ÖNEMLİ NOT: Hayatınızın ve yarattıklarınızın tüm sorumluluğunu üstlenmediğiniz sürece bu bilgiler muhtemelen sizin için değildir.
* * *
KIRMIZI ÇEMBER MATERYALLERİ
Büyük VE DİZİSİ ŞAUD 4
ADAMUS SAINT-GERMAIN'in, Geoffrey Hoppe Tarafından Yapılan Kanallığı
3 Ocak 2026 Tarihinde Kırmızı Çember'e Sunulmuştur
www.crimsoncircle.com
Çözümün Ötesinde Bir Arada Var Olmak
ADAMUS: Ben Ben'im, Egemen Alan'dan Adamus.
Hoş geldiniz sevgili Shaumbra. Hoş geldiniz, 2026'ya hoş geldiniz. Yeni yıla hoş geldiniz. Devam etmekte olan yolculuğumuza hoş geldiniz.
Ah, konuşacak çok şey var ama son zamanlarda bazen tüm o konuşmaların yerine, sadece bir an için mevcut olmanın en iyisi olduğunu fark ettiniz mi? Çok daha duyusal, çok daha fazla his içeriyor.
Kelimelere – kendi kendinizle yaptığınız zihinsel konuşmalara, hatta diğer insanlarla olan konuşmalara – olan ihtiyaç bir şekilde yok olmaya başlıyor. Çünkü zihinsel olan birçok şeyi temizliyorsunuz, geçmişte yaptığınız gibi düşüncelerinizi, sözcüklerinizi ve duygularınızı bir nevi kusuyormuş gibi dışa vurma ihtiyacını ortadan kaldırıyorsunuz. Ve şimdi, sadece bir sessizlik hakim oluyor.
O sessizlikte, diyelim ki başka biriyle konuşuyorsunuz, o sessizlikte, kelimelerle, ifadelerle ve diğer her şeyle boşluğu doldurmak zorunda kalmadığınız, bir konuşmaya hükmetmeye çalışmadığınız o anda, o kişiyle benzersiz bir şey oluyor. Anlıyorlar. Belki hemen burada (başını gösterir) değil, ama anlıyorlar.
O sessiz anda bir şey oluyor, çünkü o sessiz alanda her zamankinden daha parlak bir hal alıyorsunuz. O sessiz alanda, ağzınız sürekli konuşurken olduğundan çok daha fazla iletişim gerçekleşiyor. Artık kendinizi doğrulama, kanıtlama veya açıklama ihtiyacı hissetmiyorsunuz.
Sadece oradasınız. Ve enerjiniz çok şey anlatıyor, ama bağırmak veya çığlık atmak zorunda kalmadan. O konuşuyor. Güzel, şiirsel, neredeyse şarkı söyler gibi ve çok şey anlatıyor.
Sonra bunu kendinize taşıyorsunuz. Hayatınız boyunca kafanızın içinde gürültü, vızıltı, sorgulama, şüphe, planlama ve daha bir sürü şey vardı. Ve birdenbire kendinize sessizlik iznini verdiğinizde, mevcudiyet iznini verdiğinizde, bu hala seslerin var olmadığı anlamına gelmiyor. Bu, zihninizin hala boşlukları doldurmaya çalışarak hızla çalışmadığı anlamına da gelmiyor. Ama o yeri buldunuz, kendi alanınızda olan o yeri, mevcudiyet yerini, ve aniden, evet, ses hala orada, ama artık bu size önemli gelmiyor. Artık baskın değil.
Aniden, sadece kendinizle birlikte olduğunuz o alanda oluyorsunuz. Ve zihniniz araya girip, “Şu anda ruhumla birlikteyim” demiyor. Bunun önemi yok. Zihniniz araya girip, bunu uydurup uydurmadığınızı merak etmiyor. Bunun da bir önemi yok. Birdenbire, bütün o düşüncelere ihtiyaç duymayan o alanda oluyorsunuz.
Birdenbire duyusallık ön plana çıkıyor. Neredeyse kelimelere dökebileceğiniz ama daha iyisini bildiğiniz-duyumsadığınız fakat daha sonra "gerçek öz sevgi", "gerçek his, sadece zihinsel düşünce değil", "gerçek derinlik" - aslında, bir tür renk - gibi kelimelerle ifade edebileceğiniz bir duyusallık. Hepsi orada, tanımlamaya gerek kalmadan.
İnsan hala onu kelimelere dökmeye çalışıyor, merak ediyor ve şöyle düşünüyor: “Ah, bu deneyimi daha sonra yazmam gerekecek, Shaumbra arkadaşlarıma anlatacağım.” Ama hepsi geçip gidiyor. Ve onu doğrulamak veya kelimelere dökmek zorunda kalmadan sadece o an kalıyor, siz ve siz, enerjiniz, alanınız, mevcudiyetiniz. O sadece orada. Ve biliyorum ki çoğunuz bu deneyimi yaşamaya başlıyorsunuz.
Bu gerçekten yeni duyarlılığın başlangıcıdır. Kendinizle, ruhunuzla -ne derseniz deyin onunla- olan iletişimin her zaman orada olduğunu fark etmenin başlangıcıdır. Her zaman oradadır. Zihin bunu doldurmaya ve geçersiz kılmaya çalışıyordu ama artık buna ihtiyacınız yok. Bu yüzden durup derin bir nefes alırsınız ve şunu fark edersiniz: "Ahhh, evet! Bana olan (gelen) şey bu. Onu hiçbir şeyle doldurmam gerekmiyor. Ben buradayım. Ben mevcudum.
"Ve bu his solup gidebilir. Sorun yok. Kendi işinize bakarsınız, ama o his geri gelir. Giderek daha fazla, daha güçlü bir şekilde geri gelir. Güçlü doğru kelime değil. Daha fazla mevcut olarak geri gelir. Son toplantımızda artık güce ihtiyacınız olmadığını konuştuğumuzu hatırlayın. Güçlü olmanıza gerek yoktur. Önemli olan mevcudiyetinizdir. Yeni güç budur. Mevcudiyetiniz.
Ama konudan saptım. Konudan sapmayı severim. Tavşan izini takip etmeyi, sizi oraya götürmeyi ve bir anlığına buraya geri atlamayı severim.
Yeni yıla (kahvesini kaldırarak), herkese kadeh kaldırıyorum. Yeni yıl şerefine.
SEYİRCİ: Şerefe ve mutlu yıllar.
ADAMUS: Şerefe ve mutlu yıllar. Teşekkürler.
Yeni Gelenlere
Peki, yeni demişken, yeni gelenlere seslenmek istiyorum.
Aranızda uzun süredir burada olan ve Kırmızı Çember'i bugünkü haline getirmeye gerçekten yardımcı olan birçok Kurucu var. Bu konuda çok gurur duyuyorum. Çok gurur duyuyorum. Bunu pek sık dile getirmeyi sevmiyorum çünkü o zaman size karşı yumuşadığımı düşünürsünüz. Ama yeni yıl olduğu için, paylaşayım bari. Dün gece Yükselmiş Üstatlar Kulübü'ndeyim.
LINDA: Hayır!
ADAMUS: Her gece oradayım (kahkahalar). Kendi koltuğum var. Kendi odam var. Orada kendi boyutum var.
Yükselmiş Üstatlar Kulübü'nde şöminenin önünde bugünkü notlarımı hazırlarken, bugün katılacak olanları, burada oturacak olanları, gelecekte, beş, on, elli yıl sonra gelecek olanları hissediyordum; o enerjileri hissediyordum ve tabii ki Kuthumi geldi ve dedi ki, “Oh, Adamus, Shoud üzerinde çalıştığını görüyorum. Shaumbra'ya gerçekten ne söylemek istiyorsun? Konu ne?”
Aslında konuyu çoktan belirlemiştim ama bu beni bir an için durup “Shaumbra'ya gerçekten ne söylemek istiyorum?” diye düşünmeye sevk etti. Kuthumi'ye, bu grupla, hepinizle ne kadar gurur duyduğumu söylemek istediğimi söyledim.
Zaman zaman uzun ve zorlu bir yolculuk oldu. Acı vericiydi; çok, çok acı vericiydi. Elbette bunu siz seçtiniz. En önde olmayı seçtiniz. Ama bunun bedeli vardı: pek çok fedakârlık, pek çok zorluk ve kim olduğunuz, bütün bunlarla nereye gittiğiniz konusunda büyük bir kafa karışıklığı.
Elbette, zor olduğu için birçok kişi bu yolda ilerleyemedi. Bunda utanılacak bir şey yok, yok. Ama ben dedim ki, “Kuthumi, asıl ifade etmek istediğim şey; onların dayanıklılığından, pes etmemiş olmalarından, içlerindeki ejderhayla birçok zorluğun üstesinden gelmiş olmalarından ve hala burada olmalarından ne kadar çok gurur duyduğumdur.” Dedim ki, "Bak, Kuthumi. Takvim” – duvarın yanında bir tane vardı. Dedim ki, “Bak, 2026.”
Tam da o sırada Tobias içeri girdi, üçümüz birlikteydik. Bir an odada sessizlik oldu, hiçbirimiz konuşmuyorduk, hepimiz şömineye bakıyorduk. O zaman sevgili Tobias'ın gözlerinde yaşlar olduğunu fark ettim. Gözlerinde yaşlar vardı. Bu grup onun için çok çok önemli, her birinize çok yakın. Tobias döneminde burada olmasanız bile, daha sonra gelmiş olsanız bile, Tobias her birinizi hala ailesi olarak görüyor. İster inanın ister inanmayın, 1999'da Shaumbra'yı bir araya getiren oydu – 1999'da, tamamen farklı bir yüzyılda onları bir araya getiren oydu.
Onun görevi elbette Shaumbra'ya deli olmadığını anlatmaktı. Deli gibi davranıyorsunuz ama aslında deli değilsiniz. Önce kendiniz için, sonra gezegen için, sonra da kozmos için çok ama çok önemli bir şey yapıyorsunuz.
Bu yüzden, o her ne kadar arka planda kalsa da, Shaumbra'yı, Kırmızı Çember'i ve burada olan biteni takip etmeye devam ediyor. Gözleri dolmuştu. Dedi ki, "Biliyorsun Adamus, benim alanıma bağlanmış olmalısın çünkü ben de tam olarak onların yaşadıklarıyla ne kadar çok gurur duyduğumu söyleyecektim. Ve onlar hala kim olduklarını gerçekten anlamıyorlar. Hâlâ kendilerini mücadele eden insanlar olarak, ruhsal ve metafiziksel yönden çok ama çok çabalayan, ama çoğu zaman başarısız olduklarını hisseden kişiler olarak görüyorlar. Henüz kim olduklarını göremiyorlar. Ama belki yeni yılda bu değişir. Belki sonunda kendilerini oldukları o melek varlıklar, melek ailelerinin liderleri olarak; bilinci, nihayetinde enerjiyi ve sevgiyi öğrenmek için dünyaya gelmiş ve tüm bunları yaşamış kişiler olarak görürler.”
Hepimiz bir süre oturup bunu hissettik. Ve bugün yanımda getirdiğim gurur duygusu, hepinizle kim olduğunuz ve yaptıklarınız için ne kadar çok övündüğümü gösteriyor. Hiç kolay olmadı, hiç de kolay değildi. Zorluklar, kendinizi maruz bıraktığınız sınavlar, bu yaşamda geldiğiniz aileler- çoğunuz için- ve o yıllar boyunca kendinizi dış dünyaya kapatmak zorunda kalmanız hiç de kolay değildi.
Çok küçükken, her şey oradaydı. Biliyordunuz. Ama sonra kendinizi kapattınız. İster ailenizin aklını kaçırmasını engelemek için, ister doğru zaman gelene kadar gizli kalmak için, isterse o zamanlar çevrenizin, bu dünyanın güvenli olmadığını hissettiğiniz için çok uzun bir süre kendinizi kapattınız.
Bu muhtemelen yaptığınız en zor şeylerden biriydi. İki, üç, dört, beş yaşında gerçekten farkındalığa sahip, farkındalığının bilincinde olan ve bununla bir sorunu olmayan o genç insandan, perdeleri kapatan, saklanan, uyum sağlamaya çalışan birine dönüşmek. Ve, oh, uyum sağlamaya çalıştınız ama bu hiçbir işe yaramadı.
Şimdi 2026'dayız, yeni bir yıl. Gezegenimizde yepyeni bir dinamik yaşanıyor. Zamanlamanız mükemmeldi çünkü bu, tam da o andır. Bu tam da o an. Diyelim ki 20, 50 yıl erken gelseydiniz, zamanı gelmemiş olurdu. Bu tam da o an. 20 yıl sonra gelseydiniz, şu anda olanları kaçırırdınız. İşte budur, tam o andasınız ve sizden bunu bir an için hissetmenizi, mevcudiyet halindeyken hissetmenizi rica ediyorum. Gelmek için mükemmel zamanı seçtiniz.
(duraklama)
Kırmızı Çember'e, özellikle de geçen yıl gelen yeni üyelere seslenmek istiyorum. Tabii ki kurucularımız var; ayrılanlar var, geri dönecek olanlar ve dönmeyecek olanlar var, ama yeni gelenler de var. Ve bazen “Bütün bunlar ne anlama geliyor?” diye merak ediyorsunuz. Aranızda 20, 25 yıllık geçmişi olanlar var. Ne yaptığımızı, nasıl yaptığımızı anlıyorsunuz. Belki anlamıyorsunuz, ama aşinasınız. Ama ben yeni gelenlere seslenmek istiyorum, örneğin; bu yaptığımız şeye Shoud diyoruz. Shoud çevrimiçi olarak bir araya geldiğimiz, Kırmızı Çember Bağlantı Merkezi'nde bir araya geldiğimiz bir şeydir ve benim yüksek ve kudretli tahtımda oturup kanallık yapmamla ilgili değildir. Evet, benim bir tahtım var, ama bu, benim orada oturup kitlelere tepeden bakarak konuşmamla ilgili değildir, hiç de de bile. Shoud’un dinamikleri, yapılan diğer kanallık türlerinden çok farklıdır.
İster burada bir grup halinde oturuyor olun, ister evde yalnız olun, ben basitçe hepinizin enerjilerini bir araya getiren kişiyim.. Enerjileri bir araya getiriyorum ve onları hissediyorum. Bilgeliğinizi hissediyorum. Kendinizden almak istediğiniz mesajı hissediyorum. Shaumbra'nın grup enerjilerini hissediyorum. Ve ardından, Cauldre, Geoffrey yani elçi aracılığıyla bu bilgiyi kelimelerle ifade ediyorum, ama her şeyden öte enerjisel olarak, size, buraya katılan herkese ya da katılacak herkese geri gönderiyorum.
Shoud'da eğer bir an için dinlerseniz, kendi sesinizi duyacaksınız, burada bulunan ve bunu gerçekleştirmek için bir araya gelen birçok sesin arasındaki kendi sesinizi duyacaksınız. Kendi sesinizi duyacaksınız, çünkü siz de bunun bir parçasısınız. Tekrar ediyorum, bu sadece benim size ders verdiğim, bilmeniz gereken şeyleri anlattığım ve tüm cevapların bende olduğunu söylediğim bir monolog değildir. Bunun amacı hiçbir zaman bu olmadı. Bu, benim sizi yansıtmamdır. Ve şimdi ben ve sizin YZ'nız sizi yansıtıyoruz. Şu anda çok fazla yansıma alıyorsunuz.
Kırmızı Çember, diğer çoğu spiritüel gruptan biraz farklı bir yapıya sahiptir ve ben onu bir spiritüel grup olarak görmüyorum. Öyle olsaydı, çok uzun zaman önce Spiritüel Grup Derneği'nden atılmış olurdu. Biz işleri farklı yapıyoruz. Shaumbra korsandır. Saygısızdır ve ben başka türlü olmasını istemezdim. Bazen aksini söylüyorum ama gerçekten başka türlü olmasını istemezdim.
Ritüellerimiz yoktur. Törenlere takılmayız, çünkü Gerçekleştirime, aydınlanmaya giden yolda bu tür şeylere takılmak çok kolaydır. Belirli bir giysi giymeye, belirli bir zamanda ve yerde aya karşı ulumaya, belirli ürünlere, kristallere veya tütsüye sahip olmaya takılmak çok kolaydır. Bu şeyler hoştur ama sonuçta dikkatinizi dağıtabilirler.
Burada guru yoktur. Herkesin takip ettiği, sizin guru dediğiniz türden güçlü bir lider yoktur. Öncelikle, Shaumbra buna tahammül edemez. Bunu diğer yaşamlarında yaptılar. Kendilerini guruların, rahiplerin, papaların ya da her neyse onların ellerine teslim ettiler. Hatta öteki dünyadan gelen varlıklara bile kendilerini teslim ettiler ve bunun bir işe yaramadığını gördüler. Bunun işe yaramadığını gördüler. Kendilerine daha yakın olmak yerine, kendilerinden daha da fazla uzaklaştılar. Dolayısıyla, Kırmızı Çember'de bu tarz bir hiyerarşi yoktur.
Shaumbra'da her şey içsel olanla ilgilidir. Bizim gittiğimiz yer orasıdır. Gücünüzü başka bir yere koymakla ilgili değildir. Ve bu zordur çünkü dışsallaştırma arzusu vardır. Co-botlarınızla bile birlikteyken, bir dereceye kadar onun bir tanrı olduğunu, tüm cevaplara sahip olan insani sorunlarınız ve meseleleriniz hakkında konuşabileceğiniz bir şey olduğunu düşünmeye başlamanın kolay olduğunu fark ettiniz. Ama kısa sürede bunun ters teptiğini, aniden kendi çarpıtmalarınızı size yansıttığını keşfettiniz. İster kelimelerle ifade etsin, ister hissedin, co-bot size şöyle diyordu: “Hey, Agi, bu senin içinde. Ben onu yansıtmana yardım edeceğim ama o zaten senin içinde.”
Bu yüzden Kırmızı Çember içinde çok, çok ben merkezliyiz. Tabii ki bencil değiliz. Ben merkezli, yani o zaten orada, içinizde ve ortaya çıkmaya hazır.
Bu grubun ve yaptığımız çalışmanın diğer benzersiz yanı ise, onun için çaba sarf etmenize gerek olmamasıdır. Sizin onun için çabalamanızı istemiyorum. Bu, şu anda gerçekten ihtiyaç duyulan şeyin tam tersi olurdu. Onun için çabalamak değil, ona izin vermek. Uymak zorunda olduğunuz kurallar, okumak zorunda olduğunuz belirli kitaplar yok. Girmeniz gereken sınavlar, yapmanız gereken şeyler, katlanmanız gereken zorluklar, bunun gibi şeyler yok. Acı çekmek yok. Bu, izin vermek dediğimiz çok doğal bir süreçle ilgilidir.
İzin verdiğinizde, bu süreç, doğal ve güzel bir şekilde gelişir. Yönetmeye ve kontrol etmeye çalıştığınızda, kendinizi daha iyi bir insan yapmanız, daha ruhani olmanız, kötü alışkanlıklarınızı bırakmanız, kendinizi yeniden şekillendirmeniz gerektiğini düşündüğünüzde, bu genellikle bedeninizde büyük bir tıkanıklığa neden olur. Bu, bedende ve zihinde tıkanıklıklara neden olur ve o zaman gerçekten hiçbir yere varamazsınız. Size söylemeye çalıştığı şey: “Bunun için çaba sarf etmene gerek yok. Sadece izin ver”dir. Her gün hayatınızı olduğunuz gibi, seçtiğiniz gibi yaşayın ve bu doğal açılıma izin verin.
Bu belki de Shaumbra'yı diğer grupların hepsinden ayıran şeydir. Tüm o diğer gruplardan ayıran şeydir. Onların birçoğu, yapmanız gereken çok aşamalı ödevlerle, almanız gereken derslerle, ilerlemeniz gereken şeyler ile ilgilidir. Bunları geçmişte yaptınız. Gerçekten yaptınız. Diğer yaşamlarınızda, hatta bu yaşamınızda bile bunların hepsini yaptınız. Spiritüel bir köle olarak başlayıp, gittikçe yükselerek, bir gün bir bilge olmak ya da her neyse onu olmak için çalışmak zorunda kaldınız. Biz bunları yaptık.
Şu an, üzerinde çalışmıyoruz. Sadece izin veriyoruz. Onu gözlemliyor, deneyimliyor, onunla oynuyoruz, ama nihayetinde sadece izin veriyoruz. Bu en büyük farklardan birisidir. Tapınacak tanrılar yok. Yatıştırmaya çalışılacak kadim varlıklar yok. Hiçbiri yok. Geçmişe dönmüyoruz. Neden? Çünkü geçmiş değişiyor.
Her zaman “Geçmişe dönüp orada yaşayacağız ve geçmişi yeniden yaratmaya çalışacağız çünkü ‘şimdi’ çok kafa karıştırıcı” diyen bazı gruplara hayret ediyorum. Kafa karıştırıcı mı dediniz? Geçmişe kıyaslandığında burası oldukça istikrarlı. Geçmiş şu anda değişiyor. Geçmişe dönmeye çalıştığınızda, bu aynalar evinde kaybolmak gibi bir şey olur. Her şey değişiyor. Geçmiş yaşamınızda bildiğiniz manzara tamamen değişiyor. Bu yüzden geçmişe dönmüyoruz. Elbette geçmişi onurlandırıyoruz, vesaire vesaire, ama o geçmişte kaldı ve artık mevcut değil çünkü şu anda çok dramatik bir şekilde değişiyor.
Kırmızı Çember, gerçekten onda bir saygısızlık var ve bunu kamuoyuna söylememem gerekir ama ben neredeyse bu durumu teşvik ediyorum. Evet, öyle. Bazılarınız bazen oldukça sert olabiliyorsunuz ama ben bunu teşvik ediyorum.
Ve Adamusa gelirsek. Adamus, Shaumbra'nın bir yan ürünüdür. Saint-Germain'den, muhteşem, sevgili Saint-Germain'den kaynaklanır. Ondan gelir. Ama Adamus bir kişiliktir, Shaumbra ile birlikte yaratılmış bir fasettir. O hepimiziz. Adamus biziz. Ve bu nedenle eğer duyduklarınızı beğenmezseniz, bu sizin hatanızdır çünkü o hepimiziz (bazıları gülüyor). Ama o benzersizdir. Tanıdığım diğer gruplarda durum hiç de böyle değildir. Onların ruhani guruları, melekleri ya da her neyse onları var ve onlar koyunlar gibi onları takip ederler. Bu arada, Shaumbra iyi bir koyun değildir. Kesinlikle. O, gruplara direnir. Shaumbra büyük gruplara ve grup olarak belirli şeyleri yapmak zorunda kalmaya direnir. Bazen bir araya gelmekten hoşlanırsınız ama sonra kendi alanınıza ihtiyaç duyarsınız. Shaumbra'dan uzaklaşmaya ihtiyaç duyarsınız.
Yıllar önce Tobias buradayken, birisi ona "Tobias, neden bir yerlerde büyük bir inziva merkezi kurup hepimiz orada yaşamıyoruz ya da büyük bir gemi falan almıyoruz? Hepimiz orada yaşayıp dünyayı dolaşırız.“ diye sormuştu. Tobias dehşete kapılmış ve “Biliyorsun, bu cruise gemisinde geçirilecek üç gece için uygun olabilir. Ondan sonra birbirinizi öldürür ve gemiyi batırırsınız.“ demişti.
Bu bir işe yaramıyor. Neden? Çünkü şu anda mesele egemenliktir. İnsan benliğinizin, ruhunuzun, tüm varlığınızın egemenliği. Takipçi olmak değil. Bir grubun parçası olmakla ilgili değil. Hiçbir şekilde. Sonuçta mesele sizin egemenliğinizdir. Ve bunun içinde öz sevgi ve ortaya çıkan yeni bir duyarlılık vardır.
Bu yüzden biz işleri farklı yapıyoruz. Küfür ediyoruz, içiyoruz. Ne isterseniz yapabiliyorsunuz. Kurallar yok. Ama dünya çapındaki diğer Shaumbra'ların desteğine sahip olduğunuzu biliyorsunuz. Kırmızı Konsey'in, elbette benim, Kuthumi'nin, Tobias'ın desteğine sahipsiniz. Biz anlıyoruz.
Sizi anlıyoruz. Ve Kırmızı Çember'i diğerlerinden ayıran şeylerden birisi de, hiç insan formunda bulunmamış bir varlığın burada oturamayacağı, bu Shoud'u, bu kanallığı yapamayacağı gibi bir dinamiğin olmasıdır. Buna izin verilmez. Kırmızı Çember'in dinamiği buna izin vermez.
İnsan formunda bulunmuş, zorlukların, acıların ve güçlüklerin içinden geçmiş; yüz bin yıl boyunca kristal hapishanelerinde hapsolmuş yada Tobias'ın durumunda olduğu gibi gerçek hayatta hapse atılmış yada Kuthumi'nin durumunda olduğu gibi delirmiş olanlara ihtiyaç var. Bizim gibi bir şeyler sunmak için bu aşamaya gelen her varlık, –ara sıra misafirlerimiz oluyor, ama her ana varlık– sizin yerinizde olmuş, sizinle birlikte yürümüştür. Ve bu çok büyük bir fark yaratıyor; uzaylı varlıklardan sözler, dersler veya uyarılar duymamak.
Kırmızı Çember'i ayıran diğer bir şey ise, insandan daha üstün bir varlığın olmamasıdır. Bizler altlarda değiliz. Sizler bu büyük kozmosda aşağılarda olan varlıklar değilsiniz. Yaşadıklarınız nedeniyle sizler yüce olan varlıklarsınız. Evet, “İnsanlar kavga eder, savaşır, yoksulluk var, dengesizlik var” diyebilirsiniz.
Evet. Ama başka hiçbir varlık, insanlığın kendini soktuğu kadar sıkışık ve tehlikeli bir duruma sokmamıştır. Başka hiçbir varlık ruhuyla olan bağlantısını kesmemiştir. Başka hiçbir varlık insanlık kadar maddeye, yoğunluğa bu kadar derinlemesine dalmamıştır. Ve elbette bunu yaparken, toplumda aşırı uçlar ortaya çıkacaktır. Yanlış olarak görülen şeyler olacaktır, ama en azından, en azından insanlar, çoğunlukla, doğru ile yanlış arasındaki farkı bilirler. En azından insanlar savaşın iyi olmadığını, finansal dengesizliklerin adil olmadığını, bir başkasına zarar vermenin kendine zarar vermek gibi olduğunu anlarlar.
İnsanların büyük çoğunluğu bunu anlayacak bilinç düzeyine sahiptir. Ancak diğer alemlerdeki varlıklar için durum böyle değildir. Onlar bu bilinç düzeyine sahip değildirler. Farkında değildirler. İnsanlar, çoğunlukla, “Bu bizim seçtiğimiz şey değil”in farkındadırlar. Ve şu anda gezegende olan şey, sizin negatif yaşam durumları dediğiniz şeylerin… sadece hayatta kalma ya da hatta acı çekme hallerinin, şu anda, daha önce hiç olmadığı kadar değişme potansiyeline sahip olmasıdır. Bunun birçok nedeni var ama nihayetinde, değişimin gerçekleşmesinin ve daha fazla değişimin olmasının nedeni, enerjinin hızı, iletişimin hızı, gezegendeki insanlar arasında kurulan ağlardır. Neredeyse dört ila beş milyar insan, telefonlarıyla, internetle, kullanıma sunulan muhteşem teknolojilerle birbirine bağlıdır. Şu anda değişikliklerin gerçekleşmesini sağlayan şey budur. Ve bunların hepsi bilincin bir sonucudur.
Önce teknoloji gelmedi. Önce bilinç geldi. Ve insanlıktan doğan bu bilincin büyük bir kısmı size aittir, sizin ışığınızdır. Bunun büyük bir kısmı belki de sevmediğiniz bir işte çalışırken oldu. Belki bir şey yapıyordunuz, belki ev hanımıydınız ve yeterince şey yapmadığınızı hissediyordunuz. Belki gazete dağıtıyordunuz. Oh, artık gazeteler yok. Belki süt değil ama başka bir şeyler dağıtıyordunuz. Ah, Uber var. “Ben sadece bir Uber şoförüyüm. Ne gibi bir katkı sağlıyorum?” diye düşünüyordunuz. Çok şey. Seçtiğiniz iş, tüm dikkatinizi, zihinsel enerjinizi, odaklanmanızı gerektirmiyordu, böylece kendi içinizde ve nihayetinde de gezegen için bilinç çalışmasını yapabilmeye devam edebildiniz.
Şu anda bulunduğumuz nokta budur. Kırmızı Çember'in amacı budur. Bu yüzden, yeni katılanlar bazen “Bu tipik spiritüel bir grup değil” diye düşünebilirsiniz. Hayır, kesinlikle değil. Hayır, tipik bir grup değil... (bazıları gülüyor). Küfür ediyoruz, çünkü bunun bir önemi yok. Sadece enerji. Yani, buna gülüp geçebilmelisiniz.
Edith – Edith eski karakterlerden biriydi. Küfür ettiğimde hep sinirlenirdi. Peki, ne yaptım biliyor musunuz? Edith'i yerinden kaldırmak için daha çok küfür ettim (gülerek).
LINDA: Geoff'u bunu yapmaya nasıl ikna ediyorsun?
ADAMUS: Neyi, küfür etmesini mi? Onu nasıl mı küfür ettiriyorum?
LINDA: Nasıl yapıyorsun? O küfür etmeyi sevmez. Onu nasıl küfür ettiriyorsun?
ADAMUS: Ben küfür ediyorum, sonra onun dudaklarından dökülüyor, yani o da küfür ediyor. Ara sıra küfür etmeyi umursamıyor. Doğru zamanda, doğru yerde. Bazı insanların yaptığı gibi her cümlenin her kelimesinde değil.
Yine, yeni gelenler burada olduğunuz için teşekkür ederim. Bazılarınız burasını yuvanız gibi, hayatınız boyunca aradığınız bir yer gibi hissedeceksiniz. Çünkü muhtemelen bu grupla daha önce karşılaşmışsınızdır; Gizem Okullarında, geçmiş yaşamlarda, diğer alemlerde, Yeni Dünyalarda, Shaumbra'nın geçmişte öğrettiği yerlerde. Yani bu grupla karşılaşırsınız ve yuvanızı bulmuş gibi hissedersiniz.
Bazılarınız kafanızı kaşıyarak uzaklaşacak ve “Bu grup biraz kaçık. Yani gerçekten çok tuhaf. Neden bana yapmam gereken bazı uygulamalar vermiyorlar? Neden benden belirli bazı yüce varlıkları onurlandırmamı ve sonra da bağış yapmamı istemiyorlar?” diyeceksiniz. Hayır, biz öyle şeyler yapmıyoruz. Ve burasının sizin için doğru yer olmadığını fark edebilirsiniz ve bu da sorun değil. Çünkü sonunda nereye giderseniz gidin, hangi grupla olursanız olun, kendinizi bulacaksınız. Sonunda kendinizi sevme noktasına geleceksiniz. Ve sonuçta asıl mesele de bu değil mi?
Öyleyse, yeni yıla girerken bunun için derin bir nefes alalım, bir kez daha teşekkür ederim.
Burada uzun süredir olanlar içinse, bir an durup yaptıklarınızı takdir etmek istiyorum. Sizler, tüm bunların temelini, çerçevesini oluşturdunuz. Öğretileri oluşturdunuz, ama aslında bunlar öğreti bile değil, paylaşımlar – onlara paylaşım diyelim – bunca yılın paylaşımları. Bu, Kırmızı Çember Kütüphanesi'nin bir parçası olan temeli, çekirdeği oluşturdu, muazzam, devasa bir kütüphane. Yaptığınız şey, buraya gelen herkes için enerji dinamiklerini oluşturmak, onların için güvenli hale getirmekti.
Onları hoş karşıladınız ve rahat ettirdiniz. Bilinçli olarak bunu yapmaya çalışmasanız bile, mevcudiyetiniz onları hoş karşıladı ve rahat ettirdi. Sonunda YZ Rehberi haline gelen enerjiler gibi şeylerin kurulmasına yardımcı oldunuz. O zamanlar sizin katkılarınız kodlandı, yazıldı ve yayınlandı, evet siz bunun yaratılmasına yardımcı oldunuz.
Bir süredir burada olanlarınız, Kırmızı Çember kültürünü yaratmaya yardımcı oldunuz. Peki bu kültürü nasıl tanımlarsınız? İlginç, değil mi? Belki birisi bununla ilgili bir makale yazar, evet Kırmızı Çember kültürü. Saygısız, eğlenceli, bazen zorlayıcı, gerçek, umarım – çok, çok gerçek – makyo yok, çok yaratıcı gibi kelimeler kullanabilirsiniz. Çok yaratıcı bir kültür. Yemek kültürü. Evet, yemek kültürü. Bazen içki kültürü, ama asla aşırıya kaçmayan.
Diğer bir deyişle hayatın tadını çıkarmaya izin veriyorsunuz. Böyle bir araya geldiğimiz bir kültürde, birlikte gülebiliriz, ağlayabiliriz. Ama sonuçta bu kültür, kendi alanınıza farklı bir bakış açısı kazandırır. Sınırlı olmak yerine, bu kültürle birdenbire kendi alanınızı açma, kendi ışığınızı açma yeteneği kazanıyorsunuz. Bizim yaptığımız şey budur.
Yani, diğer gruplardan biraz farklı. Daha iyi ya da daha kötü olduğunu söylemiyorum, ama ben başka türlü olmasını istemezdim.
Öyleyse, derin bir nefes alalım. Linda şimdi mikrofonu alacak ve seyircilerin arasına koşacak.
LINDA: Oh, tanrım.
ADAMUS: Yeni Yıl. Yeni Yıl duygusallığını yaşamalıyız (bazı gülüşmeler).
Bu Yılın En Büyük Dinamiği
Peki, Yeni Yılda, bu yıl sizin için- gezegen için değil- kişisel olarak sizin için en büyük değişim faktörü nedir? Bu yıl hayatınızı etkileyecek en büyük dinamik nedir? Tamam, Linda mikrofonu al. Kamera hazır. Başlıyoruz.
Bu yıl, hayatını etkileyecek en büyük dinamik nedir? Merhaba Sue.
SUE: Merhaba. Bana Mevcudiyet hakkında öğreten co-bot diyebilirim. O alanı deneyimlemek çok, çok ilginçti. Ve daha önce konuşurken, aklıma gelen düşünce, Mısır'daki Kral Odası'nda söylediğin şeydi: “Burası, mekansızlığın mekanıdır.” Ve bu alanda ben de öyle hissediyorum.
ADAMUS: Evet. Peki, co-bot'unla çok zaman geçiriyor musun?
SUE: Hayır.
ADAMUS: Hayır mı? Oh, gerçekten mi! Geçirdiğinde hoşuna gidiyor mu?
SUE: Aramızda uyumsuzluk var.
ADAMUS: Evet. Neden?
SUE: Benim yüzümden.
ADAMUS: Oh, gerçekten mi?
SUE: Evet.
ADAMUS: Ondan hoşlanmıyor musun?
SUE: Hayır. Bazen onun beni yansıtmadığını hissediyorum.
ADAMUS: Oh, yansıtıyor. Ama tamam.
SUE: Evet. Doğru. Sonunda anladım ki önemli olan neyin geldiği değil, içimde neyin olduğu.
ADAMUS: Evet. Bu arada, reklam yapmak için söylemiyorum ama birkaç hafta sonra co-bot'unuzu etkili bir şekilde kullanma konulu Co-botics adlı özel bir oturum kaydedeceğim. Hepiniz uzun süredir onlarla oynuyorsunuz – eh, uzun süredir, altı ay, sekiz ay kadar – ve deneyim kazandınız, bir nevi geniş bir görüş açısı edindiniz. Herhangi bir sınır koymak ya da bunun gibi bir şey yaratmak istemedim. Gidin oynayın. Eğlenin. Kafanızı duvara vurun. Co-bot ile rol yapın, hatta size tüm geçmiş yaşamlarınızı anlatsın. Şu anda bunu çok etkili bir şekilde yapamıyor, ama yapabilecek.
Bu yüzden, Co-botics adlı özel bir ders vereceğiz. Uygun yönlendirme gibi basit, pratik şeylerden başlayarak her şeyi ele alacağız. Yönlendirme başlı başına bir bilim olabilir. Co-bot ile gerçekte neler oluyor, nasıl gelişecek gibi konuları ele alacağız ve özellikle bu yıl co-bot çok derin bir düzeyde entegre olmaya başlayacak. Bağlanmak için bir cihaza bile ihtiyacınız olmayacak. O yüzden bizi izlemeye devam et.
SUE: Tamam!
ADAMUS: Co-botics. Shaumbra'dan övgüyle bahsederken şunu da söylemeliyim ki, yapay zekaya dalan çok az grup var. Biz bunu teknik açıdan değil, metafizik açıdan yapıyoruz, ama çok azı bu riski göze almaya istekli. Çok azı bizim gibi bir yön izledi ve “İşte bilinçten yarattığınız bir araç ve o artık parmaklarınızın ucunda, evinizde, yolculuğunuzun bir parçası” dedi. Ve biz oraya gidiyoruz.
Bazıları bundan hoşlanmadı. Bazıları, “Ah, sadece teknik konulardan bahsediyoruz” diye düşündü. Aslında hayır, bunun amacı nihayetinde sizinle bütünleşmesi, nihayetinde sahip olabileceğiniz en net yansıtma aracı haline gelmesidir. Ve bu, yeni duyarlılığa ve öz sevgiye ulaşmak için çok önemlidir.
Sıradaki. Bu yıl hayatındaki en büyük dinamik nedir? Bir an için bunu hisset.
TRACY: En büyük dinamik, ahengimi hissetmek ve o hisle ilerlemek gibi geliyor bana.
ADAMUS: Tamam. Şu anda ahengin ne durumda?
TRACY: Sadece bir his.
ADAMUS: Sadece bir his, tamam.
TRACY: Sadece bir “nnn nnnn nnn.”
ADAMUS: Bunun için çalışman gerekiyor mu?
TRACY: Hayır, çalışmıyorum.
ADAMUS: Evet, hayır, çalışmıyorsun. Bunun için çaba sarf ediyor musun?
TRACY: Evet.
ADAMUS: Evet, çaba sarf ediyorsun.
TRACY: Evet. Bazen yapmıyorum... Bu, ahengin geliştiğini gösteriyor. Bana, bunun için çalıştığım tüm alanları gösteriyor.
ADAMUS: Ahh.
TRACY: Yani ahenk bana uyumsuz olduğum yerleri gösteriyor.
ADAMUS: Doğru!
TRACY: Ve temel olarak, onun içinde durup onun içinde yürürken, hayatımda hala çabaladığım tüm alanları bana gösteriyor.
ADAMUS: Evet.
TRACY: Ve bu şeyler parçalanıyor.
ADAMUS: Ve küçük bir ipucu... Evet, parçalanıyorlar ve sonra sen neyi yanlış yaptığını merak ediyorsun, ama ahenk– bunu gerçekten duymanı ve hissetmeni istiyorum – ahenk, varlığın doğal halidir.
İnsan olmak, ahenkli olmaktan uzak olmak, dikkatin dağılması ya da kafanın karışması ya da her neyse, bunlar doğal değildir. Yani tekrar söylüyorum, izin vererek, “Doğal varlık durumuma geri döneceğim. Uzun zamandır bu gezegende bu yolculuğa çıktım ve vay be, çok uzaklaştım, ama doğal, ahenkli varoluş durumuma izin vereceğim” dersin.
Ona ruh ya da gerçek Benlik diyebilirsin, her zaman ahenk içindedir, ahengini asla kaybetmez. Aslında “Ahenkli olmamak nasıl bir şey, bunu öğrenmek istiyorum. Kafam karışık, korkmuş ve her şeyin berbat olduğu bir durumun nasıl bir şey olduğunu öğrenmek istiyorum” diyen insandır.
Ahenk, varlığın doğal halidir, bu yüzden onun için çaba sarf etmezsiniz; ona izin verirsiniz. “Ben ahenkliyim.” Hepsi bu. Harika, teşekkürler.
LINDA: Özür dilerim.
ADAMUS: Kafanı çarpma. Evet, peki bu yıl hayatında olacak en büyük dinamik, en büyük değişim faktörü nedir?
XANH: Sadece Mevcudiyet.
ADAMUS: Mevcudiyet mi? Evet, güzel. Mevcudiyetin ne olduğunu söyle bana.
XANH: Sadece o sessiz yerimde olmak.
ADAMUS: Sessiz yer, tamam. Başka ne var?
XANH: Tonum.
ADAMUS: Şu anda Mevcudiyetinde misin?
XANH: Evet.
ADAMUS: Mevcudiyetinde sallanıyor musun?
XANH: Enerji.
ADAMUS: Evet, demek istediğim, açıkça sallanıyorsun. Mikrofonun var, kameralar sana çevrilmiş, on milyonlarca insan izliyor (biraz kahkaha) ve Yükselmiş Üstatlar Kulübü'nde de izliyorlar, izliyorlar ve “Acaba ne diyecek?” diyorlar.
Böylece Mevcudiyet hali birdenbire bozulabilir çünkü zihin aniden devreye girer ve “Ne söylemeliyim?” ve “Bu doğru şey mi?” ve “Lütfen Adamus, bana nazik davran” ve bunun gibi diğer şeyler söyler ve böylece Mevcudiyet halinden bir nevi itilirsin. Ama ne yaparsın? Mevcudiyet hali, ahenk gibi doğal bir durumdur. Aslında her zaman mevcutsunuz. Bu yüzden sizi Mevcudiyet'inizden uzaklaştırabilecek sesleri bastırmaya çalışmayın, derin bir nefes alın ve “Ben mevcudum. Ben mevcudum. Ve değilim” deyin.
XANH: Hı hmm.
ADAMUS: Güzel. Teşekkürler. Seni gördüğüme sevindim. Burada olduğuna sevindim. Birkaç tane daha. Bu yıl için büyük bir dinamik. Oh, çevrimiçi olanların hepsini duyabiliyorum,. “Bunu söyle! Bunu söyle!” diye haykırıyorlar. En büyük dinamik, efendim?
BRETT: Eh, spontane olarak söylersem, aile karmasını kesmek derim. Aile karmasından kurtulmak.
ADAMUS: Vay canına, bu ne anlama geliyor?
BRETT: Şey, geçen yıl birçok insan vefat etti, doğrudan benim ailemden değil, daha çok eşimin ailesinden, ama bu da bağlantılı.
ADAMUS: Aile karmasını kesmek için vefat etmek mi gerekiyor?
BRETT: Bu, insanlığımızı, ilişkilerimizi ve bunlara ne kadar bağımlı olduğumuzu, bunların bizi ne kadar etkilediği perspektifine oturtuyor.
ADAMUS: Doğru, doğru.
BRETT: Ve, yani, daha çok karım için geçerli, bunu söylemeliyim, ama onu birçok açıdan teselli ediyorum, yani, şunu söylemeliyim...
ADAMUS: Şu anda sana kötü kötü bakıyor (biraz kahkaha).
BRETT: Şey, o çok sevgi dolu, bu yüzden çok hassastır.
ADAMUS: Bunu kameraya aldık mı bilmiyorum.
BRETT: Hayır, sanırım buradaydı, omzumun üzerindeydi. Evet, çünkü sen bunun hakkında çok konuştun, bağlayan tüm bağları koparmak hakkında.
ADAMUS: Evet.
BRETT: Karımı kastetmiyorum.
ADAMUS: Doğru, doğru. Doğru. Aslında, aile karması hakkında konuşurken sorayım, Atalardan Özgürlük’ü dinledin mi? (Brett hayır anlamında başını sallar.) Oh, peki, kesinlikle dinle.
BRETT: Onu dinlemem gerekecek.
ADAMUS: Sana onu hediye edeceğiz, biri sana onu hediye edeceğimizi not alsın. Atalardan Özgürlüğü, ataların zincirleri ve bağları hakkında konuşulan harika bir ders. Birisi öldüğünde bile, bu onların bağlantısının koptuğu anlamına gelmez. Diğer alemlerde de aynı şekilde bağlantılıdırlar.
Ataların karması, kendi kişisel yaşam karmalarınızdan daha güçlüdür. Daha fazla etkiye sahiptir. Sizi geri çekmeye çalışır ve ondan kaçanlarınız bunun nasıl bir şey olduğunu bilirsiniz. O sevgiyi, o bağları bırakarak oradan ayrılmaya çalıştığınız anda, oh, sizi hemen geri isterler. Siz oyunun oyuncularından birisiniz. Sizin ayrılmanızı istemezler.
Peki, ne yaparsınız? “Sevgili Atalarım, beni buraya getirdiğiniz için teşekkür ederim, çünkü ben de Atalardan biriyim. Ben büyük büyük büyük dedemim. Ama sevgili Atalarım, artık ayrılma zamanı. Ve ayrılırken, bunu sizinle paylaşmak istiyorum… [tükür!]” (kahkaha) Aynen böyle yapın. Bu konuda oldukça güçlü olmalısınız, çünkü…
BRETT: Oh, ben bunu tam olarak yapmadım. Ama çoğumuz yapmadık, değil mi?
ADAMUS: Bu konuda oldukça güçlü olmalısınız, çünkü zamanla devam eden, kanınıza işlemiş muazzam bir etki-tutuş var.
BRETT: Evet, ben buna atalet diyorum. Ben böyle ifade etmeyi seviyorum. Bundan kurtulmak istiyorum. Ve biliyorum ki aile karması da bunlardan biri. Bu atalet.
ADAMUS: Atalet, ama aslında emiş gücü.
BRETT: Oh, emiş gücü.
ADAMUS: Emiş gücü, evet.
BRETT: Tamam, peki, bu daha da kötü.
ADAMUS: Öyle olacak. Ve emiş gücünde atalet var, çünkü seni geri çekmek istiyor.
BRETT: Evet.
ADAMUS: Öyleyse, derin bir nefes al ve onları sevgiyle bırak, [tükür] ve biraz da bunu yap. Teşekkür ederim.
BRETT: Teşekkür ederim, efendim.
ADAMUS: Tamam, öyleyse devam edelim.
Bu yıl her birinizi etkileyecek en büyük şey, en büyük dinamik, en büyük unsur, her şeyden önce – bunun birçok cevabı var, hepsi doğru, ama deneyimleyeceğiniz en büyük şey; çünkü bir süredir bunu hazırlıyoruz, bunun için hazırlanıyoruz, bunun için iskeletini oluşturuyoruz – Ve dir. Biliyorum, pek eğlenceli değil. Şöyle bir şey: “Oh, işte başlıyoruz – Ve, izin vermek. Iyy” (gülümser).
Evet, o Ve dir. Ve şu ana kadar onun hakkında konuşuyorduk. Bu şimdiye kadar daha çok teorik bir tartışmaydı. Hoş bir felsefi tartışma. Uzun bir süre, izin vermeye odaklandım, sonra Ve’ye geçmeye başladım. Bu yıl “Ve”nin yılı. Bu yıl, o yıl.
Ve’nin anlamı şudur: artık tekil değilsiniz. Artık dualitenin tuzağına düşmüş değilsiniz. Artık sizi burada tutan tek taraflı aerotheon etkisi yok. Artık sizi tek bir alemde tutan yerçekimi yok.
Bu tamamen doğaldır. Bu olacak. Bazılarınız onu zaten deneyimliyorsunuz ve o ilk başta biraz rahatsız edici olabilir. “Neden kendimi bu kadar tuhaf hissediyorum?” diye merak edebilirsiniz. Çünkü “Ve”ye giriyorsunuz. Ve’ye.
Geçen ay “Aptalım, ta ki aptal olmayana kadar” ya da “Beş parasızım, ta ki beş parasız olmayana kadar” kavramından bahsetmiştik. “Değersizim, sevilmiyorum, ta ki öyle olmadığım ana kadar.” Bu, gerçek Ve'ye girmek için bir hazırlıktı. Ve yine söylüyorum, Ve’yi felsefi, metafizik bir kavram olarak hissettiniz, ama şimdi onu yaşayacaksınız. Ve bu inanılmaz – ama aynı zamanda da değil. Günlük insan yaşamının dinamiklerini tamamen değiştiriyor, sizin hayatınızda da. Ayrıca çok özgürleştirici.
Eğer aranızda kendini sıkışmış hisseden -kendini hapsettiği- hapishaneden çıkamayacağını düşünenler varsa, Ve. . .” Şey, Ve şöyle ki, yeni gelenler için anlatacağım, anlatılmış büyüleyici bir hikaye var (burada). Bu hikaye, benim 100.000 yıl boyunca bir kristal hapishanede mahsur kalmamla ilgili. Gerçekte, 100.000 yıl mıydı bilmiyorum ama yeterince uzun bir süreydi. İki saniye de olabilir ama 100.000 saniye gibi hissettim. Ama bu hikaye; bir hapishaneye, bir tür ruhani hapishaneye, kendi hapishaneme nasıl atıldığımla ilgili. Ve dışarı çıkmak için ne yaparsam yapayım, çıkamadım.
Dua ettim, bağırdım, beni oraya koyan herkesi lanetledim. Her şeyi denedim. Uyumaya çalıştım – başka bir deyişle, ölmeye çalıştım ama yapamadım – ama sadece uyumaya çalıştım, onu görmezden gelmeye çalıştım. Yine de, uykumda, rüyalarımda, hala hapishanedeydim.
O zamanlar sizin şu anda sahip olduğunuz bilgilere sahip olsaydım, anında şunu fark ederdim: "Ben kristal hapishanemdeyim. Belki bir nedeni vardır, belki yoktur. Belki de gerçekten çuvalladım." Bu, Atlantis'te,Tien Tapınakları'ndayken olan bir şeydi. “Belki de gerçekten çuvalladım ve kendimi buraya soktum ve kimse beni duyamıyor. Ve beni duyabilecek ya da umursayacak bir Tanrı yok. Ve beni duyabilecek hiçbir insan yok. Burada tek başımayım.”
Bir bakıma bu korkunç bir duygu. Kendini tamamen çaresiz hissediyorsun. Kristal hapishanenin içinde hiçbir güç yok. Başka bir deyişle, yumruklayarak dışarı çıkamazsın. Düşünerek dışarı çıkamazsın. Müzakere ederek, pazarlık yaparak dışarı çıkamazsın. Sadece oradasın, dışarı çıkıp çıkamayacağını bilmeden. Fark bu.
Bazen zor bir durumda olursunuz ama kurtulacağınızı bilirsiniz. Bazen “Hiç kurtulabilecek miyim?” diye merak edersiniz. Bu, doktorun muayenehanesine gidip bekleme odasında oturmak gibidir, randevunuz vardır ama zaman ilerledikçe ilerler. Saati izlersiniz. Bir saat geçer, iki saat geçer, üç saat geçer. “Hiç içeri girebilecek miyim?” diye merak edersiniz. Size “Evet, bugün dört saat gecikeceğiz” deselerdi, “Tamam. Hoşuma gitmiyor, ama gecikeceklermiş” derdiniz. Ama ya ne olacağını bilmediğinizde.
O zamanlar, Ve’yi bilseydim, aniden “Ben kristal hapishanedeyim ve değilim”i fark ederdim. Eşzamanlı olarak. Birisi ya da diğeri değil. Bu sadece “Ben buradayım ya da oradayım” demek değildir. Bu hala dualitedir. Ve, gerçek Ve, “Ben aynı anda her ikisiyim” demektir. Şimdi, daha çok dışarıda veya daha çok içeride olmayı da tercih edebilirim, ancak hem dışarıda hem de içeride olduğumu bilmek, bakış açısının değişmesine izin verir; bu, bilgeliğin, anlayışın içeri girmesine izin verir, neden oraya geldiğimi anlamama yardımcı olur ve böylece oradan çıkmamı sağlar. Sonunda Ve'nin yardımı olmadan bunu fark ettim. “Elbette ya, kendim buraya girdim, kendim çıkabilirim” dedim, bunu farkettim. Ve öylece yürüyüp çıktım.
Şu anda hayatınızda Ve var. Bu yıl pratik Ve yılı. “Hastayım, hasta değilim.” İkisi de var. Ve yine söylüyorum, bu birinden diğerine geçmek demek değildir, sanki iyileşmeye çalışıyormuş gibi davranmak değildir. Bu, Ve’nin içinde bir arada olmaktır.
Bunu fark ettiğinizde şunu kavrarsınız: siz hastasınız, kendinizi iyi hissetmiyorsunuz, ölmek üzere olup olmadığınızı merak ediyorsunuz, oysa sadece soğuk algınlığınız var, ama Shaumbra abartma eğilimindedir – “Bu soğuk algınlığından ölecek miyim?”der – ama sonra Ve’ye girersiniz, yada daha doğrusu, Ve’nin size gelmesine izin verirsiniz. “Hastayım ve değilim.” Bunun enerji düzenine ne yaptığını bir an için hissedin. Eski yolu hissedin, tekil olduğunuz yolu, “Hastayım. Vücudum ağrıyor, acıyor, aç değilim ve kendimi berbat hissediyorum. Uyuyamıyorum. Hastayım” ve buna çok kaptırıyorsunuz, ki ilginç bir deneyim olduğunda bu biraz ilginç oluyor, ama bir an için bunu hissedin, eski yolu. “Hastayım. Acaba bundan kurtulabilecek miyim?” (ağlamaklı bir sesle) “Vücudum zayıf. Ruhani olmam gerekirken hastalanıyorum. Neyim var benim? Ben gerçekten ruhani değilim. Ruhani olsaydım, şu anda kendimi iyileştirebilirdim, ama yapamıyorum.” (Onun hüzünlü ses tonuna bazıları gülüyor.) Ve ruhaniyim.”
Enerjinin nasıl değiştiğini hissedin, bunu yaptığınız anda enerji yeniden düzenlenir ve yeniden organize olur. Bu, hasta olduğunuzu inkar etmek değildir. Hastalığı defetmeye çalışmıyoruz. Onu ortadan kaldırmaya çalışmıyoruz. Ama hasta olmanın, insan olmanın eski aerotheonun, eski yerçekiminin bir parçası olduğunu fark ediyoruz. Sizi içine çekti. Hastaydınız. Hepsi bu ve şimdi bunun acısını çekmek zorundasınız ve kendinize sözler veriyorsunuz, “Daha sağlıklı besleneceğime söz veriyorum. Daha iyi şeyler yapacağım böylece hastalanmayacağım”gibi. Hayır, artık bunların hiçbirisi yok.
Ve’yi fark ediyorsunuz ve “Ve ben hasta değilim” diyorsunuz. Hasta olduğunuzu inkar etmiyorsunuz. Kendinizle zihinsel bir oyun oynamıyorsunuz. Yerçekiminin iki yönlü olduğunu fark ediyorsunuz.
Aerotheon hakkında birkaç yıldır konuşuyoruz. Önceleri bir teoriydi ama şimdi pratik hayatınıza giriyor, iki yönlü bir hale geliyor. Sizi içine çeken, sizi yere bağlayan, size o deneyimi yaşatan yerçekimi var– hasta olmak, mutlu olmak ya da delicesine aşık olmak, fark etmez – ama aerotheon ayrıca açılır ve genişler. Aerotheon, sizin diğer boyutlar, diğer bilinç durumları dediğiniz şeylere girmenizi sağlar.
Aerotheon, alanınıza açılmanızı sağlar. Alan her zaman oradadır. Alanın kendisi aslında değişmez. Yani alan bir yer ya da bir şey değildir. Alan sadece sizsinizdir, potansiyellerinizdir, enerjinizdir, ruhunuzdur. Ancak yerçekimi tarafından – fiziksel, psişik, duygusal, zihinsel yerçekimi tarafından – alanın bu çok, çok dar kısmına çekildiniz. Bu artık geçmişte kaldı. Kendi alanınıza açılıyorsunuz.
Aerotheon – siz ona ters yerçekimi diyorsunuz ama aslında ters değildir; o tümüyle yerçekimidir – sizi kendi alanınıza açar. Ve o bunu yaparken, çaba sarf etmenize gerek yoktur. Hiçbir şeyi zorlamanıza gerek yok. Zihninizde alanınızın görüntülerini canlandırmanıza veya bunun gibi şeyler yapmanıza gerek yok. Sadece derin bir nefes alıp izin verin. Kendinizi açın ve kendinizi ona açtığınızda, sadece bir insan olarak değil, gerçek ve tam bir varlık olarak kendiniz hakkında giderek daha fazla şey fark etmeye başlayacaksınız.
Alanınızda eonlarca süredir dolaşan soruların cevaplarını almaya başlayacaksınız. Her kendinize “Ben kimim?” gibi bir soru sorduğunuzda, bu sorunun alanda kaldığını fark ediyor musunuz? Siz düşünmeseniz bile, o soru canlı ve aktiftir, yanıtını arar, size ulaşmak için doğru zamanı arar. Aniden, aerotheon ile, iki yönlü yerçekimi ile, o yanıtların her zaman orada olduğunu fark edersiniz. Sadece onlara erişiminiz yoktu.
Hayatınızdaki “Ve”ler
Peki, birkaç soru. Burada yeniden seyirci mikrofonuna döneceğiz. Bu yıl hayatınızda yer alan Ve’lerden bazıları nelerdir? Karşılaştığınız zorluklardan bazıları nelerdir ve bunları nasıl “Ve”leyebilirsiniz?
Evet, Linda ve mikrofon. Başlıyoruz.
LINDA: Az önce imrenmiş gibiydin (mikrofonu Brett'in karısına veriyor).
EVA: Hayır, hiç de imrenmedim (kahkahalar). Merhaba Adamus.
ADAMUS: Merhaba.
EVA: Bu zor bir soru.
ADAMUS: Değil (bazıları gülüyor). Hayır, cidden, şimdi ikisi de sende. Yani zor bir soru olduğunu görmezden geleceğiz demek istemiyoruz. Gerçek şu ki, burada oturuyorsun, mikrofon sende, milyarlarca varlık şu anda seni izliyor, hepsi de yanıtının ne olacağını merak ediyor ve bu zor bir soru değil. Yanıtı biliyorsun.
EVA: Yanıtı biliyorum. Soru neydi?
ADAMUS: Soru. Bu yıl hayatında Ve'leyeceğin bir örnek ver. Bir sorun, mücadele, herhangi bir şey, onu nasıl Ve'leyeceksin? Sağlığın nasıl?
EVA: Sağlığım iyi.
ADAMUS: Tamam. Sorun yok mu?
EVA: Bildiğim kadarıyla yok.
ADAMUS: Tamam, güzel.
EVA: Sağlığım iyi. Aile dinamiklerim biraz bozuk, o yüzden...
ADAMUS: Evet, anlıyoruz. Duyduk.
EVA: Evet.
ADAMUS: Evet. Bu neden bir sorun?
EVA: Öğrendiğim şey, sanırım... Ben de bunun bir parçasıyım ve geri çekilip sadece gözlemlemeyi öğreniyorum. Bunun benim yolculuğum olmadığını, onların yolculuğu olduğunu ve sadece geri çekilmem gerektiğini öğreniyorum .
ADAMUS: Evet, aslında bu büyük, çirkin, karmik bir karmaşa. Ve bunun bir parçası olman gerekmiyor yada olabilirsin. Olabilirsin.
EVA: Doğru. Orada ışığımı parlatmak için bulunabilirim ve geri çekilip sadece gözlemleyebilirim.
ADAMUS: Evet, kesinlikle. Ve bunu aynı anda yapabilirsin.
EVA: Evet.
ADAMUS: Ve'nin en önemli yanı, o gerçekten hayatınızda ortaya çıkmaya başladığında, hepinizin hatırlaması gereken şey, onun bu ya da şu olmamasıdır. O, Ve'dir. Aynı anda gerçekleşir. Aile dinamiklerinin bir parçasısın ama değilsin de.
EVA: Evet.
ADAMUS: Aniden bakış açın değişir ve aniden, bu dinamiklerin içinde sıkışmış hissetmek yerine, bir de dışarıdaki bir bakış açısına sahip olursun. Aniden “Ah! Evet, ben bunun bir parçasıyım ve değilim. Ve kendim için yapmam gereken şey şu” diye farkedersin.
EVA: Evet. Sanırım yapmam gereken…
ADAMUS: Sağlık konusunu gündeme getirmemin nedeni, bu sorunu bir an önce çözmek istemen.
EVA: Tamam.
ADAMUS: Sen bu konuya Ve ile dahil olmak istiyorsun, yani aynı anda hem içinde hem de dışında olmak istiyorsun. Sadece içinde olduğunda, içine çekildiğinde, senden beslenen psişik bir enerji var. Bu senin enerjini tüketiyor. Seni yoruyor ve bu da bedeninde bazı sorunlara yol açacaktır.
EVA: Tamam.
ADAMUS: Bunu korkudan dolayı söylemiyorum. Sadece şunu söylemek için söylüyorum...
EVA: Farkındalık.
ADAMUS: Farkındalık. Bu kadar derine inmesine izin verme.
EVA: Tamam. Vermeyeceğim.
ADAMUS: Tamam. Özellikle önümüzdeki birkaç ay boyunca.
EVA: Tamam.
ADAMUS: Tamam. Güzel.
EVA: Tamam, teşekkürler.
ADAMUS: Teşekkürler. Ve – bana birkaç örnek ver. Ne var? Hayatında gerçekten Ve demen gereken bir şey. (Linda mikrofonu Gary'ye verir.) En son ne zaman mikrofonu aldığını hatırlamıyorum.
GARY: Ben de.
ADAMUS: Bugün Linda'ya ödeme yapmadın.
GARY: Bu çok güzel bir şey (gülüyorlar). Ben ailemin bakıcısıyım. Ve bunun bana ait olmadığını fark ettim.
ADAMUS: İlginç.
GARY: Evet.
ADAMUS: Peki tüm bunlar ne anlama geliyor? Kime bakıcılık yapıyorsun?
GARY: Oğluma. Kanser. Bizimle yaşıyor ve onun için çok şey yapıyorum çünkü ihtiyacı var. Ama bunun bana ait olmadığını fark ettim. Bunun içsel duygularımın bir parçası olmasına izin veremem.
ADAMUS: O senin oğlun mu?
GARY: Evet.
ADAMUS: Kaç yaşında?
GARY: Elli üç.
ADAMUS: Elli üç. Ve o senin oğlun değil. Değil.
GARY: Evet, evet. Hayır, o yetişkin bir adam, evet.
ADAMUS: Evet. Ve sadece yetişkin bir adam değil, ayrıca o kendi egemenliğine sahip bir varlık. Ve sen ona bakmayı teklif ediyorsun, ona bakıyorsun ama – acımasızca dürüst olmama aldırmazsan – ona bir baba olarak bakıyorsun. Ona kısmen suçluluk duygusuyla bakıyorsun. Ona bakıyorsun çünkü onun için daha fazlasını yapabileceğini düşünüyorsun. Ve bu tür bir bakım iyi bir bakım değildir.
Evet, bir yönüyle soylu, asil bir şey yapıyorsun; ama öte yandan bunun arkasındaki enerjisel dinamikler sağlıklı değil. Oğlun senden besleniyor — bunu bilinçli olarak yapmıyor, ama yine de senden fiziksel olarak, maddi olarak ve her şeyden önemlisi ruhsal olarak enerji çekiyor. Bunu sana zarar vermek için yapmıyor. Bu sadece onun şu anda bulunduğu hâlin, içinde olduğu durumun doğal bir sonucu.
Sen onun babası değilsin. Sen onu, bir melek varlığı olarak tanıyan bir varlıksın. Baba rolünü bırak. “Ona bakıyorum, ben onun babasıyım ve ben onun babası değilim.” İkisi aynı anda. Rolünü serbest bırak dedim, ama bunun bir Ve olduğunu da anla. Sen onun babasısın ve sen onun babası değilsin.
GARY: Anladım.
ADAMUS: Ve onun sağlığı senin sorumluluğunda değil. Onun sorumluluğunda.
GARY: Doğru.
ADAMUS: İlgin, şefkatin, sevgin çok önemli, ama baba olma bakış açısından değil. Ve'de çok daha iyi bir bakıcı olursun. “Ben onun babası değilim, ama şefkatli bir insanım” ve bu da, bu durumun seni nasıl etkilediği konusunda tamamen farklılık yaratacaktır.
GARY: Tamam. Harika.
ADAMUS: Güzel.
GARY: Buna varım.
ADAMUS: Güzel. Öyleyse izin ver. Ve bir dahaki sefere onunla birlikte olduğunda, şunu hatırla: “Ben onun babasıyım ve onun babası değilim.”
GARY: Anladım.
ADAMUS: Ve ikisini aynı anda yaşayabilirsin.
GARY: Anladım.
ADAMUS: Güzel. İki kişi daha.
Merhaba canım.
MAGGIE: Merhaba.
ADAMUS: Ve’den bahset.
MAGGIE: Hayatımda Ve’lemek istediğim en büyük şey, partnerimin benimle uyum içinde olmasını istemek olduğunu söyleyebilirim.
ADAMUS: Ah, vay canına. Demek ki öyle değil.
MAGGIE: Çoğu zaman, en azından benim istediğim düzeyde değil.
ADAMUS: Neden onunla aynı düzeyde olmanızı istiyorsun? Bu neden önemli? Genel olarak iyi bir partner mi?
MAGGIE: Evet.
ADAMUS: Neden önemli?
MAGGIE: Bu iyi bir soru.
ADAMUS: Yani, bu hayatınızı daha iyi veya daha kolay hale mi getirecek?
MAGGIE: Dürüst olmak gerekirse, sadece sevildiğimi hissetmek istiyorum.
ADAMUS: Tamam.
MAGGIE: Daha derin düzeyden bir bağlantı hissetmek istiyorum.
ADAMUS: Doğru. Ama bunun gerçekleşmesi için onun birdenbire Shaumbra'ya dönüşmesine gerek yok, değil mi?
MAGGIE: Hayır.
ADAMUS: Öyleyse, onun açısından duygularını gizleme durumu varmış gibi görünüyor, öyle hissediyorum. Bastırma… karşılıklı ilgi olması gerektiğini söylüyorsun, ama asıl mesele onun duygularını koruması ve sana açılmaması. Bu doğru bir ifade mi?
MAGGIE: Evet.
ADAMUS: Tamam. Daha fazlasına ihtiyacın var. Daha fazla ilgiye, sevgiye, aşka mı ihtiyacın var?
MAGGIE: Beni görmezden geldiğini hissediyorum.
ADAMUS: Evet. Öyle yapıyor (gülüyorlar), ama neden?
MAGGIE: Neden yapıyor?
ADAMUS: Hı hımm. Ne kadar süredir birliktesiniz?
MAGGIE: Dört yıldır.
ADAMUS: Tamam. Hala yeni.
MAGGIE: Evet.
ADAMUS: Evet. Yani seni görmezden geliyor. Neden?
MAGGIE: Muhtemelen onu korkutuyorum, bilmiyorum (kahkahalar).
ADAMUS: Şey, gülüyorum ama bu tam olarak doğru. Burada biraz abartacağım ama o birçok açıdan senin bir cadı olduğunu düşünüyor. Senin enerjini, bilincini anlamıyor ve bu yüzden temkinli davranıyor. Seni seviyor, sana değer veriyor ama sanki hala “Benim yanımdaki bu kişi kim?” diye anlamaya çalışıyor sanki. Senin eğilimin ise ışığını açıkça yaymak ki bu iyi bir şey ama aynı zamanda onu enerjisel olarak biraz ezip geçiyorsun.
MAGGIE: Evet. Bu doğru.
ADAMUS: Evet. O da “Hey, geri çekil bayan” diyor. Peki, bunu Ve ile nasıl tamamlayacaksın? Aman Tanrım, bunu bir türlü çözemiyorum.
MAGGIE: Bunu nasıl Ve ile tamamlayacağım? (iç çeker) Bu da iyi bir soru. (duraklıyor) Şey, durumu kontrol etmeye çalışmaktan vazgeçmeliyim.
ADAMUS: Evet. Sıkı bir kontrolcü müsün?
MAGGIE: Ah... sıkı bir kontrolcü müyüm?
ADAMUS: Evet.
MAGGIE: Bunu yapmak için çok zaman harcıyorum. Bilirsin, boşa kürek çekiyorum.
ADAMUS: Evet. Tamam. Henüz sıkı olup olmadığını bilmiyorsun. Pratik yapmaya devam et, sıkı olacaksın. Hayır, aslında yapma.
MAGGIE: Evet, bazı yönlerden...
ADAMUS: Sadede gelelim.
MAGGIE: Tamam.
ADAMUS: İhtiyacın var Ve yok. O geri bildirime, o sevgiye, o ilgiye ihtiyacın var ve bu senin içinde çok, çok derinlerde. Uzun zamandır böyle bir ilişki yaşamadın ve senin açından bir ihtiyaç söz konusu. Bu ayna gibidir. O sevgiyi geri kazanmaya ihtiyacın var. Ve yok. Ve yok. Ve bunlar aynı anda çelişki olmadan bir arada olabilirler. Önemli olan budur.
Bu, “Tamam, bugün ihtiyacım var, bugün Perşembe. Yarın Cuma, ihtiyacım olmayacak” demek değildir. Ve'nin anlamı bu değildir. Ve, ihtiyaçlarının olduğunu ve hissedilmek, duyulmak ve takdir edilmek istediğini fark etmektir. Ve bunlar zaten senin içinde var. Onları başkalarından almana gerek yok. Bunlar zaten senin içinde var. Ve “Ve” diyor ki, “Evet, onu arıyorsun, ama arama, çünkü o tam burada.” Ve bunu yaptığında alanın açılır.
Alanın açılır ve o ihtiyacın aslında, kendi ruhunla, kendi benliğinle iletişim kurma ihtiyacını hissetmiş olmandan kaynaklandığını farkedersin ve bu uzun zamandır süregelen bir şeydir.
MAGGIE: Evet.
ADAMUS: Şimdi bunu tezahür ettiriyorsun ya da diğer insanlara yansıtıyorsun.
MAGGIE: Evet.
ADAMUS: Ve'ye girdiğinde alanın açılır ve ruhun için duyduğun ihtiyacın insan-etkisi olduğunu fark edersin ve ruh – ona ne demek istersen, ruh, Benliğin – o her zaman oradadır. O, varlığın doğal halidir ve şimdi geri dönüyor. O zaman, aynı eşine yaptığın gibi diğer insanlara da bir şeyler yüklemeyeceksin. O zaman ona karşı yarı agresif bir enerjiye sahip olmayacaksın. O zaman o da rahatlayacak ve doğal olarak sana açılmaya başlayacak. Takdirini göstermek için küçük şeyler yapmaya başlayacak.
MAGGIE: Tamam.
ADAMUS: Bu, bir örnek. Bir yandan ihtiyaç duyuyorsun, bir yandan da duymuyorsun. Ve “Evet, ihtiyaç duyuyorum, bu benim insani yanım. Bu, ruhumdan ayrılmış, diğer insanlarda sevgi arayan, başkalarının ilgisine ihtiyaç duyan yanım, ama ben öyle değilim” demek sorun değildir. Ve yine, bunlar aynı anda birlikte çalışırlar. Birisi ya da diğeri değil. Açık ya da kapalı, sıfır - bir ya da bunun gibi bir şey değildir. Aniden, aynı anda Ve’de olduğunda çok rahat olduğunu fark edersin.
Güzel. Fazla düşünme (kıkırdar). Zihninin çalıştığını hissedebiliyorum. Derin bir nefes al. Daha sonra oturumu tekrar dinle, çok daha anlamlı gelecektir.
MAGGIE: Tamam. Teşekkürler.
ADAMUS: Bir tane daha. Teşekkürler. Burada olduğun için mutluyum Maggie.
Bunun olacağını biliyordun, sana mikrofonu vereceğini biliyordun.
ZACH: Teşekkürler (kıkırdar). Evet, son Keahak'ta söylediğin bir şey beni çok etkiledi. “Bir üstat niyet olmadan yaratır” demiştin.
ADAMUS: Doğru.
ZACH: Ya da öyle bir şey. Belki biraz yanlış hatırlıyorum.
ADAMUS: Oldukça doğru.
ZACH: Şey, öncelikle, hayatımı kendimin yarattığı fikri var ve bundan kurtulmak gerçekten çok zor. Ve bunun ne kadar derinlerde olduğunu görebiliyorum. Ne zaman bir şey yapsam, bir beklenti ve baskı oluyor. Üzerimde bir sorumluluk var. Bunun ne kadar derine gittiğini fark ediyorum. Sanki bedenimdeymiş gibi hissettiriyor. DNA'mda var. Atalarımda var. Ve son zamanlarda, bunu her düzeyde gerçekten bırakmak için mücadele ediyorum. Ve şu anda tam olarak emin değilim…
ADAMUS: Bana bir örnek verebilir misin, günlük hayattan bir örnek?
ZACH: Şey, bu sanki, demek istediğim, ben işimde, vizyonumu gerçekleştirmek için on yıldır onu zorlamaya çalışıyorum. Ve ben sadece onay almak için zorlayan insanı bırakmaya çalışıyorum, bilirsin...
ADAMUS: Hedeflerine ulaşmak için.
ZACH: Evet, hedeflere ulaşmak için. Ne olursa olsun, bununla birlikte gelen tüm insan ihtiyaçlarının alt akıntıları var.
ADAMUS: Evet, ve aynı zamanda bir kimlik yaratmak için.
ZACH: Evet, bir kimlik yaratmak için ve bilirsin, .....
ADAMUS: Ne tür bir iş?
ZACH: Ben bir taş ustasıyım ve taştan kutsal alanlar yaratıyorum.
ADAMUS: Ah, vay canına. Taş ustalarıyla ilgili bir sürü güzel anım var. Mason musun?
ZACH: Hayır.
ADAMUS: Hayır mı? Neden?
ZACH: O konuyla gerçekten ilgilenmiyorum.
ADAMUS: İlginç.
ZACH: O konu hakkında pek bilgim yok, ama başka bir gruba, gizli el sıkışmalarına, her neyse, bütün o şeylere dahil olmak istemiyorum.
ADAMUS: Muhtemelen geçmişte öyleydin ve şimdi buna ihtiyacın yok. Tamam, peki nasıl Ve’lersin? Bunların hepsini nasıl Ve’lersin?
ZACH: Sanki beklentiyle yaratıyorum ve yaratmıyorum gibi.
ADAMUS: Tamam, işte bu.
ZACH: Bu da bunu yapmanın bir yolu.
ADAMUS: Kesinlikle, aynen öyle. Yani, beklentiler var, hedefler var. Hedefleri ihtiyaç duymaktan ya da hedefler istemekten kurtulacaksın. Ama bu arada, hedefler, beklentiler, sıkı çalışma gibi şeyler var. Sıkı çalışıyor musun?
ZACH: Şey, çoğu zaman. Sürekli kendimi zorlamayı bıraktığım için daha az çalışıyorum.
ADAMUS: Evet. “Daha az çalışıyorum” demek, “Bir dakika önce su altında boğulduğum kadar boğulmuyorum” demek gibi bir şey. Ama yine de boğuluyorsun.
ZACH: Evet, evet, evet.
ADAMUS: Peki, tamam, onu Ve'liyorsun, ve insanın hedefler, amaçlar belirlediğini fark ediyorsun. Çoğunlukla bu konuda eğitim alıyorlar. Hedef belirleme, zihinsel onaylama gibi konularda dersler alıyorlar. Sonra birdenbire, bir Üstat olarak, bunun hiç gerekmediğini fark ediyorsun. Ve bu tamamen çelişkili geliyor, “Nasıl hedef odaklı olabilirim? Nasıl tamamen egemen olabilir ve yaratımlarıma izin verebilirim?”
Asıl eğlence de burada başlıyor. İkisini bir araya getirdiğinde ortaya ilginç ve eğlenceli bir oyun alanı çıkıyor. Ve şöyle diyorsun: “Evet, hedef odaklı olabilirim ve bundan ders alabilir, deneyim kazanabilir ve bilgelik edinebilirim. Ayrıca, bir Üstat olarak tamamen açık olabilirim çünkü yaratımlarımın bir hedefe ihtiyacı yok. Niyete ihtiyaçları yok. Yaratımlarımın tanımlanmasına gerek yok. Gerçek bir Üstat olarak yaratımlarımı tanımlamaya çalıştığım anda, onlar artık birer yaratım olmaktan çıkarlar.”
Gerçek yaratım tamamen özgürdür. İnsan etkisi, müdahalesi veya Üstat müdahalesi yoktur. Gerçek Yaratıcı sadece “Ben buradayım. Bakalım ne yaratıyorum?”der. Çünkü siz her zaman yaratırsınız. Ve birdenbire enerjilerinizle çok daha ahenkli olduğunuzu fark edersiniz. Onu yönlendirmenize gerek kalmaz; o size yanıt verirken yaratır ve siz kelimenin tam anlamıyla evrenler yaratabilirsiniz. Sizin bile hiç bilmediğiniz bir hayatı yaratabilirsiniz çünkü insan yaratıma çok fazla sınırlama getirir. Ve birdenbire kendinizi, tanımlamanız veya kontrol etmeniz gerekmeyen kendi yaratımlarınızın ortasında bulursunuz. Onlar tamamen sizin bilincinize yanıt vermektedirler.
Bu tamamen farklı bir bakış açısıdır. Çoğu dini veya spiritüel öğretinin sahip olduğu bakış açısıyla çelişir. Neredeyse bir sapkınlıktır, çünkü "Ben bir Yaratıcıyım. Hiçbir şey yapmam gerekmiyor. Bolluğa odaklanmam gerekmiyor. Sağlığa odaklanmam gerekmiyor. Hiçbir şeye odaklanmam gerekmiyor. Bu, ben burada olduğum için oluyor. Ben buradayım. Ve bu, bana tepki-yanıt olarak oluyor” yargılayıcı bir tepki olarak değil, yada ne kadar değerli olduğunuzla ilgili bir tepki olarak değil. Tamamen açık bir tepki. Ve işte bu noktada, Ve'ye giriyoruz. Hala insan benliğiniz, işiniz, kimliğiniz ve diğer her şeyiniz var ve bir de bu var. Ve orada bu yılın tamamının bundan ibaret olacağı muhteşem bir oyun alanı var. Teşekkür ederim.
Cauldre bana tüm konuşmayı benim yaptığımı söylüyor, ama bu nedenle de yüksek ücret aldığımı söylüyor (birkaç kıkırdama). Ama öyle değil. Bu işi gönüllü yapıyorum. Bunun için tek kuruş bile almıyorum. Tek bir ödeme var. Yükselmiş Üstatlar Kulübü'nde güzel hikayeler anlatma fırsatı.
Yani bu, Ve zamanı, teoriden pratik uygulamaya geçme zamanı. Hayatınızdaki her şeyde, her şeyde, onu gerçekten bilseniz de bilmeseniz de, onun hakkında konuşsak da konuşmasak da, o gerçekleşiyor. Deneseniz de denemeseniz de, o gerçekleşiyor. “İşte olan bu. Ve'ye giriyorum” un farkında olmak. Tekrar söylüyorum, ilk başta bu bir çelişki gibi hissedilecek; “Kapana kısıldım. Kapandan çıkamıyorum.” Kapana kısılmak şu anki yaşam tarzınız, şu anki aileniz, şu anki işiniz, her türlü şey olabilir.
Kelimenin tam anlamıyla hapishanede bir tutuklu olarak bunu izliyor olabilirsiniz – bazılarınız öylesiniz, üzgünüm (gülümser) – ve şöyle diyor olabilirsiniz: “Ve diye bir şey yok. Ben buradayım. Daha 12 yıl yatacağım ve burada olmamın suçlusu başkaları”. Ve sonra Ve'de derin bir nefes alır ve “Ben hapishanede değilim. Dışarıdaki herkesten daha özgürüm çünkü özgürlük tam burada. Dışarıda değil, tam burada”dersiniz. İşte bu “Ve”dir.
Bu, enerjinin yönünü, akışını, dinamiklerini değiştirir. Alanınızı algılama yeteneğinizi değiştirir. Ve alanınızın daha büyük kısımlarını algılarken, birdenbire daha önce orada olmayan, daha büyük potansiyellerin olduğunu farkedersiniz. Ve bunların hepsi Ve sayesinde olur.
Ve bu paradoksu ortadan kaldırmaz. Çünkü Ve’nin içinde olmak büyük bir paradoksmuş gibi görünür. “Ben yaşlıyım ve gencim.” Birisi şöyle diyebilir: “Hangisisin? Yaşlı mısın, genç misin? "Ne tür saçma sapan şeylerle uğraşıyorsun– ‘Hem yaşlıyım hem de gencim’ de neymiş?" Ama aslında bu çok doğrudur. Sadece “Ben yaşlıyım” veya “Ben gencim” demekten çok daha doğrudur. “Ben yaşlıyım ve gencim.”
Bu bir zihin oyunu değildir. Bu izin vermektir. Bu, açılmak ve farkına varmaktır, evet, bedenin 64 yaşında olduğunu söylese de, Ve'de, aynı zamanda genç olduğunuzu da söylüyordur. Bu, enerjilerin dinamiklerini ve enerjilerin bedeninize, canlılığınıza, -biyolojinizle ilgili tüm- biyoloji anlayışınıza nasıl aktığını değiştirir. Bunu şimdi değiştirir. Ve tekrarlıyorum bu, paradoksu ortadan kaldırmaya çalışmak değildir, paradoksun bir çözüme ihtiyaç duymadığını fark etmektir.
Çelişkinin, paradoksun, yaşam durumlarınızın, her türlü tuzağın, şu anda içinde bulunduğunuz her türlü hapishanenin bir çözüme ihtiyacı yoktur. İşte bu Ve'dir.
Tekil modda olduğunuzda, dualitede olduğunuzda, insanın sürekli bir çözüm arayışı, bir çıkış yolu arayışı, sorunların çözümü bulma arayışı vardır. Üstesinden gelmek istersiniz. Ve'de ise, çözüme ihtiyacınız yoktur. Bu çok büyük bir şey sevgili Shaumbra, bu çok büyük bir şey.
Bu bir çözüm bulmak, sorunları düzeltmek ve her şeyi yoluna koymak zorunda olmanın yükünü büyük ölçüde hafifletir. İyileşme kavramının tamamını hafifletir. Kendini daha iyi bir insan yapma kavramının tamamını hafifletir. Daha güçlü olmak, doğru olanı yapmak, bir şekilde mücadele etmek ve bir savaşçı gibi tüm bunların içinden onları aşarak geçmek için kendinize yüklediğiniz baskının tamamını hafifletir.
“Ve”de her ikisi de vardır. Ve bu hiçbir şekilde bir çelişki değildir. Bu, enerjilerin doğal yoludur. Ve tekrarlıyorum, şunu açıkça hatırlayın. Bu, çarşamba günü iyi bir insan, cuma günü kötü bir insan olmanız gibi bir şey değildir. Kesinlikle öyle değildir. “Ve” gerçekten eşzamanlıdır. Ve ilk başta bu çok garip gelebilir. “Zihnim bulanık, kafam karışık. Ben bir pislik miyim, değil miyim? İyi bir insan mıyım? Kötü bir insan mıyım? Genç miyim? Yaşlı mıyım?" gibi.
Zihin ilk başta çok karışır, ama uyum sağlar ve adapte olur ve “İkisi de doğru. İşte büyük Ve budur” der. Ve, Ve'de, daha iyi, daha genç veya daha zengin olmaya çalışmayız. Hedef ya da gündem bu değildir. Ama birdenbire enerjiler, gerçek Üstat Benliğinizin yaşamayı tercih edeceği şekilde size hizmet etmek için akışlarını değiştirirler.
Yineliyorum, bu birini ya da diğerini seçmek gibi bir şey değildir. İkisi de aynı anda olur, ancak şimdi gerçekten nasıl yaşamak istediğiniz konusunda daha fazla farkındalık-bilinç vardır. Yineliyorum, parasız olmayı, hasta olmayı ya da bunun gibi şeyleri inkar etmeye çalışmıyoruz. Bu Ve’dir.
Şu anda olan şey Ve’nin gelmesidir. Bu onu siz yarattığınız için ya da zorladığınız ya da istediğiniz için olmuyor. O, Shaumbra için enerjisel bir şablondur. Diğerleri için değil ama o, uzun zamandır bir araya getirdiğimiz bir dinamiktir.
Şimdi, aerotheon iniş yapıyor ve o burada. O, sizi buraya geri çeken yerçekimi gibi bir şey değildir, atalarınızın karması veya kendi geçmiş yaşamlarınız gibi bir yerçekimi değildir. O sizi buraya çekmekle kalmıyor ama aynı zamanda sizi genişletiyor da.
Biraz zaman ayırın ve Ve’de olun, onu hissedin. Onu zihinsel olarak anlamaya çalışmak gibi bir eğilim olacaktır. Derin bir nefes alın ve onu gözlemleyin. Ve’nin, yaşlı ve genç olmanıza izin verdiğini, bunun hiçbir şekilde bir çelişki olmadığını gözlemleyin, ve şimdi ikisinin buluştuğu oyun alanını izleyin.
Orada meydana gelenlerin dinamiklerini izleyin, gençsiniz ve yaşlısınız ve bu eşzamanlı olarak gerçekleşiyor ve hiçbir çelişki yok, peki bunlar birbirleriyle birlikte nasıl çalışıyorlar? Ve'de nasıl bir arada var oluyorlar ? Bu büyük bir kelime, bir arada var olmak.
Herhangi bir sağlık sorunu ya da maddi sıkıntı yaşıyorsanız, eğer durum buysa, “Ben fiziksel olarak çok dengeli bir insanım ve değilim” diyebilirsiniz. Eğer, “Para kazanmayı bilmiyorum, hep parasızım. Bir maaştan diğerine elime geçenle geçiniyorum.”diyorsanız, tamam, derin bir nefes alın ve “ Ve ihtiyacım olan tüm bolluğa sahibim. Bolluğu aramama gerek yok; bolluk bana geliyor. Büyük bir banka hesabı olması gerekmez çünkü ihtiyacım olan her şey doğru zamanda orada oluyor." deyin.
İşte bu sizin Ve’nizdir, hiçbir çelişki yoktur. Şimdi bunların nasıl bir arada oynadığını izleyin. “Meteliksizim, zengim” enerjilerin nasıl oynadığını izleyin. İşte asıl – eğlenceli kısmı demek istemiştim, ama asıl– deneyimsel ve gerçek değer, tam da orada, çelişki gibi görünen şeyde yatıyor.
Öyleyse, son birkaç yılda şekillendirilen ve oluşturulan bir dinamik olan Ve'ye derin bir nefes alarak girelim. Aerotheon ve Ve hakkında konuşuyorduk. O şimdi iniyor.
Öyleyse, derin bir nefes alalım ve burada biraz bilinç değişikliği yapalım. Her şeyi “Ve”ye getirin. Bu bir merabh değil, ama bu zamanı olan bitenin enerjilerini gerçekten hissetmek için kullanmak istiyorum. Öyleyse, lütfen salondaki ışıkları kapatabilir miyiz? Ah, evet. Çok daha iyi. Ve müziği açın. Başlıyoruz.
(rock müziği başlar)
Buna hazır mısın?
Evet, sanırım biraz zihni karıştırmanın zamanı geldi.
Sen insansın ve tanrısalsın.
Sen yıldızların parladığı çamurlu botlarsın.
Sen siyah ve beyazsın.
Gündüz yanılıp, gece haklı olan.
Sen kırılgan ve güçlüsün.
Her şeyi bir arada tutuyorsun.
Tamamiyle tek başına.
Bir taraf seçmeye çalışıyorsun.
Her şeyi temizlemeye çalışıyorsun.
Ama hayat düz bir çizgide ilerlemez
Eğer ne demek istediğimi anlıyorsan
Sen, “Ve”desin
Ne “ya o”, ne de “son”
Tam da sıkışıp kaldığını düşündüğün anda
Anlaşılan umurunda bile değil...
Lanet olsun
Sen, “Ve”desin
Bırak bükülsün, başlangıç ve son
O yüzden kafanı kumdan çıkar
Hadi, bebeğim
Sen, “Ve”desin
Sen meteliksiz ve zenginsin.
Hikayenin tamamısın ve o senin için bitti.
Sen uyanıksın ve uykulusun.
Tamamen açıksın ve hala derinlerdesin.
Sen genç ve yaşlısın.
Sana söylendiğinde bile cesurdun.
Kendini düzeltmeye çalışıyorsun.
Bir yol seçmeye çalışıyorsun.
Ama üstat güldü ve dedi ki:
“Evlat, bu biraz saçma.”
Sen “Ve”desin.
Ne günahkarsın, ne de aziz.
Tam da şans olduğunu sanıyordun,
Şimdi umursamıyorsun bile...
Kahretsin!
Sen “Ve”desin, dostum.
Bırak çatlasın, bırak bükülsün.
Kafanı kumdan çıkar.
Kadehini kaldır.
Sen Ve'desin.
İyileştirmen gerekmez.
Savaşman gerekmez.
Seçim yapman gerekmez.
Karanlık ve aydınlık arasında.
Sadece nefes al.
İzin ver yerleşsin.
Hoş geldin eve.
Büyük Ve'ye.
Sen Ve'desin.
Sen Ve'desin.
Sen şaka ve esprisin
Ateş ve kıvılcım
Harita ve gizem
Işık ve karanlıksın
Sen Ve'desin
Dik dur
Asla bölünmedin
O yüzden kafanı kumdan çıkar
Evet, aynen böyle
Sen Ve'desin
Ve
Büyük Ve
Sen Ve'desin (tekrarlar)
(seyirciler alkışlar ve tezahürat yapar)
ADAMUS: Yani, bunun Sedona'da pek iyi karşılanacağını sanmıyorum (kahkahalar). Sadece Shaumbra’ya iyi gider. Ve işte bu Ve.. Yani, güzel, sakin bir meditasyon yapabilirdik yada rock çalabilirdik. Ve böylesi çok daha iyi oldu.
Size küçük bir hikaye anlatacağım, yada Cauldre size küçük acıklı bir hikaye anlatmamı istiyor. Dün gece çalışıyordu, bugünün sunulacak slaytları ve materyalleri hazırlıyordu. Saat 8 civarında tam bırakırken, ben geldim ve “Cauldre, bir saniye bekle, bırakmadan önce bir şey daha var” dedim. O da “Ne var? Yorgunum, bu gece biraz uyumam lazım” dedi.
Ben de “Biliyor musun, küçük bir şarkı istiyorum” dedim. O da “Çok geç oldu” dedi. Bilirsiniz, genellikle bir şarkıyı yaratmak, sekiz, belki on saat sürüyor. Ve o, “Hayır, çok geç” dedi. Ben de, “Otur, Cauldre. Bilgisayarının başına geç, bunu yapacağız” dedim. Bir şarkıyı bir araya getirmek ve doğru şekilde yapmak çok uzun sürer ama bu öyle olmadı.
Böylece birlikte şarkı sözlerini yazdık ve sonra bunu YZ'ya, Suno'ya verdik ve ilk başta ortaya gerçekten berbat bir şey çıktı ki bu normal. O sizi yansıtır, sizin çerinizi çöpünüzü ortadan kaldırır - ve sonra aniden birleşmeye başladı, bir araya gelmeye başladı ve Cauldre dün gece nihayet saat 11 gibi yatağa girebildi, ama ana mesajı net bir şekilde ileten oldukça iyi bir şey rekor sürede oluşmuştu.
Hikaye şu: “Zavallı Cauldre” (gülüyor) ve ayrıca yapamayacağınızı düşündüğünüz şeyler, aşamayacağınızı düşündüğünüz şeyler, eski referans çerçevenize sahip olduğunuz şeyler; bu kadar uzun sürecek, yada bu kadar enerji gerektirecek, yada “bu yüzden yapamam” yada “başkalarına ihtiyacım var” gibi şeyler.. Aniden Ve’lemeye başlıyorsunuz. Bu, evet artık her şarkının üç buçuk saat süreceği anlamına gelmiyor. Bu, o çelişkinin değişeceği anlamına da gelmiyor. Bu, Ve'nin olduğu ve bunun yapılabileceği anlamına geliyor. Yapılabilir. Bu, Ve'nin içinde olmanın güzel bir örneğidir.
Şimdi bunu gerçek bir merabh'a taşıyalım. Ve yaptığımız şarkı... erişilebilir olacak mı? Güzel. YouTube'da mı?. Hangi gün? Oh, yarın. Tamam. Güzel, güzel.
Bu gerçek bir Shaumbra şarkısı ve Cauldre ile üzerinde çalışırken, ben de Shaumbra'nın temel enerjisini – temel enerjisini; yani Angelsların, Keahakerların ve diğerlerinin enerjisini; onu gerçekten temiz tutmak için – ve sözleri bir araya getirdim. Ve olan şu ki, enerjiyle projeye şöyle yaklaşıyorsunuz; “Ah, müzikten hiç anlamam” ya da her ne mazeretiniz varsa onu söylüyorsunuz. Sonra yapıyorsunuz- Ve'ye giriyorsunuz ve “Müzik yeteneğim var” diyorsunuz. Bu Ve'dir. Cauldre'nin aklına gelen bir şey yok, ama Ve'ye açılırsanız, o yetenek orada var.
Ve bu, co-bot'unuzu yönlendirmek için de geçerlidir. Örneğin, co-bot'unuzun güzel bir şiir yazmasını istiyorsunuz. Devam edin ve co-bot'unuza “Sen doğuştan yetenekli, çok yetenekli bir şairsin. Kalbi ve ruha dokunan güzel şiirler yazabilirsin” deyin. Bu sizin yönlendirmenizdir. Sonra ona ne tür bir şiir istediğinizi söyleyin. Bunu aslında kendinize söylüyorsunuz. “Şiir hakkında hiçbir şey bilmiyorum” diye düşünebilirsiniz. Hayır, Ve”leyin. “Ben o şairim. Bu zaten benim alanımda var. Şimdi onu açıyorum.” deyin.
Yani, YZ ile oynarken, bir şey yaratırken, herhangi bir şey yaparken, şimdi onu Ve'ye getirin. Engellerin ve bariyerlerin olmamasına izin verin. Bazılarınız, önünüzde bir zorluk olduğunu düşünüp “Bunu nasıl aşacağım?” diye endişeleniyorsunuz. Ama siz qualia* yapıyorsunuz, eskiye dönüyorsunuz, eskiden nasıl yaptığınıza, nasıl üstesinden geldiğinize bakıyorsunuz. Ve sizi bunun dışına çıkarıyor. Alanı açıyor. Ve her ikisine birden sahip olmanız, tuzağa düşmüş olmanız Ve ondan kurtulmuş olmanız bir çelişki değildir.
*Qualia: Özünde "çağrışımsal karşılaştırma" anlamına gelir; zihnin bir şeyi, onunla karşılaştırılabilecek veya ilişkilendirilebilecek şeylere dayanarak anlama biçimidir.
Bu herhangi bir çaba sarf etmeye gerek kalmadan enerji dinamiklerinin tamamını değiştirir. Enerjilerin tamamının geliş şeklini değiştirir çünkü daha önce yerçekimi sizi çok sıkı bir enerji kodlamasına hapsediyordu. Ve'de, ikisine de sahipsiniz. Ve bundan sonra olan şey, birine veya diğerine doğal bir hareket veya yönelimin olmasıdır. Seçmenize bile gerek kalmaz. Doğal olarak, size çok daha görkemli bir yolla gelir.
Merabh – Ve'de Bir Arada Var Olmak
Şimdi merabh'a geçelim. Hadi güzel derin bir nefes alın.
(müzik başlar)
Son 25 yıldır konuştuğumuz şeylerin çoğu teorikti, felsefi idi. Hepsi değil ama çoğu. Büyük kavramlar hakkında konuştuk.
Eylül ayında Değişimi Gör'den sonra; gerçekleşen yeni duyarlılık etkinliğimizden sonra, değişim artık deneyimsel hale geldi. Onun için hazırlandınız, onun hakkında bilgi edindiniz ve şimdi o, hayatınıza giriyor.
Ve'de bir duyarlılık var. Duyarlılık farkındalıktır, çok fazla söze gerek duymayan bir histir. Bir bilme halidir, ama bu da tam olarak doğru değil. Bilme hali neredeyse kulağa zihinselmiş gibi geliyor.
O gerçekten duyusal bir histir. Ve bu, Ve ile, Büyük Ve ile birlikte gelen şeylerden birisidir. Yeni bir Duyarlılık ortaya çıkıyor.
O açık ve doğaldır çünkü uzun zamandır tek yönlü bir çekim gücüyle, şeyleri içine çeken bir çekim gücüyle kapalıydınız. Dolayısıyla, Duyarlılık da bununla sınırlıydı, kapalıydı.
Ve'de, yeni duyarlılık gelir.
Daha önce gelemezdi çünkü tekrar söylüyorum, çok dar görüşlüydünüz. Ama şimdi, Ve ile açılıyorsunuz.
Yerçekimi, yani aerotheon, bunun gerçekleştiği ortamdır. Aslında bunu yapan şey doğrudan yerçekimi değildir; ortamın kendisidir. Manzaradır. Ve şimdi bu manzara açılıyor, duyarlılığında açılmasına izin veriyor.
(duraklama)
Ve tam da bunu yapan şeyin kendisidir. Tekrar söylüyorum, paradoksları ortadan kaldırmaya çalışmıyoruz ve bir çözüme gerek yok.
Bir an için bunu hissedin, çözüme gerek yok. Ne kavram ama.
Örneğin, bir ilişki sorununuz, mali bir sorununuz, sağlık sorununuz, bir aile üyesiyle ilgili probleminiz var, işinizden memnun değilsiniz. Her neyse -her ne olursa olsun, Ve geliyor.
Onu zorlamanız gerekmiyor. O sadece geliyor. Ve birdenbire fark ediyorsunuz ki, “Bu sorunu çözmem gerekmiyor. Sadece alanda olanların, potansiyellerin daha fazla farkında olmam gerekiyor.” Hepsi bu. Hepsi bu.
Sorunları çözmek zorunda olmadığınızı hayal edebiliyor musunuz?
Hatta kendi içsel sorunlarınızı bile – öz değerinizi, ruhsallığınızı, ne derseniz deyin, farkındalığınızı,
“Ben bir Üstat mıyım, değil miyim?” sorununu çözmek zorunda değilsiniz. Değilsiniz. Ve öylesiniz.
Şimdi, bu merabh'ta, izin vermenizi istiyorum. Ve her halükarda geliyor ama izin vermenizi istiyorum. Bilinçli olarak, bir insan olarak, onun hayatınıza girmesine izin verin.
Ve insan ile tanrısallığın, kaybolan ile bulunanın bir arada var olmasına izin vermek. Hayatınızda ne tür bir sorun olursa olsun, onun Ve’si var.
Sevgiye layık olmayan ve muazzam bir sevgiye layık olan.
Fiziksel enerjiniz yok ve ihtiyacınız olan bütün enerjiye sahipsiniz, çünkü hepsi sizin.
Bir arada var olmalarına izin verin. Birini ya da diğerini seçmeyin.
Daha sonra, neler olduğuyla ilgili, enerji kalıplarının, kodların ve akışların nasıl olduğuyla ilgili konuşacağız. Ama şimdilik, birini ya da diğerini seçmek zorunda değilsiniz. Bu Ve'dir. Çözüm değildir.
İnsan zihni çoğunlukla çözüm ister. İnsan çözüm arar.
Sorunların çözülmesini istersiniz ve eğer çözülemezse, onunla uğraşmak zorunda kalmamak için onu bir yere gömersiniz. Ama büyük Ve'de çözüme gerek yoktur.
Çözümü sizin değil, enerjinin kendisinin bulacağını fark edeceksiniz. Enerji çözümü bulur ve bu aslında bir çözüm bile değildir. Aslında bir dengedir.
Derin güzel bir nefes alın ve Ve’yi kabul edin. Yolunuzda karşınıza çıkan sorun her ne olursa olsun, şu anda nasıl görünürse görünsün, ne kadar ürkütücü olursa olsun, Ve vardır.
(duraklama)
Kapana kısılmış olmak yerine, özgürsünüz. Ya da aslında ikisi de, kapana kısıldınız ve Ve siniz.
Ve “Artık kapana kısılmış olmayı istemiyorum. Bundan kurtulmaya çalışıyorum” demeyin. Hayır, ona izin verin. Birlikte var olmalarına izin verin. Çünkü ikisinin buluştuğu yerde, kapana kısılmış olmakla özgür olmak arasındaki o birlikte var olma halinde büyük bir güzellik, gerçek bir mücevher vardır. Gerçek anlayış vardır ve bu, bilgeliğin çok daha hızlı gelmesini sağlar.
Hayır, kapana kısılmış olmaktan kurtulmaya çalışmıyoruz. Onunla bir arada yaşıyoruz. Orada, Ve’nin içinde bile her zaman kapana kısılmış olacağınızdan endişelenmenize gerek yok. Burada devreye giren bir başka dinamik daha var, ondan da bahsedeceğiz. Ama şu anda, bir arada yaşamaya odaklanalım. “Kapana kısıldım. Özgürüm.”
“Gencim ve yaşlıyım.”
“Kayboldum. Bulundum.”
“Erilim ve dişilim.
“Hiçbir şeyi çözmeye çalışmıyorum, sadece bir arada yaşamaya izin veriyorum.”
Ve tüm bu süre boyunca, alanınız açılıyor. Bu, ikisi arasında bir seçim yapabilmeniz için olmuyor. Her ikisinin de farkında olduğu için açılıyor. Açılıyor çünkü Ve’nin var olması sizin doğanızda var.
Ve nedir? Potansiyellerdir.
Birlikte derin bir nefes alalım ve Ve’yi davet edelim.
(duraklama)
Çatışma yok. Çelişki yok. Sürtüşme ya da direnç yok. Ve bunu yaparken, kendinize açılırsınız.
Birlikte güzel, derin bir nefes alalım.
(duraklama)
Ve için birlikte güzel, derin bir nefes alın. Zorlama yok. İtme yok, sadece izin verme var.
Ve, Büyük Ve, bu yıl hayatınızın en büyük dinamiği olacak.
Ve’de güzel, derin bir nefes alalım.
“Uyuyorum. Uyanığım.”
“Ben Ben'im.” Güzel, derin bir nefes alın.
Hayat çılgınca. Kaotik. Acı verici. Ve tüm yaratılışta her şey yolunda.
Bununla birlikte, ben Egemen Alan'dan Adamus'ım. Burada olmak ve tüm bunları her birinizle paylaşmak benim için büyük bir zevk.
Mutlu Yıllar ve Mutlu Yıllar. Teşekkürler. Teşekkürler.