BAĞIŞ
.jpg)
KIRMIZI ÇEMBER MATERYALLERİ
BÜYÜK 'VE' DİZİSİ ŞAUD 5
ADAMUS SAINT-GERMAIN'in, Geoffrey Hoppe Tarafından Yapılan Kanallığı
7 Şubat 2026 Tarihinde Kırmızı Çember'e Sunulmuştur
www.crimsoncircle.com
ÖNEMLİ NOT: Hayatınızın ve yarattıklarınızın tüm sorumluluğunu üstlenmediğiniz sürece bu bilgiler muhtemelen sizin için değildir.
* * *
Her Şeyin Size Yetişmesine İzin Verin
ADAMUS: Ben, Ben'im, Egemen Alandan Adamus (seyirciler alkışlar). Teşekkürler! Beklenmedik bir alkış.
LINDA: Alkışı hak ettin.
ADAMUS: Teşekkürler, burada olduğunuz için teşekkürler. Dünyanın her yerinden katılan Shaumbra'ya, hepinize teşekkürler.
Bugün çok özel bir gün. Ama devam etmeden önce, öncelikle, Mutlu Sevgililer Ayı. Bu, her şeyden öte gerçekten bir Shambra ayı. Biliyorum, Sevgililer Günü, ABD'de ve burada Kuzey Amerika'da bir nevi ticari amaçlı bir gün. Sadece tebrik kartları satmak için pazarlanmış bir şeydi ama biz bunun ötesine geçtik. Sevgililer Günü artık sevgi ayı anlamına geliyor ve bu, Shambra için her zamankinden daha anlamlı olmalı. Sadece sevdiğiniz diğer kişiler ile ilgili değil, aynı zamanda kendinize olan sevginizle de ilgili hale geliyor. Öyleyse kendinize bir iyilik yapın, bir kart gönderin.
Ve başlamadan önce belirtmek istediğim bir diğer şey daha var, az önceki gibi aşk şarkılarını dinlerken, Linda'nın bahsettiği bakış açısıyla dinlemeye başlayın. İnsan ruha şarkı söylüyor yada tam tersi. Bu, tamamen farklı bir dinamik yaratıyor. En sonunda çalacağımız şarkıyı, jenerik şarkısı olarak adlandırılan şarkıyı, insanın ruha şarkı söylemesi perspektifinden dinleyin. Bu her şeyi değiştirir. Gerçekten tüm dinamikleri değiştirir ve şu anda olan da budur. Sevgi ve kendini sevmek hakkında çok daha fazlası var. Bu gezegendeki sevgi dinamiklerinde tam bir değişim var, çünkü kendinizi sevmeyi öğreniyorsunuz ama bunu yaparken, başkalarını sevmeyi, sevdiklerinizi, hayatınızda önemli olanları çok, çok farklı bir şekilde sevmeyi de öğreniyorsunuz. Eski engellerin çoğu yıkılıyor. İlişkinin ne olduğu konusundaki eski kavramların çoğu yıkılıyor. Bunun zamanı geldi.
Burası sevginin gezegenidir. Burası, tüm kozmosta, her yerde sevginin ilk kez deneyimlendiği yerdir. Sürekli olarak “Hayır, Tanrı tamamen sevgidir. Tanrı sevginin özüdür” diyen insanlar var. Hiç de öyle değil. Hiç de değil, tabii kendinizi Tanrı olarak görüyorsanız, o başka. Ama sevgi ilk kez bu gezegende deneyimlendi ve bu gezegen tüm kozmosta sevginin gezegeni olarak biliniyor. Ve eski sevgi kalıpları şu anda değişiyor. Eski evlilik kavramları değişiyor. “Ölüm bizi ayırana kadar” gibi eski kavramlar değişiyor ve bazı dinlerde bu süre neredeyse sonsuzluk gibidir. Demek istediğim, çok uzun bir süreyi kapsar.
Evet, birini sevebilirsiniz ama önceden olduğu gibi bağlayıcı bir tarzda değil. Ve özellikle Shaumbra, aşk ve ilişkiler hakkında çok şey öğrendi. Biriyle sonsuza kadar birlikte kalmak zorunda olduğunuzu söyleyen o eski dinamiklerin bir kısmını aştınız. Böyle olmamalı, çünkü o zaman aslında o kişiyle birlikte kapana kısılmış olursunuz. Onu serbest bıraktığınızda – diyelim ki artık yürümeyen bir evliliğiniz var, onu serbest bırakıyorsunuz – aslında yaptığınız şey, onu yepyeni bir şekilde sevmektir, onu güzel bir şekilde sevmektir, ona özgürlüğünü vermektir. Ve artık ikiniz de birbirinizi sevebilirsiniz. Bir nevi düğümleri çözüp birbirinizi serbest bırakıyorsunuz ve sonra kısıtlamalar ve sınırlamalar olmayan yepyeni bir sevgi biçimiyle geri dönebiliyorsunuz. Artık çitlerle çevrili olmuyor. Bu gerçek, özgür sevgi'dir. Ve tüm bu süre boyunca, kendinizi sevmeyi öğreniyorsunuz – öğrenmek burada doğru kelime değil aslında – kendinizi sevmenize izin veriyorsunuz. Bunu öğrenmezsiniz. Sadece izin verirsiniz. Bu yüzden Şubat ayının Shaumbra için önemli olduğunu söylüyorum. Shaumbra gezegende var olduğu sürece de öyle olacak. Bu, sevginin, kendini sevmenin ve yeni bir sevginin ortaya çıktığı aydır.
Sevgi, o komik şeylerden birisidir. Tanımlaması çok zordur. Bir his olduğunu söyleyebilirsiniz ama o bundan çok daha fazlasıdır. Bugün özellikle bunun hakkında, sevgi hissi hakkında, onun bedeninize ne yaptığı hakkında konuşacağız. Ama siz burada otururken bile o hızla değişiyor. Siz sadece oturup hiçbir şey yapmazken, o değişiyor. Ve ardından onu güzel ve yeni şekillerde deneyimlemeye başlıyorsunuz.
Öyleyse, bununla birlikte derin bir nefes alalım. Sevgi ayı, Shaumbra ayı.
Adamus'un Sorusu
Ve bununla birlikte, Linda, lütfen mikrofonu al. Seyircilerin arasına gireceğiz. Bugün seyirci sayısı çok az. Neden böyle? Kapıda sıra bekleyen, içeri girmebilmek için Linda'ya fazladan 20, 50 dolar falan veren insanlar olacağını düşünürsünüz. Peki, burada neler oluyor? Neler oluyor? (Kerri bir şey söylüyor.)
Mikrofonu alana kadar beklemelisin. Kerri, mikrofon sende.
KERRI: Onları kaçırdın, bu çok açık.
ADAMUS: Onları kaçırdım. Tamam. Daha sonra bununla ilgili oylama yapacağız ve bu fikre katılan kimse olup olmadığını göreceğiz. Onları kaçırdım. Neden... ah, ah, Linda, Bayan Benyo, lütfen.
LINDA: Oh, pardon, pardon (mikrofonu başka birisine götürüyordu).
ADAMUS: Onları nasıl kaçırabilirim ki? Cazibemle mi? Zekamla mı? Doğrudanlığımla mı? Onları nasıl kaçırabilirim?
KERRI: YZ yüzünden, Adamus.
ADAMUS: YZ onları kaçırdı mı?
KERRI: Yapay zeka yüzünden. Dediler ki, “Co-bot ile çalışamıyorum”.
ADAMUS: Peki o zaman neden YZ dersleri dolup taşıyor?
KERRI: Çünkü uluslararası dersler. Amerikalılar artık seni sevmiyor (kahkahalar). Altta yatan sebep bu.
ADAMUS: Kerri, bu aralar ne tür kahve içiyorsun? Bir şey var...
KERRI: Sana ikram ettiğimle aynı. Bilinç kahvesi.
ADAMUS: Bilinç kahvesi. Tamam, katkın için teşekkürler (daha fazla kahkaha).
Tamam. Sıradaki. Devam edelim. Herhangi biri, evet. Neden geçen ay ve bu ay [seyirci] az? Sorun hava mı? Hava çok güzel. Hava durumunu suçlayamazsınız. Dışarısı 18 derece falan. Neler oluyor?
ALAYA: Söylemeye cesaret edebilir miyim?
ADAMUS: Tabii. Biz burada arkadaşız. Birbirimizi seviyoruz.
ALAYA: Evet, seviyoruz. Benim hissettiğim kadarıyla, senin ve Linda'nın ilişkisindeki değişiklik.
ADAMUS: Linda ve benim ilişkimizdeki değişiklik. Bu neden insanları kaçırsın ki?
ALAYA: Söylenti mi? Bilmiyor... Ben... Eyvah. Tuvalet (neredeyse “bilmiyorum” diyecekken gülüyor). Bu, insanların kendi ilişkilerinin temellerini sarsıyor.
ADAMUS: Oh, ilginç. İlginç. Linda burada. Açıkçası, Linda ve Cauldre çok iyi anlaşıyorlar.
ALAYA: Evet. Görüyorum.
ADAMUS: Yani, yok... Bence belki de her zamankinden daha iyi durumdalar. Ama bu neden insanları kaçırsın ki? Korkuyorlar mı... Söylemek bile istemiyorum. Bu neden onları kaçırsın ki?
ALAYA: Dediğim gibi, bu durum insanların kendi ilişkilerini sarsar ve onlar da bakmaya başlarlar...
ADAMUS: Yani, belki de sahip oldukları dengeler bozulur?
ALAYA: Kendi ilişkilerine, nasıl iç içe geçtiklerinine ve nasıl gelişebileceğine bakmaya başlıyorlar. Ve siz çocuklar, evliliğin anayasal yapısının ötesinde bile, birlikte çalışmayı, birlikte olmayı ve dönüşüp değişmeyi sürdürebilmenin harika bir örneğini ve standardını ortaya koyuyorsunuz.
ADAMUS: Ama bu neden onları kaçırsın ki? Buraya akın edeceklerini düşünürsün.
ALAYA: Çünkü bu, kendi ilişkilerinde bir korku faktörü.
ADAMUS: İlginç. Peki bu onları nereden vuruyor? Zihinsel olarak mı etkiliyor? Duygusal olarak mı? Neden korkuyorlar?
ALAYA: Her düzeyde etkilediğini söyleyebilirim. Temel olarak, bunu nasıl yaparım? Değişimi nasıl gerçekleştiririm?
ADAMUS: Cauldre ve Linda'nın ilişkisi hakkında kendi düşüncelerin, hislerin nedir? Linda, umarım bu konuyu açıkça konuşmamızın sakıncası yoktur (bir yüz ifadesi yapar ve omuz silker). Pek yok (biraz gülüşmeler). Tamam. Ama soruma gelelim, senin düşüncen nedir? Ne düşünüyorsun? Odadaki büyük kırmızı kalp şeklindeki fil hakkında konuşalım. Yani, onlar uzun yıllardır birlikteler, üniversite 4. sınıftan beri tanışıyorlar ve birdenbire 48 yıl sonra, boşanıyorlar. Peki, bu konuda ne düşünüyorsun?
ALAYA: İkisine de yazdığım gibi, ne yapmaya karar verirlerse versinler onları destekliyorum ve bir değişim ve dönüşümün gerekli olduğunu fark ettikleri için onları alkışlıyorum çünkü her şeyde değişim ve dönüşüm vardır, ister din, ister hükümet, ister eğitim olsun, neden evlilik kurumu olmasın?
ADAMUS: Peki bu bir başarısızlık mı, yoksa – kahramanca demek istemiyorum – ama bir başarısızlık mı, yoksa bir sonraki adım mı? Ya da her ikisi mi?
ALAYA: Ben bunu dürüstlük olarak görüyorum.
ADAMUS: Dürüstlük.
ALAYA: Dürüstlük. Ve çok zor. Zorlu sevgi gibi.
ADAMUS: Evet, zorlu sevgi, evet.
ALAYA: Evet, buradayım. Buradayım.
ADAMUS: Peki, kimin tarafındasın, Cauldre'nin mi, Linda'nın mı? (biraz kahkaha)
ALAYA: Taraf yok. Taraf yok.
ADAMUS: Anlıyorum. Ben de öyle diyordum...
ALAYA: Ve bu tür değişikliklerin ne kadar zor olduğunu biliyorum.
ADAMUS: Evet, taraf yok.
ALAYA: Hayır, taraf yok. Bu mihenk taşı gibi.
ADAMUS: Kesinlikle. Dürüstlüğünü takdir ediyorum. Bunu ortaya çıkarmak iyiydi.
ALAYA: Kalbim böyle atıyor (çarpıyor) çünkü üçünüzü de çok seviyorum.
ADAMUS: Evet, doğru (gülerek). En çok kimi seviyorsun?
ALAYA: Seni, Adamus, tabii ki (gülerek).
ADAMUS: Tabii ki. Hayır, bence bu açık konuşmayı yapmak çok iyi.
ALAYA: Kesinlikle.
ADAMUS: Ve ben bu konuda hiçbir şey söylemedim çünkü bu onların kişisel hayatı, onlara kalmış bir şey. Ama şimdi bunu herkesin önünde dile getirdiğine göre, bu iyi bir şey çünkü aşk devam ediyor. Sevgi devam ediyor. Eski kurumlar çöküyor. Artık uygun olmadıkları için çöküyorlar. Ve Cauldre ve Linda bu konuda birkaç söz söylememe izin verirlerse, onlar bir tavana çarptılar diyebilirim.
ALAYA: Evet.
ADAMUS: Kendi kişisel genişlemelerinde ve bilinçlerinde bir tavana çarptılar. Bu onlar için illede kötü bir şey değildi, ama iyi de değildi. Birbirlerini sevgiyle ve kavga etmeden, başka hiçbir şey olmadan özgür bıraktılar. Bu, şimdi ikisinin de daha fazla kendilerini gerçekleştirmelerine, daha fazla kendi gerçeklerine ulaşmalarına izin veriyor.
Şunu söyleyeceğim – ve Cauldre, özür dilerim – ama ikisi de eski ilişkilerinin sınırları veya kısıtlamaları içinde olsalardı, kendini-sevmeyi anlayamazlardı. Bu onları, kendilerini sevmeleri ve birbirlerini yeni ve farklı bir şekilde sevmeleri için özgür kılıyor. Ve bu kolay değil, Linda da bunu doğrulayabilir. Cauldre de öyle. Bu, özellikle de onlar gibi, insanların önünde olduğunuzda, kişisel hayatınızın gerçekten kişisel olmadığı ve incelendiğinizi bildiğinizde hiç de kolay değildir.
Mektuplarını gönderdiklerinde, dünyadaki Shaumbra'nın genel tepkisi ne oldu sence?
ALAYA: Umurumda değil. Onların tepkilerinin ne olduğu benim için önemli değil. Benim tepkimin ne olduğunu biliyorum. Önemli olan tek şey bu.
ADAMUS: Birkaç istisna dışında, şaşırtıcı ve inanılmaz derecede olumluydu. Ama Shaumbra gerçekten anladı ve empati kurdu. Evet, bu bir değişiklikti. Anne ve baba farklı bir yöne gidiyorlardı. Bu büyük bir değişiklikti ve bazıları için rahatsız ediciydi. Aniden ‘temel’, ‘mihenk taşı’ ortadan kalkmıştı ve uzun bir süredir insanlar onlara; “Bak, onlar sonsuza kadar evli kalacaklardı. Ve çoğu insanın aksine, uzun süreli bir ilişkileri vardı. Peki şimdi neler oluyor böyle?” diye baktılar. Ama Shaumbra bunu gerçekten anladı. Bazıları ise, “Ne olduğunu anlamıyorum. Ayrılıyorlar mı? Evli olmadıkları için Kırmızı Çember dağılacak mı?” diyerek zor anlar yaşadı. Eğer Kırmızı Çember evliliğe ihtiyaç duyacak kadar zayıf bir temele sahip olsaydı, bu durumda Shaumbra doğru bir şey yapmıyordu demektir. Kırmızı Çember, birçok başka unsura dayanıyordu.
ALAYA: Ve ben de bunun geliştiğini ve hala gelişmeye devam ettiğini anlıyorum. Onlar için çok zor bir süreç olabilir, ama onlar da insan. Ve onların da kendi durumları ve kendi evrimleri var. Ve ben gerçekten onların, hepimizden ne kadar destek aldıklarını bilmelerini istiyorum çünkü siz üçünüz bizi çok desteklediniz. Çok fazla. Ben şu anda bulunduğum bu noktada olamazdım.
ADAMUS: Teşekkür ederim. Ve açıkçası, artık farklı bir şekilde Standart haline gelecekler.
ALAYA: Kesinlikle.
ADAMUS: Çünkü artık kendilerini sevmekte özgürler ve birbirlerini tamamen farklı bir şekilde sevmekte özgürler. Bu büyük bir sıçramaydı ve Standart haline geldiler.
ALAYA: Evet, bu herkesin gidip boşanması gerektiği anlamına gelmez.
ADAMUS: Hayır, hayır, hayır.
ALAYA: Ama bu, dünyaya gösterdikleri bir örnek ve bir güç. Bu fırsat için teşekkür ederim.
ADAMUS: Bunu dile getirdiğin için teşekkür ederim.
ALAYA: Bunu dile getirmemek olmazdı, teşekkür ederim.
ADAMUS: Teşekkürler. Soru şu, katılım neden bu kadar az? Yani, tüm bu boş sandalyeler var. Bir dahaki sefere mankenler getirip yerleştireceğiz. Neler oluyor? Ve bu güzel katkı için de teşekkürler. Başka var mı? Mikrofonu uzatın.
Merhaba canım.
PATRICIA: Merhaba.
ADAMUS: Neler oluyor? Salon neden dolmadı?
PATRICIA: Aklıma gelen tek düşünce, insanların evlerinden izledikleri ve grup olmadan kendi hayatlarını yaşadıklarıydı.
ADAMUS: Belki Kırmızı Çember onları alıştırmıştır, çünkü çoğu zaman Kona'dan, seyirci olmadan yapıyorlar ve buradaki insanlar da “Eh, evden izleyeceğim” diyorlardır.
PATRICIA: Sanırım gruplarla ilişkimizde bir değişiklik var belki de.
ADAMUS: İşte cevap bu.
PATRICIA: Evet.
ADAMUS: Cevap bu. Büyük bir değişim var. Ve şu anda özellikle olan şey, Shaumbra'nın topluluk içinde olmaktan hoşlanmaması. Mağazaya gitmekten hoşlanmıyorlar. Bazen insanlardan hoşlanmadıklarını söylüyorlar. Şu anda kendilerini izole ediyorlar. Kış uykusuna yatıyorlar. Zaten evden izleyebilecekken neden kalkıp duş alıp giyinmek zorunda kalsınlar ki? Ama bunun altında yatan gerçek neden; Shaumbra daha fazla... Şu anda daha sessiz, daha izole ve bu kötü bir şey değil. Ama sizler, burada olanlar, hiç “Oh, tanrım, bugün yine insanlarla birlikte olmak zorundayım” diye düşündünüz mü? (bazıları gülüyor)
Ve olan da bu, ki bu bir sorun değil çünkü Kırmızı Çember internet üzerinden bağlantı kurmak için çok iyi bir alt yapıya sahip, şu anda yaptığımız gibi. Ve bazen diğerleriyle bir araya gelmek isteyebilirsiniz, derin metafizik konulara hiç girmeden, sadece bir şeyler içip, bir şeyler yiyip, sohbet etmek istediğiniz zamanlar olabilir, artık metafizik konulardan bahsetmek bile istemediğiniz zamanlar olabilir. Artık bunlar hakkında düşünmek istemiyorsunuz. Diğer Shaumbra'lardan uzak durmanızın nedenlerinden birisi de; birinin size “Bugün uyum seviyen nasıl? diye sormaya başlamasını istememenizdir. Bu sanki (kaba bir hareket yapar) “Bunu uyumla” demek gibidir, bilirsiniz (kahkahalar).
Hayır, Shaumbra gerçekten çok, çok izole olmaya başlıyor ve bunun kötü bir şey olmadığını belirtmek istiyorum. Bugün konuşacağımız büyük, çok büyük değişimler yaşıyorsunuz. Ama bu hiç de kötü bir şey değil. Eğer aranızdan bazıları "Aile üyelerimle birlikte olmaya bile dayanamıyorum. Arkadaşlarımla dışarı çıkmaya dayanamıyorum" diyorsanız, bu, insanları sevmediğiniz için değil, şu anda çok, çok farklı bir duyarlılık içinde olduğunuz içindir. Çok, çok farklı. Diğer insanların yanında olmak, sıradan sohbetler yapmak neredeyse kara tahta üzerindeki tırnaklar gibi rahatsız edici bir hal alıyor.
Aynı zamanda da yalnızsınız, evde tek başınızasınız, kendinizi delirtiyorsunuz (biraz gülüşmeler). Peki o zaman ne yapabilirsiniz? Nereye gidebilirsiniz? Ama burada olan tam olarak budur. Tabii ki çoğu kişi çevrimiçi izliyor ama çoğu kişi sadece “O enerji gürültüsünün içinde olmak istemiyorum” diyor.
Şehirlerde yaşayan birçok Shaumbra taşınıyor. Sessiz bir yer bulmak için gidiyorlar. Ve siz buna uyum sağlayacaksınız. Bu, bir keşiş gibi yaşayacağınız anlamına gelmez – belki, çok fazla değil – ama insanlarla yeniden ilişki kurmayı öğreneceksiniz, ama bu gerçekten o kadar kolay değil. Ve bu, şu anda bedenlenmiş olarak bu gezegende kalmanın zorluklarından biridir. Bir bakıma, Sart'ın yaklaşımını benimsemek daha kolay olurdu, ve bu sanki – fıışşt diye– öbür tarafta olmak gibi. Öteki taraftayken, “İnsanların arasında olmak istiyor muyum?” gibi bir sorununuz olmaz, çünkü doğal olarak aynı bilinçteki kişilere çekilirsiniz, onlara doğru çekilirsiniz.
Teşekkür ederim. Doğru yanıt için teşekkür ederim. Güzel. Hepsi bu kadar Linda. O doğru yanıtı verdi, devam edebiliriz.
Adamus ile Önemli Bir Buluşma
Dün gece, her zamanki gibi bu Shoud'a hazırlanmak için geç saatlere kadar oturdum. Hazırlanmak, bol bol not almak ya da bunun gibi bir şey anlamına gelmiyor. Enerjimi hazırlamak, Shaumbra enerjisini hissetmek anlamına geliyor. Ve bugün, zamanın büyüleyici bir konusu hakkında konuşacaktım.
Zamanın bir zekası vardır. Örneğin Keahak'ta zeka hakkında giderek daha fazla konuşmaya başladım. Ama zamanın bir zekası vardır ve bugün Shaumbra'ya bundan bahsetmek istiyordum. Zaman aslında gerçek bile değildir. O, ışığı ve enerjiyi sıkıştırmaya, sıkıştırmaya ve iyice sıkıştırmaya başlayana kadar mevcut bile değildir. Bu sıkıştırma zaman denen şeyi yaratır. Gökyüzünde bir yerlerde bir zaman saati yoktur. Zamanı düzenleyen tanrılar ya da gruplar yoktur. Yaratılışın her yerinde zaman dizileri vardır. İnsan yaratılışı, bu fiziksel evren, kendine özgü bir zaman imzasına sahiptir. Ama temel olarak, enerjiyi ve ışığı alıp sıkıştırıp sıkıştırıp iyice sıkıştırdığınızda, zaman denen şeyi yaratırsınız. Ve zaman bu gezegende çok doğrusaldır. Çok ölçülebilirdir. Onu hesaplayabilirsiniz. Hayatlarınız zamanın etrafında tasarlanmıştır.
Tam burada, Boulder şehrinde, ABD hükümetine ait zamanı saniyenin binde biri kadar hassasiyetle takip eden bir tesis var. Ve o, çok, çok hassas. Her şeyi tek bir düzlemde ve bir arada tutuyor. Saatleriniz olmasaydı, zamanın kendisi daha gevşek olurdu ama yine de var olmaya devam ederdi. Ama şimdi herkes hemfikir. Elinizdeki cihazlarda var, günümüzde cep telefonlarınızda var ve her şey zamanla senkronize.
Bu yüzden zaman hakkında ilginç bir konuşma yapacaktım, şu anda olan şeyin, her şeyin hızlanması olduğunu düşündüğünüzü ama aslında öyle olmadığını söyleyecektim. Aslında zaman bükülmeye başlıyor. Genişlemeye başlıyor ve her şeyin hızlandığı izlenimini veriyor fakat aslında öyle değil. Ayrıca yavaşlamada yok. Sadece oluyorlar.
Dün gece kütüphanemde şöminenin yanındaki büyük koltuğumda oturmuş, sizlere zaman hakkında nasıl konuşacağımı ve yeni bilgiler yüzünden ne kadar heyecanlanacağınızı ve bunları hayatınıza nasıl uygulayacağınızı düşünüyordum ve “Ah, şu Adamus! Bizi bu muhteşem yeni metafiziğe taşıyor, zaman hakkında daha önce hiç duymadığımız şeyler anlatıyor” diyeceğinizi düşünüyordum. Ve aniden bir ses beni böldü. Oldukça keskin, yüksek bir ses. Kafamı kaldırdım ve Dr. Agoni'yi gördüm.
Ben, “Doktor, bu akşam nasılsınız?” dediğimde, o, “İyiyim Adamus, ama konuşmamız gerek” dedi.
Ben, “Şu anda biraz meşgulüm, kendi işlerimle ilgileniyorum ve Shoud üzerinde çalışıyorum” dedim. O da, “Doğru. İşte bu yüzden şu anda seninle konuşmak istedim” dedi. “Adamus, şimdi zaman hakkında konuşma yapmanın sırası değil. Başka bir şey hakkında konuşmamız gerekiyor” dedi. “Eylül ayındaki Değişimi Gör etkinliğinden beri Shaumbra'yı oldukça dikkatli bir şekilde gözlemliyorum. Onları izliyorum, neler olup bittiğini görüyorum ve Adamus, sana şunu söylemeliyim ki, onlar tükenmiş durumdalar. Tamamen bitap haldeler” dedi.
Şok oldum. Hayretler içinde kaldım. “Dr. Agoni, kendi laboratuvarınızda ürettiğiniz bir şey mi içiyorsunuz?” dedim. “Hayır. Hayır, Adamus, burada senin hayalini yıkmak istemem, ama hayır, Shaumbra çok zor bir dönemden geçiyor. Ve bu onları gerçekten etkiliyor.” dedi. “Adamus, senin yaptığın tüm bu yeni metafizik şeyler ve tüm o co-botlar, artık bunların daha fazlasını kaldıramazlar.”
Şey, benim egom hiç yok, o yüzden… (kahkahalar) O yüzden alınmadım, ama “Sen ne diyorsun be? Onlar bu şeyleri seviyorlar! Yeni metafiziğe giriyoruz. YZ denen bu muhteşem aracı kullanıyoruz. Şimdi Shaumbra ile birlikte tüm gemiyi bu yöne çevirdim. Yeni Duyarlılık Adası'na doğru yelken açıyoruz. Neredeyse önümüzde, görebiliyorum. Arkamızda kimse yok. Kimse bizi takip etmiyor. Bize yakın olan hiç kimse yok. Yeni Duyarlılık'a doğru inanılmaz bir yolculuk yapıyoruz. Ve sen bana Shaumbra'nın zor zamanlar geçirdiğini mi söylüyorsun? Hayır, hayır, ben öyle düşünmüyorum." dedim.
Dr. Agoni bir an orada dikilip bana “Sen bir aptalsın” der gibi baktı (kahkahalar). Ben de "Hayır, gerçekten. Onları sürekli kontrol ediyorum ve duyduğum şeylerin hepsi ‘Yaratılışta her şey yolunda’ gibi şeyler. 'Her şey yolunda. ‘Ve'ye giriyoruz.“ Shaumbra'dan duyduğum şey bu. Geri bildirim bu. Çok fazla şikayet duymadım, zaten dinlemiyorum da ama çok fazla şikayet duymadım.” derken,tam o anda arkamda başka bir ses işittim.
Kuthumi’ydi ve bana şöyle dedi: “Adamus, otur. Bir dakika otur. Seninle konuşmamız lazım.” Ve o noktada Agoni ile Kuthumi birer sandalye çekip oturdular ve dediler ki: “Adamus, aslında konuya pek de hakim değilsin. Buradaki kendi yaklaşımına kendini o kadar kaptırmışsınki. Bu muhteşem korsan grubuna sahip olduğun için coşkulusun. Onlar sertler, dayanıklılar, güçlüler ve karşılarına çıkan her türlü fırtınaya dayanabilirler. Ama gerçek şu ki zorlanıyorlar. Bu yüzden senden, yarınki Shoud için hazırladığın tüm taslağı alıp çöpe atmanı istiyoruz.”
Ben bunun bir şaka olduğunu düşündüm. Yani, gerçekten, kim benden notlarımı atmamı ister ki? Bunun bir şaka olduğunu düşündüm, ama gözlerine baktığımda çok ciddi olduklarını gördüm. Çok, çok ciddiydiler. Dediler ki, “Biliyorsun, biz Shaumbra ile her zaman birlikteyiz.” Kuthumi – her zaman sizinle birlikte. Agoni – her zaman nabzınızı kontrol ediyor, zihinsel, fiziksel ve diğer açılardan nasıl tepki verdiğinizi kontrol ediyor. Dediler ki, “Hayır, Adamus, bir an için bizimle birlikte hisset. Hepimiz gözlerimizi kapatalım ve Shaumbra'yı, o grup enerjisini hissedelim.”
Ben de öyle yaptım. Ve yaptığımda, onların varlıklarında hissettiğim şey çok fazla acıydı. Gözden kaçırdığım bir acı. Hata yaptığımı söylemiyorum, sadece gözden kaçırdım (bazı gülüşmeler). Çok, çok gerçek bir acı. Ve hissettiğim şey, acının yanı sıra, diyebiliriz ki, çok katı bir enerji vardı, aynı zamanda kaskatı ve kırılgan. Shaumbra'nın, özellikle YZ ve metafizikte yaptıklarımızla bir sonraki adıma geçmek isteyen, bu liderliği üstlenen, bunu yapmak isteyen, buna kendini adamış ve yemin etmiş, Eylül ayında mecazi gemiye binmiş ve “Yola çıkıyoruz” demiş bir enerjisi vardı. Ama aynı zamanda, gerçekten çok zor bir dönemden geçiyorlardı. Birçok bakımdan çöküyorlardı. Pozitif kalmaya, açık kalmaya, korkusuz olmaya, yaptığımız tüm bu şeylerde korkusuz liderler olmaya çalışıyorlardı, ama yine de ben bu işaretleri görmüyordum.
Spiritüel Bypass
Ancak buna geçmeden önce, spiritüel bypass denen bir şeyden bahsetmek istiyorum. Bu terimi biliyor musunuz? Spiritüel bypass. Kuthumi ve Agoni buna “Adamus bypass” diyorlar. Spiritüel bypass hayatınızda belirli şeyleri inkar edip, “Her şey yolunda” gibi sözlerle örtbas etmektir. “Ruh benim için bunu halledecektir.” “Ben bir Üstadım ve her şey bana gelir, bu yüzden hiçbir şey yapmam gerekmez.” gibi sözlerle örtpas etmektir.
Bu, spiritüel baypastır. Olan bitenin gerçekliğiyle yüzleşmemektir. Onu ertelemek için kullanırsınız. Duruma bakmak yerine,“Biliyor musun, Buradayım. Berbat bir gün geçiriyor olabilirim. Belki de bu durum ‘her şey iyi, her şey yolunda’ demeyi gerektirmiyordur ve ben de böyle söyleyerek bunu baypas etmeyeceğim.” demek yerine, yön değiştirmek için baypası kullanırsınız. Oysa mevcudiyetteyken, gerçekten mevcudiyette olduğunuzda, spiritüel baypas yoktur. Ya da belki ‘Ve’dir yani; evet, her şey yolundadır ama şu anda değil. Şu anda değil. Bir şey can yakıyor.
Spiritüel baypas, Kuthumi'nin dediği gibi, tütsüyle bastırmak gibidir. Hayatınızda sorunlar varken onları bastırırsınız – “Her şey yoluna girecek. Ben muhteşem bir varlığım. Her şeyi düzeltmek için gelecekten geldim”gibi. Bu spiritüel baypastır ve hepiniz bir dereceye kadar bunu yaparsınız. Ve ben de size “Her şey yolunda” gibi küçük sözler söyleyerek bir şekilde bunu teşvik ediyorum. Evet, gerçekten yolunda, ama belki bugün değil. Yani, aslında bazen bunu teşvik ediyorum. Ve sizin kuvvetinizi ve dayanıklılığınızı teşvik ediyorum. Sizin gerçek doğanızı teşvik ediyorum. Size her zaman şunu söylüyorum: “Bu grup, gezegendeki çok benzersiz bir grup. Bizim yaptığımız işi yapan başka kimse yok” diyorum ve bunu biliyorum.
Bunlar boş laflar değil. Bunu biliyorum. Buraya gelebilmek için neleri feda ettiğinizi biliyorum. Ama bu, aynı zamanda Adamus baypasına da yol açıyor: “Şimdi bu duruma bakmak yerine üstünü örtelim. Hadi küçük, hoş bir klişe kullanalım: ‘Her şey yolunda’ ya da ‘Gelecekteki benliğim gelip her şeyi halledecek” gibi. Oysa gerçekte durum her zaman böyle değildir. Evet, her şey eninde sonunda yoluna girer. Ama “eninde sonunda” bugün için pek bir şey ifade etmiyor. “Eninde sonunda” geleceğe dair biraz muğlak bir vaat gibi duruyor.
Agoni ve Kuthumi’yle konuştuktan sonra, bu muhteşem yeni rotaya yelken açarken, şimdi, bunun bir bedeli olduğunu fark ediyorum ve bir süre oturup bunun üzerine konuştuk. Kuthumi, “Adamus, sence bu onları nereden vuruyor?” dedi. Ben de biraz hissettikten sonra “Eh, çok fazla düşünüyorlar” dedim. Agoni, “Hayır, hayır, öyle yapmıyorlar” dedi.
Dr. Agoni, tıbbi bir yaklaşımla değil, akademik bir yaklaşımla Shaumbra'nın beden-zihin-ruhuna odaklanıyor. Onu gerçekten inceliyor. Onu gerçekten takip ediyor. Ve şöyle dedi: “Hayır, zihin değil. Şu anda olan şey bu değil.” Biraz düşündüm. "Ah, ruhları (psikolojileri). Ruhları (psikolojileri) çökmüş. Umutlu olmak istiyorlar. Hayallerini gerçekleştirmek istiyorlar ama bu her zaman işe yaramıyor.”
Agoni ve Kuthumi ikisi de başlarını sallayarak “Hayır” dediler. Tabii ki, Kuthumi her zaman başını sallar (gülerek). Ama o, “Hayır, onları etkileyen şey bu değil” dedi. Ben de: “Agoni, burada doktor olan sensin. Ne oluyor? Şu anda onları nereden vuruyor?" diye sordum. Ve o da benimle gerçekten çok derin bir şey paylaştı.
“Onları zihinlerinden değil, sinir sistemlerinden vuruyor. Bazen zihinleri olduğunu düşünüyorlar çünkü zihinsel savaşlara alışkınlar, ama aslında onları sinir sistemlerinden vuruyor” dedi. “Oh, ilginç. Nasıl oluyor bu, Agoni?”diye sordum.
Dedi ki: “Sinir sisteminin ana bileşenleri vardır; temelde beynin ve omurganın işleyişini kapsayan merkezi sinir sistemi var. Bunun başka bazı bileşenleri de var. Omurilik boyunca uzanan ve oradan dışa doğru yayılan periferik sinir sistemi gibi. Bu sistem kaslar ve derideki bazı organlarla ilgili şeyleri kontrol eder; bu periferik sinir sistemidir. Bir de sinir sisteminin başka bir bölümü var: otonom sinir sistemi. Kalp atışı, nefes, sindirim sistemi ve bunlarla ilişkili şeyleri kontrol eden kısım bu. Şu anda onları vuran yer burası, sinir sisteminin bu otonom kısmı. Asıl onları zorlayan da işte bu.”
Ve ekledi: “Sinir sistemini kontrol eden şey beyin değil. Aslında sinir sistemi, beyne giden iletişimin yüzde 80’ini oluşturuyor ve bu iletişim sinir sisteminden yayılır ya da oradan başlar. Şu anda onlara gerçekten, gerçekten sert vuran yer de burası. Karşı karşıya oldukları zorluk bu. Zihinlerinde bir sorun olduğunu düşünüyorlar; sonra zihinlerini düzeltmeleri gerektiğini sanıyorlar ve ardından spiritüel baypasla devreye giriyorlar. Bu da kafalarını daha da karıştırıyor. Sonra neden iyi hissetmediklerini, neden bitkin olduklarını, neden yorgun olduklarını, neden sindirim sistemlerinin pek iyi çalışmadığını, neden sürekli bir tuhaflık hâli içinde olduklarını merak ediyorlar. Artık zamanın içinde değiller; başka bir yerdeler. Bu başka bir boyutta olmak gibi de değil. Sadece başka bir yerdeler; biraz hayal âlemi gibi, biraz da kimsenin olmayan bir yerdeler. Şu anda vuran yer burası.”
İşte o zaman durup gerçekten hissetmem gerekti; sonra da hepinizle olan etkileşimlerimi, sizinle yaşadıklarımı ve şu anda sizi nereden fena halde vurduğunu düşünmeye başladım. Ve her şey yerine oturmaya başladı. Gerçekten de mesele sinir sistemiydi.
Sinir Sistemi ve Çöküşü
Şu anda zihin o kadar da önemli bir faktör değil, ancak yine de her şeyi zihninizde işliyorsunuz. “Benim neyim var?” diye merak ediyorsunuz. Ancak sinir sistemi ağır bir darbe alıyor. Ve bu da elbette bedeni etkiliyor. Zihnin "Neler oluyor? Neden bedenimi kontrol edemiyorum?“ diye merak etmesine neden oluyor. Ve bu da, tüm bu çalışmalarda bir şeyleri yanlış yaptığınızı düşünmenize neden oluyor. Sonra baypas yapıyorsunuz ve ”Ama her şey yolunda. İyi olacağım. Sadece derin bir nefes alıp ‘Ve’lemeliyim” diyorsunuz. Bu bir dereceye kadar doğru, ama sinir sisteminiz gerçekten darbe aldığında…
Sinir sistemi çok büyüktür. Çok büyük. Bilirsiniz, zihinden (beyinden) bahsediyoruz. İçinde 80 milyar nöron var değil mi? Bu çok fazla. Çok karmaşık bir sistem. Gereksiz bir sistem. 80 milyar olmasının nedeni; aslında 1 milyardan az, çok daha az olması gerekirken, zihnin yedekleme sistemleri oluşturmuş olmasıdır. Kendi bilgisayarlarınızda olduğu gibi. Eminim ki bir sabit diske ve buluta yedekleme yapıyorsunuzdur. Eminim ki hepiniz bunu yapıyorsunuz. Hayır mı! (gülerek) Ve zihin, gelişme sürecinde yedekleme sistemleri geliştirmeye başladı, sonra yedeklemelerin yedeklemelerini, yedeklemelerin yedeklemelerinin yedeklemelerini, yedeklemelerin yedeklemelerinin yedeklemelerinin yedeklemelerini yaptı, ta ki tamamen yedeklenmiş, arıza durumunda bile güvenli olacak şekilde tasarlanmış yedekli bir sistem oluncaya kadar, öyle olmasa bile. Ve zihin o zamandan beri bunu sürdürüyor. Çok, çok karmaşık bir sistem. Bu yüzden işler çok hızlı ilerlemiyor. Çünkü zihin bunu yapmak zorundadır - örneğin, hayatınızda bir seçim yaparken, bir karar verirken, bunu yapan tek bir zihin değildir.- Bunu yapan, zihnin tüm yedek sistemleridir. Bu, Atlantis'teki kafa bantlarının doğrudan bir sonucu olarak beyin için bir tür güvenlik mekanizması olarak tasarlanmıştır. Eh, işte başlıyoruz. Ama bu yüzden işler yavaş ilerliyor çünkü zihin, yerleşik sistemleriyle birlikte devasa bir bürokrasiye benziyor.
Ancak nöronların bir parçası olduğu sinir sistemi de çok, çok karmaşıktır. Sinir liflerinizi alıp uç uca dizerseniz, yaklaşık 150.000 mil uzunluğunda olur. Evet, birincil olanlar, hakkında bilgi sahibi olunanlar böyle ama başkaları da var. Toplamda 400.000 mili bulabilir. Bedeninizde tüm bu sinir lifleri var. Cildinizdekilerin, dokunma hissini verenler gibi olanların farkındasınız. Bunların fazlasıyla farkındasınız ama sinir sisteminde birçok, birçok katman daha var.
Sinir sisteminin birincil işlevi: güvenliktir. Güvenlik. Bu bir uyarı sistemidir. Sıcak mı soğuk mu, aç mısın, daha fazla suya mı ihtiyacın var diye sizi uyarır. Kelimelerle söylemez ama beyne “Daha fazla suya ihtiyacımız var” sinyali gönderir. Bu, sinir sisteminin bir parçasıdır. İnsanlarla ilişkilerinizde bir şeylerin güvenli olup olmadığını hissetmenize yardımcı olur.
Sinir sisteminiz sürekli yüksek alarm hâlindedir. Metafizik bir şeyden söz etmiyorum; fiziksel olarak yüksek alarmdadır. Beyne sinyaller gönderir. Yine, her şeyi beynin yönettiğini sanıyorsunuz ama durum böyle değildir. Sinir sistemi, beyne giden iletişimin yüzde 80’ini oluşturur. Beyniniz olup biteni fark etmeden çok önce tepki verir. Çalışır, tetikler, birtakım şeyler yapar ve şu anda Agoni ve Kuthumi’ye göre sert biçimde etkilenen de tam olarak burası. Ben de baktığımda bunu sonunda görebildim. Ve insan şunu düşünüyor: “Bu muhteşem metafizik yolculuktayız, elimizde onca araç var ama bir yandan da sert biçimde darbe alan, oldukça eski bir sinir sistemimiz var.” Ve bu, bedeninizin ağrı içinde olmasına neden oluyor. Omuz, boyun, sırt sorunları yaşamanızın nedeni de bu. Bunların hepsi sinir sisteminin sert biçimde etkilenmesinin bir parçası.
İyi hissetmiyorsunuz. Shaumbra’da genel bir hâl bu. İyi hissetmiyorsunuz ama ne olduğunu da bilmiyorsunuz. “Ne olduğunu bilmiyorum; sadece iyi hissetmiyorum,” diyorsunuz. O gün büyük bir sindirim sorununuz olduğu için değil. Uykusuz kaldığınız için de değil — gerçi çoğunuz kalıyorsunuz. Ama yine de iyi hissetmiyorsunuz. Bunun nedeni, sinir sisteminizin gerçekten çok ama çok sert biçimde etkileniyor olması.
Sinir sistemi korumak için vardır. Güvenlik ister. Sürekli tetiktedir. Bu tetikte olma hâli yalnızca odadaki insanlara yönelik değildir; Shaumbra’nın birçoğunun insanlardan ya da gruplardan uzak durmayı seçmesinin nedenlerinden birisi de budur. Ama mesele sadece bu da değildir; odadaki enerjilerle de ilgilidir. Oradan geçen bedensiz varlıklar olabilir. Belirli bir gündemi olan insanların ya da grupların yaydığı enerjiler olabilir. Sinir sistemi bunların hepsini algılar. Bir mezarlığın yakınında yaşıyorsanız, oradaki bütün ölülerin enerjilerini de algılar. Biliyorsunuz, birisi toprağa gömüldüğünde bu, onlar için acımasız ve olağandışı bir cezadır; çünkü beden ölmüş olsa bile enerji hâlâ oradadır. Ve bir noktaya kadar -ama bu nokta milyonlarca yıl sonrasına kadar da uzayabilir - orada kalır. Oyalanır. Mezarlıklar bütün bu enerjilerle doludur. Eğer bir mezarlığın yakınında yaşıyorsanız, sürekli gürültü ve karmaşa yaşarsınız.
Sinir sistemi her an algılayan şeydir. “Yüksek düzey psişik yeteneklerim yok mu?” diyebilirsiniz. Evet var ve onlar da sinir sistemiyle bağlantılıdır. Şimdilik her şey birlikte çalışıyor. İleride değişebilir ama şu anda sert biçimde etkilenen şey tam olarak budur.
Temelde, sinir sistemi korumaktan sorumludur. Güvenlikten sorumludur; kendinizi kötü bir duruma sokmadığınızdan emin olmak ister. Sinir sistemi, bir yiyecekteki enerjiyi zihin daha fark etmeden çok önce algılar. “Bu bana iyi gelmeyecek,” der. Siz daha onu koklayıp “Ooof, bu sekiz aydır buzdolabında duruyor. Bunu at” demeden çok önce, sinir sistemi onu algılar. Ve tekrar söyleyeyim, bu aslında metafizik bir şey değildir. Olabilir de, ama aynı zamanda çok gerçekçidir. “Bunu yeme” der.
Sinir sistemi, diğer insanla etrafınızdayken de sürekli tetiktedir. Trafikte de öyledir. Araba kullanırken sinir sisteminiz her zaman yüksek alarmdadır. Bu iyi bir şeydir. Ama şimdi tüm sinirleri, sinir uçlarını, biyolojik koruma sistemiyle ve beyinle olan iletişimiyle ilgili her şeyi hayal ederseniz, bunlar bunaltıcı olabilir.
Sinir sistemi her şey aynı iken iyidir; gerçek bir değişim yokken, yeni hiçbir şey yokken. Bunu sever. O… ne diyorsunuz… sakinliği, aşinalığı sever. Bunu gerçekten sever. O zaman biraz gevşeyebilir. Siz de rahatlayabilirsiniz çünkü yüksek alarmda değildir. Yukarıya uyarı sinyalleri göndermiyordur. Sakinleşir — örneğin, diyelim ki tatile çıktınız; göl kenarında, sessiz, sakin, çok fazla insanın olmadığı bir yerde, bir kulübedesiniz. O bir dereceye kadar sakinleşebilir ama yine de tetiktedir çünkü burası yeni bir yerdir ve ormandasınızdır; dışarıda ne tür hayvanlar olduğunu Tanrı bilir. Tavşanlar ya da sincaplar falan olabilir (seyirciler güler) ve bunlar için bile tetikte olmanız gerekir. Biraz daha sakinsinizdir ama şu anda, Agoni’nin söylediğine göre, sinir sistemi ağır bir yük altında. Şu anda fazladan mesai yapıyor.
Zihinsel olarak şöyle düşünmeye eğilimlisiniz: “Sorun ne? Tüm bunlarla nasıl başa çıkacağım?” Biz “Ve”den bahsediyoruz. Sinir sistemi – aahhh! – bundan hoşlanmıyor. Bu ona yabancı geliyor. Yerçekimini seviyor. Rutinlerini seviyor. Etrafındaki tanıdık nesneleri ve insanları seviyor. Ama biz şu anda bunu deli gibi zorluyoruz. Kesinlikle deli gibi zorluyoruz. Sinir sistemi çığlık atıyor ve “Neler oluyor?” diyor. Bununla başa çıkmakta zorlanıyor ve bu da sinirsel çöküşe neden oluyor.
Zihinsel çöküşten bahsetmiyorum. Onu zaten yaşadınız (kıkırdayarak) – gülmemem gerek – ama kelimenin tam anlamıyla sinirsel çöküşten bahsediyorum. Neredeyse tüm Shaumbra şu anda bunu yaşıyor. Bununla, farklı mekanizmalarla, örneğin; zihin yoluyla başa çıkmaya çalışıyorsunuz. Doktora gidiyorsunuz – “Neyim var?” diyorsunuz – ve doktor “Hiçbir şeyin yok, sadece tuhafsın” diyor. Ama siz bir şeylerin yanlış olduğunu biliyorsunuz, zihniniz bunu anlamaya çalışıyor ama bu konuda pek başarılı olamıyor.
Sinirleriniz bozuluyor. Bu, gözyaşlarınızdan göle dönmüş yerde oturup ağladığınız anlamına gelmez, ama son zamanlarda bazılarınızın böyle olduğunu biliyorum. Bu, işlev göremeyeceğiniz anlamına gelmez. Hala sabahları kalkıp işlerinizi halledebilirsiniz ama bu gittikçe zorlaşıyor ve sonra tekrar “Benim neyim var?” diye düşünmeye başlıyorsunuz. Sonra da spiritüel baypas yapıp “Hiçbir sorun yok. Her şey yolunda.” diyorsunuz. Evet, şu anda yaşanan şey bir kısır döngü. Hem de baya bir kısır bir döngü.
Öyleyse, ilk olarak sinir çöküşünü kabul edin. Demek istediğim, bu durum var ve bu hiç de kötü bir şey değil. Sinir sisteminiz ve genel olarak biyolojiniz büyük bir dönüşüm geçiriyor. Atalarınızla olan bağları bırakmak biyolojinizi etkiliyor ve sinir sistemi bundan pek hoşlanmıyor. O eski sisteme alışık.
Sinir sisteminiz bütün bu değişiklikleri, ışık bedeni dediğimiz, özgür enerji bedeninin gelmesiyle nedeniyle yaşıyor. Oh, o bundan hoşlanmıyor ve yüksek alarm durumunda. Oldukça savunmacı bir hale geçiyor. O savunmacı ve yüksek alarm durumunda olduğunda, beyine giden iletişim artıyor, ileri geri gidip geliyor ve beyin, kendi yöntemiyle bunu yatıştırmaya çalışıyor. Beyin, beyinde neyin yanlış olduğunu merak ediyor. Sinir sistemini yatıştırmaya çalışıyor, sonra spiritüel baypas devreye giriyor ve sonra siz hiç olmadığınız kadar kötü bir durumda oluyorsunuz.
Sinir sistemi nispeten esnektir. Yani bir dereceye kadar uyum sağlayabilir. Tanıdık ortamları sever. Her sabah aynı saatte uyanmayı sever. Temelde aynı tür yiyecekleri, aynı insanları, aynı durumları sever. Maceracı bir şey değildir. Dışarı çıkıp keşfetmeyi sevmez ama yapar. Yani biraz esnekliği vardır. Ancak şu anda olan şey, sinir sisteminizin aşırı çalışması ve aşırı stres altında olması ve bunun da bedeninizin diğer bölgelerini etkilemeye başlamasıdır. Bu, başka yerlerde, diz sorunları veya daha önce hiç yaşamadığınız baş ağrıları ya da sadece genel bir yorgunluk ve bitkinlik hissi olarak ortaya çıkar. Sonra bir şeyler yapmaya çalışırsınız – bir sürü terapiste gidersiniz ya da bir sürü takviye almaya başlarsınız – bunun yardımcı olacağını düşünürsünüz, ama olmaz. Gerçekten olmaz. Aslında bu, bastırmanın bir parçasıdır, gerçekte olanları bastırmaktır. Biraz tütsü yakarsınız ve umarım geçer diye düşünürsünüz. Geçmez. Yani, bedeninizi etkiliyor.
Sinir sistemi şu anda aşırı stres altında, aşırı çalışıyor ve ne yapacağını bilmiyor. Zihin de pek iyi durumda değil. Bir tür kitlesel kargaşa var. Sinir sistemi şu anda çok kırılgan hale geliyor. Çok fazla kullanıldı. Her sinirin ve her lifin üzerinde çok fazla stres var. O kadar stresli ki, kelimenin tam anlamıyla kırılgan hale geliyor. Sahip olduğu esnekliğin bir kısmını kaybediyor. Çok kırılgan hale gelmeye başlıyor ve işte o zaman çöküntüye giriyorsunuz. Bir tür sinir sistemi çöküşü. Ve bu farklı şekillerde ortaya çıkıyor.
İlk ve en genel biçimde, her zamankinden çok daha fazla yoruluyorsunuz. Ve yorulduğunuzda, elbette, “Bana ne oluyor?” diyorsunuz. Üstüne bir de şunu ekliyorsunuz: “Hey, biz bir grup korsanız. Yelken açıyoruz. Yeni Duyumsamaya gidiyoruz. Öz-sevgiyi keşfediyoruz.” Ve sonra da “Bana ne haltlar oluyor?” diye soruyorsunuz.
Ve bazıları — çok değil ama, evet, epeyce kişi — şöyle demeye başlıyor: “Adamus saçmalıyor. Bu kocaman bir oyalama. Önümüze altın bir havuç sallanıyor ama ben darmadağınığım. Yataktan çıkamıyorum. Bu aralar yediğim tek şey karbonhidrat ve şeker. Ve şarap içiyorum; şarabı sevdiğim için değil, her şeyi uyuşturmasını sevdiğim için.” Sonra ertesi sabah uyanıyorsunuz ve “Aman Tanrım, dün gece üç şişe içmemeliydim,” diyorsunuz.
Bu sinir sistemine hiç yardımcı olmuyor. Peki sonra ne yapıyorsunuz? Sabah kalkıyorsunuz, kendinizi berbat hissediyorsunuz ama yapmanız gereken şeyler var. Ve siz sert, kudretli korsanlarsınız. Gerçekten, gerçekten sertsiniz. O hâlde ne yapıyorsunuz? Kafeine yükleniyorsunuz. Bu sinir sisteminizi nasıl etkiliyor? Grıııh! (titreyerek)
Artık aşırı uyarılmış-gergin, çılgın, dağılmak üzere olan birine dönüşüyorsunuz. Sonra günün ilerleyen saatlerinde, “Şu anda o kadeh şaraba ihtiyacım var çünkü kendimi sakinleştirmem gerekiyor. Bütün bunlarla kendimi öyle bir gerdim ki, şaraba ihtiyacım var” diyorsunuz. Bu, yaşanan kısır bir döngü. Kısır bir döngü. Ve durum şu anda kabaca tam olarak bu noktada.
Ve Agoni’ye ve Kuthumi’ye, bunu dikkatime getirdikleri için son derece minnettarım.
Biliyorsunuz, yaptıklarınızla, hayatlarınızda yaşamak zorunda kaldığınız şeylerle gerçekten çok gurur duyuyordum ve hala da duyuyorum. Eylül ayında yaptığımız şeyle gurur duyuyorum -büyük bir dönemeçti - ve mesele sürünün önünden gitmek değil, ama bir şeylere öncülük etmekle ilgili bir taraf da var. Daha sonra Yükselmiş Üstatlar Kulübü'nde, “Bu yeni yöne doğru yola çıktık” diye konuşabileceksiniz. Bütün bunların harika bir yanı var, ama bugün pratik terimlerle, neler olduğunu konuşmamız gerektiğini fark ettim. Neler olduğunu ve bunda utanılacak hiçbir şey olmadığını. Bunda yanlış bir şey yok. Bu bir kabullenmedir. Ve bu, mevcudiyetle bağlantılıdır.
Mevcudiyetteyken spiritüel bypass yoktur. Mevcudiyetteyken inkâr yoktur. Buna gerek yoktur. “Ben Ben’im. Ve sinir sistemim bitmiş durumda. Gerçekten bitmiş durumda.” O aşırı zorlanmış eski bir motor gibidir; bir gün gelir ve dağılmaya başlar. Ve bunda - biraz bypass yapıyormuş gibi anlaşılabilir ama neyse - bir güzellik vardır, çünkü gerçekten dağılmaktadır. Eski sinir sistemi ve onun sürekli, durmaksızın güvenlik ihtiyacı yerini başka bir şeye bırakmaktadır; her şeyin aynı kalmasına, tanıdık ve belirgin olmasına duyduğu o bitmeyen ihtiyaç da buna dahildir. Yerini ışık bedenine bırakmaktadır; bu bambaşka bir konudur ama sinir sistemi alarm vermektedir ve “Kapatılıyorum, yerime başka bir şey geçecek” demektedir. Peki neyle değiştiriliyor? Bunu bilmiyor. Ama bunun iyi bir şey olmadığını hissediyor. “Burada bir şeyler yanlış” diyor. Huzursuzlanıyor ve tüm bunları beyne iletiyor. Beyin de bunun faturasını üstlenip “Bende yanlış olan ne?” diye sormaya başlıyor. Yine aynı daimi döngü.
Sistemdeki Değişiklikler
Sinir sisteminiz – tamamen elden geçirilmiyor ve bir süre daha varlığını sürdürecek – ama şu anda sinir uçlarına bağlı olmayan sezgisel bir sistemle gerçekten yer değiştiriliyor. Merkezi sinir sistemi, bütün sinir sistemi başlangıçta bu gerçeklikte, bu çok yoğun gerçeklikte hayatta kalmaya dayanıyordu. Siz biyolojik varlıklar haline geldiğinizde, hayatta kalmak için buna ihtiyaç vardı. Bu durum uzun zamandır böyleydi, ama şimdi bu değişiyor. Sinir sisteminizin bu konuda ne hissettiğini hayal edebiliyor musunuz? O her zaman liderlik eden, her zaman koruyan, her zaman güvenliğinizi sağlayan, her zaman uyarılar gönderen, sizi tehlikeden uzak tutan şeydi ve şimdi yavaş yavaş ortadan kalkıyor.
Sinir sistemi, biyolojinizdeki her şeyle, zihninizdeki her şeyle, anayatron ile, en çok iletişim kuran şeydi. Anayatron, varlığınızın içindeki her şeyi birbirine bağlayan ağdır – bedeni, zihni, molekülleri, kanı, organları, her şeyi birbirine bağlar. Bedenin iletişim ağıdır. Sürekli olarak her hücreyle, her organla, cildinizle, her şeyle iletişim halindedir, sürekli çalışır. Dolayısıyla sinir sistemi onun sağ koluydu. Sinir sistemi sürekli yanında durur, izler, hisseder ve “Tamam, bu biraz dengesiz, bu dengesiz” derdi. Yani birlikte çok yakın bir şekilde çalışırlardı.
Anayatronun kendisi aslında yavaş yavaş sönümleniyor. Oldukça karmaşık bir ağ bu. Sanki kocaman bir binanın içinde, mikroçipler yerine vakum tüpleriyle çalışan devasa bilgisayarlar varmış gibi düşünün; ve artık bunların değiştirilmesi gerekiyor. Zamanı geldi. Hepsinin yerine, cep telefonunuzun büyüklüğünde bir şey koyuyorsunuz. O koskoca altyapının tamamının yerine. Şu anda olan da buna benziyor; anayatron yerini başka bir şeye bırakıyor.
Anayatronun kendisi aslında bunu pek umursamıyor. Onun görevi sadece iletişimi sağlamak, her şeyi birbirine bağlamaktı. İşini kaybedip kaybetmeyeceğiyle ilgilenmiyor ama sinir sistemi ilgileniyor. Onun işi korumaktı ve o bile artık yavaş yavaş çözülmeye başlıyor.
Şimdi durduk yere ağladığınızda, sadece ağlıyorsanız bu, sinir sisteminin buna verdiği bir tepkidir. Kendinizi darmadağın hissettiğinizde ve nedenini gerçekten bilmediğinizde; enerjiniz olmadığında – ki bence şu anda Shaumbra için en büyük mesele bu, enerji yokluğu; beslenmenizi, uykunuzu düzeltmeye çalışıyorsunuz ama yine de enerji artmıyor– işte bu sinir sistemiyle ilgili.
Peki ne yapıyoruz? Ne yapıyoruz?
Derin bir nefes alıyoruz ve burada ne spiritüel baypas var ne de Adamus baypası. Kabul ediyoruz. Anda, mevcudiyette derin bir nefes alıyoruz ve diyoruz ki: “Ben bitkinim. Sinir sistemim bitkin durumda.”
Olan şey birkaç farklı biçimde ortaya çıkıyor ve şu anda bunu izlemek ilginç. Bu noktada Shaumbra için genellikle üç şeyden biri oluyor. Savaş ya da kaç. Bu sizin ilk refleksiniz. “Ne hissedersem hissedeyim, bununla savaşacağım. Neyle savaşacağımı bilmiyorum ama savaşacağım. Onu yeneceğim. Ben dayanıklıyım. Ben cesurum. Bunu aşacağım. Kendi bedenimin gücünü kullanacağım. Bunun beni etkilemesine izin vermeyeceğim. İstesem bile ağlayarak yıkılmayacağım. Atomlar ve moleküller gibi fiziksel şeylerin yoluma çıkmasına izin vermeyeceğim.”
Bunu güç kullanarak aşmaya çalışıyorsunuz. Ama bu işe yaramadığında, son sürat kaçıyorsunuz (gülerek). Sanki bir dövüşün, bir boks maçının içindesiniz de bir anda “Bu maçı kazanamayacağım” diye fark ediyorsunuz ve oradan tabana kuvvet kaçıyorsunuz. Birçok Shaumbra bunu yapıyor. Zorlukla yüz yüze gelince kaçıyor. Hızlıca kaçıyor.
Shaumbra’da çok yaygın olan bir diğeri ise – muhtemelen aynı sıklıkta – donakalmak. Kapanıyorsunuz. Her şey bunaltıcı hale geliyor. Bunu bedeninizde hissediyorsunuz. Zihninizle çözmeye çalışıyorsunuz ama işe yaramıyor. Ve sonra öylece donup kalıyorsunuz. Kapanıyorsunuz. Ne yapacağınızı bilmiyorsunuz. Sola mı gideceğinizi, sağa mı gideceğinizi bilmiyorsunuz. Ne yapıyorsunuz? Donup kalıyorsunuz. Kış uykusuna yatıyorsunuz. Sadece çevrenizdeki dünyaya değil; sevdiklerinize, arkadaşlarınıza, birlikte çalıştığınız insanlara da kendinizi kapatıyorsunuz. Kendinize de kendinizi kapatıyorsunuz.
Başkalarına karşı kapanmanız sorun değil, ama kendinize de kendinizi kapatıyorsunuz. Zihinsel düşüncelere, duygulara, baskıya artık tahammül edemiyorsunuz; sizi biraz olsun zorlayan hiç bir şeye – ama aslında sinir sisteminize binen her şeye – dayanamayacak hale geliyorsunuz ve bu yüzden kapanıyorsunuz. Bir bakıma kapanmak zorundasınız, çünkü başka türlü bununla baş edemiyorsunuz.
Kapanıyorsunuz ve aslında ne buradasınız ne de başka bir yerde. Meselelerinize çözüm üretmeye çalışmıyorsunuz. Spiritüel bapas’ı düşünmek bile istemiyorsunuz. Midenizi bulandırıyor, kusacak gibi oluyorsunuz. O küçük klişelerden hiçbirini kullanmak istemiyorsunuz. Yani “Her şey yolunda” deme zamanı değil, çünkü yolunda değil. O yüzden kapanıyorsunuz.
Bir de çok sık tercih edilmeyen başka bir yol var: kendinizi rahatlatmayı öğrenmek. Önce ne olup bittiğini anlamanız ve ardından kendinizi rahatlatmayı öğrenmeniz gerekiyor. Spiritüel bapas yapmamayı öğrenmek. Çünkü bir işe yaramıyor. Kısa vadeli bir çözüm bu. Hani “Her şey yolunda” diyorsunuz ama bu en fazla bir gün sürüyor; ertesi sabah uyanıyorsunuz ve hâlâ her şey yolunda değil. Gece boyunca her şeyi bir araya getiren mucizevi bir rüya görmüş olmayı ve artık yolunuza devam edebilmeyi umuyorsunuz. Ama bu sadece kısa bir süre işe yarıyor.
Bunu anlamanın, tekrar ediyorum, rahatlatıcı bir yönü var. Şu anda kendiniz için bir şeyler yapın; mesela sinir sisteminiz için. Sıcak bir banyo gibi. Kendinizi sıcak, yumuşak battaniyelere sarmak gibi. Gidin kendinize büyük bir oyuncak ayı alın. Ciddiyim. Yatıştırıcı müzikler dinleyin. Hatta müzik yapın ama mutlaka yatıştırıcı müzik dinleyin. Rahatlatıcı yiyecekleri yiyin ve kaç kalori, kaç karbonhidrat olduğu konusunda da endişelenmeyin.
Kendinizi şımartmanın zamanı geldi. Rahatlama zamanı. Diğer insanlardan uzak durun çünkü onlar rahatlatıcı değiller. Gerçekten değiller. En çok sevdiğiniz kişiler bile şu anda en rahatsız edici kişiler olabilirler. Çünkü sinir sisteminiz yakın olduğunuz kişilerle birlikteyken bile çok aktiftir. Onları sevseniz de, onlara yakın olsanız da, sinir sisteminiz sürekli tepki vermektedir.
Kendinize zaman ayırın, demek istediğim bu. Ve bunu çok fazla kahve, çok fazla şarap veya bunun gibi şeylerle örtbas etmeye çalışmayın. Çok fazla sigara, Cauldre. Bu uzun vadede işe yaramaz. Yani, normalde yaptığınız şeyleri yapın, ama o ilaçların – ve tanrım, her gün, her gün, kelimenin tam anlamıyla Shaumbra bana, genellikle rüya halinde, yeni bir ilaç veya takviye ile geliyor ve “Oh, Adamus, bunu buldum ve bu her derde deva.” diyor. Ben de “Gerçekten mi?” diyorum. Üstelik, doğru şey değilse, sinir sistemini her zamankinden daha kırılgan hale getirir.
Bütün bunlarla birlikte olan şey şu: biz genişledikçe, tüm bunları yaptıkça siz daha hassas hale geliyorsunuz. Daha hassas oluyorsunuz ama bu, sinir sistemi üzerinden gerçekleşen bir hassasiyet değil. Çok daha sezgisel bir biçimde, enerjisel bir biçimde hassaslaşıyorsunuz; sinir sistemine ya da anayatrona ihtiyaç duymayan bir hassasiyet bu. Kelimenin tam anlamıyla ışık âlemlerine ve enerji âlemlerine bağlanıyorsunuz. Çok daha hassas hale geliyorsunuz ve bu da meselenin bir başka boyutu.
Daha hassas hale geldikçe her şeyi hissediyorsunuz ve sinir sistemi tetikleniyor. Bir anda bedeniniz dağılıyormuş gibi geliyor. Bir anda her şey – daha önce sizi hiç rahatsız etmeyen bir ses bile – sizi tetikliyor. Birine bakmak bile tetikleyici olabiliyor. Gürültüler şu anda çok büyük bir mesele. Sesler ve gürültüler gerçekten büyük bir mesele. Ve görsel olarak, bazılarınız bunu farkediyor olabilir; belirli bir şeye bakmak bile istemiyorsunuz çünkü aşırı derecede hassaslaşıyorsunuz ve bu da sinir sisteminizi tetikliyor.
Peki, ne yapacağız? Neden şimdi, öncelikle bu neden şimdi oluyor? Çünkü açılıyorsunuz. Çünkü biyolojiniz muazzam bir dönüşümden geçiyor. Çünkü bütün bunlarla baş etmeyi bilmeyen, çok kadim bir sinir sisteminiz var ve size adeta: “Ve’ye mi giriyorsun? Aklını mı kaçırdın?” diye bağırıyor. Ya da genel olarak daha hassas hale gelmenize; “Sen delirdin mi?” diye tepki veriyor. Dolayısıyla bu büyük bir ikilem. Ve kelimenin tam anlamıyla şunu söylüyorum: sinirsel bir çöküş yaşıyorsunuz. Zihinsel değil, sinir sistemine ait bir çöküş.
Şimdi bir an için kendi bedeninizi hissetmenizi rica ediyorum. Bedeninizde muazzam miktarda iletişim gerçekleşiyor. Ve özellikle son bir ay içinde neler deneyimlediğinizi düşünün.
Sadece daha toleranssız, daha duygusal hale geldiğinizi düşünüyorsunuz. Pekala, duygular sinir sistemine verilen tepkinin bir parçasıdır. Ve daha duygusal hale gelmeyenler, neden artık duygularınız, hisleriniz veya tutkunuz olmadığını merak ediyorsunuz. Çünkü bazıları için bu daha duygusal bir durumdur. Diğerleri için ise daha çok kapanma halidir. Siz kapanmaya çalışıyorsunuz, ama sinir sisteminiz buna izin vermiyor. Orada kendi işini yapıyor.
Ne Yapmalı?
Peki, ne yapmalıyız? Derin bir nefes alıp, bunu baypas yapmadan kabul etmeliyiz. Şu anda gezegende muazzam bir değişim yaşandığını kabul edin. Her şey daha hızlı ilerliyor. Her şey değişiyor. Sinir sisteminiz bundan hoşlanmıyor.
Zihniniz, altı ay önce çıkan yeni ve harika bir yazılımın yerini alan, şu anda yeni çıkmış bambaşka ve yine yepyeni harika bir yazılım olmasına bayılıyor. Zihniniz, “Bununla yapabileceğimiz onca şeye bakın” diye sevinçten hoplayıp zıplıyor. Ve şimdi, ajan (özerk) tabanlı yapay zeka da burada. Artık sadece bir hayal değil, gerçekten burada. Ve zihin, “Oh, tüm bu şeylere baksana” diyor.
Sinir sisteminiz ise “Dalga geçiyorsun herhalde. Cidden. Dalga geçiyorsun herhalde” diyor. Ve o yıpranmış durumda. Kırılgan. Tamamen kapanmalı mı, yoksa sizi, kendisini dinlemeye ikna etmek için daha fazla çabalamalı mı bilemiyor. Kapanırsa, siz hissizleşirsiniz. Yani, hayal edebileceğinizden daha fazla hissizleşirsiniz. Eğer sinir sistemi size, beyninize daha da yüksek sesle bağırıyorsa, “Burada, sinir sisteminde ciddi sorunlarımız var. Sorunlarımız var ve zaten var olma sebebim – sinir sisteminin var olma sebebi – tam da bu (korumak, uyarmak); ama şu anda büyük problemlerle karşı karşıyayız” diyorsa ve ne yapacağını bilmiyorsa, tekrar söylüyorum, bu zihinde karışıklığa neden olur. Ve hiç hoş bir durum değildir.
Peki ne yapmalı?
İlk olarak derin bir nefes alın. Spiritüel baypas yapmayın. Bir boka yaramayan klişelerden uzak durun, çünkü gerçekten de işe yaramazlar.
İkinci olarak, mevcut olun. Bu da bir tür spiritüel saçmalık gibi görünebilir (gülerek) ama çok gerçektir. Bunu klişe olarak kullanmıyorum. Mevcudiyet demek, “Ben buradayım. İçimde muazzam değişiklikler oluyor. Ne yapacağımı gerçekten bilmiyorum. Sihirli bir çözümüm yok. Spiritüel baypas yapmayacağım ve ‘Ah, bilirsin, falan, filan’ demeyeceğim. Hayır, bunların hiçbirini yapmayacağım.” demektir.
Kendinizi olabildiğince rahatlatın. Sadece sırf değişiklik olsun diye şu anda hayatınızda büyük değişiklikler yapmaya çalışmayın. Şu anda kendinizi şımartın. Sinir sisteminizin tamamen bozulduğunu kabul edin. Sanki tamamen bozulmuş ve geriye hiçbir şey kalmamış fren sistemi gibi. Sonra derin bir nefes alın ve bunu kabul edin.
Bu kabulün kendisi muhteşem şeyler yaratır, çünkü deli olmadığınızı, aslında sizin bir sorununuz olmadığını fark etmenizi sağlar; sadece şu anda çok zor bir süreçten geçiyorsunuz. Ve tüm bu süre boyunca spiritüel baypas'tan kaçınmaya çalışırken, derin bir nefes alırsınız ve “Bulunduğum nokta bu” dersiniz.
Ve sinir sistemi gerçekten zor bir dönemden geçiyor ve bu da bedensel sorunlara, birçok uyku sorununa neden oluyor. Bu, deli gibi uyumanın ve daha fazla yorgun hissetmenin en büyük nedenidir. Daha fazla yorgun hissettiğinizde, sinir sistemi daha yüksek bir alarma geçer, çünkü yorgunsunuzdur ve sizi korumaya çabalamaktadır.
Derin bir nefes alalım ve bir merabh yapalım. Çünkü merabh'ta, hiçbir şeyi değiştirmek için çaba sarf etmemiz gerekmez. Hiçbir şey için spiritüel baypas yapmamız gerekmez. Hiçbir şey için mazeret uydurmamız gerekmez. O sadece, mevcudiyet halinde derin bir nefes alma zamanıdır. “İzin ver” bile demeyeceğim, çünkü bu baypas yapmak gibi bir şey olacak, o yüzden bunu bile söylemeyeceğim (bazıları gülüyor).
Birlikte yaptığımız çalışmanın tehlikesi, bu yeni kavramlara güvenmemizdir. Metafizik kavramlara güveniyoruz. Onlar yol boyunca bir tür yol gösterici işaretler gibidir. Ama belirli bir noktada, hepsini durdurmanın zamanı gelir.
Sinir Sistemi için Merabh
Öyleyse, biraz müzik dinleyelim ve bir merabh yapalım. Bu en kolay yol. Onu merabhlamak. Bu inkar değildir. Sadece, “Diğer tüm o saçmalıklar yerine müzik dinleyeceğim” demek gibidir.
Dün gece Cauldre'ye bu müziği özellikle sizin için hazırlattım. İçine, siz ona kodlama diyorsunuz, ama aslında sadece güzel şeyler ekledik. Rahatlamanız için.
Rahatlamanız için. Bunu hak ediyorsunuz.
Ve yarım bir özür dileyeceğim, bu, yaratılış tarihinde kısmen özür dilediğim nadir anlardan biri olacak.
Bu arada mizah, sinirsel çöküntünüz için en iyi şeylerden birisidir. Gerçekten öyledir. Kendinize gülün. Hayata gülün, gerçekten. Yani, muhtemelen diyebilirim ki, bu listenin bir ya da iki numarasıdır. Gülün. Onunla dalga geçin. Kendinizi bu duruma düşürdüğünüz için kendinizle dalga geçin. Benimle dalga geçin. Çok fazla değil ama benimle dalga geçin. Ve yapay zekanızı Adamus hakkında şakalar sormak için kullanmayın. Şakaları çok iyi değil. Biliyorum çünkü ben oradayım, izliyorum, çok iyi olmadıklarından eminim. (bazıları gülüyor) Gülmelisiniz, bu muhtemelen tüm bunlar için en iyi panzehirlerden biridir.
Şimdi durup derin bir nefes alalım. Ah, zavallı sinir sistemi. Tüm o sinir lifleri, sinir uçları, sinir iletişimleri, hepsi krallığı korumaya çalışıyor.
Onu onarmaya çalışmayacağız. Gerçekten çalışmayacağız. Buna gerek yok.
Ama, yarı özür dilediğimde de söylediğim gibi, sizi oldukça zorladım. Bunu baypaslayıp şöyle diyeceğim: “Çünkü siz benim sizi zorlamamı istediniz. Bu yüzden bunu yapıyorum” (gülerek).Bunu sevmediniz mi? Suçu başkasına atın.
Hayır, ama gerçekten öyle yaptınız. Kendinizi her alanda, bir Üstat olarak, bir insan olarak, bir Shaumbra olarak gerçekten çok zorladınız. Şimdi sadece “Bütün bunları durduralım” deme zamanı. Çünkü aslında çok fazla zarar veriyor.
Fiziksel ve duygusal olarak acı verici. Ve bununla ilgili gerçekten hoşuma gitmeyen şey, içinizde yarattığı şüphe, “Doğru şeyi mi yapıyorum?” şüphesi.
Derin bir nefes alalım ve sadece mevcudiyetimizde kalalım: “Evet, bu eski, kırılgan sinir sistemi var, ve artık bunlarla başa çıkamıyor. O neyse o. Evet, benim bir parçam bu yolculuğu seviyor, gezegende olan biten her şeyde ve şu anda yaşanan değişikliklerde öncü olmayı gerçekten seviyor. Seviyor. Bir yandan yeni bir bilinç düzeyine ulaşmak isteyen bir yanım var, diğer yandan bunu istemeyen bir sinir sistemim var."
Özür diliyorum. Eylül ayında, yeni duyumsallığa girerken bunu fark etmedim. Ah, kulağa ne kadar asil, ne kadar kahramanca geliyor. Bunun Hollywood filmi bile yapılır. Yapay zekâyı kullanarak, bir haftada bile yapabilirsiniz. Ama sinir sistemi bundan hiç hoşlanmadı. “Yeni ne?” dedi. “Yeni neye? Şaka yapıyor olmalısın!”dedi. Ve bunun üzerine iletişimi daha da artırdı; daha fazla koruma, daha fazla savunma devreye girdi.
Hiçbir şeyi düzeltmeye veya onarmaya çalışmayalım. Hiçbir şeyi çözmeye çalışmayalım. Bir sürü klişe sözler söylemeyelim. Sadece derin bir nefes alalım.
Ve biliyorsunuz, bu sessiz anda... bu sessiz anda, sinir sistemi bir şey duymaz ama hisseder. En azından kabul ettiğinizi hisseder ve bu çok rahatlatıcıdır. Onu örtbas etmeye, inkar etmeye, ondan kaçmaya, donup kalmaya çalışmıyorsunuz. Şu anda durum budur.
Bu çok büyük bir fark yaratır. Kabul etmek.
Ve biliyorsunuz, burada bu merabh'ta oturmak, hiçbir şeyi değiştirmeye çalışmamak, düzeltmeye çalışmamak, baypas etmeye çalışmamak çok güzel bir şey.
(duraklama)
İşte burada derin bir nefes alırsınız.
(duraklama)
Bu, genellikle sizin ya da benim gelip “Bunların hepsi çok güzel değil mi? Bunlar büyük bir tasarımın parçası değil mi?” dediğim yerdir. Kapa çeneni!
Sadece derin bir nefes alın. Hepsi bu.
Sinir sisteminizin bu kadar kırılgan, neredeyse çökmeye hazır olmasının bir diğer çok, çok önemli unsuru daha var; hatta en önemli unsur da bu.
Ve bu diğer unsuru gerçekleştirmek için çaba sarf etmeyeceğiz. Onu dışarı itmeye ya da içeri almaya çalışmayacağız.
Sinir sisteminiz – ve zihniniz, ama sinir sisteminiz – kendini sevmeyi anlamaz. Anlamaz. Bununla başa çıkmaya bile başlayamaz.
Başka birini sevmeyi biraz anlar ve hayatınızda bir dizi - gerçek sevgi dolu ilişkiyi- atlatmanıza yardımcı oldu, ama sinir sistemi için bu tam bir cehennemdi. En büyük darbelerden biri buydu.
Muhtemelen aşık olmayı, aşkın coşkulu, akıcı ve açık olduğu zamanları hatırlıyorsunuzdur. Bu, sinir sisteminiz için cehennem gibiydi. Yemek yiyemediğiniz ve uyuyamadığınız zamanları hatırlıyor musunuz? Çok aşıktınız. Düşünemiyordunuz bile.
Zihinsel ve duygusal açıdan adeta aşk sersemiydiniz. Ama sinir sisteminiz fazla mesai yapmak zorunda kalmıştı. Ve şimdi buradasınız; Sevgi Ayı’ndayız, kendini sevmekten söz ediyoruz ve sinir sistemi bununla baş edemiyor. Gerçekten edemiyor.
Varoluşunun en başından beri sahip olduğu tüm programlama, orada bulunma nedenlerinin tamamı, derinden sorgulanıyor.
Kendini sevmek üzerine konuşulması, bir kavram olarak ele alınması, onun düşüncesi bile sinir sistemi üzerinde aşırı bir baskı yaratıyor. Adeta kapanmak istiyor. Yaptığınız tüm metafizik çalışmalar da bu duruma dahil, ama kendini sevmek onun şimdiye kadarki en büyük meydan okuması.
Ya da diyelim ki hayatınızda yeni bir aşk ilişkisi var. Bu bile sinir sistemi için fazlasıyla bunaltıcı olabilir.
Bu durum pek çok farklı biçimde ortaya çıkar; fiziksel bedeni, sağlığı, enerji dengesini, her şeyi etkiler. Zihin hemen devreye girer; düzeltmeye, onarmaya, bir çözüm bulmaya çalışır
ve her şeyi daha da karmaşık hale getirir.
İşte tam da bu noktada, burada, bu merabhta otururuz ve derin bir nefes alırız.
“Ben Ben’im” bile demeyeceğim. Sadece mevcudiyet halinde burada olmanın dışında hiçbir şey yok.
(uzun bir duraklama)
Ve elbette, mizah gerçekten çok yardımcı olur.
Yeni bir sürü boktan şeyi, takviyeleri almak yardımcı olmaz, lütfen. Şimdi de boğazınıza yeni bir şeyi tıkıyor olmanızın, bunun bir faydası yok. Bu, sinir sistemini daha da karıştırıyor.
Derin nefes almak yardımcı olur.
Gidip yeni bir terapi denemek- çünkü denediğiniz son 125 terapi işe yaramadı- yeni bir terapi denemek de yardımcı olmaz. Bu, sinir sisteminizi tetikler.
Müziği dinlemek, kendinize uygun güzel müzikleri dinlemek, bu yardımcı olur.
Şu anda gruplardan veya belirli kişilerden uzak durmak - sonsuza kadar değil, ama şu anda - gerçekten yardımcı olur. Kalabalıklar sinir sistemine kesintisiz bir saldırıdır. Asla dışarı çıkmayın demiyorum, ama şu anda bu konuda biraz zorlandığınızı söylüyorum. Bu yüzden bu güne “Oda neden dolmadı?” diyerek başladım. Pek çok Shaumbra'nın sadece sessiz bir alana ihtiyacı var.
Bir şeyleri anlamaya çalışmak için değil. Bu sadece sorunu daha da kötüleştirir. Neler olup bittiğini analiz etmek için de değil. Sadece kendinizle olmak için sessiz bir alan.
Düzeltmeye çalışmayın.
Tutunacak bir dal aramayın. “Oh, sessiz bir alanda bulunuyorum ve şimdi etrafımda altın ışık görüyorum” demeyin. Bunlar artık bir işe yaramıyor.
Ve temel olarak, bu sadece durun demektir. Sadece durun. Büyük bir Üstadın Duraklaması gibi, sadece durun.
(duraklama)
Şu anda yaşanan çılgınca bir hareketlilik var; bu onun düşmanı. Çılgınca bir hareketlilik: “Kendimi meşgul tutmalıyım. Bir şey yapmalıyım.” Hayır. Bu, sinir sisteminize verdiğiniz bir tepki, bir reaksiyon. Hayır. Durma zamanı.
Güzel, derin bir nefes alın.
Kendinizi sıcak ve yumuşak bir şeye sarın. Uzun, sıcak banyolar yapın ve bunun için suçluluk duymayın. Kullandığınız o 35 galon suyu dünya fark etmeyecek. Sıcak banyolar yapın.
Ve nefes alın.
Ve meseleyi çözmeye çalışmayın. Çözmeye çalışmayın. Ortaya saçma sapan bir “çözüm” atacaksınız; yapmanız gereken bir şey, yeni bir program, yeni bir takviye, yeni bir her neyse. Yapmayın Sadece durun.
Sinir sisteminizle iletişim kurmaya, onunla konuşmaya ya da onu iyileştirmeye çalışmayın.
Bakın, sinir sisteminin en başta bu kadar kontrolden çıkmasına neden olan şeylerin büyük bir kısmı da bundan kaynaklanıyordu. İlk başta gerçekten anlamadığınız bir şeyi, insan mantığı ve insan duygusuyla düzeltmeye çalışmaktan. Sadece durun.
(duraklama)
Zor, değil mi? Sadece durmak zor.
Ama şu anda bu elzem. Şu anda neredeyse kritik. Sadece durun.
“Hiçbir zaman hiçbir şey yapmayın” demiyorum ama şu anda bir mola verin.
Cauldre ve benim bir araya getirdiğimiz bu şarkı, önümüzdeki birkaç gün içinde Crimson Circle web sitesinde ses dosyası formatında erişilebilir olacak. İndirin ya da dinlemeyi sevdiğiniz şekilde dinleyin.
Baypas yapmayı bırakın.
Bir yığın bokun üzerine parfüm sıkmaya çalışmayı bırakın ve bol bol gülün. Baypas budur, bokun üzerine Chanel No. 5 sıkmak gibi bir şeydir. Hala kokar. Hala kokar.
Ve gülün.
Ve zamanı geldiğinde - şu anda değil, sessiz durma modundayken değil, ama zamanı geldiğinde - bugün konuştuğumuz şeyleri hissetmeye başlayın. Yani, kendinizi tabi tuttuğunuz şeyler - kendini sevme, duyarlılık, ‘bedeni, zihni ve her şeyi tamamen yeniden yapmak’, vay canına! Ama şu anda değil.
Şu anda, sadece durun.
Şu anda her şeyin sizi yakalamasına izin verin ve bunu baypas anlamında söylemiyorum. Bunu sadece bir klişe olarak söylemiyorum.
Durun ve her şeyin sizi yakalamasına izin verin. Zamanın kendisi. Yeni metafizik. Enerji, ışık ve sevgi. Durun ve her şeyin size yetişmesine izin verin.
O kadar hızlı gidiyordunuz, o kadar çok zorluyordunuz ki, kendinizin önüne geçtiniz. Aslında ruhunuzun önüne geçtiniz.
Sadece durun. Derin bir nefes alın ve her şeyin size yetişmesine izin verin. Zihninizin, bedeninizdeki her hücrenin, modası geçmiş inanç sistemlerinin. Evet, aslında, onların size yetişmesine izin verin ki onları bırakabilesiniz.
Bir bakıma o kadar ileri gittiniz ki, geri kalan şeylerin hiç birisi size yetişemedi. Bedeniniz, biyolojiniz, sizin çok gerinizde kaldı. Çığlık atıyorlardı, ‘çığlık’ derken acı ve hatta belki bazı hastalıkları kastediyorum. Çığlık atıyorlar.
Her şeyin size yetişmesine izin verin. Şu anda yapacağımız tek şey bu olsun. Durun ve her şeyin size yetişmesine izin verin.
Ben, sizin sinir sisteminizde nelerin olup bittiğini hissetmeyi ne kadar unuttuysam, siz de kendi içinizde nelerin olup bittiğine - her şeyin ne kadar hızlandığını, ne kadar çabaladığınızı, ne kadar adanmış olduğunuzu- bakmayı o kadar unuttunuz. Tüm o parçaların, tüm o yönlerin size yetişmesine izin vermeyi unuttunuz. Hadi şimdi bunu yapalım.
Derin bir nefes alın. Çaba yok. Üstünü örtmeye çalışma yok.
Derin bir nefes alın ve her şeyin size yetişmesine izin verin.
(daha uzun bir duraklama)
Dr. Agoni, bunun her gün yapılmasını öneriyor, en azından önümüzdeki iki hafta boyunca. Ben yöntemleri ya da pratikleri sevmem ama şu anda buna gerçekten ihtiyaç olduğunu görebiliyorum. Sadece durun. Ne kadar sürdüğünün önemi yok. Bir müzik açın, her ne dinlemek istiyorsanız. Durun ve her şeyin size yetişmesine izin verin.
Dünya size yetişsin diye değil; siz, kendinize yetişin diye. Zihniniz, bedeniniz, hatta ruhunuz bile – evet. Ruhun her zaman önde olduğunu mu sanıyorsunuz? Hadi oradan. Bırakın o da size yetişsin.
Bunu bir meditasyon gibi yapmayın. Bir merabh olarak yapın. Yine söylüyorum, bu müziği indirebilir ya da dinlemek istediğiniz her ne varsa onu açabilirsiniz.
Sinir sisteminizi düzeltmeye çalışmayın. Bu sadece müdahale yaratır. Ve sinir sisteminin daha da çılgına dönmesine neden olur. Ama siz durduğunuzda, sinir sisteminin size yetişmesine izin vermiş olursunuz.
Bu her şeyin size yetişmesine izin verir.
(duraklama)
Gülün. Kendinizi rahatlatın. Derin nefesler alın. Ve günde bir kez durun. Bu her şeyi yeniden bir araya getirir.
Buna uyum diyebilirsiniz, ama şu anda metafizik terimler kullanmak istemiyorum. Hiçbirini. Buna gerek yok.
Derin bir nefes alın. Her şeyin yetişmesine izin verin.
Şimdi bu toplantıyı sonlandırıyorum. Yükselmiş Üstatlar Kulübü gerçek mi? Evet, gerçekten gerçek. Abartıyor muyum? Her zaman!
Bu bir hikaye, ama evet, biz bir araya geliyoruz. Eğleniyoruz, çünkü hepimiz insanız. Ortak noktamız bu. Kendimize gülebiliriz, ama başkalarına gülmek daha eğlenceli.
Bu benzeri görülmemiş bir dönem mi? Kesinlikle. İşte o zaman durup derin bir nefes almanız gerekiyor. İşte o zaman değiştirmem gerekiyor. Bugün zamanın doğası hakkında harika bir konuşma yapacaktım ama bazen uyum sağlamanız ve kendinizi ayarlamanız gerekiyor. Öyle ki, şimdi bunu sonlandırırken, o klasik sözleri bile söylemeyeceğim (kahkaha; biri “Yaşasın” diyor). Yaşasın, çünkü gerçekten önemli değil.
Önemli olan derin bir nefes almak ve durduğunuzda, kendinize olan sevginizin bile sizi yetiştiğini fark etmektir. Onu zorlamaya veya gerçekleştirmeye çalışmıyorsunuz, anlamaya çalışmıyorsunuz. Sadece duruyorsunuz ve her şey sizi yetişiyor.
Bununla birlikte, sevgili Shaumbra, bu sevgi ayı, bu yüzden her birinizi ne kadar sevdiğimi söylemek istiyorum. Ne yaşadığınızı çok iyi anlıyorum. Bazen bunu anlamam için Dr. Agoni ve Kuthumi'nin beni tekmelemesi gerekiyor, ama ne yaşadığınızı çok iyi anlıyorum.
Bununla birlikte, her birinize sevgilerimi sunuyorum. Mutlu Sevgililer Günü.
Ben, Egemen Alan'dan Adamus'ım.
Teşekkür ederim.