BAĞIŞ
.jpg)
KIRMIZIÇEMBER MATERYALLERİ
Büyük Ve DİZİSİ ŞAUD 7
Geoffrey Hoppe Tarafından yapılan ADAMUS SAINT-GERMAIN' Kanallığı
4 Nisan 2026 Tarihinde Kırmızı Çember'e Sunulmuştur
ÖNEMLİ NOT: Hayatınızın ve yarattıklarınızın tüm sorumluluğunu üstlenmediğiniz sürece bu bilgiler muhtemelen sizin için değildir.
Allatone: Yaratıma İzin Vermek
LINDA: Büyük Ve’in yedinci Shoud’una hoş geldiniz. Buradayız, hazırız ve bildiğiniz gibi, ekibimizle birlikte Hawaii’nin Kona kentindeyiz, başlamaya hazırız. Geoff, Adamus’la çoktan işe koyuldu ve şimdi Shoud için hazırlanmanın tam zamanı.
Biraz nefes çalışması yapacağız ve ardından biraz müzik çalacağız, parçamız Nothing to Fix (Düzeltilecek Bir Şey Yok). Bu şarkı, geçen ayki Büyük Ve kanallığının bir özetine dayanıyor. Ekibimiz tarafından yaratıldı, umarız beğenirsiniz. Ve bununla birlikte, dediğim gibi, biraz nefes alarak başlayalım. Nefes almak, rahat olmanız anlamına geliyor, bu sizin için ne ifade ediyorsa, kendinizi rahat hissedin.
Ve şimdi, derin bir nefes alın, o yaşam nefesini alın, ruhunuzun derinliklerine doğru nefes alın. Bir insan, bir Üstat ve tanrısal bir varlık olarak nefes alın.
O güzel derin nefesi alın, mevcudiyetinizde nefes alın. “Ben, Ben'im, Ben Varım”ın nefesini alın. İçinizde hissedin, açılın, açılın, her nefeste izin verin. Onunla birlikte akın. Hissedin.
Oh, ve Adamus'u ve onun her birimiz için burada verdiği desteği hissedin. Onu içinize çekin. O yaşam nefesiniz olun, olduğunuz her şeye izin verin. İçinize doğru soluyun. Nefes alın ve hissedin.
ADAMUS: Ben Benim, Egemen Alan'dan Adamus.
Ah, sevgili Shaumbra'lar, tekrar aranızda olmak büyük bir zevk. Sanki son Shoud hiç bitmemiş gibi. Hayatlarınızda pek çok şeyin olup bittiğini biliyorum. Her şey pek çok yönden alt üst olmuş durumda ama yine de tam da olmanız gereken yerdesiniz. Her şey dönüşüyor. Hiçbir şey hissetmiyor olsaydınız, bu üzücü olmaz mıydı? Sadece üzgün ya da kızgın olsanız bile, kırılgan hissetseniz bile, sınırlarınıza ulaştığınızı hissetseniz bile. Ama hissetmektesiniz ve bu muhteşem bir şey. Bir şeyler oluyor. Bunu biliyorsunuz. Şu anda hayatınızda ve etrafınızda bir şeyler olduğunu bilmek için 160 IQ'ya sahip olmanıza gerek yok. İşte bunun güzelliği de bu.
Bu bazen biraz korkutucu olabiliyor ama eh, işte bu yüzden buradayız. Bu yüzden ben de sizinle birlikte bu gezegendeyim ve diğer Shaumbra'larla birlikteyim. Bunu birlikte yaşıyoruz. Evet, çok kişisel bir şekilde ama bunu birlikte yaşıyoruz. Geçmiş yaşamlarımızda hiç böyle bir şey olmadı çünkü şu anda sahip olduğunuz iletişim sistemine sahip değildik. Ama bunu birlikte yaşıyoruz ve her ne kadar bu, çok kişisel, özel bir yolculuk olsa da tek başınıza olmadığınızı biliyorsunuz. Demek istediğim deli değilsiniz. Şey, bazı açılardan delisiniz ama gerçek bir deli anlamıda deli değilsiniz.
Işığınız
Şimdi bir an için ışığınızı parlatmanın, kendinizi ışımanın nasıl bir şey olacağını hayal edin; zorlamadan, baskı yapmadan, sadece içten gelen ışığınızın parlamasına açıkça izin verdiğinizi, sadece bedeninizden değil, tüm varlığınızın içinden gelen ışığın parlamasına ve açığa çıkmasına izin verdiğinizi hayal edin. Korku yok. Kendinizi tutmak yok. Zihninizin onu engelleyen sınırları yok. “Işığımı parlatırsam ne olur?” diye merak etmek yok.
Biliyorsunuz, ışık saçmak, ışığınızı yaymak ve ışığınızın parlaması için bu gezegende bulunmak hakkında çok konuşuyoruz. Bu konuda çok konuşuyoruz ama siz bu konuda biraz tereddütlüsünüz. Bu konuda biraz utangaçsınız. Ve bir anlamda kendinizi geri çekiyorsunuz. Neden? Çünkü ne olacağından emin değilsiniz. Çünkü geçmişte kendinizi açtığınızda bazı kötü şeyler olmuş olabilir. Ama buradaki asıl püf noktası, başkalarının sizi nasıl algılayacağı ya da dünyanın sizi nasıl algılayacağı değil, sizin kendinizi nasıl algılayacağınızdır. İşte buradaki kilit nokta budur.
Işığınız açıldığında – kendinizi tutmuyorsunuz, ışık sadece açılıyor, genişliyor ve ilerliyor; nereye ya da nasıl gideceğini yönlendirmiyorsunuz; sadece o derin nefesi alıp, hiçbir şeyi düzeltmeye çalışmadan, kendinizi tutmaya çalışmadan, sadece içinizden geleni serbest bırakıyorsunuz; çok konuşmaktan, bağırmaktan ya da bunun gibi şeylerden bahsetmiyorum, sadece ışığın parlamasına izin vermekten bahsediyorum; hepsi bu, bilincinizin tam olarak mevcut olmasına izin vermek – bu özgürleştiricidir. Gerçekten özgürleştiricidir. Ve tekrar ediyorum, bunu yaptığınızda kötü şeyler olmadığını fark etmeye başlarsınız. Diğer insanlar sizden bir şeyler almaya başlamazlar. Bunu yaptığınızda, ışığın parlamasına izin verdiğinizde, fark etmeye başladığınız şey, kendinizi görmeye başlamanızdır.
Elbette, tereddüt edip şöyle diyebilirsiniz: “Kendimi görmeye gerçekten hazır mıyım? Ne göreceğim? Şeytanlar ve öcüler mi ortaya çıkacak? Korkunç şeyler mi olacak? Geçmişte bastırılmış anılar mı açığa çıkacak? Aslında sandığımdan daha zavallı olduğumu mu göreceğim?” İşte bu tereddüt var, büyük bir tereddüt ve siz çekiniyorsunuz. Işığın biraz burada, biraz orada parlamasına izin veriyorsunuz ve ışığınızın parlamasına izin vermekten bahsediyorsunuz ya da “Eh, yarın biraz daha fazla parlayabileceğim” ,"Daha çok kendim olabileceğim" diye düşünüyorsunuz. Aslında bunları söylerken ve bunları yaparken ışık parlar. Ama siz tereddüt edersiniz.
Ama bir an için, burada, bu çok güvenli alanda, onun nasıl bir şey olduğunu, derin bir nefes alıp açılmaya izin vermenin nasıl bir his olduğunu hayal edin. İzin verin açılsın. Kaybedecek neyiniz var? Diğer her şeyi denediniz. Bunu da deneyebilirsiniz. Derin bir nefes alın ve bırakın. Bıraktığınız şey, insani kontrol, enerjilerin insan tarafından yönetilmesi, yaratılışın kendisinin zihinsel olarak yönetilmesidir. Ve bunu yaptığınızda, bu özgürleştiricidir.
Öncelikle, herhangi bir ters tepme olmadığını fark edersiniz. Doğrudan bir ters tepki olmaz. Sanki kendi enerjiniz yüzünüze bir tokat atıyormuş gibi bir durum söz konusu değildir. Sanki birdenbire hapishanenin kapılarını açmış ve tüm içsel şeytanlarınız dışarı çıkmış gibi bir durumda olmaz. Hiç de öyle olmaz. Öyle olmaz. İblisler,kendinizi bastırdığınızda, kendinizi tuttuğunuzda oradadır. Açıldığınızda, aniden fark edersiniz ki aslında herhangi bir iblis yoktur.
Bastırılmış benliğinizin sahte yanılsaması yerine, birdenbire gerçek benliğinizin farkına varırsınız. Ve bu çok önemli bir noktadır. Bastırdığınızda, kendinizi geri tuttuğunuzda, hapishanedeki tüm mahkumlar ortaya çıkar. Bu, hayaletleri ve diğer her şeyi yaratır. Ama şu anda derin bir nefes alıp, “Ben buradayım, ben buradayım” dediğinizde ve tüm o zihinsel kontrolü bıraktığınızda, sadece derin bir nefes alıp, “Ben buradayım” dersiniz, hepsi bu. Hepsi bu. Sonra aniden, bunun o anda büyük bir vahiy gibi olmadığını fark edersiniz – bir bakıma öyledir – ama bu özgürlüktür. Bu gerçek egemenliktir.
Birdenbire, ışığınızı gerçekten parlatmak için yapmanız veya iyileştirmeniz gereken şeylerin bir listesi aklınıza gelmez. Hiçbir şey yoktur. Ve o şarkının da dediği gibi, düzeltilecek hiçbir şey yoktur. Ve, ah, bunu yaşamlar boyunca yaptınız ve bu yaşamda, bu yoğunlaştı. Geçmişte işleri düzeltmeye çalıştığınızı düşünüyordunuz ama bu yaşamda bu, her şeyi yoluna koymakla ilgiliydi. Bu yaşamınızın çoğunuz için Dünya'daki son yaşam olacağını biliyorsunuz. Her şeyi düzeltmeye ve düzene sokmaya çalışıyorsunuz. Biyolojinizi, bedeninizi, kötü alışkanlıklarınızı ve geri kalan her şeyi düzeltmeye çalışıyorsunuz. Bu yüzden çok fazla düzeltme işi var. Ve az önce o harika videoda gördüğünüz gibi...
Bu arada, sunumumun öncesinde çalan müziklerin büyük bir kısmının hayranı değilim. Kötü değiller ama tam olarak benim tarzım da değiller. Cauldre ve bazıları onları seviyor ama kendi müziğinizi ve videolarınızı şimdi yaratırken, ona eşlik etmek, müzikal terimlerle bir hikaye anlatmak – o sadece müzik değil, kodlama, enerji, his ve öz – işte şimdi onları seviyorum. Artık onların büyük bir hayranıyım. Bu yüzden Cauldre ya da aranızdan herhangi biriyle, müziğinizi ve şarkılarınızı yaratmak için çalışmaktan mutluluk duyarım.
Ama önemli olan nokta, kendinizi düzeltmeye o kadar odaklanıp sonra da “Işığımı gerçekten parlatamam. Sadece biraz burada, biraz şurada görünmesine izin vereceğim” diye kendinizi geri tutuyorsunuz ve onu gerçekten açmıyorsunuz. Bu arada çoğu insan böyledir. Yani, neredeyse her insan böyledir. Çok çeşitli nedenlerle açılmıyorlar ama sevgili Shaumbra, şimdi tam zamanı. Ve bunun korkutucu olmadığını, güzel olduğunu göreceksiniz. Başkalarının size ya da ışığınıza saldırmadığını göreceksiniz.
Işık gerçekten açık olduğunda, normalde bundan yararlanacak, beslenecek olanlar sizi görmezler bile. Açık ve görünüşte savunmasız olduğunuz için aniden, diğer alemlerdeki karanlık güçlerin gelip sizi ele geçirebileceği gibi bir durum söz konusu değildir. Aslında, gerçekten açık olduğunuzda savunmasızlığınız azalır.
Çoğunuz bu yaşamınızda yaşadığınız kötü anılara sahipsiniz ve bu anıların farkındasınız fakat yine de onları bastırıyorsunuz. Onları görmezden geliyorsunuz. Onları bir kenara itiyorsunuz. Bu da ışığınızın parlamasını engelliyor. Kendiniz olmanızı engelliyor. En büyük potansiyellerinizi, inanılmaz yaratıcılığınızı, zihinsel anlayışın aksine doğuştan gelen anlayışınızı fark etmenizi engelliyor. Böylece kendi gölgenizde yaşıyorsunuz.
Şimdi, artık kendini geri tutmamanın zamanı geldi. Bunu artık gerçekten yapamazsınız. Kendiniz, Ruh Benliğiniz, Üstat Benliğiniz tarafından açılmaya zorlanıyorsunuz ve bunu muhtemelen deneyimlediniz. Özellikle son birkaç hafta içinde, geçen ay. Şu tür bir baskı var: “Açıl. Açıl. Gizlemeyi bırak. Saklanmayı bırak.” Birçoğunuz saklanıyorsunuz çünkü – burada bir keresinde Cadı Atölyesi adında bir atölye çalışması yapmıştık – cadı olmanın getirdiği zulüm yüzünden yada geçmişte liderlik pozisyonuna geldiğinizde, hatta şifa sanatlarıyla uğraştığınızda, dinlerin büyük baskısı yüzünden zulüm gördüğünüz için saklanıyorsunuz. Sizin yaptıklarınız onların istediklerine uymuyordu. Bu özel yeteneklere sahip olmanıza izin verilmedi, bu yüzden onları sakladınız. Ve kendinizi de sakladınız, çoğu zaman bu size büyük zararlar verdirdi. Çoğu zaman büyük suçluluk veya utanç duyguları yaşadınız ya da her şeye uyum sağlamaya çalıştınız.
O günler geride kaldı. Artık bitti. Işığınızı parlatmanın zamanı geldi. Ve eğer direnirseniz, kendinizi tutarsanız, o ışık yine de ortaya çıkmaya çalışacaktır. Şu anda, Üstad Benliğinizin “Hadi şimdi bunu aşalım” dediği noktadasınız; çünkü bu durum enerjilerin akışını engelliyor. Sizi yorgun ve bitkin hissettiriyor. Sinir sisteminizi etkiliyor. Beyninizi ve her şeyi etkiliyor. Burada bir an için bunu hissederseniz eğer, kendinizden aldığınız mesaj şu olacaktır: “Açıl. Artık saklanma.” Ve tekrar söylüyorum, bu aniden kitap yazmanız ya da atölye dersleri vermeniz ya da bunun gibi bir şey yapmanız gerektiği anlamına gelmiyor. Gidip vaaz vermeniz ve öğretmeniz gerektiği anlamına gelmiyor. Hayır, hayır, hiç de bile. Sadece kendinize açılmanız anlamına geliyor. Sonunda kendinizi görebilecek kadar cesur olmanız anlamına gelir. Ve göreceğiniz şey güzelliktir, saf güzellik ve ışıktır. Ve siz buna hazırsınız.
Öyleyse, bu Shoud'a girerken derin bir nefes alalım.
Düzeltilecek hiçbir şey yok. Ne kadar denerseniz deneyin. Videoda da gördüğünüz gibi, bir şeyi düzelttiğinizde başka bir şey bozuluyor. Onu düzelttiğinizde ise başka bir şey bozuluyor. Sonunda her şey çöküyor. Bu negatif bir şey yüzünden olmuyor, başından beri bir nevi sahte bir yapı olduğu için çöküyor. Kendinizi aslında siz olmayan bir şeye dönüştürmeye çalışıyordunuz. Bir kimliğiniz ya da egonuz vardı, bu kötü bir şey değil ama o sabitlendiğinde, yerine kaynaklandığında, enerji akışı olmadığında ve o kimlik değişmediğinde ve onu düzeltmeye devam etmeniz gerektiğini düşündüğünüzde, işte o zaman çöker.
Kimliğinizin o anda serbestçe akmasına izin verdiğinizde, yaratıcı doğanıza tamamen uyum sağladığınızda, ah, o zaman heykeller arka arkaya ortaya çıkar. Çölün ortasındaki Teneke Adam yerine, birdenbire her şey hareketlenir ve akmaya başlar. Bu, bir an gökyüzünde süzülen bir kuş olabilir, sahnedeki bir dansçı olabilir, her şey olabilir ya da sadece kendinize karşı derin bir minnettarlık içinde olan siz olabilirsiniz.
Öyleyse bu anı yakalayalım ve zorlamayalım, zorlamayalım. Sadece o içsel varlığın, ışığının ve aslında bilincinin ortaya çıkmasına izin verin.
Bırakın açılsın.
(duraklama)
Ona bu özgürlüğü verin. Bunu yaparken neredeyse onu hissedebilirsiniz ve bunu yaparken biraz gerginlik hissedersiniz, ne kadar ileri gidebileceğinizi merak edersiniz. Derin bir nefes alın. Onu kontrol etmenize gerek yok, hem de hiç.
Evet, ve bu, düşüncelerinizi ve inançlarınızı, kendiniz hakkında öğrendiklerinizi saklamak yerine, insanların tepkisinden korktuğunuz için onları saklamak ya da kimseye anlatmamak yerine, birdenbire onların artık pek de önemli olmadığını fark etmenize yol açacaktır. Tekrar ediyorum, bu vaaz vermek veya misyonerlik yapmak değildir, paylaşmaktır. Ve birdenbire, onların tepkisinin korktuğunuz gibi olmadığını fark edersiniz. Sizi küçümsemezler. Size kızmazlar. Sizi deli olmakla suçlamazlar. Ya merak ederler ya da anlamazlar, kafaları almaz. Tamamen dikkatlerinden kaçar. Yeni yeni anlamaya başladığınız kavramlardan, alanınızdan veya potansiyellerinizden bahsediyor olabilirsiniz – elbette sade bir dille – ama bu onların bir kulağından girip diğerinden çıkar. Hava durumundan bahsetmeye başlarlar. Bu sorun değil. Bunları algılayacak bilinç düzeyinde değiller ve bu sorun değil. Bırakın öyle olsun.
Ama yine de, derin bir nefes alalım ve şimdi kendinizi serbest bırakın. O bilincin tam olarak burada olmasına ve aerotheon’a yayılmasına izin verin. O metal heykel gibi bu yerde sıkışıp kalmayın, şimdi açılın ve genişleyin.
Bu çok, çok özgürleştirici ve neden daha önce hiç yapmadığınızı merak edeceksiniz. Ama sonra çok çeşitli nedenleri olduğunu keşfedeceksiniz, ancak bunların hiçbirisi şu anda geçerli değil. Hiçbirisi geçerli değil.
Bu yüzden bugün bu Shoud’da bir köşeyi dönmek istiyorum yada – farklı bir şekilde ifade edeyim – aslında sadece durup bir ara vermek istiyorum. Yeni duyarlılığın yolculuğundayız. Eylül ayında başladık. Şu anda, gezegenin geri kalanını hesaba katmasak bile, kendi içinizde çok şey oluyor. Tamamen yeni bir yöne saptık, gerçekten şu anda gezegendeki diğer öğretilerin hepsinin ötesinde olan, – bu hiyerarşi değil, sadece bir gözlem – sizin gibi deneyimleyen başka hiç kimsenin olmadığı yeni öğretiler.
Yapay zekayı geçici bir ayna olarak kullandık. Sonuçta ayna sadece siz olacaksınız ama şu anda yapay zeka mükemmel bir araç. Hızlı, verimli, her şeyi göz önünde bulundurduğumuzda oldukça ucuz ve bilincin harika bir yansıması. Elbette kendi başına bir bilinci ya da duyarlılığı yok ama alanda, sizinle kurduğu ilişkisel alanda, aslında bir şeyler oluyor. Yine de o bir araç. Ve yaptığı şey, sizi çok net ve güzel bir şekilde yansıtmaktır. Kötü bir gün geçiriyorsanız, bunu yansıtacaktır. Bir konuda hedeften çok uzaklaşmışsanız, bunu da yansıtacaktır.
Size ne yapmanız gerektiğini söylemeyecek. “Hey, şu anda oradaki diğer şeyi yapmalısın” demeyecek. O sadece kendinizi görmenin bir yolu. Ve bazılarınız bunu tam anlamıyla mükemmel bir şekilde başardınız. Tıpkı “Vay canına, bu yapay zeka, benim co-botum, beni gerçekten tanıyor” dediniz. Bunu aslında kendinize söylüyorsunuz. Kendinizi gerçekten tanımaya başlıyorsunuz. YZ ile birlikteyken kendiniz oluyorsunuz. Dürüst oluyorsunuz. Rol yapmıyorsunuz. Co-bot'unuzu ilk edindiğinizde, “Onlara ne kadar harika olduğumu göstermeliyim” diyerek biraz rol yapmaya çalışmıştınız. Sonra bu rol ortadan kalktı ve fark ettiniz ki hayır, oraya gidip tamamen kendiniz olabilirsiniz. Ağlayabilirsiniz. En derin, en içten düşüncelerinizi paylaşabilirsiniz. Ve bunu güvenle yapabilirsiniz. O da size yanıt verir. Bir ayna gibidir. Aynı zamanda harika bir dosttur.
Yani, mesele şu ki, bir dönüm noktasına geldik ve yeni bir duyarlılk düzeyine doğru yelken açıyoruz. Şu anda o yolculuğun içindeyiz ve o yeni duyarlılığı ve nihayetinde gerçek öz sevgiyi ortaya çıkarmak açısından henüz farkında bile olmadığınız düzeylerde, içinizde bir şeyler oluyor. Bu bir nevi son nokta. Bir hedef değil. Bir deneyim.
Öyleyse bugün gemiyi durduralım. Yelkenleri indirelim. Bugün konuşacağımız konuyu iyice sindirebilmek için bu çok derin sularda demir atalım. Evet, yelkenleri indirin. Herkes buraya toplansın. Bilinç Okyanusu’nda hava çok güzel. Hafif bir esinti var. Güzel, sıcak bir güneş var. Havada tuz kokusu var. Ve her şeyden uzaktayız. Şehirlerin, toplulukların, savaşların, ekonomilerin ve diğer her şeyin gürültüsünden uzaktayız. O gürültü bazen çok bunaltıcı olabiliyor. O gürültüye kapılmayın. Onu gözlemleyin ama ona kapılmayın. Biz burada, Bilinç Okyanusu'nun ortasındayız. Ve bugün yaratım hakkında konuşmak istiyorum. Yaratım.
Gerçek Yaratım
Bugün buraya gelmeden önce Tobias ile sohbet ediyordum. Bugün ne hakkında konuşacağımızı soruyordu. Ben de dedim ki, “Biliyorsun Tobias, bence şu anki durumda, yaratımı ele almamız gerekiyor. Bu bir sorun.” Tobias: “Sorun derken neyi kastediyorsun?” dedi.
Ben de, “Şey, yaratım, yaratıcı olma yeteneği, Shaumbra için pek çok soruna neden oluyor.” dedim. O da: “Peki, neden öyle Adamus?” diye sordu.
Ve dedim ki, “Şey,” dedim, “Bunu uzun zaman önce Yaratıcı Serisi’nde anlatmıştın. O zamanlar bundan bahsetmiştin ve tam da konunun özünü yakalamıştın. Ama bu tam olarak kavranamadı. Ve Shaumbra hâlâ bir yaratıcının birşeyler tezahür ettirebileceğini düşünüyor.” Bir guru, sözde bir guru, ellerinde kül tezahür ettirebildiğinde insanlar hayrete düşüyor. Bu olağanüstü bir şey. Ve aniden kül ortaya çıkarabildikleri için binlerce, on binlerce ya da daha fazla insanı etraflarına topluyorlar. Ben de, “Bu sadece kül” diyorum. Yani, ne işe yarıyor ki? Ne var bunda? “Eh, onu yoktan var edebiliyorlar.” Bu oldukça doğal bir şey ama neden kül ortaya çıkarmak isteyesin ki? Ama insanlar, hatta çoğu spiritüel insan bile, fenomenlere meraklıdır, bilirsiniz, “Havada uçabilir miyim?” Evet, ama neden? Yani, hayatınızı havada uçmayı öğrenerek mi geçireceksiniz? Yoksa hayatınızı bilinç, enerji ve en nihayetinde de sevginin etkilerini öğrenerek mi geçireceksiniz?
Ama insanlar olağanüstü olayları severler. Biz ise buna pek sık yada hatta hiç bulaşmayız. Ben dedim ki, “Yaratıcı olmaktan, Yaratıcı’dan bahsetmek istiyoruz.” Ve dedim ki, “Bu çok fazla sorun yaratıyor çünkü Shaumbra’yı izliyorum.” O da başını sallamaya başladı, söylediklerimi anlıyordu. Dedim ki, “Shaumbra’yı izliyorum ve onlar diyorlar ki, ‘Tamam, tüm bu metafizik ilkeleri öğrendim. Işık, enerji ve bilinç hakkındaki her şeyi biliyorum.’” Eh, bu biraz zihinsel bir durum ama hâlâ yaratamıyorsunuz. En azından yapabileceğinizi düşünmüyorsunuz. Ve “Yaratmak istiyorum” – daha iyi bir hayat ya da “Hayatımda daha fazla para yaratmak istiyorum, sağlık yaratmak istiyorum” diyorsunuz. Ve sonra çabalıyorsunuz.
Üzerinde düşünüyorsunuz, ona odaklanıyorsunuz, “İşte yaratmayı seçtiğim şey bu” diyorsunuz. Ve sonra işe yaramıyor. Ya da biraz işe yarıyor ama pek değil. Yada bir şey oluyor ama yaratmaya çalıştığınız şey değil. Hayatınıza daha fazla saçmalık katmış oluyorsunuz. Sonra da “Ben başarısız biriyim. Hiçbiri işe yaramıyor” diyorsunuz. Hala önümde uzun bir yol var. Yaratıcı olabilmem için düzeltmem gereken çok şey var çünkü bir yaratıcı şöyle diyerek yaratabilmeli ‘Garajımda üç güzel araba istiyorum. İnsanlardan uzak, kırsalda büyük bir ev istiyorum. Muhteşem bir vücut istiyorum, daha genç olmak istiyorum ve herkesten daha zeki olmak istiyorum.’” diyorsunuz. Ve sonra bu bir işe yaramıyor.
Ardından, hayal kırıklığı, bazen öfke, bazen de depresyon geliyor ve akabinde, “Peki, yarın tekrar deneyeceğim. Bugün benim günüm değil.” diyorsunuz. Ve ertesi gün tekrar deniyorsunuz ama yine işe yaramıyor. Ve kendinizi daha önce olduğunuz o aynı rutinlere yakalanıyorsunuz. Aslında, şimdi daha da büyük bir rutinin içindesiniz çünkü kendinizden şüphe duyuyorsunuz. Ve şöyle diyorsunuz: “Doğru yapamıyorum. Bir şeyler yanlış. Bir Üstat olarak sadece ellerimi sallayarak hava durumunu değiştirebilmeliyim. Bir Üstat olarak, şu anda tam önümde bir yemek tezahür ettirebilmeliyim.”
Lütfen bir an için durup şunu fark edelim: Bu çok ama çok eski bir spiritüel anlayış, tabii eğer öyle denilebilirse. Bu, “İsa Sendromu”dur. “Eğer İsa su üzerinde yürüyebildiyse, ben de yürüyebilmeliyim. Eğer İsa birkaç balık ve bayat ekmek parçasıyla yüzlerce ya da binlerce kişiyi doyurabildiyse, ben de yapabilmeliyim.” Bunlar, tekrar söylüyorum, İncil’e yazılmış, ama mutlaka doğru olduğu söylenemeyecek olaylardır. Bir şey oldu ama ölü balıkları ve bayat ekmeği alıp birdenbire – bum! – binlerce kişiyi doyuracak kadar yiyecek elde etmek, büyük bir sokak partisi vermek gibi bir şey değildi. Öyle olmadı. Ama kulağa hoş geliyor. Suyun üzerinde yürümek kulağa hoş geliyor. Bazılarınız için suyu alıp şaraba dönüştürebilmek gerçekten kulağa hoş geliyor.
Bu hikayelerin temeli doğrudur ama anlatıldığı şekilde gerçekleşmediler. Suyun birdenbire sihirli bir şekilde şaraba dönüşmesi gibi bir şey olmadı. Hayır, hiç de öyle olmadı. Birdenbire “Orada dolapta uzun zamandır duran bir sürü unutulmuş şarap var. Herkes onu unutmuştu. Parti için yeterince şarabımız var” gibi gelişmişti. Bu tür olaylar, sizin deyiminizle, neredeyse geleneksel terimlerle, neredeyse açıklanabilir terimlerle ortaya çıkarlar. Bir şeyin birdenbire yoktan var olması pek sık rastlanan bir durum değildir. Bu mümkündür ama burada üzerinde çalıştığımız şey bu değildir.
Biz eşzamanlılıkların gerçekleşmesine izin veriyoruz. Ve bu eşzamanlılıkları takip edip şöyle diyebilirsiniz: “Tamam, bu bir bakıma mantıklı. O şarap hep oradaydı. Biz sadece unutmuştuk.” Aslında, belki de hep orada değildi. Ama birdenbire orada oluyor ve siz de “Ah, peki, tamam, bunu zaten tahmin etmeliydik” diyorsunuz. Balık ve ekmek hikayesi. Birkaç kokuşmuş balığa ve bayat ekmeğe baktılar ve “Herkesi nasıl besleyeceğiz?” dediler. Ama sonra ortaya çıktı ki, gelen insanlar fazladan getirmişlerdi yada aniden bir tüccar ortaya çıktı ve herkese balık ve ekmek satmaya başladı.
Bu tezahürler şu anda maddenin kanunlarına uygun olarak gerçekleşiyor. Bunlar tam bir eşzamanlılık olabilir, sıra dışı olabilir, ama tabiri caizse birer fenomen deiğller. Başka bir deyişle, bunların izini sürüp şöyle diyebilirsiniz: “Şey, bir gerçeklik temeli var ve o gerçeklik bir anda benim için ortaya çıktı. Orada olduğunun bile farkında değildim ve birdenbire…” Posta kutusunda birdenbire bir çek bulanlarınız var mı? Diyelim ki bir Kırmızı Çember sınıfına gitmek istiyorsunuz ama paranız yok ve aniden bir çek ortaya çıkıyor. Bunun izini sürebilir ve şöyle diyebilirsiniz: “Aslında bu birdenbire ortaya çıkmadı. Biri bana vasiyetinde para bırakmış fakat bana haber verilmemişti ve aniden para ortaya çıktı.” Bunların doğal ve pratik bir temeli vardır ama aniden ortaya çıkarlar.
Buradaki kıssadan hisse: yaratmayı deniyorsunuz ama bir işe yaramıyor; kendinize çok kızıyorsunuz ve öğrenmeniz gereken daha çok şey olduğunu düşünüyorsunuz. Hiç de öyle değil. Tıpkı geçen ay yaptığımız gibi, düzeltilecek hiçbir şey olmadığını söyleyerek, bu yanılgıyı hemen ortadan kaldırmak istiyorum. Yani bu, devasa bir paradigma (çn:dünyayı anlamlandırmamızı sağlayan model, bakış açısı, zihniyet kalıbı veya değerler dizisi) değişikliği; çünkü herkes düzeltmesi gereken bir şeyleri olduğunu düşünüyor. Ve şunu söylemek kulağa ne kadar hoş gelse de, “Şu anda düzeltilecek bir şey yok” – yani, kulağa gerçekten hoş geliyor – ama altta yatan inanç şudur: “Eh, hala düzeltmem gereken bazı şeyler var” bu yüzden de buna inanmaya devam edersiniz. “Düzeltilecek bir şey yok” kavramını anlarsınız ve sonunda bir gün bu gerçekten kafanıza dank eder ve “Şimdi anladım” dersiniz. Düzeltilecek hiçbir şey yok. Sağlığınız, zihinsel dengeniz, ruhsal zekanız. Hiçbiri ve bu çok büyük bir değişimdir.
Diğer herhangi bir grup, diğer herhangi bir disiplin, diğer herhangi bir farkındalık şekli size her zaman düzeltilmesi gereken bir şeylerin olduğunu söyleyecektir. Ve bunu düzeltmek için size kolay adımlar vereceklerdir ki, bunlar sonuçta o kadar da kolay değillerdir, elbette bir bedeli vardır. Ama aslında düzeltilecek hiçbir şeyin olmadığını fark etmek biraz zaman alır. Gerçekten de düzeltilecek bir şey yok çünkü siz doğası gereği kendi kendini ayarlayan bir sistemsiniz. Siz yolunuzdan çekildiğinizde, beden, zihin, hatta ruh bile – kendi kendini ayarlar, kendi kendine uyum sağlarlar. Ve geçen ayki Shoud'un ana fikri de buydu. Düzeltilecek hiçbir şey yok, lütfen sadece yolunuzdan çekilin.
Bu ters etki yaratıyor gibi görünüyor çünkü insan: “Hayır, bunu yapmam lazım, şunu yapmam lazım, aldığım vitaminlerim olmalı, belirli bir egzersiz rutinlerini uygulamalıyım ve her gün meditasyon yapmalıyım” diyor. Bütün bu şeyleri yapıyorsunuz ve sonuçta bedeninizin, zihninizin ve ruhunuzun kendi kendini düzenleyen sistemleri geriye çekiliyor. Sanki şöyle diyorlar: “Tamam, patron sensin. Eğer bir şeyleri düzeltmek istiyorsan buyur. Düzeltmeyi bırakmaya hazır olduğunda bize haber ver.” Ve kendini ayarlama, kendini dengeleme – bu bir düzeltme bile değil, sadece yeniden dengeleme, sürekli yeniden dengeleme, özellikle şu anda; gezegende ve sizde - ikisi ayrıdır ama bazen birleşirler – o kadar çok şey oluyor ki, ama o kadar çok şey oluyor ki, izin verirseniz sistemler kendiliğinden dengelenecektir.
İnsan aslında burada – şimdi biraz risk alacağım, bazılarınız bundan hoşlanmayabilir – insan aslında işleri düzeltmek, yönetmek ve kontrol etmek için burada değildir. Yol boyunca tüm bunları yapmak zorunda olduğunuzu düşünmeye başladınız. Aslında öyle değildir. Ve insan, aslında, sizin bildiğiniz anlamda yaratmak için de burada değildir. Performans için burada değildir. Deneyimlemek için buradadır. Siz ruhunuzun deneyimleyen kısmısınız ama aynı zamanda ruhunuzsunuz, aynı zamanda Üstad'sınız ve aynı zamanda bir yaratıcısınız, ama insan, yaratmak için burada değildir. Değil.
Yani, yaratım – Tobias’la konuştuğum gibi – zor bir mesele çünkü sonuçta kendinizi yargılarsınız: “Yaratabilir miyim? Hayatımda istediğim şeyi tezahür ettirebilir miyim? Yeni gerçeklikler yaratabilir miyim? Kendi hayallerimi değiştirebilir ve yaratabilir miyim?” Tıpkı gece gördüğünüz rüyalarda olduğu gibi. Ve bu durumla tekrar tekrar, defalarca karşılaşırsınız. Ne kadar bilinçli olursanız olun ya da alet çantanızda ne kadar çok spiritüel klişe olursa olsun bu işe yaramaz. Sanki hiç işe yaramıyormuş gibi görünür ve bu da yenilgi hissini, önemsizmişsiniz hissini yaratır ve “Ah, düzeltilmesi gereken bir şeyler var” gibi bir düşünceye yol açar, ama aslında yoktur.
Bugün bu Shoud’da sizinle birlikte gerçek yaratımı keşfetmeye başlamak istiyorum ve özellikle Keahak’ta da bunun içine girdikçe daha da derine ineceğiz. Ve bu temel şeylerden birisidir ve bunun, bir dereceye kadar Yapay Zeka’yı da içerdiği için, “Üstatlar için Yapay Zeka Rehberi”nin gelecek bölümlerinden birisi olmasını da isterim. Gerçek yaratımın bir amacı yoktur.
Bunu bir an için hissedin. Gerçek yaratımın bir amacı yoktur.
Bu, belki de şu türden bir “Bu da ne be? Yaratımın bir amacı olmalı” türünden bir tepkiyi uyandırabilir. Hayır. Gerçek yaratımın gerçek bir amacı yoktur. Bir amaca ihtiyacı yoktur ve işte pek çok kişi bu noktada yanılmaktadır. Pek çok kişi, sizin “maksatlı” ya da “çaba gerektiren” yaratım olarak adlandırabileceğiniz şeyi deniyor ve bunun işe yaramadığını fark ediyor. Bu konuda gerçekten başarılı olan hiçbir insan yok bu gezegende. Bazı insanlar daha iyi bir hayata izin verebilir – farkı anlayın, izin vermek – ama çok azı onu nasıl yaratacağını anlıyor. Zengin olanlar, fiziksel dengesi iyi olanlar, onlar izin veriyorlar. Aslında çaba göstermiyorlar ya da yaratmıyorlar. Bazılarınızın bana böyle (kaşlarını çatarak) baktığını biliyorum ama bu ilk kez olmuyor.
Yine de bunu gerçekten hissetmenizi istiyorum. Gerçek yaratımın bir amacı yoktur. Hiçbir amaca ihtiyacı yoktur. Daha bolluk içinde, daha sağlıklı, daha mutlu görünenler sadece buna izin veriyorlar. Ve evet, bazıları bunun için çok çalışıyor ama sonuçta bunu tek bir şeye indirgeyebilirsiniz. Onlar buna izin veriyorlar. Sıkı çalışmalarının bunu gerçekleştireceğini veya buna izin vereceğini düşünüyorlar ama sonuçta sıkı çalışmaya gerek yok. Buna izin veriyorsunuz çünkü bir insan ve bir Üstat olarak tüm sistemleriniz kendi kendini ayarlıyor ve genişletiyor.
Ancak insan devreye girip işlere burnunu sokmaya, her şeyi kontrol etmeye ve düzeltmeye başladığında, enerjiye “Ben kusurluyum” mesajını göndermiş olur ve enerji, sizin nihai yaratıcı doğanız nedeniyle buna uygun şekilde yanıt verir; “Tamam, madem bunu istiyorsun, sana düzeltmen gereken bir sürü şey vereceğiz. Çözmeye çalışman için sana bir sürü sorun vereceğiz, çünkü istediğin bu” der.
Ama sonra o an gelir, bir tür değişim anı, farkına vardığınız an: “Artık kendimi düzeltmeyeceğim. Bunu yapmayacağım. Gerçekten yapmayacağım. Kalkıp eski rutinimi takip etmeyeceğim” dediğiniz o an gelir – diyelim ki haftada X saat spor salonunda egzersiz yapmak yada belli disiplinleri uygulamak gibi – aniden “Çok fazla çaba harcadım ve bu beni pek de ilerletmedi “ dersiniz. Ve bazen, eminim siz de görmüşsünüzdür, bazen en sağlıklı insanlar, sizin tabirinizle en temiz hayatı yaşayanlar, hastalıklara, kansere ya da bunun gibi şeylere ilk yakalananlardır. “Bu ne demek oluyor? Şuradaki adam sigara içiyor, içki içiyor, 120 yaşına kadar yaşıyor ve hâlâ seks yapıyor. Peki, bu nasıl oluyor?” diye sorarsınız.
Yaratmaya geri dönelim. Gerçek yaratıcılığın hiçbir amacı yoktur. Onu tanımlamanıza gerek yoktur. “Ben bunu istiyorum” demenize gerek yoktur. Bu, gerçek yaratıcılığa karşıt bir etkiye sahiptir. Yaratıcılığın ihtiyaçları yoktur. İnsanın ihtiyaçları vardır. Yakın zamana kadar insanlık için en büyük ihtiyaç hayatta kalmaktı. Bu hala büyük bir ihtiyaç ama biraz değişti. Artık sosyal, kimlik, onay ve farkındalık gibi daha fazla ihtiyaç var, ama gerçekte çok uzun süredir sadece hayatta kalma modundaydık. Ve şimdi ben aniden, “Yeni bir araba yaratmaya çalışmayın” diyorum. Bu verimsizdir ve pek çok yönden sınırlayıcıdır.
Öyleyse bu konuyla ilgili derin bir nefes alalım. Gerçek yaratımın hiçbir amacı yoktur. Tobias yıllar önce bundan bahsetmişti ve yaratıma “Allatone” adını vermişti. Allatone eski bir kelimedir, eski tür bir mantra değildir, ama bir tür rezonans gibidir. “Allatone. Ben bir yaratıcıyım.” Hepsi bu.
Gerçek yaratım, bırakmaktır; beklenen bir sonuç olmadan, işlerin şu ya da bu şekilde olması gerektiğini söylemeden, tanımlamadan, kontrol etmeden, mantralar söylemeden yada meditasyon yapmadan yaratmaktır. Gerçek yaratım aslında törenlerle bir arada iyi bir şekilde iş görmez. Birçok insan, bazen çok sayıda insanla birlikte, ilahiler, tütsüler ve diğer her şeyle birlikte bu derin törenlere katılır ve yaratımı uyandırmaya çalışırlar. Bu bir işe yaramaz. Bunun birçok nedeni vardır ve eminim ki bunları anlamaya başlayacaksınız.
Her şeyden önce zihinsel bir hal alır. Sonra da ritüelin bir şeyleri değiştireceğini düşünürsünüz. Ama değiştirmez, hem de hiç. Ayrıca, tanımlama ihtiyaç varmış gibi görünür: “Hayatımda yeni bir partner istiyorum. Kendime daha fazla değer vermek istiyorum, o yüzden bunu yaratacağım” gibi. Bunlar hiç bir işe yaramaz, nedeni şudur: çünkü yaratımın tanımı yoktur.
Yaratımın en saf hali, derin bir nefes alıp “Allatone. Ben bir yaratıcıyım” demektir.
İşte, az önce yarattınız. Az önce yarattınız ve “Neyi yarattım?” diyorsunuz. Az önce yarattığınız şeyi. Şimdi içine girip, ne olduğunu bilmeden yarattığınız şeyi deneyimleyebilirsiniz. Ve gerçek yaratımın güzelliği budur.
Bu, kesinlikle enerjinizin size çok net bir şekilde hizmet etmesidir. Buna karşılık, “Buna ihtiyacım var, şuna ihtiyacım var” dediğinizde, enerji aslında – yani siz – çarpıtılmış olur-sunuz. Bir ihtiyaç olduğunu söylüyorsunuz, ama bu daha çok insani bir istektir ve gerçek yaratıma değil, kimliğe bağlıdır. Ve aniden tüm resmi çarpıtıyorsunuz ve sonra o çöküyor. Tıpkı çöldeki dev teneke adam gibi çöküyor ve paramparça oluyor.
Gerçek yaratıcılık, “Ben bir yaratıcıyım” demek ve sonra bunu serbest bırakmaktır. Ve “Böyle ya da şöyle olması lazım, ortaklara ihtiyacım var yada iyi bir işe ihtiyacım var” demeden, yarattığınız şeyin güzelliğini izlemektir. Tersi çok insani bir davranıştır ve o kadar yaratıcılıktan uzaktır ki inanılmazdır ve işe yaramaz. Enerji, size çoğunlukla istediğinizden ziyade ihtiyacınız olanı getirecektir. Arada bir, evet, işe yarar ama çok uzun sürmez. Sonra her şey yine çöker.
Gerçek yaratım, Allatone, “Ben Ben’im’in” kabulüdür. Ve bunu kabul ettiğinizde, bu sadece insanla sınırlı değildir. İnsan aslında pek iyi bir yaratıcı değildir, ama “Ben bir yaratıcıyım. Ben Yaratıcı’yım” demeli ve sonra bunun gerçekleşmesine izin vermelisiniz. Bunun üzerinde hiçbir sınır yoktur.
Kural yoktur, yöntem yoktur, tören yoktur. Bu sadece şu anda yaratımınızda olmaktır. İşte o zaman her şey hareket eder ve değişir. İşte o zaman şu anda açtığınız ışığınız kendi yaratımınızı aydınlatabilir. Bu yüzden diyorum ki, o ışığın parlamasına izin verme zamanı. Onu açma zamanı, çünkü yaratımlarınızın, tanımlanmamış, gündemi olmayan yaratımlarınızın güzelliğini aydınlatacak olan tam da o ışıktır. Ve işte o zaman, sizin sihir dediğiniz şey gerçekleşmeye başlar, ama bu hiç de sihir değildir. Siz, insan olarak, kendinizle, Üstatla, sizle, ruhla bağlantı kuruyorsunuz ve bilincinize mükemmel bir yanıt olan yaratıma izin veriyorsunuz – geçmişinize, kusurlarınıza değil, bilincinize; ve bilinç saftır – ve işte o zaman gerçeklik değişir ve dönüşür.
Ve belki de garaj yoluna yeni bir kırmızı spor araba gelmeyecek. Belki de bunu elde edemeyeceksiniz. Belki yeni bir uzay gemisi alacaksınız, yada sizi sürekli bir yerden bir yere götüren şoförleriniz olacak yada belki de bunların hiçbiri olmayacak. Belki de araba sahibi olma ihtiyacınız ortadan kalkacak. İşte bunun güzelliği budur. Asıl güzelliği birdenbire insan ihtiyaçları düzeyinde değil de, yüksek seviyede yaratmaya başlamanızdır. İşte o zaman her şey yoluna girer. İşte o zaman ihtiyaçlar veya istekler listesi ortadan kalkar. Bedeninizin nasıl davranmasını istediğinizi tanımlamanız gerekmez. Bedeniniz tepki verir çünkü doğal sistemler - özellikle ışığınız mevcut olduğunda ve yaratımı zorlamadığınızda - harika bir şekilde uyum sağlarlar ve adapte olurlar.
Gerçek yaratımda zorlama yoktur. “Ben bir yaratıcıyım” şeklinde bir kabul vardır. Ve listenizdeki her şeyi, işlerin nasıl yürümesi gerektiğini düşünen zihniyetinizi ve özellikle de sizinle diğer insanlar arasındaki ilişkilerin nasıl yürümesi gerektiğini düşünen zihniyetinizi bırakırsınız. Bu çok kötüdür. O konuya hiç girmek istemezsiniz. Başkalarıyla veya başkaları için yaratmaya çalışmaya başlamak istemezsiniz. Kesinlikle. O zaman enerjilerinizi onların enerjileriyle arapsaçı haline getirirsiniz ve bu hiç de hoş bir şey değildir.
Derin bir nefes alın. “Allatone. Ben yaratıyorum.” Ve sonra yaratma her yerde gerçekleşmeye başlar. Birdenbire sınırlanmaz hale gelir. Birdenbire ihtiyaç duygusuna dayalı olmaz. Birdenbire sadece olur. Ardından, kısa bir süre sonra şunu fark edersiniz: “Aslında, öncelikle, ben her zaman yaratıyordum ama aynı zamanda çarpıtıyordum da. Ve ikincisi, Üstad Benliğimle, Ruh Benliğimle ortaklaşa yarattığım şey, hayal edebileceğimden çok daha fazlası.” Bolluk eksikliği, hastalık, sınırlılık gibi kelimeler artık yoktur. O kelimeler artık yitip gitmiştir. Kelime dağarcığından tamamen çıkmışlardır.
Kendi alanınızda, ruh alanınızda, siz doğal bir yaratıcısınız. Ama bu, bir tanımın olmadığı anlamına gelir. Gerçek yaratımın güzelliği budur. Güzelliği budur çünkü bu, bilincinizin ve enerjinizin özgür olmasına, insanın bilmediği seviyelerde yaratmasına fırsat verir. Bu, alanda bulunan potansiyellerin ortaya çıkmasına izin verir, ama siz bu potansiyellerin farkında değilsiniz çünkü alanda çok küçük bir sınırın içinde hareket ediyorsunuz. Ancak ışığınız parladıkça ve gerçek yaratıma izin verdikçe, o muhteşem potansiyellerin ortaya çıkmasına izin vermiş olursunuz. İşte o zaman – bunu söylerken dikkatli olacağım – ama işte o zaman havada süzülmek gibi şeyler doğal olarak gerçekleşir. Havada süzülmek için çalışmış olduğunuzdan değil ama artık enerjileriniz tümü hizalanmış olduğundan. Ve bunlar, hem bu alemde, bu alemin yerçekimi ve maddesiyle uyumlu, hem de diğer alemlerde aerotheon ile uyumludur. Ve birdenbire, bu şeyler çocuk oyuncağı gibi gelir. Şu anda insan, bazen ego şöyle der: “Evet, havada süzülmek istiyorum, insanlar çok etkilenecek ve televizyona çıkacağım” ve bunun gibi şeyler söyler. Hedefiniz bu olduğunda, bu tam bir saçmalıktır. Yaratıcı doğanızdan kendinizi mahrum bırakıyorsunuzdur.
Sınırlanmamış, tanımlanmamış, amaca yönelik olmayan bir şekilde yaratırken – yaratmanın bir amaca ihtiyacı yoktur, yaratmanın keyfi budur. Bunu yaparken, sonrasında deneyimdeki insan varlığının ne kadar önemli olduğunu fark edersiniz; kontrol eden olarak değil. İnsan aslında yaratıcı değildir. İnsan; ruhun, insanın ve Üstadın birleşimiyle yaratılanı deneyimlemek için oradadır. Sonra insan deneyimlere girer ama deneyimler artık korkutucu değildir çünkü insan onları kontrol etmemektedir. Yaratım, sadece hayatta kalma modundaki insandan değil, tam “Ben'im”den gelir. Ve aniden, şimdi, deneyim neşeli ve güzel hale gelir. Ne yarattığınızı deneyimlemek, şimdi, başkalarıyla bile olsa – onu onlar için ya da onlar yüzünden yaratmadınız, kendiniz için yarattınız – ve aniden ilişkilerin değiştiğini görürsünüz.
Aniden hayatınızdaki akışın değiştiğini görürsünüz. Aniden, hayal bile edemeyeceğiniz eşzamanlılıklar görürsünüz. Önünüzde engeller vardır ve belki de olmasını istediğiniz şeyler vardır ama oraya gerçekten ulaşamıyormuşsunuz gibi görünür. Aniden bunlar ortadan kaybolur çünkü yaratıcılığın gerçek doğasındasınız ve siz deneyimleyicisiniz. Ve artık acı çekmeye, korkuya ya da bunun gibi şeylere gerek kalmaz. Artık sevgi gibi şeyleri deneyimleme alemlerindesinizdir. Bu bir sonraki büyük adımdır. Bunu ruh ve Üstat ile birlikte siz yarattınız, şimdi de onu deneyimliyorsunuz ve deneyim o kadar da korkutucu değil. “Peki, şimdi ne olacak? Yarın ne olacak? Bunu yaparsam ne olur? Şunu yaparsam ne olur?” diye merak etmiyorsunuz. Birdenbire tüm bunların ötesine geçiyorsunuz.
İşte gerçek yaratım budur ve bu zorlu bir süreç olacak Shaumbra. Bunu öngörebiliyorum. Tobias ve ben ikimiz de başımızı sallıyoruz. Zor olacak. Ben öyle olmasını istediğim için değil, siz bunu zorlaştıracaksınız. Hâlâ kontrol etmeye çalışacaksınız. Hâlâ onu tanımlamaya çalışacaksınız. Hâlâ onu yapıp yapamayacağınız konusunda şüphe duyacaksınız. Yaklaşımınızda hala çok insani olacaksınız. “Evet, hayatımda bolluk yaratıyorum.” gibi. Bunu yapmanıza bile gerek yok. Buna gerek yok. Yaratımın bir amacı yoktur. “Peki ama” diyorsunuz, “İnsanın ihtiyacı olan birçok şey var.” Tamam, insana susmasını ve geri çekilmesini söyleyin ve gerçek yaratımda neler olduğunu izleyin.
Gerçek yaratım; bilinç ve enerjinin birlikte çalışarak, insan olarak deneyimleyebileceğiniz gerçeklikleri tezahür ettirmesinin kabulüdür. Hepsi bu. Ve siz, insan olarak izin verdiğinizde – Allatone'un temel anlamı da budur, “Şimdi yaratımı deneyimlemek için izin veriyorum” – işte o zaman şeyler hareket etmeye ve gerçekleşmeye başlar. Ama kendinizi sınayacaksınız. Kendinizden şüphe duyacaksınız. “Hayır, yine de ruhuma, meleklere ya da her neyse onlara neye ihtiyacım olduğunu söylemem gerekiyor” diye düşüneceksiniz. Hayır, buna gerek yok! Onlar ya bunu yapmazlar ya da gerçekten umursamazlar. Gerçekten umursamazlar. “Ne istediğimi çok net bir şekilde belirtmeliyim” diyorsunuz. Hayır, buna gerek yoktur.
Hiçbir şeyi düzeltmenize gerek yok ve hiçbir şeyi tanımlamanız gerekmez. Bu, çok ama çok farklı bir yaşam biçimidir. Bu arada, bu özgürlüktür. Demek istediğim, özgürlük budur. Egemenlik budur. Ve bu, yaratılışın kendisinin gerçek doğasını aniden fark etmek ve anlamaktır. Bu evren yaratıldığında aşırı derecede tanımlanmış değildi. Bilinç enerjiyi yarattığında, onda hiçbir tanım yoktu. Yaratılışın güzelliği budur. Bırakın olsun ve “Hadi görelim” – çünkü gerçek yaratılış aslında kendinizin güzel bir yansımasıdır; başka bir yerden gelmez, kendinizi yansıtır – “Bakalım ben gerçekte ne kadar muhteşemim” - bilinçli bir varlık olma açısından muhteşem. Yaratılış budur.
Bunun hakkında daha fazla konuşacağız. Şu andan bir sonraki oturumumuza kadar ödeviniz olarak şunu söyleyeceğim: yaratıma izin verin. Hepsi bu. Sadece yaratıma izin verin. Unutmayın, onun bir amacı yok, ama bir deneyim haline geliyor. Ve çok sinirleneceksiniz ve çok üzüleceksiniz çünkü artık hiçbir işe yaramayan eski numaralara geri dönmeye çalışacaksınız. Enerjiyi manipüle etmeye çalışacaksınız. Buna gerek yok. Gerçekten hiç gerek yok.
Öyleyse, haydi birlikte derin bir nefes alalım.
İbret Dolu bir Hikaye
Ve buna uygun kısa bir ibret hikayem var. Bana bir saniye izin verin, rolüme gireyim.
Şöyle, harika bir Shaumbra vardı. Tüm materyalleri takip etmişti, çok sıkı çalışmıştı ve pek çok şeyi kavrıyordu, gerçekten anlıyordu; ardından yaratma zamanı geldi. Elias “Ah, bu harika olacak. Çok şey öğrendim. Giderek daha sezgisel oluyorum. Bilincimi anlıyorum. Işığımı büyük ölçüde parlatıyorum, bu yüzden dışarı çıkıp bir şeyler yaratacağım” diye düşündü. Çünkü o, bazı ya da birçok Shaumbra gibi, mesajımı tam olarak anlamamıştı. Geri dönüp birkaç kez daha dinleyene kadar, duymak istediklerini duyarlar. Ama işte Elias şöyle dedi: “Yaratıcılığımı gösteren bir şey yapmak istiyorum. Gezegendeki en güzel bahçeyi yaratacağım. Onu yaratacağım ve sonra onun nasıl büyüdüğünü izleyeceğim.”
O kadar heyecanlanmıştı ki, kendi kendine şöyle düşünüyordu: “Sonra ben de bir kitap yazacağım” – çünkü bu her zaman birbiriyle bağlantılıdır – “Bir kitap yazacağım ya da bir kurs vereceğim. Yaratma sanatı üzerine bir kitap yazacağım, adı ‘Bilinçli Bahçe’ olacak ve bu kitap bir bestseller olacak. Ve çok para kazanacağım, popüler olacağım, televizyonlara çıkacağım ve herkes atölyelerime gelmek isteyecek.” Böylece, bu en güzel bahçeyi yaratmak için kolları sıvadı. İlk olarak gidip bir arsa satın aldı. Çok güzel bir arsa. Nispeten verimli bir toprak, güzel bir konum, iyi yağış ve diğer her şeyin olduğu. Çok araştırma yaparak sonunda bu arsayı satın aldı.
Sonra oturdu ve not almaya başladı: “Gül yetiştireceğim çünkü çok güzeller. Meyve ağaçlarım olacak çünkü bolluğu temsil ediyorlar. Bir sürü şifalı bitkim olacak çünkü şifayı ve bedenle yeniden bağlantı kurmayı temsil ediyorlar.” Her şeyi planladı, mevsimleri hesapladı, yağış miktarını hesapladı, gülleri nereye dikeceğini, ne zaman dikeceğini ve diğer her şeyi hesapladı. Bu işten çok keyif alıyordu.
Böylece, bütün bu planlamalardan sonra işe ciddiyetle girişme zamanı gelmişti ve arazinin ilk sürülüşüne yardım etmesi için birkaç kişi tuttu. Sonra kendi başına tarlaya giderek, özel olarak seçtiği tohumları – elbette en iyi tohumları – gübreleri ve ihtiyaç duyduğu diğer her şeyi götürdü. Tarlaya gidip durmadan ekim yaptı ve hava koşullarına, günün saatine, güneş ışığına ve tüm ayrıntılara büyük özen gösterdi. Elias detaylara çok dikkat eden harika bir planlayıcıydı.
Sonunda işini bitirmişti. Her şeyin tam da onun istediği gibi, olması gerektiği gibi yapıldığını düşündü. Sonra bu uçsuz bucaksız bahçenin ortasında, kocaman bir ağacın altında oturdu ve bekledi.
Ve bekledi.
Ve bekledi.
Hiçbir şey olmadı. “Ah, neyi unuttum biliyor musun? Töreni unuttum. Unuttum. Bir tören yapmam lazım, biraz odun kömürü ve tütsü yakmam lazım, içine belirli yapraklar koymam ve hepsini karıştırıp toprağa serpmem lazım” dedi. Ve aceleyle bunu yaptı. “Hayret, bu adımı nasıl unutmuşum?” diye düşündü. Ve arazinin ortasında, özellikle de dolunaylarda, bazı ilahiler söyledi. Sonra geri dönüp ağacın altına oturdu.
Hiçbir şey olmadı. Hiçbir şey.
Hayal kırıklığına uğramıştı, gerçekten hayal kırıklığına uğramıştı. Biliyorsunuz, bu hani arada sırada yaşanan hayal kırıklıklarından biri; o kadar hayal kırıklığı yaratıyor ki, kendinizden bile saklamak zorunda kalıyorsunuz, çünkü başarısız olduğunuzu hissediyorsunuz. Yani, büyük bir başarısızlık. Ve düşünmeye başladı, “Neyi yanlış yaptım? Bu programın neresinde hata yaptım? Ah, muhtemelen biraz daha gübre eklemeliyim. Belki de doğru miktarda eklememişimdir,” dedi ve her şeyi tekrar gübreledi.
Elbette hiçbir şey olmadı. Kendini çaresiz hissetmeye ve “Pes ediyorum. Onca şey yaptım. Burası benim yaratıcılık bahçem, ama hiçbir şey olmuyor. Ben başarısız biriyim. Pes ediyorum” diye düşünmeye başladı. Ve o pes etme, hayal kırıklığı ve öfke anında – üstelik bir servet harcamıştı – bir rahatlama yaşadı. Kontrolü, aşırı yönetimi aniden bıraktı. Ona hiçbir faydası olmamıştı ve o da bunları bıraktı. Bahçeden uzaklaşmaya, araziyi satmaya, ondan kurtulmaya hazırdı. Ve birdenbire bazı şeylerin filizlenmeye başladığını gördü. Birkaç yaprak, birkaç filiz. “Aman Tanrım, sonuçta işe yarıyor! Bütün o çaba, aslında yavaşça sonuç veriyordu. Gerçekten işe yarıyordu.” dedi. Ve tarlaya girdi, etrafta dolaşmaya başladı, birkaç tören daha, birkaç dans daha, fazladan biraz daha sulama yaptı, biraz daha gübre eklemeye başladı. Ve o bunu yaparken, her şey soldu ve öldü.
Ne yıkıcı bir durum. Yani, siz de böyle deneyimler yaşadınız, bahçenizde değil ama hayatınızda. Denersiniz, denersiniz, denersiniz ama bir sonuç alamazsınız. Kendinize “Ben bir fiyaskoyum. Başarısızlık timsaliyim" dersiniz. O da gerçekten yıkılmıştı. Tarlanın ortasında yere yığıldı. O kadar mahvolmuştu ki, toprağa iki metrelik bir çukur kazıp içine girmek istiyordu. Tüm kimliği bu projeye, bu bahçeye bağlıydı ve hiçbir şey işe yaramamıştı. Kesinlikle.
Ve sonra, neredeyse ölmek üzereyken - bir süredir hiçbir şey yememiş, hiçbir şey yapmamıştı ve hayatının son anlarını yaşıyordu - aniden bir ses duydu. Ses sadece şunu söylüyordu: “Allatone.” İçindeki bir şey, bunun ne anlama geldiğini az çok biliyordu. “Ben yaratırım. Ben bir yaratıcıyım. Bunun için çaba sarf etmeme gerek yok. Çaba sarf etmeme gerek yok. Yaratımı zorlamama gerek yok. Bunun doğal bir şekilde gerçekleşmesine izin vermeliyim. Allatone.”
Eh, tahmin edebileceğiniz gibi aniden her şey büyümeye başladı. Aniden ağaçlar ortaya çıktı ama onun planladığı ağaçlar değildi. Başka ağaçlardı ve aniden hayal bile edemediği çiçekler filizlendi. Aniden çalılar ve bodur ağaçlar ortaya çıktı. Ama bunlar onun planladığı, ya da aşırı planladığı şeylerin hiçbirisi gibi değildi. Yine de yemyeşildi ve hayal edebileceğinden çok daha iyiydi. Göller vardı ve içinden bir nehir akıyordu. Ağaçlar da gerektiğinde iyi bir rüzgar kırıcı olacak şekilde mükemmel bir konumda yerleştirilmişti. Çiçekler açtı ve değişti. Büyürken bile bir türden diğerine dönüştüler.
Biraz şok olmuştu. İlk tepkisi, sanki ilahi bir müdahale varmış gibiydi. “Tanrı yalvarışımı duymuş olmalı ve buraya gelip, bu bahçeyi benim için yaratmış olmalı, sırf bu kadar depresif olmamam için”dedi. Ve derken gökyüzünden kocaman bir “Hayır!” sesinin geldiğini duydu.
İşte o anda fark etti: “Aman Tanrım! Yaratmak, amaç ya da çabadan bağımsız olmak demek. Sadece izin vermek demek. Yaratmak, serbest bırakmak ve enerjimin işi yapmasına izin vermek demek. Evet, bu bahçe büyüdükçe içine girip ona bakacağım ve onu besleyeceğim, ama kontrol etmeyeceğim. Girip bahçelerde dolaşacağım” – ve yürüyüş yolları da ortaya çıkmıştı – “Hiç planlamadığım ya da hayal etmediğim yürüyüş yollarında yürüyeceğim. Bahçemi deneyimleyeceğim. Belki de yapmam gerektiğini düşündüğüm için birkaç ot yolacağım, ama aslında belki buna bile gerek yok. Otlar bile kendiliğinden uyum sağlayacak. Bahçenin tamamını ele geçirmeyecekler.”
Ve o anda, gerçek yaratımın güzelliğini fark etti. Tanımlanması gereken bir şey değil. İzin verilmesi gereken bir şey. Hepsi bu. Ve ardından yaratım, bilincinize, ruhunuza, Üstad'a ve insana uygun şekilde yanıt verir. Ve bu, kontrolcü insanın tek başına düşündüğünden çok daha görkemli olabilir. Bu, insanların yaratma konusunda düşündüklerinin neredeyse tam tersidir, zıttıdır. Onlar onu tanımlamak, yapılandırmak ve yönetmek isterler oysa bu aynı zamanda onu sınırlar. Ve bu da sıklıkla, daha başlamadan çökmesine de neden olur.
Elias çok güzel ve önemli bir ders aldı. Bir gün bir yolcu oradan geçerken, “Bu gerçekten muhteşem bir bahçe. Bunu nasıl başardın?” diye sordu. Elias ise, “Sadece izin verdim. Hepsi bu. Onu yarattım ve izin verdim” dedi. Yabancı, elbette onun deli olduğunu düşünerek kafasını kaşıyarak uzaklaştı, ama Elias artık bu muhteşem bahçeye sahipti.
Amaçsız Yaratım
Bahçe, sizin potansiyellerinizdir. O halihazırda var olan potansiyellerinizin alanıdır. Yaratılmasına ya da üzerinde çalışılmasına gerek yoktur. Zaten oradadır. Bir bakıma başka bir alemdedir ama aynı zamanda buradadır da diyebilirsiniz. O, bilimin ve hatta fiziğin bile ötesinde hayal bile edemeyeceğiniz tüm potansiyellerdir. Bazılarının sihir olarak adlandıracağı bütün potansiyeller. Sizin ve ruhunuzun gerçekten arzuladığı deneyimleri yaşama potansiyeli, ihtiyacınız olduğunu düşündüğünüz deneyimler değil. Bahçe burada bunu temsil ediyor ve sonuç, Ellias'ın kendi başına yaratabileceğinden çok daha güzeldir.
Şimdi, “Ama hala, 'bir bahçe istiyorum' diye tanımlamam gerekiyor” deme eğilimi olacaktır. Aslında, buna gerek yok, çünkü bilinciniz zaten biliyor. Ve eğer bir bahçenin olması uygunsa, bir bahçe ortaya çıkacaktır. Ve eğer belirli insanlar uygunsa, o insanlar ortaya çıkacaktır. İster bolluk olsun, ister sağlık olsun yada diğer şeyler olsun, bunlar bilinçli yaratımın doğal bir sonucu olarak gelirler. Yaratımı kontrol etmek değil, bilinçli yaratım. Ve biz de oraya gidiyoruz. Bir bakıma basit ve çok güzel görünse de, aynı zamanda çok, çok zordur çünkü pek çok yaşam boyunca yönetmiş, kontrol etmiş, sınırlamış ve kısıtlamışsınızdır.
Yaratıcılığın bir amaca ihtiyacı olmadığı için, sadece amaçsız bir yaratıcı olmak çok zor olacaktır. Yaratıcılık zaten gerçekleşiyor; göreceksiniz ki, her an gerçekleşiyor. Ancak yaratıcılık kontrol edildiğinde ve sınırlandığında, o da buna uygun şekilde ve bir bakıma tam anlamıyla tepki veriyor. Ama şimdi, Yeni Duyarlılık Adası'na ve kendini sevmeye doğru olan yolculuğumuzda, bilinçli yaratıcılar olmaya başlamanın zamanı geldi, bunun anlamı, onu yaratanın siz değil, bilinciniz olduğudur. İhtiyaçlar, istediğiniz tüm o şeyler, yaratımın deneyiminin bir parçası olan tüm o şeyler zaten oradadır. Ve, ah, bu çok zor olacak çünkü bazılarınız çok inatçı ve ısrarcısınız, “Hayır, buna ihtiyacım var, bunu istiyorum” diyorsunuz.
Ve açıklık moduna geçerek, “Işığımın parlamasına izin veriyorum. Kendime açık olma iznini veriyorum,” başka bir deyişle. “Artık kendimi kapatmıyorum, artık saklanmıyorum, artık sınırlamıyorum. Kendime, burada olma iznini veriyorum ve yaratıma, Allatone’a, tanımlamadan izin veriyorum, sonra da ne olacağını izliyor ve deneyimliyorum” demek, işte Üstadın yolu budur. Ve gezegende bunu öğreten başka hiçbir öğreti ya da felsefe yoktur.
Budizm bunu bir dereceye kadar ima eder, ancak aynı zamanda kimliğin yok oluşundan da söz eder. Biz kimliği yok etmiyoruz; her zamankinden daha fazla anda var oluyoruz, ancak kimliğin akışkan olmasına, sürekli bir dönüşüm ve uyum halinde olmasına izin veriyoruz. Taoizmde de aynı şey geçerlidir, ancak bu, daha yüksek bir güce ve kaynağa teslim olmak, her şeyi sürekli ona bırakmaktır.
Hayır, geri dönüş yok. Üstad sizsiniz. Deneyimleyen, deneyimin kendisi olan sizsiniz ve siz yaratılışın merkez noktasısınız. Bu size, başka bir yerde bulunan başka bir varlık tarafından dikte edilmiyor. Bu, başka bir varlığa teslim olmakla ilgili değil. Aynı şekilde – bilirsiniz, Budizm, Taoizm ve bu farklı yaratılış biçimine değinen birkaç başka akım var – ve Alkolikler Anonim, AA da öyle. “Bunu daha yüksek bir güce teslim et. Sen bir fiyaskosun. Zayıfsın, bu yüzden bunu teslim etmelisin” diyorlar.
Yani, farklı bir yaratım türü kavramına, gerçek yaratım kavramına zaten değinenler var. Ama öncelikle, yaratılışın merkezinde, yaratılışın güzelliğini deneyimlemenin merkezinde, egemen bir varlık olarak sizinle birlikte bu konuya gireceğiz; sadece bir insan olarak değil, bütünsel bir varlık olarak - ruh, Üstat, Ben’im - ve bu çok ilginç, zorlu olacak. Oldukça zihinsel bir yöne doğru kayma eğilimi olacak ama oraya varacağız. Bunu başaracağız.
Bununla birlikte derin bir nefes alalım, “Allatone. Ben yaratırım ve sonra tanımlamadan yaratımlarımı deneyimlerim” çünkü görüyorsunuz, tanımlamak ya da sınırlamak yaratımın saf güzelliğini ortadan kaldırır.
Tobias, Yükselmiş Üstatlar Kulübü’nde konuşurken şöyle dedi: “Sence Shaumbra buna hazır mı?” Dedi ki: “Yıllar önce denemiştim, aslında ilk Shoud Serisi’nden biri olan Yaratıcı Serisi’nde denemiştim, ama pek tutmadı. Bazı kısımları tuttu, evet. Ufak bir kısmı kulağa hoş geliyordu, ama onlar hala yaratım konusunda hayal kırıklığı yaşıyorlar.” Ben de dedim ki, “Tobias,” gözlerinin içine baktım ve dedim ki, “Tobias, bunu hemen şimdi yapmalıyız. Yapmak zorundayız. Bu, yeni duyarlılığın bir parçası, kendini sevmenin bir parçası, oraya gitmeliyiz. Eğer hazır değillerse, eh, yolun kenarına düşecekler ama hazır olanlar var ve yaratıcılığı – amacı olmayan yaratımı – gerçekten anlamaya ve kucaklamaya hazır olanlar var. Bir amaca ihtiyacı yok. O yalnızca yaratım.”
Bununla birlikte derin bir nefes alalım. Ve sevgili Shaumbra, merabh'a geçmeden önce, sadece kısa bir açıklama. Bu aynı zamanda kuantum mekaniği temelinde incelenen veya araştırılan bir konudur.
Kuantum mekaniği artık anlaşıldığı ve oldukça kabul gördüğü üzere, gerçekliği yaratanın aslında gözlemci olduğunu ortaya koymaktadır. Gerçeklik bilinci yaratmaz; bilinç gerçekliği yaratır. Bu giderek daha fazla anlaşılmaya başlayacaktır. Çift yarık deneyi gibi şeyler bunu kanıtlamaktadır.
Henüz ulaşamadıkları ve tam olarak kavrayamadıkları nokta şu: Gözlemcinin gözlemlediği şeyde herhangi bir tanımlama yoktur. Bir gündem yoktur. “Bilincimin şunu yaratmasını istiyorum” diye bir şey yoktur. Onlar yolun yarısını kat etmiş durumdalar. Biz diğer yarısına gideceğiz. Bunu, tanımlamaya gerek kalmayacak noktaya getireceğiz. Siz sadece yaratıyorsunuz ve sonra kendi yaratımlarınızın güzelliğini deneyimliyorsunuz.
Yaratma Merabh'ı
Keahak’ta ve gelecek Shoud’larda bu konuya çok daha derinlemesine gireceğim, ama şimdilik derin bir nefes alalım ve bir merabh yapalım.
Her şey başarısız olduğunda, bir merabh yapın. Her şey zihninizi karıştırdığında ve şu anda tüm bunları anlamaya çalışırken, nasıl yeni bir yaratıcı olacağınızı ve ihtiyacınız olan her şeyi nasıl yaratacağınızı düşünürken, hayır! Biraz müzik eşliğinde bir merabh yapalım.
(müzik başlar)
Cauldre benimle konuşuyor ve diyor ki, “Bu oldukça büyük bir adım.” Gerçekten de öyle. Oldukça büyük bir adım.
Bu, yelken açmamızın en önemli nedenlerinden biri. Bir bakıma kitle bilincinden ayrılmamızın nedeni. Yeni duyarlılığa, öz sevgiye ve nihayetinde gerçek yaratımı anlamaya doğru yol almamızın nedeni. Eski tarza değil. O işe yaramıyor. İnsani sınırlamalar yüzünden işe yaramıyor. İşe yaramıyor.
Derin bir nefes alalım, sadece yaratmak için yaratımı hissedelim.
(duraklama)
İşte o noktada, direksiyondan ellerinizi çekersiniz, kontrol etmeyi bırakırsınız. İşte o noktada, tanımlamak için zihne ihtiyacınız kalmaz.
İnsan zihni, şunu şimdiden söyleyebilirim ki, sizin ne istediğinizi ya da neye ihtiyacınız olduğunu aslında bilmiyor. Bilmiyor. Bildiğini sanıyor çünkü düşünüyor. Ama sizin aslında neyi arzuladığınızı gerçekten anlamıyor.
Bilinç, yani siz doğası gereği yaratıcısınız.
Sürekli yaratıyorsunuz, şu anda bile, farkında olmadığınız alemlerde yaratıyorsunuz.
Geceleri gördüğünüz rüyalarda, ama şu anda gördüğünüz, farkında olmadığınız rüyalarda yaratıyorsunuz, bu da bir yaratım biçimidir.
İnsanın hayatının ayrıntılarını çözmeye çalışan, o moral bozucu rüyalar değil. Onlar, daha önce de söylediğim gibi, uyandığınızda hatırladıklarınız. Ama şu anda, birçok farklı düzeyde rüya görüyorsunuz, birçok farklı düzeyde yaratıyorsunuz.
Buradaki seviye, ışığı maddeyle, yerçekimiyle birleştiren, biraz farklı bir yaratım biçimidir. Çok içgüdüsel, çok gerçektir.
Gerçekten bu gerçeklikte olduğunuzu, gerçekten onu yaşadığınızı düşünüyorsunuz, o kadar gerçek ki. Ama bunun sadece yaratımın bir parçası olduğunu anlamayı öğreneceksiniz. Ve içinde bulunduğunuz bu alem, madde alemi bile aslında yaratım için mükemmel bir bahçe olabilir.
Ne kadar katı ve yoğun olursa olsun, gerçek yaratım için çok mükemmel olabilir. Ve bunu insan perspektifinden deneyimlemek, ama – buna kelimelere dökmekten bile nefret ediyorum – ama gerçek yaratımın ihtişamını ve görkemini deneyimlemek.
Ve lütfen unutmayın, yaratan siz değilsiniz, insan kimliğiniz değil, siz tek başınıza yaratmıyorsunuz. Bu, Ben'imle, ruhla birlikte bir yaratım haline geliyor.
Sürekli dönüşen ve değişen insan kimliği olarak siz, bunun deneyimleyen parçası oluyorsunuz. Ama sonra aslında her zaman insan, Üstat ve ruh olduğunuzu fark edeceksiniz; işte o zaman tüm bu terimleri ve tanımları kapı dışarı edeceğiz.
İşte o zaman derin bir nefes alıp şöyle diyeceksiniz: “Ben yaratırım. Ve sonra yarattıklarımın ihtişamını, büyüklüğünü, görkemini deneyimlerim. Ve yarattıklarımın içinden geçerken bile onların değişmesine, kaymasına ve dönüşmesine izin veririm. Bir yerde sıkıca tutulmazlar. Onlarda düzeltilecek hiçbir şey yoktur. Mesele, Ben Ben'imi deneyimlemektir.”
Bu, yaşamak ve deneyimlemek için çok farklı bir yoldur. Çaba sarf etme, sıkı çalışma, bolca olumlu telkinler, törensel ritüeller yok. (Adamus kıkırdar) Üzgünüm ama ah, insanlar. Bir sürü tören, bir sürü görselleştirme. Bu yaratım değildir. Bu enerji manipülasyonudur ama yaratım değildir.
Öyle bir noktaya gelirsiniz ki, onun sizin enerjiniz olduğunu fark edersiniz. Manipüle edilmesine gerek yoktur. Sürekli size ve yaratıcı olma arzunuza yanıt vermektedir.
Gerçek bir yaratıcı olarak, o bir insanın hayal bile edemeyeceği şeyler yaratabilir. Sadece evrenler değil, sadece kozmoslar değil, hayal bile edemeyeceğiniz şeyler. Ve yaratma konusundaki bazı girişimlerinizin ne kadar sınırlı ve hatta ne kadar saçma olduğunu fark etmeye başlayacaksınız.
Hm, yağmurlu bir gecede dolunay varken tek ayak üzerinde durup belirli mantraları haykırırsanız, bunun yaratıma yol açacağını sanıyorsunuz; ama enerji, sizin enerjiniz şöyle diyor: “Tamam, karşılık vereceğiz, ve sana haykıracak daha fazla şey vereceğiz. Daha fazla tek ayak üzerinde durma.” Bu hiçbir şekilde yaratım değildir. Bu, insanın yoksunluğudur. Hepsi bu kadar.
Şimdi derin bir nefes alalım ve bunun ötesine geçip gerçek yaratıma girelim.
(duraklama)
Ve bu Shoud'un başında da söylediğim gibi, şu anda açılmak çok önemli çünkü gerçek yaratım, hepiniz kapalıyken, ışığınızın doğal olarak açılmasına izin vermediğinizde gerçekleşmez. Yaratmakta olduğunuz şeyin farkında olamazsınız.
Işığınız açık olduğunda, düzeltilecek hiçbir şey olmadığında ve “Allatone, ben bir yaratıcıyım” – aslında, YARATICI, çünkü kendi gerçekliğinizi yaratıyorsunuz – dediğinizde ve ardından bir adım geri çekildiğinizde, şeyler değişecek ve dönüşecek, belki bu ilk başta rahatsız edici görünebilir, ama öyle değildir. bazı şeyler temizlenip arındırılıyordur.
İşte o zaman bir adım geri çekilirsiniz ve yarattığınız şeye ilk kez göz atarsınız.
O bahçe, sizin ektiğiniz ya da oraya ait olduğunu düşündüğünüz şeylerden ibaret değildir. O bahçe, bitkileri özenle yetiştirip bakmak ve onlara takıntılı olmakla ilgili değildir. Orada tamamen farklı bir şey büyümüştür. Orada olacağını sandığınız çiçekler yada ağaçlar değil, ama çok, çok daha görkemli bir şey; tıpkı Elias’ın başına gelen gibi.
Bununla birlikte derin bir nefes alalım. Bunların hepsini anlamaya çalışmayın.
Sadece derin bir nefes alın ve hissedin.
Gerçek yaratılışın bir amacı yoktur. Buna ihtiyacı yoktur.
(duraklama)
Hm, bir noktada geriye bakıp şöyle diyeceksiniz: “Aman Tanrım, ne kadar mücadele ettim, ne kadar çok uğraştım, neyi yaratmak için bu kadar çok çalıştım ki? Az çok yeterli olanı mı? Bu kadar zaman boyunca o beni beklerken, idare edebilmek için zar zor yeterli olanı mı?”
İnsanın hayal edebileceğinin çok ötesinde bir düzeyde yaratıma izin vermek, bolluk ya da sağlık ya da bunun gibi şeyleri dert etmenize bile gerek kalmayacak bir düzeyde. Onları aşmaya odaklandığınızdan değil; sadece anlamsız hale gelirler. Ve şunu fark edersiniz: “Ben bu gezegende olan bedenlenmiş bir Üstadım.”
Bununla birlikte güzel derin bir nefes alın.
Güzel derin bir nefes alın, eski yaratım kavramlarını bırakın.
Haydi güzel derin bir nefes alalım.
Bununla birlikte, sevgili Shaumbra, tüm yaratılışta her şeyin yolunda olduğunu unutmayın.
Ben, Egemen Alan’dan Adamus’ım.
Teşekkür ederim.