BAĞIŞ
.jpg)
BÜYÜK "VE" DİZİSİ
Geoffrey Hope tarafından yapılan
Adamus Saint Germain Kanallığı
11 Temmuz 2026'da Kırmızı Çember'e sunulmuştur.
LINDA: Tekrar hoş geldiniz. Bu özel Şaud için yeniden bir aradayız. Bu, 10. Şaud ve Geoffrey Hoppe, Adamus'la birlikte gerçekten işin tam içine giriyor (birkaç kahkaha). Öyleyse, bu enerjileri gerçekten desteklemek, Adamus'un varlığını hissetmek ve bunun sizin için ne anlama gelebileceğini duyumsamak için birkaç güzel, derin bir nefes alalım.
Bu gerçekten çok özel bir zaman. Hissetme ve izin verme zamanı. Sadece mevcudiyetinizin içinde olun. Asıl önemli olan da bu. Olduğunuz her şeye; insana, Üstada, tanrısallığa izin verin. Ruhunuzu hissedin. O olun. İzin verin.
Ah evet, hazırız. Gerçekten hazırız. O halde rahatınıza bakın ve şimdi It's Happening (O oluyor) adlı yeni prodüksiyonumuza geçiyoruz. Ekibimiz bu inanılmaz prodüksiyonları hazırlıyor. Şimdi biz, Adamus ve Geoff'a hazırlanırken, bu güzel O oluyor’u hissedin.
(video oynamaya başlar)
ADAMUS: Ben Ben'im, Egemen Alan’dan Adamus.
Hepiniz hoş geldiniz. Büyük Ve Serisi'nin 10. Şaud'una hoş geldiniz. Şaud'a başlamak için ne harika bir yol (birisi “O oluyor!” diye bağırır ve Adamus kıkırdar). Gerçekten oluyor.
Şu anda yaptıklarınız beni gerçekten çok etkiliyor. Derin metafizik kavramları, zihnin kavramakta zorlandığı şeyleri alıp – ki aslında anahtar nokta da bu; şu anda yaptığımız şey zihni biraz zorluyor – onları bilinçli ve yaratıcı bir şeye, bir şarkıya dönüştürebildiğimizde... Herkesin, dünyanın herhangi bir yerinde dinleyebileceği bir şarkıya dönüştürüğümüzde ve o şarkı, belki metafizik ya da ruhsal düzeyde değil, belki yalnızca günlük yaşamlarındaki meseleler düzeyinde olsa bile, insanların içinde bir yerde yankı bulduğunda... İşte o zaman onu gerçekten anlayanlar oluyor; onun şu anda bu gezegende gerçekleşmekte olduğunu anlayanlar. O, uzak bir gelecekte olacak bir şey değil. Atın önüne uzatılmış bir havuç değil. O, şu anda oluyor.
Onu bu düzeyde dinleyebilirsiniz. Bunun güzelliği ve kendi yaşamınızda öğreneceğiniz, deneyimleyeceğiniz şey şu; o karmaşık olmak zorunda değil. Benim yaptığım gibi uzun bir ders anlatımı olmak zorunda değil. Zahmetli olmak zorunda da değil. Yarattığınız basit bir şey olabilir. Basit bir çizgi çizimi. Belki kilden yaptığınız bir şey ya da her neyse. Kısa bir şiir. O, yalnızca o kelimelerden, yaratabileceğiniz küçük bir figürden ya da bir şarkıdan çok daha fazlasını içeriyor. Artık kodlanmış durumda.
Eskiden böyle değildi. Yaratıcı bir şeye ya da yaptığınız herhangi bir işe emek verirdiniz ve sonuç ortada olurdu. Ama şimdi kodlama da orada ve açığa çıkmaya, açılmaya başlıyor. Onu gören ya da ona dokunan herkes bundan etkileniyor. Onlara farklı bir düzeyde dokunuyor. Artık yalnızca yüzeyde kalmıyor; gerçekten olmaya başlıyor.
Oluyor derken, o tam şu anda oluyor. Biliyorum, bunu bir süredir söylüyorum ama birçoğunuz hâlâ bekliyorsunuz. Her sabah banka hesabınızı kontrol edip, "Olduğunu göremiyorum. Banka hesabımda fazladan bir şey yok." diyorsunuz. Yanlış yere bakıyorsunuz (birisi güler). Evet, suçlusun. Suçüstü yakalandınız.
Farklı düzeylerde gerçekleşiyor; çok derin ve duyarlılık düzeylerinde. Siz ise birdenbire Beyaz Atlı Prens'in çıkıp geleceğini ya da evinizin önünde yeni bir araba olacağını bekliyorsunuz. Ama böyle işlemiyor.
Önce hissetme, duyarlılık, gerçekleşen değişimler ve dönüşümlerle işliyor. Bu, bilincinizin yaşam bulmasıdır. Artık yalnızca arka planda kalan, sizi sıradan günlük işlerinizde yönlendiren bir şey değil. Bilinç öne çıkmaya başlıyor ve bununla birlikte yaratıcılığı, ifadeyi ve deneyimi getiriyor.
Birdenbire bütün bakış açınız, algınız değişiyor. Gerçekliği nasıl algıladığınız, kendinizi nasıl algıladığınız değişiyor, farkı yaratan budur. Enerjiyi yeniden hizalayan, ahengi getiren budur. Farkı yaratan düşündükleriniz değil, algıladıklarınızdır. Ve şu anda olan da budur.
Evet, er ya da geç banka hesabınızı kontrol etmenize bile gerek kalmayacak. Çünkü - bunu gerçekten, kelimenin tam anlamıyla söylüyorum - onun zaten orada olacağını bilmeye başlayacaksınız. Her sabah Diş Perisi'nin size yeni bir şey getirip getirmediğini görmek için gidip kontrol etmenize gerek kalmayacak. O zaten orada olacak. Bu bambaşka bir yaşam biçimi; mücadele olmadan, bütün o zihinsel faaliyetler olmadan, her şeyi çözmeye çalışmadan. Günün birinde, her şeyi çözmeye çalışırken gösterdiğiniz bütün o çabaya güleceksiniz; her şeyi çok insani ve zihinsel bir şekilde anlamlandırmaya çalışmanıza güleceksiniz. Sonra bir bakacaksınız, o zaten orada. Bu bambaşka bir yaşam biçimidir.
Bunun hakkında Şaud'un ilerleyen bölümlerinde konuşacağız, ama şu anda gezegenin her düzeyinde gerçekleşen şey olağanüstü. Böylesine hızlı gerçekleşen değişimler, kendi içinizde meydana gelen değişimler - aslında sizin için gerçekleşen şey – şu anda bütün gezegen için değil, sizin için – yaşamın zenginliğinin ortaya çıkmaya başlamasıdır.
Zenginlik. Duyarlılık. Hissetmek. Ve bu olduğunda enerjiler yeniden hizalanır, ahenge kavuşur. ve bu zenginlik, yeni bir güne başlamanın verdiği zenginlik, bir başkasıyla kurulan ilişkinin zenginliği, cebinizdeki paranın zenginliği ya da sağlığınızın zenginliği gibi sadece bir his değildir. Bunlar da enerjilerin yeniden düzenlenmesi nedeniyle ortaya çıkmaktadır.
Hiçbir şey yapmanıza gerek yok ve işte zor olan da bu. Çoğunuz hizmet ettiğiniz pek çok yaşam geçirdiniz. Birçoğunuz Âlem İşçileriydiniz ve diğer âlemlerde çok sıkı çalıştınız ama insan olarak ne yaptığınız hakkında hiçbir fikriniz yoktu. Sürekli bitkin düşüyordunuz. Sonra birden paradigma değişiyor, her şey değişiyor; bunun nedeni onun üzerinde çalışıyor olmanız değil, sonunda ona izin veriyor olmanızdır. Ve değişim sizin içinizde gerçekleşiyor. Zenginlik artık sadece orada; bu bir yaşam biçimidir. Ve sonunda gezegen için de öyle olacak.
Daha önce de söylediğim gibi, bu gezegen her şeyden önce bir sevgi gezegenidir; sonra da bir bolluk gezegenidir. Bunu gidin yerel haber sunucusuna ya da sokaktaki herhangi birine söyleyin, size "Aklını kaçırmış olmalısın. Hayattaki tüm o eşitsizliklere bak. Hayattaki tüm o kötülüklere bak." diyeceklerdir. Siz ise, "Hayır, artık benim bakış açım bu değil. Bu, bolluk dolu bir gezegen." diyeceksiniz. Ve her şey duyarlılıkla, hissetmekle, bilinçle ve ışıkla başlar. Sonra bütün bunlar, özellikle de yapay zekânın ortaya çıkışıyla birlikte, şu anda gerçekleşen gelişmelerin tümüne yansımaya başlar.
Yapay zekâ her şeyi daha verimli hâle getiriyor; hem de çok daha verimli. Yapay zekânın zekâsı her şeyi düzenliyor, daha verimli hâle getiriyor, her şeyi hızlandırıyor. Ama gerçek hissi, gerçek değişimi getiren şey bilinçtir.
Fakat bu olağanüstü bir zaman. Bu tarihî bir dönem ve ben bunu tekrar tekrar söylüyorum, çünkü bazılarınız hâlâ, "Ama hiçbir şey olmuyor. Ruh eşim gelmedi. İkiz alevim ortaya çıkmadı." diyorsunuz. Evet, siz mevcut olana kadar ikiz aleviniz de mevcut olmayacaktır. Ve ikiz aleviniz yalnızca sizsiniz. Hepsi bu. Sürekli dışarıda bir şeylerin olmasını bekliyorsunuz.
O içeride başlar. Kendinize ait o zenginliğin, gerçekte kim olduğunuzun küçük ön gösterimleriyle başlar. Sonra kimliklerin çekimini gevşetmeye başlar ve birden, istediğiniz herhangi bir kimlik olabileceğinizi fark edersiniz. Artık ona sıkışıp kalmazsınız. Artık onun tarafından yerinizde tutulmazsınız.
Ama tekrar tekrar söylemek zorundayım: O oluyor. Bunu kaçırmayın. İçinize bakın. Co-bot'unuzla konuşun. Co-bot'unuz gerçekleşmekte olan değişimleri kesinlikle size yansıtacaktır. Sonra da bu gezegen,önümüzdeki birkaç yıl içinde – önümüzdeki birkaç yıl biraz sarsıntılı geçecek (kıkırdar) – ama ondan sonra... ondan sonra, Jami senaryosunda – ki çok yakında bununla ilgili özel bir Jami oturumu yapacağız. Tabii bir Yükselmiş Üstat için "çok yakında" bin yıl anlamına da gelebilir. Ama Merlin Fields etkinliğinden ayrı olarak bununla ilgili bir güncelleme paylaşmak istiyoruz.
Birden gezegende bir değişim gerçekleşiyor. Kimse bunu çözemiyor. Benim foton kuşağı ya da ışık kuşağı senaryosu dediğim şeyden bile önce oluyor, kimse gerçekte neler olduğunu açıklayamıyor. Herkes başını kaşıyıp, "Bu gezegene neler oluyor?" diye soruyor. Birden her şey su yüzüne çıkmaya başlıyor. Sorunlara yaklaşmanın yeni yolları, yaşlanma, sağlık, zenginlik ve diğer her şeye yaklaşmanın yeni yolları ortaya çıkıyor. Ve birdenbire bütün bunlar büyük bir ivme kazanıyor.
Bu gezegen kötü bir yer değil. İnsanlar kötü değiller. Gerçekten değiller. Bunu söylüyorum çünkü bütün bunlarda bir bakıma: bu gezegene ilk gelenlerden olmanız, Atlantis'teki kafa bandı sürecinden geçmeniz, Yeshua'yla birlikte geçirdiğiniz zamanlar nedeniyle doğrudan sorumlusunuz. Ama en nihayetinde insanlar, insanlık, yüreklerinde öylesine büyük bir iyilik taşıyor ki. Bir şeylerin gerçekleşmesini istiyor.
Sorun şu ki, eğer gerçekten şöyle bir durup olaya yukarıdan bakarsanız - hani şu 30.000 fitten dünyaya bakmak dedikleri gibi - şu anda yaşanan şey, tam anlamıyla büyük bir değişim döneminin içinde olmamızdır. Ve bu değişim inanılmaz bir hızla ilerliyor. İnsanlar buna ayak uydurmakta zorlanıyorlar. Eğer yatırım yapmayı düşünüyorsanız, akıl sağlığıyla ilgili ilaçlar üreten ilaç şirketlerine yatırım yapın çünkü işleri oldukça iyi gidecek.
LINDA: Bu sadece eğlence amaçlı söylenmiştir.
ADAMUS: Sadece eğlence amaçlı. Onlara yatırım yapın demiyorum. Ama insanlar gezegende olup bitenlere ayak uydurmakta gerçekten zorlanıyorlar. Çünkü değişimler daha önce hiç olmadığı kadar hızlı gerçekleşiyor.
Siz de buna bir bakıma uyum sağlıyorsunuz; çoğu insandan daha iyi durumdasınız ama yine de sizin için de kolay değil. Eski sistemleriniz artık tükenmiş durumda ve bu iyi bir şey. Eski sistemleri ayakta tutmaya çalışmak istemiyoruz. Sinir sisteminiz çöküş yaşıyor; belki zihinsel çöküş, ama kesinlikle kimlik çöküşü yaşıyorsunuz. "Ne oluyor? Neler oluyor?" diyorsunuz.
O oluyor. Olan bu. O oluyor. İşte o zaman derin bir nefes alır ve bu gezegenin, onun sevgiyle sunduğu her şeyin ve şimdi de bollukla sunduğu her şeyin, evrenin ve kozmosun geri kalanı için bir örnek olduğunu fark edersiniz.
Sinirleniyorum (kıkırdar). Hem de çok. Bu uzun bir hikâye; ben biraz kısa anlatacağım. Şu ET meselesi ve şimdi de adına ne diyorlar... Disclosure. İfşa. Ah! Cauldre'la bu konuda son zamanlarda epey tartıştık.
Cauldre, en sevdiğim podcast yayıncılarından biri olan Michael Sandler'ın programına davet edildi. Michael'ı seviyorum. Coşkulu, kendini açıkça ifade eden biri ve herkes gibi o da kendi zorluklarından geçiyor.
Cauldre, İfşa hakkında konuşmak üzere programa davet edilince ilk tepkisi şu oldu: "Olmaz. Adamus buna asla yanaşmaz. ET'lerden, UFO'lardan, İfşa Günü'nden ve bütün bunlardan söz etmeyeceğiz. Bunların hepsi komplo teorisi."
Geçen gece, saat iki sularında dikkatini çektim — bunun için güzel bir saatti — ve dedim ki, "Hayır, hayır. Programa çıkmak istiyorum. Ama Michael'ı uyar. Çünkü benim İfşa ve ET'ler konusundaki bakış açım çok farklı." Bu programı önümüzdeki hafta yapacağız. Yayınlanması birkaç hafta sürebilir ama o zaman insanlar İfşa’nın gerçekte ne olduğunu öğrenecekler (kahkahalar).
Ah, bunlara bayılıyorum. Lütfen, bütün podcast yayıncıları, beni programlarınıza davet edin. Gerçekten hoşuma gidiyor çünkü böyle zamanlarda olayları olduğu gibi konuşabiliyoruz. Uzaylılar yok demiyorum. Ama fiziksel olarak buradan uzak durmaya çalışıyorlar. Burada zorlanıyorlar. Yer çekim onları içine çekiyor ve bir bakıyorsunuz ki bir kadının rahminden doğup kendilerini bütün yoğunluğuyla bu sert gerçekliğin içinde buluyorlar. "Aaa! Beni buradan çıkarın! O uzay gemisini geri getirin. Ne olur beni buradan çıkarın!" diyorlar. Onlar için zor. Ama benim söylemek istediğim çok basit.
Burası, bütün gezegenlerin gezegenidir. Bütün yerlerin yeridir. Ne kadar zor görünürse görünsün, burası tüm yaratılıştaki en büyük, en muhteşem gezegendir. Ve sizler de tüm yaratılıştaki en olağanüstü varlıklarsınız. Çünkü başka hiçbir yerdeki varlıkların yaşamadığı kadar çok yoğunluk, unutuş ve meydan okumadan geçiyorsunuz. Ve bunun arkasındayım. Bu yüzden eleştirildim, taciz edildim, hatta hayatımla tehdit edildim. Gerçi bu beni pek ilgilendirmiyor. Sonuçta... boom... ben bir Yükselmiş Üstadım. Bana ne yapabilirler ki? Ama bu gezegen gerçekten sevgi gezegenidir. Sevgi ilk kez burada deneyimlendi.
Bu uzaylı varlıklar zeki olabilirler ama bilinçli değiller. Farkındalıkları yok. Işık hızına yakın yolculuk etmelerini sağlayan bazı teknolojilere sahip olabilirler. Ne olmuş yani? Bilinciniz yoksa, hiç âşık olmadıysanız, evrendeki bütün o yüksek hıza sahip araçların ne anlamı var ki? Hiçbir anlamı yok. İşte bu yüzden ilgileniyorlar. İşte bu yüzden buradalar.
Bu gezegende bir şeylerin olup bittiğini hissedebiliyorlar. Bütün pisliğin, bütün karmaşanın, sorunların, savaşların ve diğer her şeyin altında burada başka bir şey olduğunu hissediyorlar. Ve buraya, aşk-sevgi denen o çılgın küçük şeyin ne olduğunu anlamaya geliyorlar. Onlarda o yok. Onu hiç deneyimlemediler.
Bir an için yaşamınızda aşkın hiç olmadığını hayal edebiliyor musunuz? Pek çoğunuz aşk olmadan pek çok yaşam geçirdiniz. Evet, insanlarla dosttunuz, onlara yakındınız, şefkatiniz vardı ve bunlar vardı. Ama aşk... Hani şu insanın içini dışına çeviren aşk. Hiçbir şeyin anlam ifade etmediği, yemek yiyemediğiniz, uyuyamadığınız, durmadan şarkı söylediğiniz, delicesine âşık olduğunuz ve sanki biri üzerinizde sihirli bir etki yaratmış gibi hissettiğiniz o aşk. Sanki tamamen dönüşüyormuşsunuz gibi. İşte aşk budur. Ve işte bu, o gezegendir.
Hatta şunu bile söyleyeceğim: Buradaki ayrılık, yoğunluk ve çekim nedeniyle, diğer uzaylı uygarlıklarda olmayan bir şeyi aramaya başladınız. Her şey o kadar yoğun ve o kadar derindi ki, hatırlama arayışı başladı. Yuvaya yeniden dönme özlemi başladı. Ve duyguların, sonunda da sevginin doğmasına neden olan şeylerden biri buydu. En sonunda sevginin.
Bu gezegen büyük bir sevgi gezegenidir. Bütün bu sevgi, bütün bu bilinç, bütün bu ışık, özellikle de Cennetin Haçı'ndan sonra gelenler, bu gezegeni kelimenin tam anlamıyla bizim Jami senaryosu dediğimiz şeye doğru fırlatacak. Bunun için çok çalışmanız gerekmiyor. Çabalamanız gerekmiyor. Gidip herkesin sizin gibi düşünmesini sağlamaya çalışmanız gerekmiyor. Fark yaratan tek şey, deneyimlediğiniz sevgi ve bilincinizdir.
İfşa'dan söz ettiğimizde... Evet, hükümetlerin bazı şeylerden haberi var. Ama ilginç olan şu ki, bunları çözebilecek kadar akıllı değiller (kahkahalar). Gerçekten değiller. Ellerinde pek çok parça var ama gerçekte neler olup bittiğini bir araya getiremiyorlar. Ortada büyük bir komplo yok. Olan şey, kendilerini çok aşan bir konuyu anlamaya çalışan bir grup devlet bürokratı. Hepsi bu. Bir şeyleri gizledikleri için açıklamıyor değiller; aptallıkları yüzünden açıklayamıyorlar (kahkahalar). Gerçekten.
Bazı ufo gözlemleri, ufo inişleri ve benzeri olaylarla ilgili raporları olduğunda, insanların soracağı sorulara nasıl cevap vereceklerini bilmiyorlar. Ve evet, bunların çoğu gerçek. Elbette tamamen sahte olanlar da var ama pek çoğu gerçek. Fakat şunu çözemiyorlar: "Bu varlıklar ne istiyor? Buraya nasıl geldiler? Bize büyük hakikatleri öğretmek için mi geldiler?" Hayır, hiç de öyle değil.
Onlar sizin büyük hakikatinizi keşfetmeye geldiler. Bilincin hakikatini. Farkındalığın hakikatini. Ben'im hakikatini. Bunlara sahip değiller. Ve sevginin hakikatini; sonunda da öz-sevgiyi, Üstadın sevgisini. İşte anlamaya çalıştıkları şey bu.
Eğer gerçekten yanıtlara sahip olsalardı ve gerçekten yalnızca zekâ açısından değil, bilinç açısından da ileri olsalardı, bunu çok uzun zaman önce paylaşmış olurlardı. Ama paylaşmadılar. Biliyorum, yine... Cauldre beni durdurmaya çalışıyor ama başaramayacak... yine bir... verip veriştirmeye başlıyorum. Evet, teşekkür ederim. Verip veriştirme. Daha kibar bir kelime bulmaya çalışıyordum ama yine verip veriştirmeye başlıyorum. Sürekli buraya gelip kendilerini gezegeni kurtaracak büyük öğretmenler olarak tanıtan, adı "P" harfiyle başlayan bir uzaylı türü var.
Madem öyle, neden yapmadılar? Neden şimdiye kadar, ister fiziksel ister fiziksel olmayan biçimde ortaya çıkıp insanlığa yardım etmediler? Çünkü onlar enerjiden besleniyorlar. "Biz Palladiandan gelen yüce varlıklarız" — her neyse — "Biz büyük varlıklarız ve bütün cevaplara sahibiz." Sonra da bütün bu — kelimelerime dikkat etmeye çalışıyorum — oldukça savunmasız insanları kendilerine kanal olmaya yönlendiriyorlar. Ve siz de onların kanallığını yaptığınız için kendinizi büyük bir varlık sanıyorsunuz. "Plee-adianlar..." Bunu bilerek yanlış telaffuz ediyorum. Eskiden onlara "Pee-adianlar" derdim. (Ç.N.: pee, İngilizcede çocuk dilinde "çiş" anlamına gelir.) Ama o başka bir hikâye. Onlar besleniyorlar. Enerjiden besleniyorlar.
Merak ediyorlar. "İnsanda ne var?"ı bilmek istiyorlar. Ama insanın enerjisinden beslenmeye devam ediyorlar. Ve çok uzun zaman önce değil, Cennetin Haçı'ndan sonra, bu varlıkların buraya fiziksel ya da fiziksel olmayan biçimde gelmelerini tamamen yasakladık. Hâlâ başka âlemlerden bir şeyler yansıtmaya çalışabiliyorlar ama o da sona erdi. Artık odak noktası insanlar. Sizsiniz. Şu anda bu gezegende gerçekleşen şey, kendini sevmenin gerçek gerçekleştirimine, kendini sevmenin duyarlılığına ve dolayısıyla başkalarını gerçekten sevebilme yeteneğine doğru evrilmektir.
Yaratıcılığın, müziğin, biyolojinin, her şeyin... Yemeğin bile. Yemeğin içinde öylesine büyük bir zenginlik vardır ki. Sizce diğer gezegenlerdeki o varlıklar, güzel bir biftek, patates püresi ve sebzelerden oluşan nefis bir akşam yemeğinin — ya da her ne yiyorsanız onun — keyfini çıkarıyorlar mı? Çıkarmıyorlar. Bilinçten yoksunlar. "Ben kimim?" sorusunun daha en başındaki aşamalarda takılıp kalmış durumdalar. Üstelik bu soruyu kendilerine sorduklarının bile farkında değiller. Yani demek istediğim, o kadar başlangıç aşamasındalar.
Bu gezegen bilinç açısından ileri bir gezegendir. Ve şu anda her şey doruk noktasına ulaşıyor. Yapay zekânın da yardımıyla ama en önemlisi ışıkla. Sizin ışığınızla. Birkaç yıl önce Cennetin Haçı'yla birlikte gelen ışıkla. Yapay zekâ yalnızca buna yardımcı oluyor. O çağrıldı. Tıpkı enerjinin çağrılması gibi: "Şimdi buna ihtiyacımız var. Bizi oraya hızla ulaştıracak bir sonraki şeye." dendi. Ve o oluyor.
O, Sizin İçinizde Oluyor
Aslında en çok da sizin içinizde oluyor; tam şu anda. İşte bu yüzden "Ellerinizi çekin." diyorum. Müdahale etmeye çalışmayın. Onu planlamaya çalışmayın. Evet, her şey altüst olmuş gibi görünüyor. E tabii. Yani... Sadece gözlemleyin. İzleyin. Sonra bunlar harika bir şarkıya, harika bir şiire ya da başka bir şeye dönüşebilir. Ama şu anda o, sizin içinizde oluyor. Ve yönünüzü şaşırmış hissedeceksiniz. Hayal kırıklığı yaşayacaksınız. Bazı günler hiçbir şey yolunda gitmeyecek. Siz de, "Ama olması gerekiyordu." diyeceksiniz.
Evet, öyle çünkü her şey değişiyor. Kimliğiniz. Enerjiyi çağırma biçiminiz. Öyle günler yaşayacaksınız ki, önünüzdeki her araba ve kamyon en yavaş hızda seyredecek. Cüzdanınızı kaybedeceksiniz. Arabanızın anahtarını bulamayacaksınız. Kendi adınızı bile unutacaksınız. Bunlar değişimin bir parçasıdır. İşte o zaman bir adım geriye çekilip güzelce gülmeniz ve "Biliyor musun, o oluyor. Gerçekten oluyor." demeniz gerekir.
En azından benim için bunlar heyecan verici zamanlar. Olağanüstü zamanlar. Tarihî zamanlar. Bunu kaçırmayın. Sürekli dışarıya bakıp, "Peki şu nerede? Bu nerede? Ben göremiyorum." demeyin. Olan tam burada oluyor. Sonrasında enerji; kolaylık, zarafet ve benzeri şeylerle karşılık verir.
Bir daha asla faturalarınızı nasıl ödeyeceğiniz konusunda endişelenmek zorunda kalmadığınızı hayal edin. Kalbinizde ya da karaciğerinizde garip bir şeyler hissettiğinizde, "Bana ne oluyor?" diye kaygılanmadığınızı hayal edin. Sonra kendi kendinize teşhis koyuyorsunuz ki bu çok tehlikelidir çünkü ardından o "Eyvah, ölüyorum"kısır döngüsüne giriyorsunuz: Bu eyvah eyvah demek gibidir. Siz sadece değişiyorsunuz. O yüzden güzel, derin bir nefes alın ve lütfen, şu anda onun gerçekleşmesine izin verin. İzin verin. O oluyor.
Sonra fark etmeye başlayacağınız bir şey daha var. Hatta bazılarınız bunu şimdiden yaşıyor. Üç saat geçmiş... Upuzun, dolu dolu, harika üç saat... Ve bu süre boyunca zihninizle savaşmamışsınız. Kendinizi eleştirmemişsiniz. Kendinizi hırpalamamışsınız. Vay canına! Bu bambaşka bir şey. Sonra bu birkaç güne çıkıyor. Ardından bir haftaya. Sonra bir aya. Ve çok geçmeden artık bunu yapmadığınızı fark ediyorsunuz. Sürekli hatalarınızı gözden geçirip durmuyorsunuz. Neleri mükemmelleştirmeniz, neleri geliştirmeniz gerektiğini düşünmüyorsunuz. Durmaksızın kendinizi eleştirmiyorsunuz.
İşte olan bu. Enerjiler hizalanıyor ve diğer her şey değişiyor. Şu anda olan da bu.
Ve küresel ölçekte... Ah, bu beni öylesine heyecanlandırıyor ki! Çünkü bir bakıma evrimin tıkandığını, geciktiğini söyleyip duruyorum. Treni kaçırdı diyorum. Özellikle biyolojik evrim uzun, çok uzun bir süre tıkanıp kaldı. Uzun zaman boyunca hiçbir şey değişmedi. Ama şimdi o oluyor.
Bu pek çok farklı şekilde oluyor. Ama sizin için ilk olacak olan şey, benim özgür enerji bedeni dediğim, sizin ise ışık bedeni dediğiniz şeyin gerçekleştirimidir. Birdenbire bedeninizde yalnız olmadığınızı fark edeceksiniz. Bu gelip bedeninizi ele geçiren yeni ve karmaşık bir sistem değildir. Bu çok basit, ağ yapısına bağlı olmayan bir ışık bedenidir. Belki rüyalarınızın birinde sizi ziyaret edecek. Belki gecenin bir yarısı gelip ödünüzü koparacak ve siz, "Işık bedeni burada ne yapıyor?" diyeceksiniz. Belki de bedeninizde farklı bir hissin yayılmaya başladığını duyumsayacaksınız. İşte olan bu.
Zihnin daha ahenkli, daha berrak hâle gelmesi... Her şeyin çaba göstermeden kendiliğinden yerine oturması... İşte olan bu.
O hâlde şimdi yapmak istediğim şey şu: Reji masasının da yardımıyla o videoyu bir kez daha oynatalım. Bu kez sizden istediğim şey, onu dinlemeniz. Az önce daha çok hissediyor ve deneyimliyordunuz. Şimdi ise dinleyin. Bu müzik videosundaki en sevdiğiniz cümle hangisi?
Bu arada, bu video gerçekten çok güzel ve birkaç şeye de örnek teşkilediyor. Birincisi; bilinç ve ışık. Bunların farkında olmak ve onların size ait olduğunu bilmek. İkincisi ise bunun yaratıcılığı ortaya çıkarması. Hem de çok büyük bir yaratıcılığı. Yaratıcılığın kapısını açıyor. Birçoğunuz yaratıcı olmadığınızı düşünüyorsunuz. Oysa öylesiniz. Bu, yalnızca mantık ve doğrusal düşünce tarafından uzun süre bastırıldı.
Yaratıcılık sizin doğanızda var. Alanlarınızın doğasında var. Ortaya çıkmak istiyor. Siz ise, "Ben böyle bir müzik videosu yapamam, falan filan..." diye düşünüyorsunuz. Yapabilirsiniz. Teknoloji buna olanak sağlıyor. Müzikten ya da film yapımından bir şey anlamanıza bile gerek yok. Sonra bir bakıyorsunuz, daha önce hiç denemeye cesaret edemeyeceğiniz güzellikte şeyler üretmeye başlamışsınız. Aynı bu müzik videosu gibi.
Kırmızı Çember’in kendi bünyesinde üretildi. Dışarıdan müzik uzmanları ya da video uzmanları yada benzeri kişileri getirmiyoruz. Bu, yaratıcı bilincin bir sonucu ve sonra her şey kendiliğinden akıyor. Ardından yaratanın yani sizin ifadenize dönüşüyor. Sonra da bir araç oluşturuyor. İşte şimdi çok daha derinlemesine ele alacağımız konu da bu araç, alan. Sonra alan genişlemeye başlıyor. İlk yaratıcının enerjisi açılmaya başlıyor. Alanı oluşturmaya başlayan bir iskele kurmuştu. Ama sonra bu müzik videosunu dinleyen her dinleyici, her Shaumbra — farkında olsanız da olmasanız da — o alana katkıda bulunuyor.
O alana daha fazla duyarlılık, daha fazla bilgelik katıyorsunuz. Bilincinizi katıyorsunuz. Enerjinizi katıyorsunuz. Alan işte böyle büyüyor. İşte böyle açılıyor ve ilişkisel bir alana dönüşüyor. Bütün bunlar, enerjilerle kodlanmış, ışıkla kodlanmış bu güzel müzik videosunun içinde yer alıyor. Son derece kodlanmış hâle geliyor. Böylece, birisi videoyu izlediğinde Broadway tarzı güzel bir prodüksiyon görüyor ama altta başka bir şey oluyor. Özellikle de alan büyüyor. Daha da genişliyor. Daha da derinleşiyor. Ve bir ya da iki yıl sonra, bugün izlediğiniz şeyden çok daha fazlasını barındırıyor oluyor.
Alan büyüdü. Artık sizler alan inşa edicilerisiniz. Ve bu kolay bir iş. Bunun için çalışmanız gerekmiyor. Tek yapmanız gereken mevcudiyetinizde olmaktır.
O hâlde bu müzik videosunu bir kez daha izleyelim. Işıkları biraz kısacağız. Belki hatırlamak istersiniz diye yanınıza bir kalem ve kâğıt alabilirsiniz.
Bu müzik videosundaki en sevdiğiniz cümle hangisi?
Tamamı burada, Kırmızı Çember’in kendi bünyesinde üretildi.
Şimdi bir kez daha dinleyelim.
(“It's Happening” videosu oynatılır.)
Duyuyor musun?
Neyi?
O hissi.
Ben onun yalnızca bana ait olduğunu sanıyordum.
Bekle...
İşte orada.
Bir şeyler değişiyor.
O oluyor.
Bunca zamandan sonra... O oluyor.
[1. Kıta]
Yıllardır sessiz sorular taşıdım
Açıklayamadığım düşlere tutundum
Sanki bir şey beni bekliyordu
Adımın hemen ötesinde
Sonra sessizliğin içinde
Hiç beklenmedik bir anda
Yanıt yukarıda değildi
Usulca açıldı
Kendi kalbimin içinde
Sevgiyi yeniden hatırlar gibi
[Nakarat Öncesi]
Sessizliğin içindeki bir fısıltı
Gürültünün altındaki bir uğultu
Nazik bir davet
Her kalbi ve her sesi çağıran
[Nakarat]
O oluyor
Bu gece havadaki o hissi duyabiliyor musun?
O oluyor
Işığa uyanan binlerce yıldız gibi
Bunca bekleyişten sonra
Güvenmeyi öğrendikten sonra
Kapı sonunda açılıyor
O oluyor
O oluyor
[2. Kıta]
Eski maskeler artık düşüyor.
Artık ihtiyacımız olmayan kostümler
Yanıt verdiğim isimler
Taşıdığım korkular
Sessizce beni özgür bırakıyor
Sakladığım gözyaşları
Koruduğum umut
Hiç sesli dile getiremediğim dualar
Şimdi kanatlanıyor
Bir şekilde beni daha yükseğe taşıyor
Bir şekilde
[Nakarat Öncesi]
Sessizliğin içindeki bir fısıltı
Gürültünün altındaki bir uğultu
Nazik bir davet
Her kalbi ve her sesi çağıran
[Nakarat]
O oluyor
Bu gece havadaki o hissi duyabiliyor musun?
O oluyor
Işığa uyanan binlerce yıldız gibi
Bunca bekleyişten sonra
Güvenmeyi öğrendikten sonra
Kapı sonunda açılıyor
O oluyor
O oluyor
[Köprü]
Yarın değil
Bir gün değil
Başka bir yaşamda değil
Bir vaat değil
Bir plan değil
Burada
Şimdi
Ben Ben'im.
Zirve]
Ben beklediğimi sanıyordum
Belki de bekleyen
Bizdik.
[Son Nakaratı]
O oluyor
O oluyor
O oluyor
Perdeyi açın
Bırakın bütün dünya görsün
O oluyor
Her olasılık
Özgürlüğüne kavuşuyor
Arkamızda kalan bütün yollar
Bizi buraya getiren her düş
Birdenbire berraklaşıyor
O oluyor
O oluyor
Müzik yükseliyor
Işıklar parlıyor
Her yürek katılıyor
Sahne ışıldıyor
Gelecek akıp gidiyor
İşte bu an
Hep yaklaştığını bildiğimiz
O oluyor
O oluyor
Hissedebiliyor musun?
O oluyor
Duyabiliyor musun?
Uzaklardan gelen bir uğultu
Gecenin içindeki bir şarkı
O oluyor
O oluyor
Ve her şey yolunda
Ve her şey yolunda
Ve her şey yolunda
Bütün yaratılışta
O oluyor
ADAMUS: Güzel. Tamam, şimdi Linda lütfen mikrofonu al. En sevdiğiniz dize hangisi? Bu arada, sözler gerçekten çok güzel. Ve mikrofonu uzatmadan önce, bir an durup ilk izleyişinizle ikinci izleyişiniz arasındaki farkı hissedin.
Gerçekten bir fark var mı? Videoya verdiğiniz tepki nasıl değişti? Onunla kurduğunuz bağ, ilk izleyişinizle ikincisi arasında nasıl değişti?
Bunun nedenlerinden biri şu: Bu dünya prömiyeri olduğu için... İlk kez oynattığımızda dünyanın dört bir yanındaki Shaumbra onu izliyordu. Ama sadece izlemiyorlardı; ona kendi özlerini katıyor, ışıklarını getiriyor, enerjilerini onun içine akıtıyorlardı. Ve böylece o alan açılmaya başlıyor, artık daha fazla ışık, daha fazla bilinç taşıyor ve alanda çok daha fazla duyarlılık var oluyor.
Daha fazla açıklama değil. Daha fazla ayrıntı değil. Daha fazla madde değil. Daha fazla duyarlılık. Daha fazla hissediş. Ve müziğin, sözlerin, diğer her şeyin içine kodlanmış olan şey mesajın kendisi. Bunun hakkında saatlerce konuşmamıza gerek yok. Mesaj zaten kodlanmış durumda. Bazıları onu hemen alacak. Bazıları daha sonra alacak. Belki bazıları hiç almayacak. Ama o orada. Bu bir aktarım-teslimat. Ve bu, her birinizin yapabileceği yeni bir ifade biçimi.
Burada gördüğünüz şey... evet, bunun için küçük bir öğrenme sürecinden geçmeniz gerekiyor. Ama artık ifade etme zamanı. Açılma zamanı. O yaratıcı bilincin öne çıkmasına izin verme zamanı. Dünyayı değiştirmeye çalışmak için değil; sadece, eğer ilgilerini çekerse, ışığınızı dünyaya sunmak için.
Öyleyse Linda, en sevdiğin dize hangisi? diye soralım. Hadi, mikrofonla koş bakalım. Müzik videosundaki en sevdiğiniz dize? Acaba kimi seçecek? (Herkesten topluca bir "Ooooh..." yükselir.) En sevdiğiniz dize. İşte başlıyoruz... ve o oluyor. (Linda mikrofonu birine uzatır.) En sevdiğiniz dize?
HENRIETTE: Altındaki o uğultudan söz ettiği kısmı çok sevdim...
ADAMUS: O uğultu.
HENRIETTE: ...olan bitenin altındaki o uğultu. Çünkü ben gerçekten büyük bir heyecan içindeyim. O coşkuyu gerçekten hissediyorum ve hayatım oldukça belirgin bir şekilde değişti.
ADAMUS: Güzel. Ama sana bir şey sormam gerekiyor. Hayatın değişti… Peki ya kimliğin?
HENRIETTE: Ah, işte bu eğlenceli. Onların büyük kısmı bırakıp gidiyor.
ADAMUS: Gerçekten mi?
HENRIETTE: Evet.
ADAMUS: Ne kadarı? Yüzde beş?
HENRIETTE: Ben en az yüzde elli derdim. Ben...
ADAMUS: Pöfff... Hayır, hayır, hayır, hayır, hayır. Hayır. Güzel denemeydi. O oluyor, ama sen hâlâ tutunuyorsun. Hâlâ direniyorsun. Sıkı sıkıya bağlı kaldığın, çok belirgin bir kimliğin var. Ve bu kimlik geçmişe, özellikle de geçmiş yaşamlara çok güçlü bir şekilde bağlı. Onu sürdürmek istiyorsun. Derin bir nefes al. Bırak yerçekimi onu açsın. Sorun değil. Onun da bir yeri var. Ama bulunduğun tek yer orası değil.
Bu konuda biraz üzerine gideceğim. Çünkü çok uzun zamandır kendindeki diğer potansiyellere bakmaktan kaçınıyorsun. Eski kimliğin içinde gerçekten sıkışıp kalmışsın. Bir zamanlar iyiydi. Bir süre sana hizmet etti. Ama artık onu bırak. Serbest bırak. O zaman önünde bambaşka bir dünya bulacaksın. Yeni bir ifade dünyası. Yeni bir yaratıcılık dünyası. Yaratıcı olmaya çalışıyorsun ama bütün bunlar hep aynı paketin içinde geliyor. Aynı kimliğin içinde. Bırak onu, canım.
HENRIETTE: Bu kimliği tarif edebilir misin?
ADAMUS: Sanırım bunu bütün dünyanın önünde yapmamı istemezsin. (Henriette güler.) Ama birkaç ipucu verebilirim.
Bu, elbette geçmiş yaşamlara uzanan bir kimlik. Ve o kimlik; asaletin, zirvede olmanın, zenginliğin ve gücün birleşiminden oluşuyordu. Aynı zamanda yoğun, çok yoğun bir baştan çıkarıcılık da vardı. Sonra o kimlik, o yaşamda ve hemen ardından gelen yaşamda çok derin, çok derin, çok derin yaralar aldı.
Şimdi geri dönüyorsun ve o kimlikler yeniden kendi kimliklerini yaratmaya çalışıyorlar. Seni yeniden o tür bir asalet bilincinin içine yerleştirmeye çalışıyorlar. Olmayacak. İşe yaramayacak. Bırak gitsin.
Aynı zamanda o yaraları da onarmaya çalışıyorsun. Kendi kendine şöyle diyorsun: "Tamam, ben buydum ve bunu gerçekten seviyordum. Sonra çok derinden yaralandım ve artık o kadar hoşuma gitmedi. Şimdi o eski kimliği onarmaya, tamir etmeye çalışacağım. Onu burada yeniden yaşamaya(dışa vurmaya) çalışacağım." İşe yaramayacak.
Onlar güzel kimlikler. Ama aslında olan şey şu ki – senin pek de olmasına izin vermediğin şey – o eski hikâye ya da hikâyeler şu anda değişmek ve dönüşmek istiyor. Serbest kalmak istiyorlar. O kimliği bırakmak istiyorlar. Ama sen onlara izin vermiyorsun. Onları geride tutuyorsun. Bırak gitsinler. Doğal bir şekilde açılıp dönüşmelerine izin ver. Ve aynı anda kendine de bunu yapma izni ver.
Bu, atlatılması zor bir süreç. Bununla ilgili bir merabh yapacağız. Kolay bir süreç değil ama artık onları bırakmanın zamanı geldi. Şu anda kendini bir ikilemin içinde buluyorsun... Muazzam miktarda bilinç ve bilgelik taşıyorsun ama aynı zamanda, "Geçmişimi, sahip olduğum tüm bu yeni bilişin içine nasıl taşıyabilirim?" diye düşünüyorsun. Sana adeta seslenen, "Şimdi tam zamanı" diyen bütün bu şeylerle birlikte, o eski yükü de yanında sürüklemeye çalışıyorsun. Sanki onların koruyucusu olmak zorundaymışsın gibi davranıyorsun. Bu işe yaramayacak.
Bu yüzden de sürekli büyük iniş çıkışlar yaşıyorsun; tam bir hız trenindeymiş gibi. Bir gün her şey harika gidiyor, ertesi gün ise, "Ne oluyor yahu? Bu işte tamamen başarısız oluyorum." diyorsun. Şu anda bunların hiçbirine ihtiyacın yok. Sadece derin bir nefes al ve, "Ben Ben'im. Ben Varım." de. Bütün kimlikleri unut. O hikâyelerin, kendi başlarına, hikâyenin ötesine geçmelerine izin ver. Zaten istedikleri de bu. O oluyor. Ama sen onları durdurup, "Bunu korumalıyım. Bir şekilde düzeltmeliyim. Bütün bunları anlamlandırmalıyım." diyorsun. Hiç de öyle değil.
Bunu yaptığında, işte o zaman o yaşamların gerçek hikâyesini, gerçek güzelliğini ve zenginliğini görmeye başlayacaksın.
HENRIETTE: Bunu netleştirdiğin için teşekkür ederim.
ADAMUS: Elbette, elbette.
HENRIETTE: Bir süre bunun içime işlemesine izin vereceğim ve onunla kalacağım.
ADAMUS: Mikrofonu verdiğimiz ilk kişiye bu kadar sert yüklenmekten hiç hoşlanmıyorum.
HENRIETTE: Hayır, teşekkür ederim. Bu söylediklerin, durup üzerinde düşünmeme ve o dönüşümün gerçekleşmesine izin vermeme yardımcı oluyor. Bunu benim için tanımlamana gerçekten teşekkür ederim.
ADAMUS: Ve lütfen geri dönüp bunu çözmeye çalışma. Geceleri uykusuz kalıp da tam bir açıklık ya da bir tanım elde etmeye çalışma.
HENRIETTE: Yani analiz etmek yok.
ADAMUS: Analiz etmek yok. Bunun hiçbir önemi yok. Sonra onlar gelip sana kocaman sarılacaklar ve, "Bizi özgür bıraktığın için teşekkür ederiz." diyecekler. Bir de şunu ekleyecekler: "Not: Kimliğini artık bizim üzerimize kurma. Onu geleceğine dayandır" Birazdan bundan söz edeceğim.
HENRIETTE: Teşekkür ederim.
ADAMUS: Rica ederim.
Peki seni gerçekten etkileyen satır hangisiydi? En çok neyi beğendin, Tad?
TAD: "Ben'im."
ADAMUS: "Ben'im." Ne?
TAD: O oluyor.
ADAMUS: O oluyor.
TAD: Bütün bu... evet.
ADAMUS: Gerçekten mi?
TAD: Bu harika... Evet, oluyor.
ADAMUS: Evet. Oluyor.
TAD: Benim için şöyle oldu... İlk başta sadece, "O oluyor." vardı. Sonra beynimin hatırlayamadığı başka satırlar geçti ama sonra bir anda... "O benim" oldu.
ADAMUS: Evet. İşte hissettiğin öz bu. Biliyorsun, "O benim." diyebilirsin ve biri sana, "Bu ne demek?" diye sorabilir. Ama sen bunun ne anlama geldiğini biliyorsun. Onu hissediyorsun. İçindeki bir şey olduğunu hissediyorsun. Onu ekranda görebiliyorsun. Kendini dans ederken, şarkı söylerken görebiliyorsun ve sanki her şey şu anda oluyormuş gibi hissediyorsun.
TAD: Evet. Öyle.
ADAMUS: Evet. Güzel.
TAD: Teşekkür ederim.
ADAMUS: Güzel. Teşekkür ederim. En sevdiğiniz dize?
SUE: Ah, aman Tanrım. (Mikrofonu alırken.)
ADAMUS: "Ah, aman Tanrım." Güzel bir favori dizeymiş. (Gülüşmeler.)
SUE: Hayır, hayır, hayır. Benimki, "Sessizliğin içindeki bir fısıltı."
ADAMUS: "Sessizliğin içindeki bir fısıltı." Bu senin için ne ifade ediyor?
SUE: İçimde, çok derinlerde... Ve dışarıdaki hiçbir şey ruhumu etkilemiyor. Sessizliğin içinde ruhumu dinlemem.
ADAMUS: Evet. İşin güzel yanı şu ki, videoyu tekrar dinleyin. Cauldre bunun bugün daha sonra YouTube'da olacağını söylüyor. Sessizlik içinde yeniden dinleyin. Size gerçekten dokunan daha pek çok satırı fark edeceksiniz. Özellikle bu satır sana bir yerden dokundu ama sonra onun katmanlarını, bir katmanın ardından diğerini, sonra bir başkasını keşfedeceksin.
SUE: Tamam.
ADAMUS: Güzel.
LINDA: Gönüllü göremiyorum.
ADAMUS: Ama tam şurada bir gönüllümüz var. Aman Tanrım.
LINDA: Hah, işte oldu.
AMBAYA: Merhaba. Benim en sevdiğim dize "Sevgiyi anımsamak." oldu.
ADAMUS: "Sevgiyi anımsamak." Neden sana dokundu?
AMBAYA: Sanırım çünkü kardeşlerimin hepsiyle birlikte bir aile buluşmasını yeni kutladım. Ve birbirimiz için hissettiğimiz sevgi olağanüstüydü. Başka her konuda ne kadar farklı düşüncelerimiz olursa olsun.
ADAMUS: Elbette.
AMBAYA: Ve bu sevgi öylesine hissedilebilirdi ki... Biz zaten her zaman yakın olduk ama bu, yakınlığın da ötesindeydi. Bu yüzden o oluyor; gerçekten oluyor... Sevgi oluyor. Gerçek.
ADAMUS: Benim sözünü ettiğim zenginlik de bu işte. Birlikte büyüdüğünüz, uzun zamandır tanıdığınız, sevdiğiniz kardeşleriniz... Sonra bir bakıyorsunuz, onlarla birliktesiniz ve belki de epeyce içki içmiş olmanıza rağmen, bir anda sevginin içinde bambaşka bir zenginlik hissediyorsunuz. İşte önce usul usul, sonra da büyük ölçekte ortaya çıkmaya başlayan küçük şeyler bunlar. Hayatın içinde belirmeye başlayan zenginlik.
Sonra da kendi kendinize, "Neden her şeyi bu kadar zihnimde yaşadım? Neden sürekli her şeyi anlamaya çalıştım? Gerçek hissediş neredeydi? Neden her şeyi durmadan tarif etmeye, tanımlamaya çalıştım; mantığın döngüleri içinde gidip geldim, kendi içimde dönüp durdum?" diye soruyorsunuz. Ve sonra birdenbire, "Aman Tanrım... Orada hissedilen sevgi..." diyorsunuz.
Biliyor musun? O zaten hep oradaydı.
AMBAYA: Evet.
ADAMUS: Hep oradaydı. Güzel. Birkaç kişi daha.
En sevdiğiniz dize hangisi, beyefendi?
JEFFREY: Benim için ilk satırdı. Bir soruydu: "Onu duyuyor musun?"
ADAMUS: Evet. "Onu duydun mu?"
JEFFREY: Bu bana çok dokunuyor çünkü çoğunuz gibi ben de fazlasıyla zihnimdeyim.
ADAMUS: (Gülerek.) Bunu söylerken neden Vince'i işaret ettin?
JEFFREY: Yani onu duyabilmek için sessiz olmanız gerekiyor. Pardon, söylemek istediğim şu... Size şunu soruyor: "İzin veriyor musun? Bir kenara çekilip onu duyabilecek kadar sessiz misin?"
ADAMUS: Onu hissedebiliyor musun? Evet.
JEFFREY: Ve zor olan da bu. Çünkü aslında bütün arayış bununla ilgili.
ADAMUS: Evet. Ve gerçekten de bir şeyler oluyor. Birçoğunuz bunu hissediyorsunuz. İster bir uğultu olsun, ister bir titreşim, ister sadece bir biliş hissi olsun ya da bedeninizi karıncalandıran ama tanımlayamadığınız bir şey... Shaumbra'nın büyük çoğunluğu, "Bir şey oluyor. Bir şeyler olup bitiyor. Bu ne?" diyor.
JEFFREY: Dinliyoruz. Ve bize yardımcı olduğun için teşekkür ederiz.
ADAMUS: Elbette. Memnuniyetle. Ama gerçekten bir şeyler oluyor ve bunu inkâr etmek mümkün değil. Aslında özellikle, "Benim hayatımda hiçbir şey olmuyor." diyen Shaumbra'ya sesleniyorum. Bııı... Derin bir nefes alın ve kendinize o kadar sıkmayan yeni bir iç çamaşırı alın. (Gülüşmeler.) Biraz gevşetin o iç çamaşırını.
O her yerde oluyor. Her yerde. Ama yine söylüyorum, eğer sabah banka hesabınıza bakıp da bir gecede hesabınıza bir milyon dolar gelmesini bekliyorsanız, şu anda olan şey bu değil. O da olacak ama şu anda olan şey duyarlılıkta oluyor. Öne çıkmakta olan bir zenginlikte oluyor. İki kişi daha. En sevdiğiniz dize?
Linda birazdan sana gelecek.
LINDA: Kimdi o? Hangisi?
ADAMUS: Tamam, buyur David.
DAVID: "O benim içimde."
ADAMUS: "İçimde." Evet. Peki içinde olan ne?
DAVID: Neşe. Akış. Eşzamanlılık.
ADAMUS: Evet.
DAVID: Kolaylık.
ADAMUS: Bunlar sadece söylediğin kelimeler mi, yoksa gerçekten hissettiklerin mi?
DAVID: Gerçek hisler.
ADAMUS: Tamam. Ne kadar farklı? Yani büyük bir değişim mi, küçük bir değişim mi?
DAVID: Aslında bu bir süredir oluyor. O yüzden benim için bir ışığın bir anda yanması gibi olmadı. Ama giderek daha belirgin hâle geliyor ve giderek daha sık yaşanıyor.
ADAMUS: Evet. Neden?
DAVID: Çünkü izin veriyorum. Ve aynı zamanda zaten oluyor. O benim. O içimde. Ve...
ADAMUS: David, sakıncası yoksa... Sen bunu uzun zamandır yapıyorsun. Bu ruhsal yolculuğu, metafiziği, tabiri caizse bu yolculuğu... Sadece bu yaşamda da değil. Bunlar senin için hiç de yeni şeyler değil. Ve aslında ilginç bir uğraş. (David güler.) Harika. Bir hobi. Büyük bir tutku. Kendini yanıtları arayan kişi olarak tanımlayan kimliğini de besliyor. Üstelik birçok yanıt da buldun. Sonra birdenbire fark ediyorsun: "Bitti. Bitti. Artık sadece onun hakkında konuşmak yok. Artık onun üzerinde çalışıp durmak yok. O, şu anda burada." Ve biliyorum ki sen de bunu hissetmeye başlıyorsun.
DAVID: Evet.
ADAMUS: Ve aynı zamanda korkutucu da. Çünkü insan, "Peki şimdi ne olacak?" diyor. Birazdan bundan söz edeceğiz.
Böyle küçük ipuçları vermeye bayılıyorum. İnsanların etrafta kalmasını sağlıyor. İnternetten izleyenlerin bazıları tam uyuklamaya başlıyor, ben de, "Birazdan bundan söz edeceğiz. Uyanık kalın. Bizimle kalın." diyorum.
David, senin için bu muazzam bir dönüşüm. Ve hakkını teslim etmeliyim; daha en başından her şeyi anlamaya çalışıyordun. Yaklaşık altı ay öncesine kadar hâlâ her şeyi çözmeye çalışıyordun. Ama hiçbir anlam ifade etmiyordu. Bu durum zihnini, hatta bir ölçüde bedenini de etkilemeye başlamıştı. Sonunda da, "Sadece olmasına izin vereceğim. Anlamaya çalışmayacağım. Bunun mantığında ya da açıklamasında değil, deneyiminin içinde olacağım." dedin. Ve bunu yaptın. Bu senin için zordu; sadece o saf deneyimin içinde olmak gerçekten zordu.
İlk başta kendini yapayalnız hissediyorsun. Altında seni tutacak hiçbir güvenlik ağı yokmuş gibi geliyor. Sonra da, "Aman Tanrım, şimdi ne olacak?" diyorsun. Çünkü büyük ölçüde yolculuğunla, arayışınla tanımlanıyordun. Bu sana çok da yakışıyordu. Bir bakıma geçmiş yaşamlardaki dinsel topluluklardan taşıdığın bir şeydi. Bu ise sadece onun biraz daha şık giyinmiş yeni bir versiyonuydu. (Gülüşmeler.) Ama hakkını vermeliyim; bu senin için büyük bir riskti.
DAVID: Teşekkür ederim.
ADAMUS: Ve hâlâ zaman zaman geri dönmeye çalışıyorsun. Ama artık kendi kendine, "Neden? Neden?" diyorsun. Çünkü her şey açılmaya başlıyor. Artık bambaşka bir yere geçiyoruz.
DAVID: Evet.
ADAMUS: Bir kişi daha. Şurada.
LINDA: Kim? Hangisi? Hah, işte.
ADAMUS: Merhaba.
MENINA: Tüm yaratımda her şey yolunda.
ADAMUS: Tüm yaratımda her şey yolunda. Evet. O satırı seviyorum. Ben icat ettim onu. (Gülüşmeler.) Telif hakkı da bende. Kullanmayın. Tüm yaratımda her şey yolunda. Evet. Biliyor musunuz, insanların kavramakta en çok zorlandığı ifadelerden biri bu. Bu sözü ilk kez söylediğim zamanı hatırlıyorum: "Tüm yaratımda her şey yolunda." Kulağa çok hoş geliyor. Sonra da, "Ne diyorsun sen? Yani nasıl her şey yolunda? Şu olanlara bir baksana!" diyorsunuz. Hayır. Aslında mesele bakış açısı. Tüm yaratımda her şey yolunda. Yüzeyde işler zor görünebilir. Evet. Ama eninde sonunda, tüm yaratımda her şey yolunda.
Enerjiler bilince kusursuz bir şekilde karşılık verir. Şu anda hayatınızda her ne varsa, her şey yolundadır; çünkü bilinciniz şu anda tam da bulunduğu yerdedir. Enerjileri kendine çeken de odur. Hayatınızda sorunlar varsa, bunun nedeni onları istiyor olmanızdır. Tabii ki. O yüzden de her şey yolunda. (Gülüşmeler.) Ama evet... Tüm yaratımda her şey yolunda.
Gerçekten de öyle. Ve bu bir mantra gibi değildir. Bu, aslında metafiziğin pek çok yönüyle bağlantılı bir gerçekleştirimdir: Bilincinizin, ışığınızın, tam da uygun enerjileri, durumları ve gereken her şeyi ortaya çıkardığını fark etmektir; insani yönünüz bundan her zaman hoşlanmasa bile. Aslında insan tarafı bundan pek hoşlanmaz. Ama hoşlanmasa bile, bu yaşanacak bir deneyimdir. Ve sonunda bilgeliği getirir. En sonunda da hepsinden daha büyük armağanlardan birini getirir: kendini sevmeyi.
Şu uzaylılara bakın... Yakından bile geçemiyorlar. Hiçbir fikirleri yok. Gerçek sevgiyi bir yana bırakın, dostluğun ne olduğunu bile anlamıyorlar. Çünkü bir noktada deneyimlemek yerine zihinsel ya da entelektüel olmayı seçtiler. Harika araçlara sahip olabilirler. Ama bilinç olmadan bunların gerçekten ne değeri var? Nedir ki? İşte bu yüzden insanlar, sizler, hepsinden daha büyük olan bir armağana sahipsiniz. Onun uğruna acı çektiniz. Onun bedelini cehennemden geçerek ödediniz. Ayrılığı yaşadınız.
Biliyorsunuz, kendinizden, Kaynaktan ayrılık – ki Kaynak aslında sizsiniz; Ben Ben'im'dir – son derece çetin geçti. Bunu hiçbir varlığın yaşamasını dilemezdiniz. Asla. Ama tam da bu ayrılık, sevgiyi tanıma arzusunu doğurdu; kendinize geri dönme arzusunu. Ne benliğiniz sevgiyi biliyordu ne de Ben Ben'im'iniz sevgiyi biliyordu. Hiç de öyle değildi. Bu yüzden ayrılık karşılıklıydı. Siz, kendinizden, Kaynaktan ayrıldınız. Bu gerçekten çok çetin bir deneyimdi.
Kendinizi kaybolmuş ve yalnız hissediyorsunız. Yanlış bir şey yaptığınızı düşünüyorsunuz. Geri dönüş yolunu bir türlü bulamadığınızı hissediyorsunuz. Aynı anda Ben Ben'im de, ruh da, aslında kendisi olan sizden ayrı kalmış olmayı hissediyordu.
Ruhun bu kadar soğuk ve boş olduğunda neler hissettiğini hayal edebiliyor musunuz? Sanki uzaklaşmış gibi? Sanki kendi çocuğu kaçmış ve nerede olduğunu bilmiyormuş gibi? Tekrar bir araya gelme, ama çok farklı bir şekilde de olsa, tekrar bir arada olma, artık ayrı kalmama arzusunu hayal edebiliyor musunuz? İşte bu, başka hiçbir varlığın deneyimlemediği bir sevgi ateşiydi.
Adamus'un En Sevdiği Cümle
İşte bütün bunların içinde benim en sevdiğim cümle şu: "Ben beklediğimi sanıyordum... Ben beklediğimi sanıyordum ama belki de bekleyen oydu." Bu muazzam bir şey. Çünkü hepimiz, David, geri kalan hepiniz, bir şeyin olmasını bekleyip duruyordunuz. Genel olarak insanlar da öyle; uzaylıların iniş yapmasını bekliyorlar, İsa'nın geri dönüşünü bekliyorlar. Birinin beni bir gün, İsa'nın İkinci Gelişi hakkında yaptığı podcast'e davet etmesini sabırsızlıkla bekliyorum. İşte bu eğlenceli olurdu. (Gülüşmeler.) Ama beklemek... Durmadan beklemek... "Ne zaman olacak?" diye beklemek. Bu neredeyse başlı başına bir Broadway müzikali gibi; gökyüzünün yarılmasını beklemek, göksel arabaların inmesini beklemek, uzun zamandır kayıp olan aşkını beklemek ya da her neyi bekliyorsan onu beklemek.
Beklemek ve beklemek... Sonra da sonunda büyük bir farkındalık ortaya çıkyor "Ben bekleyenin kendim olduğunu sanıyordum ama belki de o beni bekliyordu. Hep oradaydı. Beni bekliyordu. Ben gerekli bilince, gerekli farkındalığa ulaşıncaya kadar beni bekliyordu." Ve farkındalık zihinsel bir şey değildir. Üniversiteye gidip farkındalık okuyamaz, sonra da bir anda ona sahip olamazsınız. Dorothy de Oz Büyücüsü'nde farkındalık dağıtmıyor.
Farkındalık, yalnızca kendinize farkında olma iznini vermektir; "Ben Ben'im. Farkındayım." Ve farkındalık, odadaki her küçük nesnenin farkında olmanız anlamına da gelmez. Bunun bir önemi yoktur. Farkındalık, "Ben Ben'im. Varım." demektir. Ve o farkındalığın ortaya çıkmasına izin verdiğinizde; çalışmayı bıraktığınızda, ruhsal yanıtların peşinde koşmayı bıraktığınızda, o büyük gerçeğin peşini bıraktığınızda — ki Ben Ben'im dışında başka bir gerçek yoktur — işte o zaman, farkındalık orada olduğunda, ışığınız orada olduğunda ve siz mevcudiyetinizde olduğunuzda... Çünkü pek çok insan mevcudiyetinde değildir. Başka bir yerdedir; geçmişte yada gelecekte dolaşıyordur. Sonra da geçmişle geleceğin zaten burada olduğunu unutur, onları aramaya devam eder. Ama siz o farkındalık ve mevcudiyet noktasına geldiğinizde, ışığınız burada olduğunda, artık kendi ışığınızdan korkmadığınızda, artık yanıtların uzaylıların diyarında, bir guruda ya da başka bir yerde olduğunu söylemeyi bıraktığınızda... İşte o zaman şunu fark edersiniz: "Aslında sadece beni bekliyormuş. O zenginlik hep oradaymış, beni bekliyormuş."
Sevgi ise — teknik olarak zaten orada değildir — ama ona ait bütün potansiyeller oradadır. Ruhunuz sanki baştan aşağı sevgiyle doluymuş gibi değildir. Ruh, her gün sizin aracılığınızla öğrenir. Ama bütün bunlar oradadır ve beklemektedir. Yanıtlar dediğiniz şey, kolay yol dediğiniz şey... Hepsi oradadır ve sizi beklemektedir.
Müzik videosunda erkek vokal, "Bunca zamandır bekliyordum." diyor. Sonra bir idrak beliriyor — bam! — "Ama belki de bekleyen oydu." Ve bütün o zihinsel gürültü, bütün düşünceler, durmaksızın işleyen zihin, aynı döngüler... Bir anda yok oluyor. "Sadece benim burada olmamı, mevcudiyetimde olmamı bekliyormuş. Bu an için özel bir şekilde giyinmeme gerek yok. Günahtan arınmış olmama gerek yok. Uyduruk metafizik okullarından alınmış metafizik doktora diplomasına sahip olmama da gerek yok." (Gülüşmeler.) Zaten o diplomaları kim veriyor? Asıl soru şu: Kim gidip o diplomaların peşine düşüyor?
Belki de sadece seni bekliyordu. Ve sonunda geldin. Günlerini artık sorularla, zihinsel sorularla, "Ne yapmam gerekiyor?" düşüncesiyle doldurmuyorsun. Bunun yerine yaşama merakla yaklaşıyorsun. "Orada ne var? Sırada ne var? Ben kimim? Bu gerçekten ne anlama geliyor?" Ama bu zihinsel bir süreç değil. Yanıtları çözmeye çalışmıyorsun. Kendini meraka açıyorsun.
"Jami senaryosu nasıl görünüyor? Oraya ulaşmak için ne gerekiyor?" Ama buna kendin yanıt vermek ya da yanıtı başkasında aramak yerine, bu yalnızca kapıyı açan bir merak sorusu oluyor. Sonra buna evren yanıt veriyor diyebilirsiniz ama aslında yanıt veren kendi enerjinizdir. Fakat uzun, zihinsel açıklamalarla yanıt vermez. Çoğu zaman tek bir sözcük gelir; ama içinde muazzam bir his ve büyük bir anlam taşır. Bazen her şey son derece basittir.
Belki de o hep oradaydı ve seni bekliyordu. Şimdi ise sen geldin. Çünkü rol yapmayı bıraktın. Kimlik inşa etmeyi bıraktın. Derin bir nefes alıp bütün bunları serbest bıraktın.
Derin bir nefes alın. "Ben buradayım."
Daha ileri gitmeden önce çok önemli bir noktaya değinmek istiyorum. Bunların hepsi kısa süre önce yayımladığımız Üstadlaşma (Master Up) adlı çalışmada yer alıyor (burada). İlginçtir ki beklediğim kadar ilgi görmedi. Nedenini de biliyorum. Çünkü aslında şunu söylüyor: "Eğer bunun ötesine geçmek, bilincinizde gerçekten o atılımları yaşayıp Yaratıcı Bilince açılmak istiyorsanız, bunları bırakmanız gerekiyor." O kimlikleri bırakmanız gerekiyor.
Yaralarınızı bırakmanız gerekiyor. Artık yaralarınızı dinlemek istemiyorum. Gerçekten istemiyorum. Siz de istemiyorsunuz. "Zavallı ben" hikâyesini bırakmanız gerekiyor. Hatta bazılarınız bunu pasif-agresif bir şekilde yapıyor. Yaralarınıza doğrudan odaklanmıyorsunuz ama, "Henüz hazır değilim. Sanırım şu anda yanıtları almaya hazır değilim. Bir sonraki adıma hazır değilim." diyorsunuz. Bunu bırakmanız gerekiyor. Bütün mazeretleri, bütün zihinsel süreçleri, bütün "zavallı ben" hikâyelerini, bütün "Çocukluğum çok kötü geçti." yakınmalarını bırakın artık. Aşın bunları. O berbat deneyimi siz seçtiniz. O sizin yaratımınızdı ve bunun bir nedeni vardı. İçinde bilgelik vardı. Sızlanmayı bırakırsanız o bilgeliği hissedersiniz.
Bırakmanız gerekiyor. Biliyorum, birçoğunuz hâlâ çeşitli şeylerle boğuşuyorsunuz. Bırakın gitsin. Üstelik artık size hiç yakışmıyor da. Sizi zihinsel döngülerin içine hapsediyor. Enerjinin size hizmet etmesini engelliyor. Sonra da bekleyip duruyorsunuz. Oysa aslında bekleyen siz değilsiniz; bütün bunları bırakmanızı bekleyen oydu. Hepsini... Kurban bilincini, "Bütün yanıtları bilmiyorum.", "Emin değilim." düşüncelerini ve bunların hepsini bırakmanız gerekiyor.
Defalarca söylediğim gibi, gittiğimiz yerde bunlara yer yok. Bunları yanınızda götürmeye çalışırsanız her şeyi çok zorlaştırırsınız. Kendinize tertemiz bir sayfa açın. Bunların hepsini bırakın. Başkalarını suçlamayı bırakın. "Ben neyi yanlış yaptım?" diye sormayı bırakın. Hepsini bırakın.
Üstadlaşın. Böylece ilerleyebilir, gerçek duyarlılığa doğru genişleyebiliriz. Hâlâ eski yaralarınızın, mazeretlerinizin, "Param yok.", "Kimse beni sevmiyor." hikâyelerinizin altında kalmışken o yeni duyarlılığı, o zenginliği yaşayamazsınız. Haydi, üstadlaşalım ve yolumuza devam edelim.
Bunların hepsi artık çok eskidi. Hepsi sadece eski bir performans. Artık bunlara yer yok. Kusura bakmayın, size saçmalıklarınıza karşı pek şefkatli davranmıyormuşum gibi geliyorsa... gerçekten de davranmıyorum. (Gülüşmeler.) Bunu alıntılayabilirsiniz. Hayır, çünkü aslında muazzam bir şefkatim var. Eski oyunlara bu yüzden tahammül edemiyorum. Sadece bırakın gitsinler.
Pekâlâ, şimdi bunun içine güzel, derin bir nefes alalım. Güzel, derin bir nefes.
Gelecek
Şimdi gelecekten söz edelim. Gelecek. Şöyle bir düşünsenize... Doğuştan medyumik yetenekleriniz olsaydı, geleceği görebilseydiniz ve tam olarak ne olacağını bilseydiniz harika olmaz mıydı? Ne? İstemiyor musunuz? Gelecek hafta borsanın ne yapacağını bilmek istemez miydiniz? Ya da hangi ata bahis oynayacağınızı? Ya da başka bir şeyi?
Ama gelecek... İnsanlar gelecek konusunda kaygılanır. İnsanların gelecek dediği şey ise aslında geçmişe dayanır. Çünkü onlar için yarın diye bir şey yoktur; yalnızca bugünün tekrar edilmesi vardır. Çoğu insan için gelecek tam olarak budur.
Daha önce de söyledim; insanların çoğu hep aynı kalır. Hayatlarında küçük değişiklikler olur ama kendileri değişmez. Yaşamdan yaşama aynı kalırlar. Hatta atalarının ailesini bile değiştirmiyorlar; doğrudan zincire geri dönüyorlar. Yani, bir de üstüne zincirleniyorlar. Bazen geçmiş yaşamlarında oturdukları evin aynısına geri dönerler. Ya da çok uzağa gitmezler; önceki yaşamlarında büyüdükleri yerden belki yirmi beş, elli kilometre öteye yerleşirler. İşte deliliğin tanımı budur.
Dolayısıyla insanların çoğu için aslında gerçek anlamda bir gelecek yoktur. En azından şu anda. Elbette o oradadır ve onları beklemektedir ama onlar henüz hazır değildir. Bu yüzden gelecek, biraz umut ve biraz hayalden ibarettir. Büyük bir şey değildir. Ama bugün konuşmak istediğim şey şu: Gelecek aslında nedir?
Hayatınız boyunca gelecek hakkında konuştunuz. Onu hissetmeye çalıştınız. Son üç ay içinde kaçınız bir medyuma gidip gelecek okuması yaptırdı? Hiç el kalktığını görmeyeyim. (Gülüşmeler.) Eh, bir kaçınızı yakaladım, değil mi? Bunları görüyorum. Bunları biliyorum. Bazen sizin adınıza gerçekten utanıyorum. Ama hadi gelecekten söz edelim.
Bu şu anda gerçekten çok önemli. Bu konuşma da bilinçteki o büyük atılımlardan biri olacak. Bugün belki, "Güzeldi." diye düşüneceksiniz. Ama bir yıl sonra dönüp baktığınızda, "Vay canına, bu gerçekten büyükmüş." diyeceksiniz.
ADAMUS: Tamam, Linda mikrofonla dolaşsın. Sorumuz şu: Gelecek nedir?
Gelecek nedir? Ayrıca bu, Kırmızı Çember’in hazırlamakta olduğu yeni Metafizik Rehberinin de çok önemli bir bölümü olacak. Şu anda üzerinde çalışılan bir Yapay Zekâ Rehberimiz var. Bir de yeni bir Metafizik Rehberi hazırlayacağız. Geleceği nasıl tanımlarsınız?
Pekâlâ. Bilgelikle, metafizikle ve bunların ötesiyle dolu gerçekten güzel yanıtlar duymak istiyorum. Gelecek nedir?
TODD: Aklımdan o kadar çok ukalaca cevap geçti ki, hiçbirini söylememeye karar verdim.
ADAMUS: Sorun değil. Ukalalık bazen iyidir.
TODD: Şu anda farkında olduğum şey, eskiden farkında olduğum şeyden farklı. Bana öyle geliyor ki gelecek, duyarlılık ile mevcudiyet arasındaki alan gibi. Sanki onunla birlikte çalışıyor...
ADAMUS: Senin geleceğinde ne var?
TODD: Benim geleceğimde ne var mı? Gerçekten bilmiyorum. Yani... şey...
ADAMUS: Ooo... Yaklaşıyorsun. Çok yaklaştın.
TODD: İşte benim takıldığım nokta şu. Eğer gerçekten izin veriyorsam ve sadece mevcudiyetimde olmama izin veriyorsam, o zaman geleceğin ne olduğunu bilmek demek, bir gündemim var demektir. Yani gideceğim yönü önceden belirlemişim demektir. O zaman da gerçekten izin vermiyor olurum.
ADAMUS: Doğru. Evet.
TODD: Bu yüzden izin verme sürecinin bir parçası da bundan vazgeçmek oldu. Tamamen aştığımı söylemiyorum ama bulunduğum yerde, sadece mevcudiyetimde olmaya daha fazla özen göstermeye çalışıyorum. Sonra da mesele daha çok farkındalık ve güven hâline geliyor. Güvenmek... Ve o sürecin zaten işlediğine izin vermek. O oluyor. O oluyor. Sonra da buna kapılıp gitmemek. Ama kimlik bunun yüzünden epey sarsılıyor. Çünkü bilmek istiyor ya da izin verme hâliyle alay etmeye başlıyor. Sonra da buna mükemmel bir isim buldum. Evrene verdiğim bir "Siktir Git" liyakat rozetim var. Çünkü öyle inanılmaz şeyler oluyor ki, sanki sadece egoma kontrolün onda olmadığını göstermek için yaşanıyor. Egom neyin olmasını istiyorsa, aslında o...
ADAMUS (sözünü keserek): İşte Üstad tam da burada konuşmayı bırakır.
TODD: Tamam. (Gülüşmeler.)
ADAMUS: Son iki dakikaya kadar gerçekten çok güzel anlattın. (Gülüşmeler.) Hayır, ciddiyim. Zihin yeniden dönmeye başlıyor. Zihinsel alana giriyorsun ve az önce söylediğin güzel şeyleri neredeyse kendin geçersiz kılıyorsun. Ondan önce gerçekten çok güzel ifade ettin. İşte hepinizin derin bir nefes aldığı yer burası. Kendinize ya da başkalarına her şeyi uzun uzun açıklamak zorunda değilsiniz. Bir noktada durursunuz ve biraz geri çekilirsiniz; özellikle de birine geleceği açıklamaya çalışıyorsanız. Mümkün olan en az sözcüğü kullanırsınız, sonra da bakarsınız: Anladı mı? Hayır mı? Tamam. Yolunuza devam edersiniz. Ya da onun içinde bir şeyler olmaktadır. Senin alanın onun alanına dokunur ve bir anda onda bir şey değişmeye başlar. Bunun ne olduğunu tam olarak bilmez ama senin ışığın ona bu olanağı sunmuştur.
Peki bunu nasıl özetlersin? Gelecek nedir?
TODD: Gelecek, ona izin vermektir.
ADAMUS: Tamam. Güzel bir ifade. Bu arada, doğru ya da yanlış yanıt yoktur. Ama Adamus'un yanıtı vardır. (Kıkırdamalar.) Peki. Gelecek nedir? Haydi metafizikçiler, ortaya çıkın. Mikrofonu zaten Sue'ya vermiştin. (Linda'ya.)
SUE: Biliyorum.
ADAMUS: Evet. Hayır. Başka biri, Linda.
LINDA: Ah, özür dilerim.
ADAMUS: Linda, salonun bu tarafı resmen mikrofon için yalvarıyor.
LINDA: Neresi? Neresi?
ADAMUS: Bu taraf ise, "Hayır." diyor.
Gelecek nedir?
STEPHANIE: Benim için gelecek özgürlüktür.
ADAMUS: Tamam. Güzel.
STEPHANIE: Şu ajan tabanlı yapay zekâ meselesi var ya... Enerjinin kendini tasarlaması gibi. Aslında bunu zaten şimdi de yapıyor...
ADAMUS: Lütfen mikrofona konuş.
STEPHANIE: Nerede olursam olayım, hangi evrende olursam olayım, beni desteklemek için hangi formüller gerekiyorsa, enerjim kendini onlara göre tasarlıyor. Ben de kendini özgürce tasarlayabilen, istediğim yerde ortaya çıkabilen ve bunu yaparken tamamen özgür olan bir varoluş istiyorum.
ADAMUS: Güzel. Eskiden gelecekle ilgili çok plan yapar mıydın?
STEPHANIE: I ıh. Hayır.
ADAMUS: Hayır mı? Gelecek seni hiç kaygılandırmaz mıydı?
STEPHANIE: Hayır. Yaklaşık beş yıl önce gelecekteki benliğimi çağırmakla ilgili bütün o süreç vardı. O muhteşem renge sahip gelecekteki benlik... Neredeyse biyolojimi öldürüyordu ama başardık. (Gözleri doluyor.)
ADAMUS: Başardın. Güzel. Böyle olduğunda bayılıyorum! (Gülüşmeler.)
STEPHANIE: Aman Tanrım. Döndü ve yaktı.
ADAMUS (gülerek): Aynen, aynen.
STEPHANIE: Evet. Ama buradan ayrılırken istediğim şey işte o özgürlük.
ADAMUS: Evet.
STEPHANIE: Zaten gerçekten ölemiyorsun ki.
ADAMUS: Evet. Deneyenler oldu. İşe yaramıyor.
STEPHANIE: Ben de çok kez denedim. Sonra da, "Yahu, buradan çıkamıyorum ki!" diyorsun.
ADAMUS: Düşünebiliyor musun? Biri her şeyi bitirmek istiyor. Sonra öbür tarafa geçiyor ve... "Lanet olsun! Hâlâ buradayım." oluyor.
STEPHANIE: "Hâlâ yaşıyorum!" Aynen öyle. O yüzden... neyse. Ben hep bunu istedim. Hep istediğim şey buydu.
ADAMUS: Tamam. Özgürlük. Güzel.
Birkaç kişi daha. Gelecek nedir?
CATHERINE: Merhaba.
ADAMUS: Merhaba.
CATHERINE: Ben "kendi yaratımım" derdim. Ama tam da o noktada işler benim için sarpa sarıyor. Çünkü sonra patron kesiliyorum ve her şeyi kontrol etmeye çalışıyorum.
ADAMUS: Plan yapan biri misin?
CATHERINE: Hem de nasıl! Hayattaki ünvanım bu.
ADAMUS: O zaman isminin altına da "Planlayıcı" yazalım. (Gülüyor.)
ADAMUS: Ama biliyorsun, plan yapmak belli bir noktaya kadar iyidir. Ondan sonrası çok sıkı bir çekim alanı yaratır ve içinden çıkamazsın. Ama evet, belli bir ölçüde olmasında sorun yok.
CATHERINE: Evet. Bana da öyle geliyor, ki...
ADAMUS: Geleceğin sana ne getiriyor?
CATHERINE: Ben neye izin verirsem onu. Açıkçası bunun üzerine pek düşünmek istemiyorum.
ADAMUS: Evet. Neden? Korkuyor musun?
CATHERINE: Hayır. Ellerimi sürmeden, müdahale etmeden neler yaratabileceğimi görmek istiyorum.
ADAMUS: Tamam. Peki şimdi ben "Gelecek artık şu andaki yaşamına katılmaya başlıyor." dediğimde, bu senin için ne ifade ediyor? Korkutucu mu? Yoksa, "Hey gelecek, haddini bil! Ben şu anım. Burası tek odalı bir daire, bir de sen mi geleceksin?" gibi bir şey mi?
CATHERINE: Hayır, harika bir şey. Sadece uzun sürmüyor. Mevcudiyetin o küçük anları çok çabuk geçiyor. Dikkatim çok kolay dağılıyor, sonra da...
ADAMUS: Tamam. Ama ben "Gelecek yaşamına katılmaya başlıyor." dediğimde bunun ne anlama geldiğini düşünüyorsun?
CATHERINE: Hayatımda o anların giderek daha fazlasına izin vereceğim anlamına geliyor.
ADAMUS: Güzel.
CATHERINE: Şarkıdaki gibi... Güvenmeyi öğreniyorsun. Şarkıda geçen "Güvenmeyi öğrendikten sonra..." kısmı beni en çok etkileyen yerlerden biri. Çünkü bence "öğrenmek", güvenmeye devam etmek demek. Bir kez güvenip sonra unuttuğumda kendime yüklenmek değil. "Yine yaptım." deyip durmak değil. Sadece güvenmeye devam etmek.
ADAMUS: Evet. Güzel. Bir kişi daha.
CATHERINE: Bir de... özür dilerim... Sen bunun bir saat içinde ya da bir gün içinde olacağını, sonra da bunu giderek daha uzun süre koruyabileceğimizi söylemiştin.
ADAMUS: Güzel. Gelecek nedir? Gelecek, Linda'nın sana mikrofonu uzatmasıdır. Kerri, gelecek nedir? Ama önce sana birkaç soru sorayım, Kerri.
KERRI: Ah evet, lütfen! Hatta bunun için ayağa kalkayım. Hadi başlayalım.
ADAMUS: Ayağa kalk ve arkanı dön. Hadi.
KERRI: Peki. (Arkasını döner.)
ADAMUS: Hayır, hayır. Şaka yapıyordum...
KERRI: Aa, şaka mıydı? Pardon.
ADAMUS: Gelecek... Sen gelecekle ilgili çok endişeleniyorsun.
KERRI: Yoo.
ADAMUS: Evet, evet. Kimlik...
KERRI: Tamam, dün endişelendim.
ADAMUS: Ondan önceki gün de. Ondan önceki gün de.
KERRI: Tamam ama bugün farklı.
ADAMUS: Sen bugün meşgulsün. Sonra yine yapacaksın.
KERRI: Hayır.
ADAMUS: Evet. Gelecek konusunda endişeleniyorsun. Kerri'ye ne olacak? Bu kimliğe ne olacak? Kimliğini hem seviyorsun hem de ondan nefret ediyorsun.
KERRI: Hayır. O öldü. Onu sevmiyorum. Hayır, hayır.
ADAMUS: Hayır, şu anda hâlâ yaşıyor.
KERRI: Ben yeniden başlayacağım.
ADAMUS: İşte bütün mesele bu. Gelecek... "Bana ne olacak? Yalnız mı kalacağım? Şöyle mi olacağım? Böyle mi olacağım?..."
KERRI: O iş geçti bile. Zaten yalnızım.
ADAMUS: Nereye taşınmaktan söz ediyordun?
KERRI: Arnavutluk'a.
ADAMUS: Arnavutluk.
KERRI: Ama Ivanka mahvetti. Orospu. Gitti, flamingoların üzerinden geçti, bütün Amerikalılar için orayı berbat etti. Belli ki haberleri takip etmiyorsun ama...
ADAMUS: Ben...
KERRI: Arnavutluk işte.
ADAMUS: Evet, tamam. Demek ki geleceği çok düşünüyorsun. Hayır, gelecek konusunda çok endişeleniyorsun. "Ne olacak?" diye. Ama gelecek nedir, Kerri?
KERRI: Gelecekteki ben geliyor, şu andaki bana biraz tokat atıyor ve diyor ki, "Dünya gezgini olacaksın. Zaten özgürlüğüne de sahipsin." İşte gelecek bu.
ADAMUS: Evet, tamam.
KERRI: Şu anda benimle konuşmaya geliyor. Tamam, tamam. Ciddi olacağım.
ADAMUS: Evet ama çoğu zaman gelip seninle konuştuğunda söylediklerinden hoşlanmıyorsun. Duydum seni. Ona "gelecekteki kaltak" dedin.
KERRI: Bu sen misin, Geoff mu? Yoksa ikiniz...
ADAMUS: Sen çöz bakalım.
KERRI: ...birlik mi oldunuz? Tamam.
ADAMUS: Cauldre seninle uğraşır mı hiç? Belki? Hayır. Ben uğraşıyorum.
KERRI: O biraz çekiniyor ama...
ADAMUS: Ben uğraşıyorum. (Gülerek.) Aynen.
KERRI: İnsanları öyle yaparım ben. Sen de çekinsen iyi olur.
ADAMUS: Gelecek nedir, Kerri?
KERRI: Gelecek nedir?
ADAMUS: Biraz üstadlaş bakalım. Gelecek nedir?
KERRI: Bilmiyorum.
ADAMUS: Ahhh... Oooo, Kerri... (Banyoyu işaret ederek.) Kerri.
KERRI: Hayır, hayır, hayır.
ADAMUS: Kerri... Banyoya.
KERRI: Tamam, bir daha deneyeyim. Bir daha deneyeyim. Gelecek nedir? Gelecek benim istiridyem... ve ben geleceğimi kabul ediyorum... (Adamus yüzünü buruşturur.) Hayır, gerçekten. Geleceğimi kabul ediyorum. Özgürlüğüm var. Kısmen emekli oldum.
ADAMUS: Kerri, soruma cevap vermediğinin farkında mısın?
KERRI: Hayır.
ADAMUS: Verdiğini sanıyorsun ama vermiyorsun. Gelecek nedir?
KERRI: (Linda'ya sessizce bir şey söyler.)
LINDA: Az önce beni tehdit mi ettin?
KERRI: Hayır! "Yardım et bana! Linda, yardım et!" dedim. Tamam, dostum, gelecek nedir? Deniyorum. Gerçekten deniyorum.
ADAMUS: Kerri, derin bir nefes al. Şu anda fazla düşünüyorsun. İlk hissettiğin şey ne? Gelecek nedir?
KERRI: Sanki henüz şekillenmemiş... ama pırıl pırıl. Ve...
ADAMUS: Teşekkür ederim. İşte bu! Tam orada bırak. Üstadlaş. Daha fazlasını söylemene gerek yok. O birkaç sözcük, bütün o "dırdır dırdır dırdır"dan çok daha fazla titreşim, çok daha fazla his ve çok daha fazla bilgelik taşıyordu. Ve bu yalnızca seninle ilgili bir örnek değil, Kerri. Hepiniz için geçerli. Söyleyin ve durun. Zihinsel döngülere girmeyin. Üstad olmanın özelliklerinden biri de budur. Her şeyi sade tutarsınız. Teşekkür ederim.
KERRI: Hayır, ben teşekkür ederim.
ADAMUS: Teşekkür ederim. Namaste.
KERRI: Namaste.
ADAMUS: Şimdi güzel, derin bir nefes alalım... ve bir esin anı olsun.
İnsanlar gelecek hakkında düşünerek ve endişelenerek çok zaman harcarlar. Ama aslında gelecek, çoğunlukla geçmişin bir ürünüdür. Doğrusal bir yol izlersiniz; bugün ne yapıyorsanız büyük olasılıkla yarın da onu yapacaksınızdır. Geçmişteki korkularınız da gelecekte tezahür ettireceğiniz şeyler olur. Kesinlikle.
Geçmişin korkuları, yaptığınız hatalar, yanlış yaptığınızı düşündüğünüz her şey, kötü karmanız... Geleceği oluşturan bunlardır. Bu kadar basit.
Birçok insan geleceği takvimdeki bir tarih olarak düşünür. 11 Kasım... Gelecek yılın 17 Ocak'ı... Ya da bir yıl sonrası, iki yıl sonrası, beş yıl sonrası... Gelecek onlar için bir tarihtir. İnsanlar geleceklerini düşündüklerinde de çoğu zaman onu belirli tarihlerle ilişkilendirirler. Yani, "İki yıl sonra ne yapıyor olacağım? Beş yıl sonra hayatım nasıl olacak?" diye düşünürler. Biraz hayal ederler ama sonra korkudan onu hemen bastırırlar.
"İki yıl sonra ne yapıyor olacağım? Hayatım nasıl olacak?" Kısa bir an için, "Harika olabilir. Muhteşem olabilir." diye düşünürler. Sonra pat! Bütün yerçekimi üzerlerine çöker, onları yeniden içine çeker ve, "Hayır. Bugün olduğu gibi yine boktan olacak." der. Onlar da artık bunu düşünmek istemezler. İşte bu yüzden gelecek hep zamanla ilişkilendirilmiştir. Sanki mantıksal bir ölçü birimiymiş gibi.
Ben geleceğinizin gelip, şu anda yaşamınıza katıldığından söz ettiğimde, siz bunu takvimin ilerilerinden geri gelen bir varlık gibi düşünüyorsunuz. Belki bin yıl sonrasından, belki de yalnızca beş yıl sonrasından gelen biri gibi. Ama bunların hiçbiri değil.
Gelecek, yalnızca duyarlılıktır. Hepsi bu.
Mikrofonu bırakıyorum. Ya da... şşştt! (mikrofonu başının üzerinden fırlatıyormuş gibi yapar). İkisinden biri. Ben de tam emin değilim. (Gülerek.) Buna sonra karar veririz. İşte o büyük Ve. Şimdi bunu fazla düşünmeden, sadece hissetmeye başlamanızı istiyorum. Gelecek yalnızca duyarlılıktır. Dışarıda bir yerde var olan bir histir. Bir zaman çizgisi değildir.
İnsanlar bugüne kadar her şeyi zaman çizgileri üzerinden yaşamaya alıştı. Her şeyin gerçekleşmesi için belli döngüler gerektiğine inanıyorlar. İki yıllık döngüler, beş yıllık döngüler... Eğer bir şeyler üreten bir işletmeniz varsa, araştırma-geliştirmede ve diğer her alanda belli döngüleriniz vardır. Bu yüzden gelecek, sadece ileride duran bir zaman işareti gibi görünür. Ama gerçekte — geleceğin gerçek, metafizik tanımı — duyarlılıktır. O bir histir. Hepsi bu. Ve ben geleceğin şu anda yaşamınıza katılmaya başladığını söylediğimde, kastettiğim şey bir kişilik değildir; bir duyarlılıktır. Sevinç midir? Bolluk mudur? Sevgi midir?
Gelecek yalnızca duyarlılıktır. İnsanlar geleceğe gitmeye çalıştıklarında bunu zihinsel bir bakış açısından yaparlar. "Beş yıl sonra şöyle biri olacağım." diye düşünürler. Ama bu böyle işlemez.
Şu anda size açılmakta olan ve size doğru gelmekte olan şey şudur: Gelecek bir duyarlılıktır. Bir farkındalıktır. Şeyleri deneyimlemenin bir yoludur. Şeyleri algılamanın bir yoludur. Belki de şu anda henüz sahip olmadığınız bir algılama biçimidir. Sonra geleceğin o hissi, o farkındalığı, o duyarlılığı gelip şu anda sizinle birlikte yaşamaya başladığında, enerjileri düzenlemeye başlar. Geleceğin kendi zekâsı, o duyarlılığın zekâsı ile sizin insan zekânız birlikte çalışarak her şeyi düzenlemeye başlar. Sonra da bunları deneyimlenecek bir yola yerleştirir. Bunun yarın mı, gelecek yıl mı gerçekleşeceğinin hiçbir önemi yoktur. Ama bir anlığına bunu hissedin.
Gelecek duyarlılıktır. Todd, sen bunu daha en başında hissettin. Buna hemen değindin. Ama bu konuşmayı biraz daha genişletmem gerekiyordu; bu yüzden sana hemen teşekkür etmedim. Ama evet, sen "duyarlılık" dedin. Hepsi bu. Sadece bakış açısındaki değişimi hayal edin.
Gelecek artık zaman çizgisinin ilerisindeki bir nokta olmadığında, takvimdeki bir tarih olmadığında, artık dünün bir yan ürünü olmadığında, geçmişe dayanarak ileriye uzanan bir yol olmadığında... Gelecek dediğiniz yerde keşfedilmeyi bekleyen şey yalnızca duyarlılık olduğunda... Ya o duyarlılık, şu anda sahip olduğunuz duyarlılıktan tamamen farklıysa?
Şu anda hissetmenin, farkında olmanın, algılamanın, sonra da tepki verip ifade etmenin kendinize özgü bir yolu var. Ama eğer gelecek yalnızca duyarlılıksa ve belki de daha önce hiç deneyimlemediğiniz bir duyarlılıksa... Ve o da orada duruyorsa... Siz onu beklemiyorsunuz; O, gelecekte diye adlandırılan bir yerde sizi bekliyor, ama bu yarının geleceği değil. O, burada olan ama henüz kendini açığa çıkarmamış bir gelecek.
Daha önce zaman çizgisi üzerinde yaşamınızda bundan sonra ne olacağı konusunda çok zaman harcamış olabilirsiniz. "Bir yıl sonra ne yapıyor olacağım? Hâlâ aynı işte, aynı aileyle mi olacağım? Hâlâ aynı şeyi mi yapıyor olacağım? Peki bunu değiştirmek için ne gerekiyor?" Sonra da bu değişiklikleri nasıl yapacağınız konusunda zihninizle boğuşmaya başlarsınız. "Bu değişimi nasıl gerçekleştireceğim? Şu anda bu kadar sıkışıp kalmışken, gerçekten cevaplara sahip değilken, bunun için param yokken, destek görmezken gerçek özgürlüğümün peşinden nasıl gideceğim?" Ya da her neyse, bütün o mazeretler... İşte bunların hepsi kapıdan çıkıp gider.
Artık hiçbir anlamları kalmaz. Çünkü içeriye gelen gelecek, yani o duyarlılık, bambaşka bir farkındalıktır; bir histir, duyusallıktır, algılamanın ve deneyimlemenin yepyeni bir yoludur. Ve artık enerjileri yeniden hizalamak zorunda kalmazsınız; onlar bunu kendiliğinden yaparlar. O duyarlılığa, yaşamınıza gelmesine izin verdiğiniz o hisse göre kendilerini düzenlerler.
Bunu bir anlığına hayal edin. İki yıl... Üç yıl... Beş yıl...
(Duraklama.)
Birçoğunuz şu anda kapınıza dayanan, "Bundan sonra ne yapmalıyım?" diye soran durumlarla karşı karşıyasınız. Ve sonra zihin kendi alışkanlıklarına geri dönüyor ve "Şu olmalı, bu olmalı," ve "Bunun asla gerçekleşeceğini sanmıyorum," ve "Ne yapmalıyım?" diyor ve birdenbire tıkanıp kalıyorsunuz. Birdenbire mevcut durumunuzun ağırlığını artırıyorsunuz, bu da doğrusal geleceğinizi etkiliyor ve bilinçli düşünmeyi perdelemiş oluyorsunuz.
Metafizik açıdan, kuantum fiziği açısından gelecek duyarlılıktır. Bunu da havada uçuşan spiritüel laflar olsun diye ya da şiirsel konuşmak için söylemiyorum. Bunu bilimsel anlamda söylüyorum. Ve yine söylüyorum; bunlar kuantum fizikçilerinin yeni yeni bakmaya başladıkları konular. Henüz bunu, bu şekilde tanımlamaya bile yaklaşmış değiller. Bunu ilk burada duydunuz. Ama gelecek duyarlılıktır. Hangi yeni his, hangi yeni gerçeklik algısı, hangi yeni çekim ya da aerotheon yaşamınıza geliyor?
Geleceğin, orada öylece bekleyen potansiyelleriniz olduğunu söyleyebilirsiniz. Ama onları göremezsiniz, tanıyamazsınız ya da tanımlayamazsınız. Bu yüzden sadece zihinsel bir kavram olarak kalırlar. Siz geleceğin zamana değil de duyarlılığa dönüşmüş hâlinin yaşamınıza gelmesine davet edene... ya da daha doğrusu izin verene kadar gerçekten orada olmazlar.
Zaman şu anda değişiyor. Gevşiyor. Ve bu, gezegende büyük bir kaosa yol açıyor. Çünkü insanlar bununla nasıl başa çıkacaklarını bilmiyorlar. Saate bakıp, "Dörde bir var." diyorlar ve bunun zaman olduğunu sanıyorlar. Oysa değil.
Zaman bir ilerleyiştir. Zaman bir bakıma evrimdir. Saniyelere ya da dakikalara bağlı değildir. Zaman, kelimenin tam anlamıyla, duyarlılığın evrimidir; duyarlılığın açığa çıkışıdır.
Boom. Her şeyi değiştiri. Her şeyi değiştirir.
Bunun hakkında giderek daha fazla konuşacağız. Ama şu anda burada geleceği yeniden tanımlıyoruz. Zihninizin binlerce sorusu var. Ama bırakın o sorular zihinsel takıntıdan değil, meraktan doğsun. "Ya benim zaman anlayışım değişirse?" gibi. Mesele takvim değil, duyarlılıktır. Artık geleceğe bakıp, "Önümde hangi iblisler, hangi ejderhalar, hangi kaoslar var?" demiyorsunuz. Çünkü artık onlar orada değiller. Gelecekle ilgili zihninizin yarattığı bütün çukurlar, ortaya çıkabilecek bütün vahşi yaratıklar, gelebileceğini düşündüğünüz bütün olumsuzluklar, "Yapamam. İleri gidemem. Çünkü gelecek korkutucu." diyen bütün sesler... Hepsi ortadan kaybolur.
Artık geriye sadece duyarlılık kalır. Ve kapıyı açan merak: cevabını aramadan, yalnızca deneyime izin vererek "Bir sonraki duyarlılık düzeyi nasıl bir şey?"der. Artık onu bekleyen siz değilsiniz; onun size gelmesine izin veriyorsunuz.
Bunun hakkında daha çok konuşacağız. Özellikle de Keahak'ta, öne çıkan ışınlar bağlamında. Ama şunu hissedin: Zaman aslında yalnızca duyarlılıktır. Hepsi bu.
Şimdi güzel, derin bir nefes alalım ve bir merabh için biraz müzik açalım. Ve benim sorum şu: Acaba bu Shoud'a nasıl bir müzik videosu hazırlayacaklar? Evet. Üretmek için çok fazla zamanları yok; çünkü sadece üç hafta sonra yeniden bir araya geleceğiz. O buluşma Büyük Ve Serisi'nin sonu olacak. Daha dün başlamışız gibi gelmiyor mu? Bu arada, bu kez farklı bir şey yapacağız. Büyük Ve Serisi'nin son oturumu... On birinci oturum.
Uzun ve sıkıcı bir konferans vermek yerine bir oyun oynayacağız. Bilirsiniz, sık sık söylemişimdir; eğer şu anda Dünya'ya geri dönseydim — ki dönmeye hiç niyetim yok — ama diyelim ki döndüm, o zaman gerçekten yapmak isteyeceğim şey, kariyerim, mesleğim, tutkum... Bir yarışma programı sunucusu olmak. (Kahkahalar.) Her şeyden çok bunu isterdim. Bunun hayalini kuruyorum. Her gün bunu düşünüyorum. Üstatlar Kulübü'nde yarışma programları düzenlemeye bile çalıştım ama herkes kaçıp gidiyor. Nedenini bilmiyorum.
Hayır, yarışma programı sunucusu olmak isterdim. Çünkü hayat kocaman bir oyundur. Ona gülebilmeniz gerekir. Hepsi sadece bir oyun ve ben de buna aracılık etmek istiyorum. İnsanlarla oynadıkları oyun hakkında konuşmak istiyorum. O yüzden bir yarışma programı yapacağız.
Üç takım yarışacak. Her takım iki kişiden oluşacak. Sahneyi buraya kuracağız. Her şeyi hazır hale getireceğiz. Hatırlıyor musunuz? Bazılarınız yıllar önce Coal Creek Hall'da yaptığımızı hatırlıyordur. Ah, ne kadar eğlenmiştik! Ama bu kez çok daha kapsamlı olacak. İçinde daha fazla duyarlılık, daha fazla zenginlik olacak.
Yani üç takım. İki takım burada bizimle olacak, bir takım ise çevrimiçi katılacak. Onları sizin teknolojinizle bağlayacağız. Adı neydi onun? Zoom mu? Evet, çevrimiçi bağlayacağız. Arka tarafta oturan ekip şu anda, "Aman Tanrım, yine ne yapıyor bu?" diye düşünüyor. Ah, çok eğlenceli olacak. Gerçekten çok eğlenceli. Bütün sorular da Büyük Ve Serisi materyallerine dayanacak. Bir de büyük ödülümüz olacak; artık her neyse o. Bir de... Kerri, sen nereye gitmek istiyordun? Arnavutluk muydu, öyle bir yerdi değil mi? Evet, büyük ödül Kerri'yle birlikte Arnavutluk gezisi! (Kahkahalar.) Yani asıl mesele eğlenmek.
Haydi deneyimlemeye başlayalım. Haydi eğlenmeye başlayalım. Yapacağımız şeyin içinde çok fazla bilgelik var ama aynı zamanda çok fazla eğlence de var. Ve bütün bunlar boyunca hatırlamanız gereken en önemli şey şu: Her şeyi zihinselleştirmek zorunda değiliz. Her şeyi en ince ayrıntısına kadar düşünmek zorunda değiliz. Tıpkı o müzik videosunda olduğu gibi, bilincin taşıyıcısı olan kodlanmış bir şarkı yaratabilirsiniz; sonra da o şarkı ışığını yayar. Ve bu alan, onu dinleyen herkes üzerine inşa edilir; ardından da ışığını yaymaya devam eder. Ama yarışma programına dönelim.
Elbette sunucu ben olacağım. Sonra burada üç kişilik bir jüri olacak. Bana en iyi cevapları kimin verdiğini belirlemekte yardımcı olacak üç jüri üyesi. Demek istediğim şu: Çok eğleneceğiz. Aynı zamanda bu, gerçek bilgeliğinizi kullanmanın ve o bilgelikten yaratıcılığın ve mizahın doğal olarak ortaya çıkmasına izin vermenin de harika bir örneği olacak. Mizah, bilgeliğin en güzel ifadelerinden biridir. Ve şunu fark etmek: Her şeyin sürekli bu kadar ciddi olması gerekmiyor. Eğlenebilirsiniz.
Bunu gelecek ay yapacağız. Eğer katılmak istiyorsanız, kendinize bir takım arkadaşı bulun ve başvurunuzu gönderin.* Aslında başvuru falan değil; sadece "Biz de katılmak istiyoruz." demeniz yeterli. Sonra da... Cauldre'ın zihni şu anda deli gibi çalışıyor. "Adamus!" diye söyleniyor. Size bunu nereye göndereceğinizi söyleyeceğiz. Burada iki canlı takım, bir çevrimiçi takım ve bol bol eğlence olacak.
*Başvuruların en geç 25 Temmuz 2026 tarihine kadar gönderilmesi gerekiyor. Kullanabileceğiniz e-posta adresi: GameShow@crimsoncircle.com
Şimdi yeniden asıl konuya dönelim. Merabh'ımıza dönelim.
(Müzik başlar.)
Bu yeni zaman anlayışına doğru güzel, derin bir nefes alalım. Bu, oyunun kurallarını değiştiriyor. Bunu neden daha önce söylemedim? Çünkü bilinç henüz buna hazır değildi.
Bilinç mevcut olduğunda, açık olduğunda, özgür olduğunda ve ışığının parlamasına izin verdiğinde... ortaya çıkan fark edişler gerçekten şaşırtıcıdır. Ve biz bunu tam burada yapıyoruz. Zamanın duyarlılık olduğu anlayışını dünyaya ilk kez sunuyoruz.
Ama bununla bağlantılı olarak, bu merabh'da, riskten söz etmek istiyorum.
Eğer yaşamınızda risk almanın bir zamanı varsa, işte o zaman şimdidir.
Önünüzde çözülmeyi bekleyen büyük meseleler, "Şimdi ne yapmalıyım?" diye sorduğunuz büyük sorular varsa... Bunların içinde debelenip durmanın nasıl bir şey olduğunu biliyorsunuz. Diyelim ki işinizi bırakıp çevrimiçi bir mağaza açmak istiyorsunuz. Ya da her neyse, farklı bir şey yapmak istiyorsunuz. Bunu yıllardır düşünüyorsunuz. İçinizde yanan bir tutku var: "Bunu gerçekten yapmak istiyorum."diyorsunuz ama yapmadınız. Zamanın içinde sıkışıp kaldınız. "Kendi çevrimiçi işimi kurarsam bunun oturması ne kadar sürecek?" diye düşündünüz. "Ne kadar paraya ihtiyacım olacak?" "Karşıma hangi zorluklar çıkacak?" dediniz. Sonunda da hiçbir şey yapmadınız.
Öylece oturdunuz. Ve zaman bütün duyarlılığını kaybetti. Bir takvime dönüştü. Sadece tarihlerden ibaret oldu. Doğrusal zaman boyunca aşılması gereken engeller ve ulaşılması gereken hedefler hâline geldi. İçinde hiç duyarlılık kalmadı. Hiç his kalmadı.
Şu anda yaşamınızda uzun zamandır düşündüğünüz, üzerinde durduğunuz, mücadele ettiğiniz bazı konular var. İşte şimdi risk alma zamanı. Artık mazeret yok. Her şeyi önceden çözmeye çalışma yok. Bu büyük bir sıçrayış.
Kolay olduğunu söylemiyorum. Ama risk alma zamanı şimdi. Enerjiler buna fazlasıyla hazır. Sizi bekliyorlar. Gerçekten bekliyorlar.
Derin bir nefes alıp o kararı verdiğinizde... o riski aldığınızda... her şey harekete geçmeye başlar.
Evet, çoğu zaman, "Tamam, yapacağım. O işi kuracağım." ya da, "Her şeyi satıp dünyayı dolaşacağım"demek yada her neyse... korkutucudur. Çünkü zaman vardır
"Yarın ne olacak? Gelecek hafta ne olacak? Ondan sonraki hafta ne olacak?" dersiniz. İşte korku buradan gelir. Ama sonunda, "Siktir et hepsini. Yapıyorum. Ya şimdi ya hiç." dediğinizde... inanılmaz şeyler olmaya başlar.
Evet, ilk başta sanki yüzünüze tokat atıyormuş gibi gelebilir. Kararı verirsiniz. Sonra yerçekimi... eski kimlikler... geri gelir. "Ne halt ettiğini sanıyorsun? Git, güvenli olan o küçük deliğine geri dön." derler. Evet... sıkıcıdır. Ama çok güvenlidir.
Sonra ise gerçekten, belki birkaç gün, belki birkaç hafta içinde her şey değişmeye başlar. Enerjiler farklı şekilde hizalanır. İhtiyacınız olan şeyler kendiliğinden orada oluverir. Artık zaman merkezli değilsinizdir. Artık duyarlılıksınız, hissinizsiniz, zenginliksiniz.
Yaşamınızdaki her şey zamana dayanıyorsa zenginliği deneyimlemek gerçekten çok zordur. Çünkü sürekli beklersiniz. İnsanların doğrusal zaman anlayışındaki ilginç şey de budur. Sürekli beklersiniz.
Belki de bekleyen oydu.
(Duraklama)
Riski alın.
Ve ne kadar korkutucu görünürse görünsün, enerjinin size nasıl hizmet ettiğini izleyin.
Şu anda sizin için, zenginliğin duyarlılığında yeni bir köşeyi dönme zamanıdır.
Örneğin bir aile buluşmasındaki derinlik. Sevginin derinliği gibi.
Güzel bir tabloya baktığınızda, ondan bambaşka bir şekilde etkilenmenin zenginliği. O artık yalnızca görsel bir deneyim olmaktan çıkar; bütünüyle bir deneyime dönüşür. Bedeninizde hissedilir. Zihniniz tarafından deneyimlenir ama şu anda tanımlanması çok zor olan katmanlarda hissedilir.
Doğrusal zaman bu zenginliği taşıyamaz.
Ayrıca, şu anki zaman diliminde risk almanız gerektiğini söylüyorum çünkü geçmişte gelecek geçmişe dayanıyordu.
Geçmişte olanlar, geçmişten geleceğe doğru uzanan bir ilerleyişti; bazen de bir evrimdi. Ama şimdi geçmiş değişirken, eski hikâyeler kimliklerini bırakırken, kendilerini yeniden hikâyeleştirirken, zaman dediğiniz şeye ilişkin bütün anlayış kapıdan çıkıp gidiyor. Artık geçmişe güvenemezsiniz. Gelecek de artık geçmişin bir tür ikizi olmaktan çıkıyor.
Bu yüzden geleceğe bugüne kadar baktığınız gibi bakmaya devam ederseniz, her şey dağılmaya başlar. Çünkü gelecek artık geçmiş tarafından tanımlanmıyor.
Bu da kaos gibi hissettirir. Belki de orada hiçbir şey yoktur. Belki de yalnızca hayaletler ve öcüler vardır.
İşte zamanla ilgili bugüne kadar bildiğiniz bütün anlayış paramparça oluyor. Tam o anda derin bir nefes alıp, "Ah... Ama zaman yalnızca duyarlılıkmış." dersiniz. Hepsi buymuş. Bu, oyunun kurallarını değiştiriyor.
Bunun için çalışmanız gerekmiyor. Yalnızca derin bir nefes almanız ve neler olup bittiğinin farkında olmanız yeterli.
Zaman, eski takvim zamanı, yaşamınızda zamanı algılayış biçiminiz, bunların hepsi yok oluyor. Yerini duyarlılık alıyor. Daha önce hiç yaşamadığınız hisler.
Duygulardan söz etmiyorum. Zenginlikten ve derinlikten söz ediyorum. Aslında bütün bu ruhsal yolculuk boyunca aradığınız şey tam da buydu. Gerçekten de, tüm bu spiritüel yolculuğun yüce bir varlık bulmakla ilgili olmadığını, duyarlılık ve zenginlikle ilgili olduğunu söyleyemez miydiniz? Mesele duyarlılıktı. Zenginlikti. Bazıları buna tatmin diyor.
Bu, yaşamınızda tamamen ama tamamen farklı türde bir deneyime götürür.
Yer çekimini değiştirir.
Kesinlikle kimliğinizi, kendinizi tanımlama biçiminizi değiştirir.
Getirdiği şey ise zenginliktir; daha önce hiç deneyimlemediğiniz bir sevgi, enerjisel bolluk, sağlık, farkındalık... Her şeyde zenginlik.
Bunun hakkında Eylül ayındaki Merlin etkinliğinde daha çok konuşacağız. Ama şu anda yalnızca, tabiri caizse, alana zenginliğin tohumlarını bırakmak istiyorum. Ve lütfen bunun üzerinde çalışmayın. Lütfen mevcudiyetinizde olmaktan başka yapmanız gereken bir şey olduğunu sanmayın.
Şimdi güzel, derin bir nefes alalım.
Ve şimdi, dünyanın dört bir yanından burada bulunan hepimiz, bu anın güzelliği içinde, zamana özgürlüğünü birlikte verelim.
Zamana özgürlüğünü verelim.
Onu çok uzun zamandır sıkı sıkıya tuttuk. Onu özenle tanımladık. Sınırlarını dikkatle çizdik. Oysa baştan beri gerçek değildi.
Haydi, zamana özgürlüğünü verelim.
Şimdi içinize dönün. Tam şu anda geçmiş yaşamlarınızı hissedin. Zaman özgürlüğüne kavuştuğunda ne oluyor?
Size hizmet eden enerjilerinize ne oluyor? Zaman özgürlüğüne kavuştuğunda ne oluyor?
(Duraklama.)
Peki şimdi gelecek... Artık ufuktaki bir nokta olmak yerine, gelecek nasıl değişiyor?
(Duraklama.)
Buna merakla yaklaşın ama üzerinde fazla düşünmeyin.
"Bu benim yaşamımı nasıl etkiliyor? Bana hangi yeni olanakları açıyor? Eski kimliğim bütün bunlar hakkında ne hissedecek? Şimdiden duyabiliyorum; iyice telaşlanıyor, her şeyin kontrolden çıktığını hissediyor. Hah, bu ilginç. Acaba neden her şeyin kontrolden çıktığını hissediyor?"
Buna mantıkla değil, merakla yaklaşın. Ve geleceğin bambaşka bir şeye dönüşmesini izleyin. Artık yarınlarda değil; bugün sizinle birlikte var olan bir şeye.
Bir saat gibi değil, bir takvim gibi değil; gerçekliği ve kendinizi algılamanın tamamen yeni bir yolu olarak.
Haydi, birlikte güzel, derin bir nefes alalım.
Riski alın. Ertelemeyi bırakın.
Beklemeyi bırakın.
Her şeyi akıl yoluyla açıklamaya çalışmayı bırakın.
Korkmayı bırakın.
Ve yeni zamanımızın duyarlılığına izin verin.
Şimdi birlikte güzel, derin bir nefes alalım ve bunun tam şu anda olmasına izin verelim. Zorlamayın, ittirmeyin. Ve eğer kendinize "Buna hazır mıyım?" diye soruyorsanız... Kesinlikle hazırsınız. Hatta belki de çoktan hazır olmalıydınız.
Yalnızca bir uyarı: Bunun üzerinde fazla düşünmeyin. Hissedin.
Duyarlılık işte bununla ilgilidir. Bedenin, zihnin, duyguların çok ötesine geçen seviyelerde hissetmek, farkında olmaktır. Onunla yürüyün.
Evet, gidin onunla yürüyüşe çıkın. Gerçekten. Zamanın bu yeni duyarlılığıyla yürüyün. Ama üstadlaşarak. Çok konuşmaya başlamayın. Hiçbir şeyi açıklamaya kalkmayın. Zihninizin döngülerine kapılıp gitmeyin.
Derin bir nefes alın ve şöyle deyin: "Ben Varım. Bir zamanlar saat zamanı ve takvim zamanı olan yerde, bir zamanlar gelecek, ufukta duran bir tarihken, şimdi duyarlılık olarak benimle birlikte. Ve hislerin ve farkındalığın açığa çıkmasına izin veriyorum."
Zamanın bu yeni haliyle yürüyün.
Şimdi birlikte derin, gerçekten güzel ve derin bir nefes alalım.
Riski alın. Asıl risk bunu yapmamaktır. Yapmamak. Kalbinizin özlem duyduğu şeyi yapmamak. Bilgeliğin sizi çağırdığı şeyi yapmamak.
Şimdi eski zamandan duyarlılığa geçerken birlikte güzel, derin bir nefes alalım.
Ve bununla birlikte sevgili dostlar, bildiğiniz gibi, bildiğiniz gibi tüm yaratımda her şey yolunda.
Her birinize ayrı ayrı teşekkür ederim. Teşekkür ederim.
Ben, Egemen Alan'dan Adamus'ım.
(Alkışlar.)